
J. K. Rowling: Tren Garından Büyücülük Dünyasına
30 Mayıs 2025 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatının en karanlık döneminde yazmaya başlayan bir kadının , tüm dünyaya sihirle dokunan hikayesi… Bu bölümde Zeynep, bir tren yolculuğunda doğan Harry Potter evreninin ardındaki kadının hayatını anlatıyor.
Transkript
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastına hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün...
Sizi bir trenin cam kenarına oturtuyorum.
Camdan dışarısı böyle akıyor, geçiyor, ağaçlar geçiyor, düşünceler geçiyor ve bir anda o düşüncelerin içinde bir çocuk beliriyor.
Zayıf, gözlüklü, alnında garip bir iz taşıyor ve o çocuk daha büyücü olduğunu bilmiyor.
Ama onu düşünen kadın...
O an bunun hayatını değiştireceğini hissediyor ve işte hikaye böyle başlıyor.
Bugün sizinle dünyanın en çok okunan kitap serisinin milyonların kalbine dokunan bir büyücülük evreninin arkasındaki kadının hikayesine gideceğiz.
Ama bu sadece bir yazar hikayesi değil.
Bu hayal kurmayı hiç bırakmayan bir kadının, en zor zamanlarında bile kalemi bırakmayan bir annenin 12 kez reddedildiği halde yazmaya devam eden bir ruhun hikayesi.
Ve bu hikayeyi dinlerken belki siz de kendi hayatınıza bir bakacaksınız.
Neyi ertelediğinizi, neyi unuttuğunuzu, neye inanmaktan vazgeçtiğinizi hatırlayacaksınız.
Çünkü bugün aslında hepimizin içinde bir parça büyü var ve bazen...
O büyüyü hatırlamak için sadece doğru hikayeye ihtiyacımız oluyor.
Şimdi yakında yeni bir Harry Potter dizisi de geleceği için bu konuyu konuşmanın tam vaktidir diye düşünüyorum.
Oyuncu kadrosu da açıklanmış bu arada.
Altın üçlüyü bakalım sevdiniz mi merak ediyorum.
Şimdi ise hazırsanız başlıyoruz.
Kathleen Rowling yani J.K.
Rowling 31 Temmuz 1965'te İngiltere'nin Yate adında küçük bir kasabasında doğuyor.
Doğduğu gün bile ilginç bir detay barındırıyor.
Aynı gün... Bir gün onun kaleminden çıkacak olan Harry Potter'da doğmuş olacak.
Bu bir tesadüf mü yoksa kaderin ince bir oyunu mu bilmiyoruz.
Ailesi sıradan bir İngiliz ailesi aslında.
Babası Rolls Royce fabrikasında mühendis, annesi laboratuvar teknisyeni.
Joanne daha küçücükken kitaplara karşı büyük bir merak duyuyor.
4 yaşındayken okuma yazmayı öğreniyor.
7 yaşında da ilk öyküsünü yazıyor.
Bir tavşan ve tılsımlı bir kediyle ilgili bu hikaye.
Yazdığı hikayeyi küçük kız kardeşi diyene okuyarak ilk dinleyicisini buluyor aslında.
Ve belki de o gün içinde taşıdığı anlatıcı kimliğinin temeli atılıyor.
Ama çocukluğu düşündüğümüz kadar büyülü değil.
Annesi o sadece 15 yaşındayken MS hastalığına yakalanıyor ve bu evdeki her şeyi değiştiriyor.
İlişkiler... geriliyor evde, sessizlik artıyor ve Joanne daha da içine kapanıyor.
O sessizliğin içinde yazmaya sığınıyor.
İçinde kurduğu dünyalar gerçek hayatta bulamadığı şeyi ona veriyor.
Güven. Lisa'da öğretmenler onun yazarlık potansiyelini fark ediyor.
Ama bu onun için sadece iyi bir yetenek olmakla kalmıyor.
Yazar olmak istiyor.
Gerçekten tüm kalbiyle bunu istiyor.
Üniversite tercihini de zaten bu istekten çok da uzak yapmıyor.
Exeter Üniversitesi'nde Fransız dili ve edebiyatı okuyor kendisi.
Burada da klasik edebiyatta tanışıyor.
Balzac'la, Flaubert'le, Sartre'la.
Bir yandan okuyor, bir yandan yazıyor ama kendine güveni hala tam değil.
Ailesi de onu bir edebiyatçı değil, daha garanti bir kariyer yolunda görmek istiyor.
Mezun olduktan sonra Londra'ya taşınıyor.
Amnesty International'da sekreter olarak çalışıyor ama kafası hep başka yerde.
Kafasının içinde kurgular var, karakterler var, diyaloglar var.
Ve sonra 1990 yılı geliyor.
O yılın bir yaz gününde Manchester'dan Londra'ya döndüğü bir tren yolculuğunda hayatını değiştirecek bir fikir geliyor aklına.
4 saat süren bir yolculuk.
Tren gecikiyor, kalem yok, defter yok, sadece düşünceler var.
O gün Harry Potter kafasında beliriyor.
Kendisiyle ilgili hiçbir şey yazmıyor, sadece hayal ediyor.
Ve dönüş yolunda Harry yalnız değil.
Yanında Ron da var, Harmony da var.
Diyor ki tren gecikmemiş olsaydı belki de bu hikaye hiç doğmazdı.
Ama işte gelin görün ki hikaye orada başlıyor.
Bu büyülü dünyanın ilk tohumu o tren vagonunda atılıyor.
Fakat bu güzel fikir öyle kolayca yazılıp yayınlanmıyor.
Hikayenin gerçek zorluğu daha yeni başlıyor bence.
Harry Potter kafasında şekillenmeye başladıktan birkaç ay sonra Joe'nun hayatı sarsılıyor.
1990 yılının Aralık ayında annesi hayatını kaybediyor.
Henüz Harry'nin hikayesini kimseye anlatmamışken en çok paylaşmak istediği kişi artık yanında değil.
Bu ölüm onu gerçekten derinden etkiliyor.
Zaten kırılgan olan ruh hali daha da içine kapanıyor.
O günden sonra Harry'nin hikayesine de bir karanlık çökmeye başlıyor.
Annesiz büyüyen bir çocuk figürü, kayıp, Yaz, yalnızlık hepsi satır aralarına siniyor.
Rowling bunu yıllar sonra şöyle anlatıyor.
Harry'nin annesinin ölümünü bu kadar derin işlemiş olmamın nedeni annemi kaybettikten sonra yazmaya başlamamdı.
Biraz toparlanmak için hayatında yeni bir sayfa açmak istiyor ve bu kez başka bir ülkeye gidiyor.
Portekiz'e. İngilizce öğretmenliği yapıyor.
Porto'da geçirdiği bu yıllarda biriyle tanışıyor.
Aşık oluyor ve evleniyor.
Kısa bir süre sonra kızı Jessica dünyaya geliyor ama evlilik kısa sürüyor.
Rowling kendini şiddet gördüğü bir evliliğin içinde buluyor ve kızıyla birlikte 1993'de İngiltere'ye Edinburgh'a dönüyor.
Bu dönüş onun hayatında en dip nokta.
Cebinde neredeyse hiç parası yok, devletten aldığı sosyal yardımla geçiniyor, depresyonla mücadele ediyor ve belki de en önemlisi yazmaya devam ediyor.
Kızı Jessica bebek arabasında uyurken Rowling bir kafeye gidiyor.
Sıcak bir kahve söylüyor.
Çünkü orada saatlerde oturabilmek için küçük bir bedel ödemek zorunda.
Ve sonra not defterini açıyor.
Ev yazısıyla Harry Potter'ın ilk kitabını yazmaya başlıyor.
İlk satırlar arkadaşlar Hogwarts, mektuplar, büyüler.
Bu satırların arasında bir annenin umudu var.
O sırada bir hayalin hayata tutunma çabası.
Bir kadının her şeye rağmen vazgeçme işi.
Bir gün şöyle diyor Rowling.
Dipte olmak bana yukarı tırmanmak için sağlam bir zemin sundu.
Ve bu cümle sadece onun değil belki de tüm hikayenin özeti.
1995 yılında Harry Potter ve Felsefe Taşı tamamlanıyor.
Ama yeni bir zorluk başlıyor.
Yayın evleri. Dosyasını 12 yayın evine gönderiyor ve hepsi reddediyor.
Bakın. 12'sinin hepsi reddediyor.
Bunun yarattığı hayat...
Ayak kırıklığını ufak bir tahmin etmeye çalışalım.
Hepsi reddediyor çünkü kimse çocukların büyücülük hikayeleriyle ilgileneceğini düşünmüyor.
Ama Rowling tabii ki de yılmıyor ve bir gün küçük bir yayın evinden bir dönüş alıyor.
Yayın evinin sahibi ilk bölümleri 8 yaşındaki kızını okutuyor.
Küçük kız bir solukta okuyup babasına diyor ki ben bunun devamını istiyorum.
Ve o an Harry Potter'ın kaderi değişiyor.
İlk baskı sadece 500 adet.
Bir kısmı kütüphanelere gidiyor ama o 500 kitap kelimenin tam anlamıyla bir devrimin başlangıcı oluyor.
Harry Potter ve Felsefe Taşı yayınlandığında yıl 1997.
Rowling hala devlet yardımıyla geçinen bir apartman dairesinde yaşayan bir anne.
Ama çok geçmeden işler değişmeye başlıyor tabii ki.
Kitap dilden dile dolaşıyor.
Okullar, öğretmenler, çocuklar hepsi bu yeni büyücülük dünyasına aşık oluyorlar.
Hangimiz olmadık ki?
Bir yıl içinde bu kitap İngiltere'nin en çok okunan çocuk kitabı oluyor.
Ardından Amerika'da Scholastik Eğnevi haklarını 105 bin dolara satın alıyor.
Bu bir çocuk kitabı için o dönem akıllanmaz bir sayı gerçekten.
Ve ardından ikinci kitap geliyor.
Sırlar Odası, sonra Az Kavan Tutsu, sonra Ateş Kadehi.
Her biri bir öncekinden daha çok ses getiriyor.
İnsanlar artık Harry'nin büyümesini bekliyorlar.
Kitapları almak için çocuklar gece yarısı sıraya giriyorlar.
Yani bu sadece bir roman serisi değil, bir fenomene dönüşüyor.
Ve o sırada devreye Warner Bros.
giriyor. Kitapları filme uyarlamak istiyorlar tabii ki de.
Çok şükür böyle bir karar vermişler.
Ama Rowling çok net bir şart koyuyor.
Diyor ki hikayeye sadık kalacaksınız, oyuncular İngiliz olacak ve Hogwarts İngiltere'de çekilecek.
Senaryoları baştan sona okuyor.
Karakterlere ruh verilirken kontrolü asla bırakmıyor.
O dünyayı yaratmış biri olarak her ayrıntının yerli yerinde olmasını istiyor haklı olarak.
Mesela Daniel Radcliffe'ın Harry Potter'ı oynaması.
Rowling'in onayı olmadan kimse o rolü alamıyor.
Emma Watson ve Rupert Grint seçildiğinde Rowling gözyaşlarını tutamıyor.
Çünkü onların yüzünde kendi karakterlerini görüyor.
Ama asıl ilginç olanlardan biri Alan Rickman meselesi.
Snape karakteri kitaplarda en çok gizem barındıran karakterlerden biri.
Rowling daha ilk filmin çekiminde Alan Rickman'a karakterin finalini fısıldıyor.
Ve Rickman yıllar boyunca bu bilgiyi sır gibi saklıyor.
Bir gün bir gazeteci neden bu sahnede böyle oynadınız diye sorunca Rickman sadece şu cümleyi kuruyor.
Bunu sadece Rowling ve ben biliyoruz.
Ve tabii ki Rickman'ı da sevgiyle anıyoruz.
Bu hikaye ne kadar saygı duyduğunun, ne kadar içselleştirdiğinin bir göstergesi bence.
Film çekimleri boyunca Rowling sete çok sık uğruyor zaten.
Oyuncularla birebir ilgileniyor.
Özellikle Emma Watson'a falan böyle yakın bir ilişkileri de oluyor bildiğim kadarıyla.
Çünkü Emma yıllar sonra Rowling benim için sadece bir yazar değil bir rol modeli gibiydi diyor.
Sette bir gün Dan Redcliffe ona şöyle soruyor.
Harry sonunda ölür mü diyor.
Ve Rowling sadece gülümsüyor.
Hiçbir şey söylemeden oradan ayrılıyor.
O zamana kadar kitaplar hala tamamlanmamış.
Sadece o biliyor sonu ve bu gizemi korumayı seviyor.
Her kitapla birlikte okurlar da büyüyor.
Kitapların tonu da kararıyor.
İlk kitap mesela çok masalsı iken son kitap neredeyse epik bir savaş romanı gibi.
Çünkü Rowling sadece çocuklar için yazmıyor.
Onlarla birlikte büyüyor.
Ve onların hayatının iyi yanlarını değil zor yanlarını da anlatıyor.
Yedinci kitap yani ölüm yadigarları çıktığında dünya genelinde ilk günde 11 milyon satıyor arkadaşlar.
11 milyon.
Ve finalde Harry'in annesinin gözleriyle bakıyor dünyaya ve o cümle geliyor.
Sonunda her şey yoluna girecek.
Harry Potter kitaplarının sonlanmasıyla birlikte herkesin aklında aynı soru vardı.
Şimdi ne olacak? Ne olacak yani seri bitti, Harry Potter evreni bitti gibi bir düşünce vardı herkesin kafasında.
Çünkü bir dönem sona ermişti.
Ama Rowling için bu sadece bir bitiş değil, aynı zamanda yeni bir başlangıçtı.
Seri biter bitmez hikayeyi orada bırakmadı tabii ki.
Hogwarts evreni yaşamaya devam etti.
İşte fantastik canavarlar nelerdir, nerede bulunurlar gibi yan kitaplar çıktı.
Her biri Harry Potter evrenine yeni bir boyut kazandırdı.
Sonra tiyatro sahnesine taşıdı hikayeyi.
Harry Potter and the Cursed Child.
İzlediniz mi, gittiniz mi bilmiyorum ama ben henüz o şansı elde edemedim.
Oyun Londra'da kapalı kişi oynadı, Broadway'e taşındı ve hayranları bir kez daha Hogwarts'la buluşturdu.
Rowling'in hayatı sadece kitaplarla sınırlı mıydı?
Değildi. Bir gün kimsenin bilmediği bir roman çıktı piyasaya.
Yazarı Robert Galbraith.
Bir polisiye roman. Hiç kimse fark etmiyor başta ama birkaç edebiyat eleştirmeni dilin olağanüstü güçlü olduğunu söylüyor.
Bir gazeteci de oturup bunu araştırıyor ve Robert Galbraith'in aslında J.K.
Rowling olduğunu ortaya çıkarıyor.
Bu Rowling'in kendini yeniden tanıma çabasıydı belki de.
Çünkü Harry Potter'ın gölgesinden sıyrılmak ve başka bir türde ne yapabileceğini sınamak istiyordu belki de.
Ve bunu kendi adıyla değil başka bir kimlikle yapmak istedi.
Başarılı da oldu. Bugün hala...
Bu isimle yazdığı Cormoran Strike serisi çok satanlar arasında çünkü.
Bir röportajında da şöyle diyor kendisi.
Başarılı olmak güzeldir ama benim için asıl başarı hayatta ne olursa olsun yazmaya devam etmektir.
İşte Rowling'in büyüsü tam olarak burada yatıyor bence.
Hayat ne kadar karmaşık olursa olsun onun kalemi hep bir çıkış yolu bulmuş.
Harry Potter'ın kaybolduğu karanlık bir dolapta bile umut vardı.
Bir aynada beliren ailesi, bir tren.
senin camında beliren çocuk.
Hepsi onun hayal gücünü ve inatçılığının eseri.
Şimdi ben bu bölümü kapatırken size Rowling'e kendi sözleriyle veda etmek istiyorum.
O diyor ki, hayatın en önemli dersi ne kadar düştüğün değil, her defasında nasıl ayağa kalktığındır.
Eğer bir gün size her şeyin karardığını hissederseniz, Bir kalem alın elinize, bir hikaye kurun.
Belki sizler de kendi Hogwarts'ınızı bulursunuz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Yeni Harry Potter dizisinde merakla bekliyorum.
Bu konudaki düşüncelerinizi de çok merak ediyorum.
Mutlaka yazın bana.
Bir sonraki bölümde tekrardan görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bay bay. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
