
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hayat bizim. Peki bizimmiş gibi mi yaşıyoruz? Bu bölümde Zeynep, kendi yolunu çizmek üzerine konuşuyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep, nasılsınız?
Bir şeyler yolunda gidiyordur umarım.
Ben yine son güne bıraktım podcast kaydetmeyi.
Bu hafta kliniğin inşaat kısmına başlandığı için ne ara perşembe oldu onu bile anlamadım.
Ama sorun yok. Açtım bilgisayarı, aldım mikrofonumu, hazırım.
Geçen gün yine günlük soruları paylaşmıştım.
İşte her gün birlikte bir soru yanıtlıyoruz vs.
Beni Instagram'dan takip ediyorsanız mutlaka görmüşsünüzdür.
Orada şöyle bir soruyu cevapladık geçen günlerde.
Tam 5 yıl sonraya gittiğini düşün...
5 yıl sonra bugündeyiz.
O gününü anlat günlüğüne.
Ya sabah kalktın, nasıl bir yerde kalktın, nasıl bir yerde yaşıyorsun, sabah kalktın ilk ne yapıyorsun, sonra gününü nasıl geçiriyorsun, yanında kimler var gibi gibi.
Yani 5 yıl sonraki bir günümüzü hayal ettik her şeyiyle.
Ve o gece şöyle bir mesaj geldi bana.
Böyle olmayacağını biliyorum ama hayal ettiğim, istediğim günü canlandırıp...
Öyle yazdım. Böyle de olur mu?
Ben de cevap yazdım. Hani neden, niye böyle düşünüyorsunuz?
Hayal edebiliyorsanız yapabilirsiniz de.
Böyle 40 dakika falan konuştuk sanırım.
Saat gecenin ikisi.
Derin düşünceler içerisindeyiz.
Çünkü hayal ettiğimdeki günü yaşayabileceğim yolda ilerlemiyorum.
İşte ben başka bir meslekteyim.
Sıkıntılar yaşadığım insanlarla çevrili etrafım falan bir sürü şey anlattı hanımefendi bana.
Şu anki hayatını anlattıktan sonra dedim ki bu mu yaşamak istediğin hayat?
Bu rutinde devam ederek mi yaşamak istiyorsun hayatı?
Kendisi de böyle 30'lu yaşlarda birisi, iş sahibi.
Benim istememle alakalı bir şey yok ki.
Böyle işte dedi bana.
Yani benim istememle olacak bir şey mi ki gelecekte ne olacağı?
Böyle bir durdum. Sonraki gün çok düşündüm bu konu hakkında.
Zaten sabahında da dedim ki bu hafta konuşacağımız konu belli oldu.
Acaba kendi yolumda mıyım?
diye soralım istedim kendimize.
Hayatlarınızın üstünde kontrolünüzün olmadığını düşünüyorsanız bence yanlış düşünüyorsunuz.
Hatta bence bu hayatta kontrol edebildiğimiz tek şey bizim kendi hayatlarımız.
Burada şuna bakmak gerekiyor sanırım.
Birinin kuklası mıyım?
Hayatımın ipleri kimin elinde tam olarak?
Böyle hani rüzgarda savrulan bir yaprak gibi oradan oraya savruluyor muyum?
Kim nereye çekerse oraya mı gidiyorum?
Bu benim hayatım, evet.
Ama kimin yönettiği hayatı yaşıyorum.
Çünkü şöyle anlatıyordu hanımefendi bana.
Sanki herkes hayatı yaşıyor da ben izliyorum.
Herkes kendi hayatını yaşıyor arkadaşlar.
Herkes kendi seçimlerini yaşıyor.
Tamam farklı fiziksel özelliklerimiz var.
Farklı genetik yatkınlıklarımız, hastalıklarımız, farklı farklı huylarımız var.
Ama ne olursa olsun.
Bu hayat hepimize bir armağan.
Yaşanmamış yaşamlar bu dünyadaki en üzücü şeylerden biridir bana kalırsa.
Doğan Cüceloğlu'nun bir konuşması var mutlaka denk geldiğinizi düşünüyorum.
Burada da anmak istiyorum kendisini.
Bu konuşmada bir başarıdan bahseder ve der ki hepimiz öleceğiz.
Ben yaşlanacağım, doktora gideceğim ve bir gün diyecek ki bana doktor, hocam sizin kitaplarınızı çok seviyorum, keşke elimden bir şey gelse ama 3 ay ömrünüz kalmış.
Helalleşelim. Helalleşiyorum.
Hatta gidiyorum kendime mezarlıktan bir yerde alıyorum.
Mezar taşımı da yaptırıyorum.
Ardından şu soruyu soruyorum kendime diyor.
Ben yaşadım mı be? Bu benim hayatım mıydı?
Hakikaten yaşadım mı ben?
İki türlü cevap verebilirsiniz buna diyor.
Bir tanesi yok be aklıma bile gelmedi.
El alem ne der diye yaşadım.
Bu ömür boyunca hep başkalarının benden beklentisini yerine getirmek için çabaladım.
Ve şimdi ölüyorum. Böyle insanları tanıyabilir misiniz?
diye soruyor ve devam ediyor konuşmaya.
Evet, yaşlandıkça mendeburlaşırlar.
Yaşlandıkça asık suratlı olurlar.
Özellikle çocuklara ve gençlere çok öfkelidirler.
Mutlu insan görmeye tahammül edemezler.
Çünkü içi bilir.
Yaşanmamış bir yaşam.
Ve Eric Fromm der ki, yaşanmamış yaşamlar dünyadaki bütün savaşların ve kötülüklerin temelidir.
Çok güzel konuşuyor programda.
Ben çok seviyorum kendisini biliyorsunuz.
El alem ne der diye yaşamak.
Başkalarının beklentisini yerine getirmek için yaşamak.
Tanıdık geldi mi bu yaşam tarzları?
Bir sorarım size. Başkası ne der diye yaşamak, yaşamak mıdır?
Sadece hayatta kalmaktır bence bu.
Hayatta kalmak ve hayatın seyircisi olmak.
Bölümün başında hanımefendinin de dediği gibi yani.
Herkes yaşarken izlemek.
Ben bu hayatta kendim gibi olmanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü şunu biliyorum ki ben kendim olabildiğim kadar hayattayım.
Ben olabildiğim kadar yaşıyorum bu hayatı.
Öteki türlüsü zaten sadece var olmak.
Yaşamak değil. Bir onay peşinde olmaya çalışıyoruz sürekli.
İnsanlar hakkımızda iyi şeyler düşünsün istiyoruz.
Bunun üstüne ayrı bir bölüm daha kaydedeceğim ben ama burada da konuşayım biraz.
Neden insanlar hakkımızda güzel şeyler düşünsün istiyoruz?
Çünkü düşünüyoruz ki eğer bizimle ilgili iyi şeyler düşünürlerse o zaman bizi severler.
Neden bizi sevsinler istiyoruz?
Çünkü hayatta kalmak istiyoruz.
En temel ihtiyacımız bu.
Hayatta kalmak. Peki hayatta kalmak için sevilmek zorunda mıyız biz?
Yani bağ kurmak istiyoruz bence.
Sevildikten sonra bir bağ kuracağız.
Bunun peşindeyiz.
Geldiğimiz ilk andan itibaren aslında bağ kurmak için arayış içindeyiz.
Bu sevilmek ihtiyacı da çok masum bir istek bence.
Yani içgüdüsel yaptığımız bir şey.
Böyle öğrendik çünkü. Bir çocuğu getirin gözünüzün önüne.
Baktığınız zaman çocuk dediğimiz şey yanındaki insanlara tamamen muhtaç.
Onlara bağımlı. Ve o yaştayken savunmasızsın.
Sevilmek istiyorsun. Sevilirsen bakımın da yapılır çünkü.
Sevilmeyen bir çocukta bakım az olur, ilgi az olur.
O yaştayken şunu biliyoruz ki, sevilmek hayati bir şey.
Hani şey diyemezsin, iyi sevmezseniz sevmeye ben gidiyorum.
Ayrıya değişeceğim, iş bulacağım, çalışacağım.
Küçücüksün. O yaştayken şunu bir kez dahi olsa yaşadığınızı düşünün.
Kızılacak bir şey yaptınız, yanlış.
Ve tepki olarak da sevginin azaldığını gördünüz.
İlginin azaldığını gördünüz.
Karşındaki insan küstü.
Konuşmadı belki seninle.
Tam orada koşullu sevgi öğreniyoruz bence.
Kötü bir şey yaptım ve o artık beni sevmiyor.
Böyle basit şekilde kodladık bunu çocukken kafamıza.
Çocuk koşullu sevgi öğrendiğinde aslında şunu öğreniyor yetişkinlikte.
Benim sevilebilmem için...
Bir başkasına bir şey yapıyor olmam lazım.
Sevilebilmem için başkasının işine yarıyor olmam lazım.
Bir başkasına kendini iyi hissettiriyor olmam lazım.
Bu mekanizmalar büyüdüğünde, yetişkin olduğunda üzerine gidilmezse, üzerine çalışılmazsa hala çocukluktaki gibi kalıyor bence.
Şu mesleğimi yapmamı istiyorlar.
O yoldan gideyim, onları üzmeyeyim yeter ki.
Başka yoldan gidersem ya beni sevmezlerse artık mesela.
Bir de övgülerle çok şekillendirebiliyoruz hayatımızı.
Yani tabii ki hepimiz övgülere değer veriyoruz ama övgü bir izin değildir arkadaşlar.
Ama çok onay peşinde olursak övgü neyin yanlış, neyin doğru olduğunu saptadığımız bir barometre haline geliyor.
İşte annem, babam ya da arkadaşlarım bu makamı, bu işi, bu davranışı beğeniyorlarsa demek ki iyi olmalı.
O yüzden ben bu yoldan gideceğim.
Bir şüpheniz var demek. Şüphenizi telafi etmek için başkasının sizi onaylamasını istersiniz o an.
Ama bence içinizdeki o his hani bu yaptığım iyi olmayabilir, akıllıca ya da doğru olmayabilir hissi yaptığınızın bir ihtimal yapmanız gereken şey olmadığının belirtisi.
Çünkü yapmanız gereken şeyi içten gelen bir şevkle yaptığınız zaman kendinizden şüphe etmezsiniz.
Başkalarının onayını almak zorunda hissetmezsiniz.
Ve burada şey demiyorum bu arada.
Yapmak istediğim bir şey var ve hiç destek beklemiyorum.
Kimsenin yanımda durmasına gerek yok falan gibi bir şey değil.
Tabii ki de destek olanlar olabilir.
Yanımda olanlar da olabilir.
Bu çok güzel, çok mutlu olurum.
Ama yapmak istediğim şeyi desteklemek istemeyeceklerini söylerlerse tabii ki üzülürüm.
Ama yapacağımdan da vazgeçmem.
Bu benim hayatım. Onaylanmamaktan...
Korkmamalıyım. Siz kendi mutluluğunuzun peşinde koşuyorken, o çabamız var ya hani, arayıştayız, kendimizi keşfediyoruz.
O süreç inanılmaz bir doğal seçilim.
Yani kim dostunuz, kim değil çok kolay görebiliyorsunuz.
Ve şunu demek istiyorum. Siz kendi mutluluğunuzun peşinde koştuğunuz için, hayatınızı daha iyi hale getirmeye çabaladığınız için, birileri size trip atıyorsa, bırakın atsın.
İşte şöyle şöyle diyorlar, hevesimi kaçırıyorlar.
Kaçmasın. Duymayacaksınız.
Bu sizin hayatınız. Bu benim hayatım.
Ben hep şöyle düşünüyorum.
Ben bir yolculuğa çıkıyorum ve yola güveniyorum.
Hayatın sürprizlerine güveniyorum.
Rastlantının gücüne güveniyorum.
Siz de güvenin. Bunlardan da önemlisi kendinize güvenin.
Bir elimden tutan yok, bir destek çıkan yok diye bakmayın olaya.
İçgüdüsel birine bel bağlama alışkanlığımız da var.
Yani şu kişiye katlanamıyorum aslında ama olsun.
O olmazsa şöyle olur.
Bu hayat... Hayat bize kendi başımızda da ayakta durabilme yeteneğini veriyor.
Ama genelde bunu yapmak istemiyoruz.
Birini istiyoruz arkamızda doğal olarak.
Hani bir şeyler yolunda gitmezse o halletsin.
Ama bazen şunu görüyorum insanlarda.
Hayat o dayandığı insanları tek tek geri çekiyor.
Şunu demek istiyor. Kendi başına da ayakta durabilirsin.
İnan. Bizse o an diyoruz ki o gitti, bu gitti, yanımda değiller.
Hayat bana neden böyle yaptın?
Bazen bazı şeyleri elimizde tutabilmemiz için bir şeyleri yaşamamız gerektiğine inanıyorum.
O istediğimiz şeyi elimizde tutabilmemiz için hazır olmamız gerekiyor o şeye.
Yani belki de öğrenmem gereken dersleri öğrenemedim ve o şeyi o an istediğimde hemen elde edersem...
Tam elde edeceğim belki ama sonra tutamayacağım elimde.
Gidecek çünkü hazır değilim ona henüz.
O şeyi elde ettikten sonra kaybetmek çok daha üzücü olacaktır.
O yüzden hayatta bir şeyler olmadıysa, henüz olmadıysa belki de hazır değilizdir.
Öğrenecek birkaç şeyimiz daha kalmıştır.
Tamamen hazır olduğumuzda da onu elde de ederiz ve sonsuza kadar elimizle de tutarız.
Böyle olacağına inanıyorum. Bugünlük bu kadar.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur sizler için.
Benim için öyleydi çünkü.
Bölümü dinledim. Ben de buradaydım demek isterseniz açıklamalar kısmına hem kendi hesabımı hem de podcast'in instagram hesabını bırakıyor olacağım.
Geri dönüşleriniz beni çok çok çok mutlu eder.
O zaman bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bay bay. En
uygun paketi hemen keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
