
İlber Ortaylı’nın Gençlere Bıraktığı 7 Tavsiye
14 Mart 2026 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, Türkiye’nin en kıymetli tarihçilerinden biri olan İlber Ortaylı’yı anarken onun yıllar boyunca gençlere verdiği tavsiyeleri ve bıraktığı düşünsel mirası konuşuyor. Röportajlarından ve söyleşilerinden derlenen yedi önemli tavsiye üzerinden, bir hocanın gençlere bıraktığı izleri birlikte hatırlıyoruz.
Kişisel hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/zeynephantik?igsh=c3hrNTd1NjlhejRq&utm_source=qr
Podcast hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/gunlugumdecokseyvar?igsh=c245NTZpa2Ywc3Rm
Transkript
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün mikrofonun başına geçtikten sonra...
Birazdan not aldığım bu şeyleri anlatmak beni birazcık duygusallaştırıyor.
Çünkü bildiğiniz üzere Türkiye'nin yaşayan kütüphanesi ve o kendine has üslubuyla hepimizi hem gülümsetip hem düşündüren büyük tarihçimiz İlber Ortaylı hayatını kaybetti.
Bu haber... Sadece böyle bir bilim insanının değil aynı zamanda biz gençlere hayatta nasıl yol almamız gerektiğini gösteren bir kutup yıldızının da aramızdan ayrılışı demek aslında.
Onun vefat haberini aldığında...
Kütüphanemde duran ve kapı artık aşınmış olan Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitabına baktım biraz.
İlber Hoca miskinliğe ve umutsuzluğa tahammül edemezdi bildiğiniz gibi.
Bir insanın bittiği an miskinliğe esir olduğu andır derdi.
İşte ben de bugün bu yası miskinlikle değil.
onun bize, öğrencilerine yani Türkiye'nin gençlerine bıraktığı o muazzam entelektüel mirası konuşarak tutmak istedim.
O Yenal Bilgici ile yaptığı o meşhur nehir söyleşilerinde bir ömrün nasıl hakkıyla yaşanacağını anılarından ve engin tecrübelerinden süzerek bize emanet etti.
Bugün bu bölümde sadece yaz tutmayacağız, onun anılarına, yazılarından ve röportajlarından derlediğim anekdotlarına dalarak İlber Ortaylı'dan gençlere yedi altın
tavsiyeyi derinlemesine konuşacağım.
İlber Ortaylı insan yaşamı temel olarak dört evreye ayırırdı.
12-25 yaşları arası temel atma dediğimiz dönem.
25-40 yaşları arası hayata karışma.
40-55 yaşları arası olgunluk.
Ve 55 sonrası demlenme dönemi.
İşte onun en çok üzerinde durduğu, uyarılarda bulunduğu dönem, dinleyenlerin belki de çoğunun da bulunduğu 12-25 yaş arası temel atma dönemi.
Zihnin, hafızanın ve bedenin de en dinç olduğu bu evreyi kaçırırsanız, 40 yaşında bunun faturasını ağır ödersiniz derdi.
Peki bu temeli nasıl atacağız?
Gelin İlber Hoca'nın birinci tavsiyesiyle başlayalım.
İlk tavsiyesi şuydu, kendi yolunuzu kendiniz çizin.
Ve kimseyi dinlemeyin.
İlper Hoca'nın en çarpıcı, belki de bizim toplum yapımızda en çok ezber bozan tavsiyelerinden biri şuydu.
Bunca yıldan bunca tavsiyeden çıkardığım kanaat şudur.
Özel hayatınızla ilgili kimseyi dinlemeyeceksiniz.
Anneniz, babanız dahil.
Bizim toplumumuzda genellikle ebeveynler kendi başaramadıkları ne varsa çocuklarından beklerler.
Bizde çocuğu sadece çocuk olarak sevmek pek yoktur.
İlber Hoca gençlerin başkalarının dayattığı konfor alanlarında çürümesine çok kızardı.
Kendimizi rahat hissettiğimiz alanın dışında bir pencere açmamızın gerçekten cesaret işi olduğunu söylerdi.
Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım diyerek kendi hayatından da çok güzel örnekler verirdi.
Nitelikli insanları bulmak için beklemememiz gerektiğini, Kimsenin bizi gelip keşfetmeyeceğini söylerdi.
Kendi hocalarını, kendi rotasını hep kendi arayıp bulmuştu.
Yani hoca bize açıkça diyordu ki hayatınızın mimarı sizsiniz.
Ailenizin dayattığı hayallere hapsolmayın.
Dünyanızı yerinden oynatın.
Ben buradan ikinci tavsiyeye geçmek istiyorum.
Çünkü araların en sevdiğim tavsiyelerden biri bu.
Dünyayı gezin.
Şu sözünü duymayanınız yoktur herhalde.
Mektebi bitirir bitirmez evlenip de mobilyarı dükkanı gezeceğinize dünyayı gezin derim demişti.
Ama İlber Ortaylı için seyahat etmek öyle hani bir plaja gidip yatmak ya da popüler kafelerde fotoğraf çektirmek gibi bir şey asla değildi.
O seyahati bir eğitim olarak görürdü aslında.
Peki nasıl gezeceksiniz?
Şimdi İlber Hoca'nın bu konudaki kuralları çok sert.
Bir şehre ilk defa gidiyorsanız çok yoğun bir program yapacaksınız.
Bir dakika bile dinlenmeyeceksiniz.
İlla ki yorulacaksınız.
Gönlünüzce yürümeden bir şehri gezmiş sayılmazsınız.
Gitmeden önce okuyacaksınız.
Rehber kitap ya da harita kullanacaksınız.
Haritasız gezmek bakmak ama görmemek hükmündedir derdi.
Seyahat ederken not tutacak fotoğraf çekeceksiniz.
Gençlik enerjisiyle dolaşmanın zevki başkadır.
Tirene atlayın, zahmetten kaçınmayın diye de öğütlerdi.
Yani sadece gezin deyip geçmezdi Hilber Ortaylı.
Nelerin görülmesi gerektiğini de çok nokta atışı söylerdi bu arada.
Mesela Batı medeniyetinin o görsel ve idari köklerini anlamak için mutlaka Napoli, Venedik ve Roma'ya gidilmesi gerektiğini vurgulardı.
Doğu'nun ihtişamını, İslam sanatını ve imparatorluk tarihini iliklerinize kadar hissetmek istiyorsanız, Kahire'yi ve tabi ki İstanbul'u hakkıyla gezmenizi isterdi.
Modernite ve müze kültürünü kavramak içinse rotanızın Londra, Paris ve New York olması gerektiğini belirtirdi.
Fakat İlber Hoca'nın en çok dert yandığı konulardan biri de kendi ülkemizi tanımamamızdı.
Bizde gazeteciler bile Ankara'dan ötesini bilmez Kayseri, Konya'yı görmemişlerdir demişti ya bir keresinde.
Bunu diyerek... Anadolu'nun milli kimlik ve beşeri coğrafya açısından mutlaka gezilmesi gerektiğini anlatırdı.
Hatta çok çarpıcı bir eleştirisi de var.
Bir haftalığına Türkiye'ye gelen Alman turist ömrünü burada geçirmiş Türk'ten daha çok yer görüp ülkesine öyle döner derdi.
Lütfen bu eleştiriyi de kulağımıza küpe edelim.
Üçüncü tavsiyesi 25 yaşına gelmeden en az 3 yabancı dili halletmek.
Ben burada çok da başarılı olamadım ama anlatacağım bunu tabii ki.
Dil meselesini 25'inize gelmeden çözmeniz gerekir.
Gecekirseniz geçmiş olsun derdi İlber Hoca.
Onun gençlerden en büyük beklentisi beynelmiler entelektüel.
Yani uluslararası çapta aydınlar olmamızdı.
Bunun yolu da sadece İngilizce bilmekten geçmiyor tabii ki arkadaşlar.
İlber Hoca biri Doğu, diğeri Batı dili olmak üzere en az 3 yabancı dil öğrenilmesi gerektiğini savunurdu.
Çünkü her yeni dilin insana ayrı bir şahsiyet katacağını, dünyaya bakışımızı değiştireceğini söylerdi.
Peki dil nasıl öğrenilir Zeynep diyeceksiniz.
İlber Hoca o modern eğitimdeki aktif metot adı altında ezberi dışlayan yaklaşımlara çok karşıydı bu arada.
Ezber ve tekrarın eğitimin temeli olduğunu, genç zihinlerin kalıpları ezberleyerek dili çok daha rahat oturtacağını savunuyordu o.
Yani grammar kitaplarına hapsolmak yerine o dilin kültürüne inilmeliydi.
Mesela Batı dillerini öğrenirken temel anlatı yapısını kavramak için o dildeki çocuk kitaplarını belki ya da hatıratları okumayı, hatta Batı edebiyatını referanslarına anlamak için İncil metinlerini
incelemeyi tavsiye ederdi.
Ama durun yabancı dil dedik diye kendi dilimizi unuttuğumuzu sanmayın.
İlber Ortaylı, ana dilimiz Türkçenin doğru kullanımına...
Çok takıntılıydı.
Türk yazarların bile dili doğru kullanamadığından, insanların telaffuzlarının bozulduğundan çok şikayet ederdi.
Kendi eğitim hayatından verdiği bir anısı da var hatta.
Benim Türkçe imlamı herhalde annem düzeltecek değildi.
Öğretmenim Şefika Gülöksüz kulağımı çekerek düzeltti.
Şikayet etmiyorum hatta eline sağlık diyorum diyerek eski hocaların o...
idealist ve disiplinli yapısına ne kadar saygı duyduğunu da gösterirdi.
Geldik dördüncü tavsiyesine.
İyi bir yaşam için sanat, müzik ve dans.
İlber Hoca'yı tarih kitaplarının arasında böyle arşivlerde tuz yutarken hayal ederiz ama o aslında sanatla, müzikle yoğrulmuş, çok boyutlu bir entelektüeldi.
Bize de bunu tavsiye ederdi.
Çocuklar en başta müzik öğrenmelidir derdi.
Bir enstrüman, keman, piyano ya da nefesli bir saz.
Çünkü hocaya göre müzik sadece kültürel bir hobi değil, doğrudan mantığın bir parçası.
Matematiksel düşünme ve kavrama yetisini arttıran bir yöntem.
Zaten iyi bir eğitimin ancak müzik, matematik, filoloji ve sporlu olabileceğine inanırdı.
Ve işlerin benim en çok hoşuma giden en neyip kısmı dans.
Evet, İlber Ortaylı gençlere mutlaka dans öğrenmelerini öğütlerdi.
Hani dans bilmemek çok ayıptır derdi ve şöyle bir kıyaslama yapardı.
Köylünün halay çekmeyi bilmeyenini görmezsiniz ama şehirlinin dans bilmeyeni de çıkar ve bu hiç hoş değildir.
Düğününde, nikahında kenara oturan tipleri eleştirirdi.
İnsanın bedeniyle barışık olması, o ritmi hissetmesi, hayattan tat alabilmenin temel şartlarındandı onun gözünde.
Beşinci tavsiyesi eğitimde ve meslekte gerektiğinde zanaate yönelme cesareti.
Şimdi günümüzde herkesin elinde bir üniversite diploması var.
Peki bu diplomaların içi ne kadar dolu?
İlber Hoca sırf üniversite okumuş olmak için vakit kaybetmenin büyük bir hata olduğunu söylerdi.
Eğer okuduğunuz bölümün size bir şey katmadığını hissediyorsanız 18-19 yaşlarında o bölümü, o üniversiteyi terk edip hayata daha elle tutulur bir zanaatle devam etmenin cesaretini göstermemizi isterdi.
İnsan pekala iyi bir aşçı olabilir, elektrik teknisyenliğine yönelebilir derdi.
Hatta Alanında nitelikli çalışkan bir ustanın sıradan ezberci bir profesörden toplumda çok daha saygın bir yere sahip olacağının da altını çizerdi.
İlper Hoca gerçek elitizmin aklın ve yeteneğin elitizmi olduğunu savunurdu.
Bunun soyla sopla ya da babanın parasıyla ilgisi olmadığını söylerdi.
Mesela kendi hayatında tanıdığı en elit insanlardan biri olarak döşemeciler lonjası eski başkanı Hüsnü Diker Usta'yı gösterirdi ve onu ölene kadar üniversitedeki derslerine
davet ettiğini anlatırdı.
El emeği uzmanlarının da bir eliti vardır derdi.
Yani gençler mesele masa başı bir iş kapmak değil.
Yaptığınız işin...
Eliti olmaktır derdi.
Geldim 6. tavsiyeye.
Sabahları çalışın ve hafızanızı romanlarla diri tutun.
Tuvalette bile düşünürsün yahu.
Ama iyi düşünmek için esasen yalnız kalmak gerekir derdi İlber ortayla.
Okuma alışkanlığı kazanmak için insanın yalnız kalmayı sevmesi gerektiğini vurgulardı.
Ben de böyle düşünüyorum.
Ve kendisinin çok net bir çalışma rutini vardı.
Ben gençlik yıllarımdan beri sabahları çalışmaya gayret ettim.
Okuyacaksam sabahları okudum, yazacaksam sabahları yazdım.
İnsan sabah okuduğu metinleri asla unutmaz derdi.
Ve bunu diyerek de aslında zihni boşken, beden diriyken çalışmanın ne kadar verimli olduğuna dikkat çekerdi.
Ayrıca sürekli tarihi ve akademik metin okumayı değil, hikaye ve roman okumayı çok önemsiyordu.
Bana da böyle yorumlar geliyor bazen biliyorsunuz.
Genelde elimde kurgu kitaplar gördükleri için kurgu dışı okumadığınızda kitap okumadığınızı düşünen insanlar elbette ki oluyor.
İlber Ortaylı da her yaşta hikaye ve roman okuyun derdi.
Çünkü roman okumanın hem insanı dinlendirdiğini hem de hafızayı açıp güçlendirdiğini savunurdu.
Hayatta en önemli şeyin bellek yani hafıza olduğunu Asla unutmamızı isterdi.
Özellikle edebiyatımızın temel taşları olan Reşat Nuri Güntekin, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Halide Edip Adıvar gibi yazarların eserlerinin mutlaka okunması gerektiğini tembihlerdi.
Yedinci tavsiyesi ise Temiz giyinin ve yüzünüz ifadesiz kalmasındı.
Bu bölümün son tavsiyesine gelirken aslında İlber Hoca'nın insan duruşuna ve varoluşuna dair o muazzam estetik bakışını konuşmamız gerekiyor.
Kendisi adabı muaşerete çok önem verirdi.
Yani kişi her şeyden evvel temiz olmak zorundadır derdi.
Bunun illa marka ve pahalı kıyafetler giymek demek olmadığını, yüzüğün, saçın, başın, kılık kıyafetinin tertipli olmasının yeterli olduğunu söylerdi.
Hatta babasının aldığı çok değerli bir öğüt var.
Kıyafetten de mühimi ayakkabıdır dermiş babası.
Ayakkabının temiz olmasının hatta ortopedik olmasının önemine çok değinirdi.
Ancak fiziksel görünümünün ötesinde çok daha derin bir şeyden de bahsederdi.
Yüz ifadesi. Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır.
İnsanın yüzü bir kitap gibi okunabilir derdi İlber Hoca.
Eğer bir insanın ifadesi bomboşsa Hayatta hiçbir şey yaşamadığının hemen fark edileceğini söylerdi.
Monotonluktan uzaklaşın, yaşayın, gezin, okuyun, sevin ki izleri yüzünüze yansısın, yüzünüz ifadesiz kalmasın derdi.
İnsanın bittiği anın miskinliğe esir olduğu, konforundan vazgeçemediği an olduğunu bir kez daha hatırlatırdı.
Evet, İlber Ortaylı kitaplarında, o meşhur televizyon programlarında, her fırsatta bizi uyardı arkadaşlar.
Bize sadece Osmanlıyı, Avrupa'yı, Rusya'yı anlatmadı.
Bize bizi, kendi potansiyelimizi anlattı.
Sorumluluk alamayan insanlar boş olur derdi.
Sorumluluk duygun yoksa hak talep edemezsin diyerek biz gençleri o rehavet uykusundan uyandırmaya çalışırdı aslında.
Bugün o aramızdan ayrılmış olabilir.
Onun bir şeye sinirlenip cahil deyişini, kendine has mimiklerini belki bir daha yeni bir canlı yayında izleyemeyeceğiz.
Ama arkasında bıraktığı o koca kütüphane dolusu eserler, verdiği bu hayat tavsiyeleri bizim en büyük rehberimiz olmaya devam edecek.
12-25 yaş arası o altın çağı yaşayanlar olarak ya da hangi yaşta olursak olalım hayatı yeniden keşfetmek isteyenler olarak İlber Hoca'nın da dediği gibi Kendi dünyamızı
yerinden kendimiz oynatacağız.
Bir ömür nasıl yaşanır sorsunun cevabını o koca bir ömrü hakkıyla üreterek okuyarak ve bizlere aydınlatarak verip gitti.
Allah rahmet eylesin diyorum kendisine.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Konuşacak çok şey var podcast'lerin bu çok özel bölümü.
Bu arada bitiyor. Hayatı dolu dolu yaşadığınız, yüzünüzün hiçbir zaman ifadesiz kalmadığı, dünyayı keşfettiğiniz günlerde görüşmek dileğiyle.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
