
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, Antik Mısır’ın en gizemli firavunlarından olan Tutankhamun’dan, mezarının bulunma hikayesinden ve lanetlerinden bahsediyor. Nil’in verimli topraklarında bir zaman yolculuğu yapmaya hazır olun.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bugünün podcast bölümü için çok heyecanlıyım ben nedense.
Son birkaç bölümdür biraz psikoloji alanında konuşuyoruz gibi oldu.
Bu tarz bölümleri özlediğini söyledi birkaç kişi de bana mesaj atarak.
Dedim ki neden olmasın.
Bu bölümde birlikte antik Mısır'ın o büyüleyici dünyasına adım atacağız.
Ve ünlü firavunlardan biri olan Tutankamun hakkında konuşacağız.
Hazır mısınız? O zaman Nil Nehri'nin verimli topraklarında bir zaman yolculuğuna çıkalım.
Antik Mısır binlerce yıllık bir geçmişe sahip ve bence dünya tarihindeki en etkileyici medeniyetlerden birini oluşturan bir yukarlık.
Piramitler, tapınaklar, mumyalar ki en çok da bu mumya konusunda duracağız gibi gözüküyor.
Gerçekten çok ilginç bir tarihleri var ki hala da birçoğunun sırrını çözebilmiş de değiliz.
Biz Mısır deyince böyle 3000 yıl boyunca hiç bozulmadan hep aynı devam eden bir sistem var gibi görüyoruz.
Halbuki hiç öyle bir şey yok.
Sadece M.S.
düşündüğünüzde bile 2024 sene içerisinde ne kadar çok şey değişti değil mi?
Yani devrimler oldu, yönetim sistemleri değişti, dünya savaşları yaşandı.
Daha bir sürü şey gerçekleşti bildiğiniz gibi.
Ve biz burada böyle ne 100 yıldan, ne 200 yıldan, ne de 2000 yıldan bahsediyoruz.
Biz burada... 3000 yıl ayakta kalan bir imparatorluktan bahsediyoruz.
Bunca sene içerisinde tabii ki savaşacaklar, çökecekler, sonra tekrar kurulacaklar, bir sürü değişim gösterecekler.
Kültürleri değişecek, dinleri değişecek.
Yani bu 3000 yılda hemen hemen her şeyleri değişecek tahmin ettiğiniz gibi.
Ki bu da çok kafa karıştırıcı bence.
Çünkü baktığınız zaman tabii ki bir dönemde kabul görmüş ahlak kuralları ya da yönetim şekilleri başka bir dönemde...
başka bir krallık devrinde kabul görmeyecek.
Tutankamun da 18.
Hanedan'a mensup bir firavun olarak dünyaya geliyor.
Kral Akenaton'un oğlu ve kralın yani Tutankamun'un aslında ilk adı Tutankaton.
Bu ad aynı zamanda Tanrı Aton'u da onurlandıran bir isim.
Ama kral olduktan sonra adını Tutankamun olarak değiştiriyor.
Çünkü Aton'a tapınmak yerine geleneğine bağlı kalıp eskiden Tanrı Aton'u da Tanrıların kralı Amon'u niteleyen bu ismi tercih ediyor.
Babası Akenaton kendi krallık devrinde tek bir tanrıyı güneş tanrısı Aten'i diğerlerinden üstün tutarak asırlık...
dini sistemi alt üst ediyor ve Mısır'ın dini başkentini Tep'ten Amarna'ya taşıyor.
Akhenaton'un ölümünden sonra Tutankhamun tahta geliyor ama babasının Mısır'ın çok tanrılı dinini tek tanrılı bir din haline getirme kararı sonucunda ülke hala kaotik bir durumda tahmin
edebileceğiniz gibi. Tutankhamun da bunu tekrar değiştirerek Tanrı Amun'a tapınmayı tekrar yürürlüğe koyuyor.
Tep dini bir merkez olarak yineleniyor ve Firavun isminin sonunu işte tam da bu zamanda değiştiriyor.
Bölüm başlığından anlayacağınız üzere ona çocuk kral denmesinin sebebi de çocuk yaşta 9 yaşlarında tahta geçmiş olması.
Tutankhamun henüz çocukken tahta çıktığı için Mısır'ı tabii ki de tek başına yönetemiyor o yaştan.
O yüzden baş danışmanı olarak Horem Hep isimli güçlü bir generali var.
Bir de yönetmesine yardımcı olması için Ay isim.
önemli bir vezire de sahipmiş.
Onun eğitmeni, öğretmeni gibiymiş Ay.
Zaten ölümünden sonra Tutankhamun'un yerine geçen de Ay olmuş.
Çocuk kral çok genç yaşta tahta geçti dedik.
Evet ama bu tahta 20 yaşına dahi görememiş.
Çok genç bir yaşta ölmüş.
Aslında bakarsanız çok da önemli bir adam olamamış gibi gelmiş tarihçilere de.
Çünkü ondan sonraki Firavunlar onun mezarını çok da ciddiye almayarak üstüne kat çıkarak kendi mezarlarını yapmışlar çünkü.
Bunu da 4-5 kere yapınca bir bakıma Tutankhamun'un mezarı gizli bir mezar haline gelmiş.
En ilginç olaylar da tabii ki bu mezar bulunduktan sonra gerçekleşiyor.
O kısımlara da birazdan geleceğim.
Tutankhamun'un bedeni zaten bir piramide gömülmemiş bildiğiniz gibi.
Bir de zaten o dönemde bu da çok sıkıntılı bir durum.
Çünkü kaçakçıların mezarı soyma durumu var.
O dönem ve geçmişte krallar hazineleriyle birlikte gömülüyor bildiğiniz gibi.
Bunu bilen soyguncular da...
Piramitlere girip ne var ne yok her şeyi alırlarmış.
Hatta bazen mumyaları bile götürürlermiş.
Bu yüzden Mısırlılar artık...
Değerli kişilerin mezarlarını vadi ve dağlara gömüyorlarmış.
Yani yayalık yerlere oyup firavunu ve hazineyi saklıyorlar.
Kralların genellikle gömüldükleri yer şu an Krallar Vadisi olarak bildiğimiz bir yer.
Ve bu vadide şu an 60 mezar bulunuyor sanırım.
Tutankamun da buraya gömülmüş.
Az önce bahsettiğim nedenlerden dolayı da soyguncular onun mezarını binler değil bulamamışlar.
Bulamamışlar derken aslında şöyle.
4. Ramses döneminde o mezarı yapan köy...
Köylüler bir tünel kazıp giriyorlar aslında buraya.
Tutankamun'un mezarını bulan Howard Carter da zaten kazıyı yaparken bir insanın geçebileceği boyutta bir tünel görüyor mezara girmeden önce.
Görünce de bir an çok üzülüyor.
Hani bir şey buldum ama galiba soyulmuş burası diye düşünüyor.
Bir insanın geçebileceği bir boyutta tünel var ve daha sonrasında kapatılmış.
O köylüler o dönemde çok ilginçtir ki kokuları çalıyorlar.
Ki koku dediğime bakmayın.
O dönemde çok kıymetli şeyler bunlar.
400 kilo civarında da bir şey diyorlar yani bunun için.
Tabii kaçarken belki de zaman bulamıyorlar.
Bunları alıyorlar ve yakalanıyorlar.
Mezar tekrar mühürleniyor.
Yani Carter'ın bulduğu mezar mühürlenmiş ikinci mezar aslında.
Ama diğerleri gibi tahrip edilmemiş.
O yüzden çok çok kıymetli.
Bir diğer kıymeti de şuradan aslında.
Yamalanmamış bir mezarı bulmak demek, o döneme ait bir sürü eşya demek.
Ve biz bunlar sayesinde bir Mısır firavununun görkemini, yaşam tarzını, çünkü mezarlarda nasıl yaşadıklarının hikayesini de öğrenmiş oluyoruz.
Bütün bu eserlerin üzerinde öyküler var.
Günlük yaşamına dair öyküler var.
Eşiyle ilgili yazılar var.
Ne kadar iyi bir insan olduğunu, Osiris tarafından kutsandığını görmüş oluyoruz.
Bu yüzden de çok kıymetliydi o mezar herkesin gözünde o dönemde.
Ki Tutankhamun önemsiz bir firavun gözükmesine rağmen mezarından büyük boyutta 36 adet şarap küpü, 350 litre zeytinyağı, onlarca vazo koku ve kozmetik,
çeşitli meyvelerin bulunduğu 160 sepet, tonlarca altın, örneğin sırf Tutankhamun'un tabutu bile kilo som altından oluşuyor.
Bu mezarın içerisinde bulunanlara tekrar döneceğim.
Ama öncesinde nasıl bulunduğuna bakmak istiyorum.
1922 yılı 12 Şubat'ta Lord Carnarvon ve Howard Carter tarafından keşfediliyor mezar.
Bu mezar ortaya çıktığında Bütün dünya şaşırıp kalıyor.
Ama bu bütün dünyanın şaşırmasındaki sebep mezarın bulunduktan sonra meydana gelen olaylar aslında.
Şimdi bu Tutankamun'a neden lanetli Firavun dedikleri kısma geldik diyebiliriz.
Biraz paranormal gelecek ama bir kişi hariç mezarı açanların hepsi bir süre sonra ölmüşler.
Mesela mezar kazıldıktan hemen sonra daha doğrusu yarı yarıya hani ne zaman lahti buluyorlar bu işin sponsoru olan bütün bu iş için Paralar yatıran Lord Carnarvon dediğimiz adam birkaç
gün sonra hiç beklenmedik bir şekilde ölüyor Kahire'de.
O ekipteki insanlardan da ölenler oluyor ve 10-20 sene içerisinde basında, medyada tutan kabunun laneti diye bir söylenti çıkıyor.
Bugüne kadar da geliyor bu söylenti tabii ki.
Albay Audrey Herbert mumyayı görür görmez hemen hemen o anda toprağa veriliyor mesela.
Yine mezara ilk girenlerden biri olan...
Dr. Evelyn White da artık her ne yaşadıysa intihar etmiş.
Bakın bu olaylar o kadar yankı yaptı ki mumye filmine bile ilham oldu mesela.
Yani mumye filminde bilirsiniz.
Orada da binlerce yıldır kimsenin haberi olmayan bir mezar odası açılıyor.
Ve mezarı açan herkes bir bir ölüyor.
Bu kadar ölümden sonra bu arada o dönemde hükümet de şüpheleniyor.
Ve bir hükümet görevlisi yanına iki tane yardımcıyı alıp mezar araştırmaya gidiyor.
Otto Nöbert'in anlattığı...
Yani ben bu lanet kısmına pek de inanmıyorum açıkçası.
Yani bir bilimsel açıklaması vardır diye düşünüyorum.
Belki bir zehir, belki bulamadıkları radyoaktif bir madde ya da mezarı yaparken oraya konulan bir madde.
Çünkü neticede şu an baktığımızda mumya da eşyalar da bir müzede sergileniyor bildiğiniz gibi.
Ve milyonlarca insan gidip görüyor bunları.
Bir lanet olsa bu ziyareti yapanların da başına bir şeyler gelirdi diye düşünüyorum.
Ama bu lanet konuları gündemdeyken gerçekleşen bir olayı daha anlatmak istiyorum.
Tutankhamun'un sergileri dünyayı dolaşmaya başladığı zaman ilk sergilerden birisi daha.
1960'lı yılların sonları.
Hazırlıklar oluyor. 70'li yılların başları daha doğrusu.
O zamanlar ünlü Belçikalı bir gazeteci var.
Bir röportaj yapıyor. Tutankamun'un laneti ve mumyaların laneti üzerine.
O sırada tutan komün eşyalarından bazıları da ambalajlanıyor, hazırlanıyor işte gönderilecek.
Paris, Londra bir dönem dolaşacak bu eşyalar.
O süreçte işte bu gazeteci geliyor sergilenecek olan müzenin müdürüyle tanışıyor.
Randevulaşıyorlar ve buluşuyorlar.
Belçikalı gazeteci de müdüre soruyor.
Siz inanıyor musunuz diyor.
Mumyaların lanetine, tutankamının lanetine inanıyor musunuz?
Adam gülüyor. Ben diyor yani yıllardır mumyaların arasındayım.
Gördüğünüz gibi sizinle bu sohbeti gerçekleştirebiliyorum.
Karşınızdayım diyor. Ve ertesi gün tutankamının eşyaları ambalajlanırken pat diye kalp krizinden ölüyor adam.
Yani bu da basında hemen lanet konusunu tekrar gündeme getiriyor tabii ki.
Ne kadar enteresan değil mi?
Bu enteresanlıklar bitmiyor tabii ki.
Turgay Tuna'nın başına gelen bir olay var.
Kendisi bir rehber ve yazar.
Bu anıyı da kendisi anlatıyor çıktığı bir programda.
Sene 1984. Bir Belçikalı kadın, böyle 70 yaşlarında, sempatik, şirin, grubun maskotu sayılacak bir karakter kendisi.
Kadın çocukluk yıllarından beri tutankamını görmek istiyormuş.
Yıllar sonra ne yapıyor, ne ediyor?
Geliyor bir Fransız grubuyla beraber katılıyor tura.
Turgay Bey'in. turuna.
Krallar Vadisi'ne geliyorlar.
Biraz da yorulmuş.
Tansiyonu falan da varmış.
Turgay Bey koluna giriyor.
Öyle gezdiriyor oraları.
Ve tutankamının mezarına geliyorlar.
Kadın mest oluyor.
Yani çok mutlu oluyor.
Turgay Bey'e de zaten uzun uzun anlatıyor turda o mezarı.
Ama ertesi sabah otelden hareket edecekler.
Grupta bir eksik var. Kahvaltıda yok kadın.
Turgay Bey şüpheleniyor.
Hani yorgun da bir kadındı neticede.
Odasına çıkıyor. Kapı açık.
Yatak hiç bozulmamış.
Banyonun ışığı yanıyor. Kapıda böyle aralık biraz.
Şüpheli şüpheli yaklaşıyor zaten Turgay Bey.
Bir bakıyor ki kadın yerde yatıyor.
Ölü zannederken bir bakıyor ki nefes dağılıyor.
Hemen grupta da iki tane Fransız doktor varmış.
Hemen onları çağırıyor.
Onlar da bakıyor ilk yarımını yapıyorlar falan.
Sonra diyorlar ki hemen hastaneye.
O zamanlar da 1984 yani Luxor'da bir tane hastane var.
Devlet hastanesi.
O da İngilizlerden kalma böyle İnanılmaz eski bir hastane.
İğne falan yapıyorlar. Kadın biraz kendine geliyor.
Odaya koyuyorlar kadını.
Sonra Turgay Bey grubun geri kalanına bakmaya gidiyor.
Durumu da açıklamak istiyor vs.
Sonra hastaneye geri dönüyor.
Ve kadını ölüm döşeğinde görüyor.
Hani bir alışkanlıkla aklına hemen bir su vermek geliyor.
Ama kadın ölüyor ne yazık ki.
Kendisi de böyle değişik bir olay yaşamış.
Bunu anlatıyor bu anılar arasında.
Bu lanetler konuşulurken başınıza hiç enteresan bir şey geldi mi?
Yani kadın tutan kamuoyu görüyor ama iyi mi olmuş, kötü mü olmuş bilmiyorum.
Velhasıl lanetler kısmı böyle.
Hala bir gizem almış başını gidiyor.
Ben Tutankhamun 19 yaşında ölü demiştim.
Neden öldüğü de hala bir gizem bu arada.
Yani mumiye çıkarttıktan sonra tüm kemiklerini vesaire inceliyorlar.
Gerekli testleri yapıyorlar.
İlk başta kafasındaki bir darbeyi görüyorlar.
Ve başına bir şey vurularak ya da kafasına bir şey çarparak öldüğünü düşünüyorlar.
Hani acaba bir cinayet mi diye de çok konuşuluyor o dönemde.
Ama sonradan şu ortaya çıkıyor.
Carter Tutankhamun'un mezarını bulduk.
sonra tabutu keşfediyorlar.
Ama mumyaya ulaşmak isterken O tabutu bir arada tutan reçinenin gücünü görünce şok oluyor Carter.
Bu arada tabut da böyle matruşka bebekler gibi iç içe üç tane tabut.
Bu reçinenin gücünü görünce çok şaşırıyor ve hani ani bir ölüm olduğunu, bu reçinenin de biraz özenilmeyerek yapıldığını falan da düşünüyorlar o dönemde.
Carter çok fazla güç uygulasa da tabutu açmak da başarısız oluyor.
Hatta hani reçineyi eritebilir miyim acaba falan diye birkaç şey de deniyor ama maalesef ki olmuyor.
Sonunda reçineyi kesmeye karar verse de sabuta da mumyaya da bir takım zararlar veriyor.
Bu kafatasındaki darbe de Carter'ın bu uğraşları sırasında gerçekleşiyor.
Tutankamunun incelemelerine ve kemik yapılarına baktıklarında ayağında bir anomali görüyorlar zaten.
Ki biliyorsunuz orada zaten hani...
ensest ilişkiler vs.
o dönemde çok olduğu için bu imparatorluğun asil kanı bozulmaması için bu tarz ilişkilerin sonucu oluşan çocuklarda tabii ki anatomik olarak bu tarz anomaliler çok gözüküyor.
Ki mezarda da zaten 130 adet baston buluyorlar.
19 yaşında ölmüş bir insanın mezarına neden bu kadar baston olduğunu başta anlamıyorlar çünkü hani çok fazla.
Ama ayağındaki bu anomaliden sonra bu da bir anlam kazanıyor onlar için.
Sonra dizindeki bir kırığı.
fark ediyorlar ve bir yara muhtemelen bu kırıktan ötürü oluşan yaradan sonra bir enfeksiyon sonucu olduğunu düşünüyorlar.
Tutankamun'un aynı zamanda sıtma hastası olduğunu da fark ediyorlar.
Tüm bunları birleştirdiklerinde bir cinayete kurban gitmekten ziyade sağlık durumu yüzünden öldüğünü düşünüyorlar.
Bu bölümü dinledikten sonra Tutankamun'un mezarından çıkan eserlere mutlaka bakmanızı öneririm.
Gerçekten inanılmaz şeyler var.
Bunlardan en kıymetli Kıymetlisi de ölüm maskesi sanırım.
Tutankamunun yüzüne yerleştirilen 53 cm uzunluğundaki bu süslü maskenin aslında yarı değerli taşlar ve renkli cam hamuruyla işlenmiş bir altından üretildiğini söylüyorlar.
Ve 10 kg civarında olduğunu belirtiyorlar.
Bunun yanında mezardan biri altın, biri de demir, iki hançer çıkıyor.
Masa oyunları çıkıyor.
Bu da çok enteresan bence.
Altın sandaletler çıkıyor.
Bir de... Tahtlar buluyorlar mezarda.
Bunlardan biri öncelikle ahşaptan yapılmış.
Carter bunu uzaktan gördüğünde tamamen altın sanıyor ki öyle de gözüküyor gerçekten.
Böyle altın varaklı bir taht.
Ama aslında ahşaptan yapılmış bir taht.
Üzeri altın ve gümüş, yarı değerli taşlarla, sır ve renkli camla böyle kaplanmış bir taht.
Ethan Krauss Tutankhamun'un mezarında iki taht bulunduğunu söylüyor.
Biri abonosdan yapılmış ve bir psikoposun sandalyesine benziyor aslında.
O yüzden Carter bu tahta dini taht adını vermiş.
Ama özel bir dini amaca olduğuna dair hiçbir kanıt yok.
Sadece hani görüntüsünden ötürü Carter'ın verdiği bir isim.
Bazen altın taht olarak adlandırılan diğer tahta da Tutankhamun ve eşi Ankesenamun'un bir tasviri var.
Bunları isterseniz ben Instagram'da story şeklinde paylaşırım.
Öne çıkarılanlarda da podcast bölümüne sabitlerim.
Oradan göz atabilirsiniz bu eserleri.
Daha sonra mezardan savaş arabaları.
çıkıyor. Evet, arabaları.
Yani çok küçük bir mezar olmasına rağmen ki en ufak mezarlardan biri gerçekten.
Savaş arabaları çıkıyor. 2020'de yayınlanan bir araştırmaya göre Tutankhamun'un mezarına tam 6 tane savaş arabası çıkıyor.
İlginç bir şekilde trompetler çıkıyor mezardan.
Bir tane Anubis heykeli çıkıyor.
Ahşap ve altından yapılmış.
Birçok göğüs zırhı çıkıyor.
Yani inanılmaz bir işçilik.
Görsellerini paylaştım da anlayacaksınız.
Tutankhamun'un mumyasının görselleri...
paylaşmam diye düşünüyorum.
Onu internetten zaten kolaylıkla da bulabilirsiniz.
Ve lafı açılmışken bu mumya kısmına da biraz değinelim istiyorum.
Çünkü bu mumyalamanın bir felsefesi, bir mantığı var aslında.
Mumya bedeni koruyor.
Peki beden hani ölmüş.
Neden bize lazım? Çünkü Mısır inancına göre ruh ölümsüz olduğu için sonsuzlukta varlığını sürdürürken bir noktadan sonra yine bedene geri dönmek isteyebilirdi.
Özellikle Firavunların bir gün dirilecek.
ne inandıkları için ilk mumyalar Firavunlarla ortaya çıkmışlar.
Daha sonra işte halkın parasına, durumuna ve o dönemdeki şartlara göre işte memurlar, generaller hatta bir süre sonra köylüler bile mumya yapılmaya başlanmış.
Bu mumyalamanın 3 çeşidi var.
Hani para durumuna göre seçebileceğiniz şekilde o kalitelerde ama oralara hiç girmeyeceğim.
Belki başka bir antik Mısır bölümünde daha derinlemesine bakarız onlara.
Bir süre sonra bu inanç artık halkın da inancı olduğu için Bir bakıma bu mumyalama dediğimiz şey Mısır'ın hem sanatı hem de kültürü haline geliyor.
Ve aynı zamanda bu mumyalama işlemi sizin ahirete gitmenizi de garantiye alıyor.
Çünkü bedeniniz olmazsa ahirete gitme şansımız da kalmıyor tabii ki inanca göre.
Ve okuduğumda inanılmaz şaşırdığım bir şey daha vardı.
Ondan bahsetmek istiyorum.
Mesela eğer birisi nehirde boğulursa yani suda ölürse bu durumda oraya en yakın bölgede olan rahipler o cesedle ilgilenmek zorundalar.
Cesede ne aileleri ne akrabaları hiç kimse dokunamıyor.
Rahipler geliyor cesedi alıyorlar ve mumyalıyorlar.
Çünkü nehir kutsal arkadaşlar.
Kutsallıkta ölen birisi ancak kutsal rahipler tarafından himaye altına alınabiliyor.
Yani eğer birisi boğulduysa o saatten sonra...
tapınağın malı haline geliyor.
Ben bu mumya kısmına başka bir bölümde değineyim bence.
Çünkü bölüm çok çok uzayacak yoksa.
Bence burada bitirelim.
Umarım ki çok keyifli bir bölüm olmuştur.
Ben de dinledim. Zeynep demek isterseniz bana Instagram'dan yazabilirsiniz.
Sizden aldığım geri dönüşler beni çok mutlu ediyor çünkü.
Ben Instagram adresimi açıklamalar kısmına bırakacağım.
Oradan ulaşabilirsiniz bana.
O zaman bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
