
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Merhabalar, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Bugün size masal okuyacağım.
Evet yanlış duymadınız.
Bu gece bizim için masal gecesi.
Judith Lieberman'ı duydunuz mu bilmiyorum.
Geçen günlerde TEDx konuşmasını dinledim.
Belki de böyle 15. 20.
falan dinlemiş oldum.
Ama olsun. Kendisi bir masal anlatıcısı.
Böyle 7'den 70'e bir sürü insan doluşuyor böyle masal gecelerinde.
O anlatıyor. Dinleyiciler de hayal kuruyorlar, dinliyorlar.
Çok sevdiğim de bir sözü var.
Şöyle diyor. Masallar kuşlar gibidir.
Nerede uçarlarsa oralıdırlar.
Şimdi belki de... Diyeceksiniz ki bizim yaşımız kaç, başımız kaç.
Hatta aranızda çok fazla insanın benden büyük olduğunu da biliyorum.
Ama masal dinlemenin yaşı yoktur bana kalırsa.
Hatta şöyle ki masallar aslında 19.
yüzyıldan itibaren çocuklara atfediliyor.
Daha önceki masal kitapları her zaman yetişkinlere yönelikti.
Sonradan çocuk versiyonları da basıldı.
Bugün anlatacağım masal da bende çok ayrı bir yere sahip.
Seneler önce bu ufak bir dostumdan dinlediğim bir masaldı.
Hatta bu masalı unutmamak adına günlüğüme de yazmıştım o zamanlar.
Şimdi de günlüğümden okuyacağım sizlere bu masalı.
Bir bonus bölüm olsun hepimiz için.
Hazırsanız başlıyorum.
Bugün Kardelen ile Kar Prens'ini masalına dinleyeceksiniz benden.
Bir varmış, bir yokmuş.
Uzak ülkelerin birinde dağların doruklarında güzeller, güzeli dağ fulyası yaşarmış.
Baharın ilk belirtileriyle uzun kar uykusundan uyanır.
Güneş sıcaklığını iyice hissettirmeye başladığı günlerde tomurcuklanır.
Yaz boyunca da çiçekleriyle çevresine binbir renkler saçar.
güzelliğiyle, güzelliğinden çok o mahcup saf duruşu ile herkesi kendine hayran bırakırmış.
Doğa ananında en sevgili yavrusu, her şeylerden sakınıp gözettiği en nadide çiçeğiymiş bu dağ fulyası.
En yakın arkadaşı Nergis ile sıcak yaz günleri boyunca gülüşürler, oynaşırlar, bütün doğayı neşeyle donatırlarmış.
Fulyacık Nergis'ini çok sever.
Bir dediğini iki etmezmiş.
Elinden gelse tüm dünyasını Nergis'le paylaşmak istermiş.
Nergis de çok güzelmiş ama Fulya'nın saflığına karşı son derece kurnaz, işveli, cilveli bir kızmış.
Fulya'yı çok sever. Onun arkadaşlığını sürdürmek için kendini ona benzetmeye çalışır.
Ama içten içe de Fulya'nın herkes tarafından sevilmesine tahammül edemez.
Herkes kendini daha çok sevsin istermiş.
Fulya'nın bütün çiçekleri sabırla dinleyip hepsine yardım etmek istemesine, herkese çözüm getirmeye çalışmasına hayret edermiş.
Çünkü Nergis çiçek için dünyadaki en önemli şey kendisiymiş.
Kendi duyguları, kendi düşünceleri, herkesin her şeyin üstündeymiş.
Fakat Fulya'ya özel bir değer verir, onun hayranı olduğu saflığımı korumak için olası tüm kötülüklerden sakınmak istermiş.
Fulyası hep tebessümle karşılanmış Nergis'i zira doğa annesinin de aynı koruyucu kollayıcı davranışlarına alışık olduğu için Nergis'e ayrıca çok güvenir inanırmış.
Bu arada aşağılarda dağların vadilerin ötesinde Ovalarda ise bahar rüzgarı yaşarmış.
Bu rüzgarın en sevdiği ise ovanın tüm çiçeklerini gezip, gördüğü yerleri anlatarak onlara yeni heyecanlar, yeni ufuklar göstermek ve onların hayranlığını, sevgisini kazanmakmış.
Birbirinden değişik ilginç öykülerle çiçeklerin gönlünü telip, en masum görüntüsünü takınır, en hoş sesiyle onlara birbirinden güzel şarkılar söyler, eğlendirirmiş.
Çiçekler kendilerinden geçip hayranlıkla onu dinlerken o fark ettirmeden çiçek tozlarını alıp koynunda gizlediği kutusuna atarmış.
Bahar rüzgarı bu çiçek tozlarını karıştırıp bir gün kendine en güzel kokulu, en güzel renkli çiçeğini oluşturacağını hayal eder, yüreği boğuş beklentiyle çarparmış.
Fakat aldığı her çiçek tozundan sonra yine bir eksiklik hissedip daha güzel, daha ışıltılı, binbir renkli, çok daha güzel kokulu çiçekler aramaya çıkarmış.
Rüzgar bir gün yine bu amaçla ovadan ayrılıp vadi...
Vadiye doğru yola çıkmış. Vadiye geldiğinden birden çok farklı bir çiçek kokusu hissetmiş.
Etrafına bakınmış ama görememiş.
Çünkü koku yukarılardan geliyormuş.
Başını kaldırıp daha doğru bakmış.
Tepelere yaklaştıkça kokular daha da yoğunlaşırken içlerinden ayırt edici bir koku tatlı tatlı başını döndürüyor, onu daha yukarılara çekiyormuş.
Sonunda onu görmüş. İlk önce heyecandan yanına yaklaşamayıp uzaktan seyredenmiş.
Fulya çiçek olacaklardan habersiz pervasızca çevresindeki arkadaşlarıyla şakalaşıyor, çocuklar gibi neşeli kahkahalar atıyor, gülerken gözlerinin içi gülüyormuş.
Rüzgar nasıl olup da bugüne kadar çevresine eşsiz ışıltılar saçan bu çiçeğin varlığından habersiz yaşadığımı hayret etmiş.
Hemen harekete geçmeye karar verip hafif hafif Fulya'nın etrafında esmeye başlamış.
Bir yandan da bildiği en güzel şarkıları söylüyormuş.
bu beklenmedik hoş esintiyi heyecanla karşılamış.
Kendine yeni ve çok farklı bir arkadaş edineceğini hissetmiş.
Çünkü arkadaşı dağ rüzgarının keskin esintisine karşı bahar rüzgarı tatlı bir meltem edasıyla yapraklarına okşuyor, yıpratmadan dinlendiriyormuş.
Güzeller güzel çiçek, rüzgarın coşkulu, tutkulu, heyecanlı sesini büyük bir hoşnutlukla dinlemeye koyulmuş.
Rüzgar, Fulye Ova'daki güzellikleri, gezip gördüğü yerlerde duyup işittiği ve yaşadığı ilginç hikayelerini anlatırken, onun da başını döndürüp çiçek tozlarını alacağı anı hayal ediyor ve yüreği bu anın heyecanıyla deli
gibi çarpıyormuş. Fakat kendindeki bu yeni duyguları kendi de şaşırıyor.
Fulya çiçeğinin tüm dünyasını merak ediyor.
Daha yakından tanımak için çırpınıyormuş.
Bu nedenle çiçek tozlarını almak için biraz daha sabredip Fulya ile arkadaş olmaya karar vermiş.
Rüzgar, Fulya çiçeğinin dünyasına girdikçe hayranlığı daha da büyümüş.
Onunla konuşmak, onun fikirlerini almak, kendini dinlerken hüzünlü hikayelerde hemen buğulanı veren gözlerine dalıp gitmek, neşeli hikayelerde İzlediğiniz
için teşekkür ederim.
Güzel konuşuyor ve o kadar çok şey biliyormuş ki Fulya'nın dünyası yepyeni renklerle bezeniyormuş.
Günler, geceler boyu birlikte konuşmuşlar, gülmüşler, ağlamışlar.
Bahar rüzgarı Fulya'nın bütün güvenini kazanmış.
Fulya bu arada Nergis'i ihmal etmemeye çalışıyor.
Ona da rüzgarın anlattıklarını anlatıyor ve ikisini tanıştırırsa birlikte harika bir dünya kuracaklarını, çok eğleneceklerini söylüyormuş.
Nergis, Fulya'yı ilk kez bu kadar heyecanlı görüyor ve onu bu kadar etkilen birini çok merak ediyormuş.
Rüzgar ise çiçek tozlarını aldığı takdirde Fulya'nın arkadaşlığını kaybedeceğini bildiğinden bu çok istediği, beklediği anı sürekli erteliyormuş.
Fakat aklında da yaratacağı o muhteşem bir çiçek olduğundan dağdaki diğer çiçeklerle arkadaşlık kurup onlara da aynı hikayeleri, aynı şarkıları anlatarak başlarını döndürüyor ve çiçek tozlarını alıp saklıyormuş.
Bir gün Fulya, Rüzgar'ın tüm yaptıklarını görmüş.
Fakat çiçek tozlarını...
saklamasını anlayamamış.
Zira çiçek tozları çiçekler için hayati önem taşıyormuş.
Tüm çiçek arkadaşlarının ertesi baharlarda yeniden canlanıp gün ışığına kavuşmaları için bu tozların yeniden toprağa düşmesi gerekiyormuş.
Oysa Rüzgar onları kendine saklayarak çiçeklerin ömürlerini sona erdiriyormuş.
Fulya çok üzülmüş. Onun derin düşünceli hali doğa annesini de endişelendirmiş.
Bu arada Fulya istemeyerek Bahar Rüzgar'ı Nergis'le de tanıştırmış.
Ama Nergis'in çok akıllı olduğunu ve Rüzgar'ın büyüsüne kapı Oysa Rüzgar, Nergis'in ışıltılı renklerini öyle bir övgülerle anlatmaya başlamış ki, hele Rüzgar'ın şarkılarındaki o heyecanlı
sesi duyunca Nergis de tüm diğer çiçekler gibi büyülenmiş ve çiçek tozlarının gittiğinin farkına bile varamamış.
Fulya büyük bir korku ve üzüntüyle olanları izliyormuş.
Hemen evine dönüp Rüzgar evinin tüm kapı ve pencerelerini sıkı sıkıya kapatmış.
Rüzgar, Fulya'nın olanları gördüğünden habersiz, kendinden emin bir şekilde büyük bir kibir ve ikiyüzlülükle Fulya'ya bakmış.
Fulya'nın evinin önüne gitmiş. Her zamanki gibi ona ne kadar eşsiz bir çiçek olduğunu, kokusuyla onu büyülediğini, çok uzaklardan bu kokuyla kendisini çekip getirdiğini en etkileyici sesiyle söylemeye başlamış.
Fulya çok büyük üzüntüler içinde perdenin arkasından sessizce Rüzgar'ın anlattıklarını dinliyormuş.
Rüzgar kapıların açılmayışına anlam verememiş.
Tekrar Fulya'ya ne kadar çok değer verdiğini söyleyip en hüzünlü sesiyle ona şarkılar söylemeye devam etmiş.
Fulya gözyaşları içinde kapılarını açmadan Rüzgar'a her şeyi gö...
ve yaptıklarını çok yanlış bulduğunu, çiçeklerin yaşamlarını sürekliliği için o tozlara ihtiyacı varken kendisinin büyük bir duyarsızlıkla, her şeyi önceden planlayarak tozları çaldığını söylemiş.
Rüzgar, Fulya'nın tepkisini çocuk deve anlamsız bulmuş.
O tozlara kendi mükemmel çiçeğini yaratmak için ihtiyacı olduğunu Fulya'ya anlatmaya çalışmış ama Fulya'nın yaptıklarını asla anlayamayacak, bencillikle suçlayınca büyük bir kızgınlıkla oradan uzaklaşmış.
Nergis ise olanlardan habersiz Rüzgar'la arkadaşlığına devam etmiş.
ediyormuş. Rüzgar kendi mükemmel çiçeği için sakladığı tozları arasında fulyanın eksikliğini içinde duyarak kutusunu açmış.
Bir dahaki bahara kendi muhteşem çiçeğini oluşturmak amacıyla çiçek tozlarını toprağa serpmek istediğinde bir de ne görsün?
Tozların hepsi kutunun içinde günlerce havasız kalmaktan bozulup küflenmemiş mi?
Rüzgar her çiçek tozunun kendi doğal ortamı içinde sadece ait olduğu çiçek olarak yaşayabileceğini çok geç anlamış.
Yine de büyük bir kibirle doğanın kanunlarına karşı geldiğini, binlerce çiçeğe sonbaharı yaşattığını görmezden geliyor.
Diğer yandan içinde fulyanın yokluğundan kaynaklanan büyük bir boşlukla tüm hedef ve amaçları tükenmiş bir şekilde avari yaşayıp duruyormuş.
Fulya gördüklerine, yaşadıklarına dayanamıyor, büyük acılar çekiyormuş.
Hele bir dahaki baharda hiçbir arkadaşın olmayacağını düşündükçe, mergisinin bile rüzgara kapılıp gittiğini görmek, onu kaybettiğini bilmek Fulya'nın büyük üzüntülerle hastalanmasına neden olmuş.
O incecik zarif boynu bükülmüş, günden güne sararıp solmuş.
Doğa anne üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyor, en değerli yavrusunun gözünün önünde eriyip gitmesini, hastalıktan ölecek hale gelmesini önleyecek çareler arıyormuş.
En sonunda aklına...
çok güzel bir fikir gelmiş. Hemen dağ fulyasının yanına giderek onun vaktinden çok önce uyumaya başlaması gerektiğini söylemiş.
Fulya çiçek derin üzüntülerle minicik yüreğe çok yorgun olduğundan henüz daha bahar aylarının olmasına rağmen annesinin kollarında kolayca uyumuş.
Günler, haftalar, aylar boyunca hiç uyanmamış.
Böylece tüm yaz ve son bahar aylarını uykuda geçiren fulya bir gün kulağında doğa annesinin tatlı mırıltılarını duyarak gözlerini açmış.
Yüreğinin nedenini henüz bilemediği büyük bir huzur ve mutluluk mutlulukla dolu olduğunu hissediyormuş.
Gördüklerini anlamaya çalışıyor.
Muazzam bir beyazlığın ortasında gözleri kamaşıyormuş.
Adeta tüm evren bu güzel ve cesur çiçeğin yüreğini huzurla doldurmak ister desine büyük bir sessizlik içindeymiş.
Karların prensi ise büyük bir şaşkınlıkla kardan pelerinin altına adeta yüreğini delip çıkan bu çiçek karşısında nefesini tutmuş.
Gözlerine inanamayarak bu güzel çiçeğin yaşama yeniden gülümsemesini izliyormuş.
Hayatında ilk kez böylesine güzel bir çiçekle karşılaşmış.
Zaten zavallıcık hayatı boyunca hiç çiçek bile göremiyormuş ki.
Kış boyunca doğadaki tüm canlılar kış uykusuna yatar.
Her yer derin bir sessizliğe gömülürmüş.
Fulya da doğaya böylesine muazzam güzellikler veren ve büyük bir huzur içinde uymasını sağlayan Karlar Prensi'ne mutlulukla gülümsüyormuş.
Tüm ruhu ve incecik zarif gövdesiyle sadece Karlar Prensi'ne yönelmiş.
Gözleri sadece onu görsün, yüreği sadece onu duysun istemiş.
o günden beri tüm doğa dağ fulyasına kardelen demeye başlamış.
Zira karları delip yeryüzüne çıkabilen tek çiçek kardelen olmuş.
Karların ve karlar prensinin tek çiçeği.
Kardelen ve karlar prensi birbirlerine hiç beklemedikleri bir anda kavuşmanın sevinciyle sonsuza dek büyük bir mutlulukla yaşamışlar.
Ve bu kadardı.
Kendinize çok iyi bakın.
Umarım ki sevmişsinizdir.
Bir dahaki bonus bölümde...
Daha farklı bir masalla görüşmek üzere.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Masal dinledim. Ben de buradayım demek isterseniz bana ulaşabileceğiniz Instagram adresini de açıklamalar kısmına yazıyorum.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
