
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kendi hayatımızın başrolü olmak için gerektiği yerde hayır diyebilmek gerekir. Bu bölümde Zeynep, hayır diyemenin zararlarından, neden diyemediğimizden ve hayır diyebilmek için neler yapabileceğimizden bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Bugün çok önemli bir konuyu, benden çok fazla istediğiniz de bir konuyu konuşacağız.
Hayır diyememek. Bu konuyu konuşalım artık Zeynep.
Mecburuz dediniz. Bence de çok mühim bir konu.
O yüzden de her yönüyle ele alacağız.
Geçen hafta da bu bölüm için iki hikaye paylaştım.
Birinde hayır demeyi biliyor musunuz diye sordum.
%56 diyemiyorum dedi.
Ama bir kısımda dedi ki Zeynep önceden diyemem.
Ama yavaş yavaş demeye başladım.
Seçeneği yok mu? Bunlar da çok güzel gelişmeler bence.
O yüzden bir şey diyemiyorum.
Sonra da şu soruyu sordum.
Neden hayır diyemiyorsunuz?
Gelen cevapları da şöyle biraz toparladım.
Çok fazla geri dönüş oldu çünkü.
Bunlardan bazılarını okumak istiyorum size.
En çok gelen cevaplardan biri karşımdakini kırmamak içindi.
Ayıp olur diye hayır diyemiyorum diyen çok insan var.
Tartışma çıksın istemiyorum.
O yüzden de ne diyorlarsa yapıyorum diyenler.
Bana küserler, yalnız kalırım diye korkuyorum diyenler var.
En çok gelenlerden biri de buydu.
Evet, yalnız kalma korkusu.
Bunlara da geleceğiz, konuşacağız.
Kötü biri gibi gözükmek istemiyorum diyenler var.
Bunların yanında biraz daha stratejik düşünüp ben bir şey istediğimde de onlar hayır diyemesin diye hayır demiyorum diyenler var.
Benim annem bana böyle öğretti.
O da kimseye hayır demez, herkese el uzatır.
Çocukluğumdan beri böyledir.
Artık kendimi de değiştiremiyorum diyenler var.
var. Bu liste böyle uzayıp gidiyor ama genel adlarıyla şöyle diyebiliriz.
Karşımızdaki insan üzülmesin, kırılmasın diye, bize küsmesin, yalnız kalmayalım, kötü gözükmeyelim diye hayır demiyoruz insanlara.
Bazılarımız çabalıyor belki.
Yani kem küm bir şeyler diyoruz ama gün sonunda karşımızdakini ikna edemeyip yine denileni yapıyoruz.
Böyle durumlarda olabiliyor.
Şimdi artık konuya giriş yapalım.
Çünkü kimisi gerçekten önemsiz gibi görse de çok önemli bir konu bu arkadaşlar.
Yani sosyal hayatınızı, ailenizi, işinizi ya da tüm hayatınızı etkiliyor.
O zaman şimdi de şu soruyu soralım.
Biz neden hayır diyemiyoruz?
Bunu konuşalım. Aslında hayır diyebilmek bir beceri.
Bize küçük yaşlardan itibaren öğrenilen ve öğretilebilen sosyal bir beceri.
Peki biz çocukken bize neler söylendi?
İyi bir çocuk olabilmek için bize söylenilen hiçbir şeye hayır demememiz lazım.
Bu öğretildi bize. Hayatımızın ilk başlarından itibaren böyle koşullandık biz belki de.
Hatta çoğumuz böyle çok koşullu sevildik değil mi?
Yani tabii direkt böyle söylemediler bize ama çocukken hissedilenler böyle yetişkinlik çağında dışa vuruyor.
Hissedilenler unutulmuyor çünkü.
Şunu yaparsan seni severim, bunu yaparsan seninle oynarım gibi gibi gibi.
Ve şu an bize hayır demek sanki ait olmak istediğimiz gruptan dışlanmak, terk edilmek gibi şeyler çağrıştırıyor değil mi?
Nietzsche'nin sürü insan ve üst insan felsefesi gibi.
Bütün dünyada sürü ahlakı hakimdir diyor Nietzsche.
Biz dışlanmamak için sürüye uymak yani gruba ait olmak isteriz.
Doğası gereği insan zaten sürü içinde daha rahat hareket ediyor.
Böylece çoğu insanın birbirini destekleme ihtimali de artıyor.
Çoğunluktan destek alınca da çoğu insan gücünü kaybeder der Nietzsche.
Bence burada en çok dikkat etmemiz gereken şey Benliğimizi kaybetmememiz.
Çünkü hayır diyememek sınırlarımızın ihlal edilmesine evet demektir.
Ki sınırlarımız bizim kim olduğumuzu gösterir.
Çok önemlidir. Ama nedense biz bunu biraz değersiz görüyoruz bence.
Şöyle düşünüyoruz hep. Ben fedakarlıklar yapacağım.
Her söyleneni böyle şıp diye yerine getireceğim.
Ve karşı taraf beni böyle el üstünde tutacak.
Aferin be sana diyecek.
Ayakta alkışlayacak belki.
Öyle bir şey olmuyor arkadaşlar.
Yani bu fedakarlık konusuna ayrıca değineceğiz.
zaten. Yazar Paolo Coelho'nun çok güzel bir sözü var.
Başkalarına evet derken kendinize hayır demediğinizden emin olun.
Coelho'nun çok net bir şekilde tespit ettiği gibi başkalarını memnun etmeye şaşırırken kendimizi aslında ne kadar çok ihmal ediyoruz değil mi?
Peki ne gibi zararlar oluyor bu?
Hayır diyememenin Zeynep derseniz şöyle bir örnekle çok net anlayabiliriz bence.
Diyelim ki Ben sizden bir şey istedim.
Bu maddi bir şey de olabilir.
Zamanınızı istiyor da olabilirim.
Bu şekilde manevi bir şey de olabilir.
Zamanımızın ne kadar kıymetli olduğunu bence hepimiz çok iyi biliyoruz.
Bu yüzden özellikle de bu konuda hayırlarımız mutlaka olmalı bence.
Bu örnekte bir kitap istiyorum diyelim.
Ve siz hayır diyemiyorsunuz.
Ama aslında hayır demek de istiyorsunuz.
Ve siz hayır diyemediğiniz için onu bana veriyorsunuz.
Sonrasında içinizdeki benlik, içinizdeki ruh, it benliğiniz...
diyor ki o zaman karşı taraf benden daha önemli ve kıymetli.
Neden? Çünkü siz aslında hayır demek istediniz.
Ama bunu demeyip benim istediğimi yaptığınız için uzun vadede iç benliğiniz bunu böyle kodluyor bence.
Karşı tarafın istekleri benim isteklerimden çok daha önemli.
Hayatımızı yaşayamıyoruz arkadaşlar hayır diyemediğimizde.
Yani bu hayat bizim kendimize ait bir hayatımız, hedefimiz, yapmak istediklerimiz var.
Fakat bu hayatı başkaları için yaşıyormuşuz.
gibi oluyoruz. Bir de şöyle bir kısım var ki insanları üzmemek adına içimizdeki benliği üzüyoruz.
Bu yıllar geçtikçe artık içimizdeki bir huzursuzluğa dönüşüyor.
Özdeğilimize zarar veriyor.
Özgüvenimizize deliyor.
Yoruluyoruz arkadaşlar. Yani sosyal psikoloji teorisinde öz benlik çelişki kuramı, benlik uyuşmazlığı kuramı diye bir şey var.
Kendi benliğinizle çatışmaya girme pahasına karşı tarafa öncelik verdiğimizde içten içe öyle yorgun düşüyoruz ki huzursuzluk doluyor içimize.
Hani o yapmak istemeyip ısrarla yaptırılan şeyler, hayır demek istediğimiz halde aman kırılmasın, aman üzülmesin diye yaptığımız o şeyler bunlar ne oluyor?
Hepsi içimizde birikiyor, birikiyor, birikiyor.
Sonra ne oluyor? Bizim başımız ağrıyor, sırtımız ağrıyor, boynumuz tutuluyor, saçlarımız dökülüyor.
Yani tüm bu birikenler psikosomatik olarak bir yerlerden çıkıyor tabii ki.
Şöyle bir mesaj da gelmişti size bu bölümle alakalı sorular sorduğumda.
Zeynep ben güzel anılmak istiyorum.
Arkamdan sırf hayır dedim diye kötü biri olarak bahsetmesinler.
Elime mi yapışır? Ya yapışır arkadaşlar.
Yani çok da güzel yapışır hem de.
Burada tabii ki her şeye hiç düşünmeden hayır demekten bahsetmiyorum.
içinizden hayır demek gelen olaylardan bahsediyorum.
Bu hayırları kabul etmeyip kendi çıkarlarını hep böyle sizden öne koyan birileri varsa bir hayırınızda hemen arkanızdan kötü etiketini yapıştıran biri varsa zaten ondan gerçek bir dost olur mu?
Soruyorum size. Bu arada ben de yeni yeni elde ediyorum bu hayır deme becerisini.
Bunu başarabilmemdeki en büyük etkenlerden biri de çevremdeki insanları iyice ayıklamış olmam diye düşünüyorum.
Çünkü mesela geçen haftalarda Şöyle bir şey oldu.
Bir arkadaşım aradı. Öyle ayda yılda bir görüşme imkanı bulabildiğim biri de değil tabii ki.
Böyle fırsat buldukça oturuyoruz ediyoruz.
Dedi ki çok sıkıldım hadi hazırlan çıkalım.
Çok emrivaki ki ben çok da sevmem emrivakileri.
Bir planım programım vardır çünkü hani o gün neler yapacağımı daha doğrusu işlerimi gün gün bölerim ve ona uygun ilerlerim.
Benim elimdeki işi bitirmem için o gün evden çıkmamam gerekiyorsa çıkmam.
Sırf hayır diyemediğim için o işlerin biriktiği ve beni...
Böyle günlerce sabahlaya sabahlaya çalıştığım o kadar çok oldu ki ve çok da pişmanım.
Neyse işte arkadaşımın bu şekilde aradığı günde uzun zaman sonra evde tek başıma kalacağım.
Ve çok sakin bir gün planladığım bir ana denk geldi.
Gerçekten de böyle olsun istiyordum.
Yani yeni bir kitaba başlamıştım.
Kendime güzel bir kahvaltı hazırlayıp çok uzun zaman önce listeme aldığım bir filmi izlemek istiyordum.
Böyle keyifli bir gün olacaktı benim için.
Ve ben de dedim ki bugün dışarı çıkmak istemiyorum.
Ama yakın zamanda planlayalım çıkalım.
Tabii ki bu hayırları kalpler kırarak da demiyorum gördüğünüz gibi.
Kendisi de bana dedi ki için mi var Zeynep?
Hani yetiştirmen gereken vesaire bir şey vardır belki diye.
Burada belki de çoğu insan evet diyerek yalan söyleyip karşı tarafı bir ehleyebilir, geçiştirebilir.
Ama ben yalana başvurmak istemiyorum.
Ben kendi kendime sakin bir gün geçirmek istediğim için de seninle dışarı çıkmayabilirim.
Ve sen de benim böyle biri olduğumu bilmelisin.
Hayır dedim ya. Evde duracağım.
Böyle kendi kendime takılacağım biraz dedim.
Sonra ufak bir sohbet ettik.
Okuduğum kitabı sordu. İzleyeceğim filmi sordu.
Tamam hani beğenirsen yaz bana isimlerini falan dedi.
Kapattık telefonu. Şu an küs değiliz.
Geçenlerde de oturduk.
Kitabı da çok beğenmiştim.
O gün o da kitapçıdan aldı.
Böyle uzun uzun konuştuk ettik.
Bu böyle olmalı çünkü. Ama zamanında bir kahve içmedim diye çok tripler çektim mi?
Evet. Küsen arkadaşlarım oldu mu?
Evet ki bu küsme olayına gelecek olursam da biraz çocuk tepkisi olduğunu düşünüyorum.
Ya tabii ki de birine kırılabilirsiniz, kızabilirsiniz.
Ama bunu hani bak sen bana şu gün hayır dedin ya da işte şu gün seni çağırdık ama gelmedin ya ben o gün sana kırıldım diyerek açıklayabiliriz.
Ben bu açık ifadeleri ne zaman kullansam çevremdekiler çok şaşırdı.
Tripattan atmayı seven biri değilimdir çünkü.
Küste kalmam ben öyle.
Çevrenizdeki insanlara sizin de bir hayatınız olduğunu, Kendinize ait bir düzeniniz, bazen onlara değil de önceliği olan bir işinize baktayırmanız gerekebileceği durumlar olabileceğini göstermek
zorundasınız. Ya bir de zaten bu plan program demişken hayır diyemediğimiz için zamanımızda yönetemiyoruz arkadaşlar.
Bir bakıyoruz ki hiç istemediğimiz işleri yapıyoruz.
Bu şekilde de zamanımız eriyip gidiyor.
Ben hep söylerim ajanda muhteşem bir şeydir.
Kullanın, kullandırtın.
Benim de böyle gün gün notlar aldığım, işlerimi planladığım bir ajandam var.
Onun dışına çıkmamı istiyorlarsa hayır.
Ama neye göre hayır derim?
Zamanımız çok kıymetli demiştim.
Bu yüzden de olabildiğince güzel geçirmek istiyoruz.
Elimizdeki bu kıymetli şeyi.
Sohbetini hiç sevmediğim bir arkadaşım pazar günü dışarı çağırdı.
İstemeye istemeye gittim.
Bütün günüm gitti dinlenemedim yazmıştı bir takipçim.
Değmez arkadaşlar. Yapmayın bunu kendinize.
Görüşmek istediğiniz insanlarla görüşün.
Bu hayat istemediğimiz insanlarla görüşmemizi gerektirecek kadar kıymetsiz değil.
Şu hayat filminize başrolü kendinize verin.
İşte o zaman başkalarının istediği insan değil de kendi istediğiniz insan olmaya başaracaksınız.
Ve kendi hayatınızı yaşamaya başlayacaksınız.
Ve böyle her şeye evet demekle sizi ayakta alkışlamayacaklar demiştik.
Dedim ya hani fedakarlık konusundan bahsetmiştik.
Az önce beni dışarı çağıran bir arkadaşımdan bahsetmiştim ya.
Son buluştuğumuzda bu bölümle alakalı birkaç şey sormuştum ben ona.
Hayır diyebilmekle alakalı.
Ve konu fedakarlığa geldi.
Çok duygusallaştı.
Kendisi benim gördüğüm en fedakar insanlardan biridir çünkü.
Annesine babasına öyle düşkündür ki yani bir dediklerini iki etmez asla.
Çok el üstünde tutar.
Üç kardeş onlar. Diğer ikisinden bahsetmek bile istemiyorum.
Yani bayramda bile bir el öpmeye gelmezler diyor arkadaşım.
Ama öyle yaralı ki bu konuda.
Yani diyor ki o kadar çok şey yapıyorum.
Tüm hayatımı onlara adamış hissedecek kadar fedakarlık yaptım onlar için.
Çok memnun olduğum işimi bıraktım.
Onların yanına bu şehre gelebilmek için.
Çok daha düşük bir maaşla çok daha kötü bir şirkette çalışıyorum şu anda diyor.
Kendime bir aile bile kuramadım.
Bu vakti bile ayıramadım kendime diyor.
Ama diğer kardeşlerime verilen değerin çeyreğini dahi göremiyorum.
Benim her hafta yaptığım şeyi senede iki defa yapsalar dahi onlardan iyi evlat asla bulunmuyor.
Çok büyük bir şeymiş gibi karşılanıyor.
El üstünde tutuluyorlar.
Ama ben böyle değilim. Çok pişman hissediyorum bazen böyle uğraştığım için dedi.
Jack London'ın kitabında şöyle bir cümle vardı.
Jack London'ın bir kitabında şöyle bir cümle vardı.
Çiçekler hep varsa kim ne yapsın onları?
Çok severim bu cümleyi.
Ben hep şunu gördüm.
Bu fedakarlık yapan...
Her insanın bu iyi niyeti hep suistimal ediliyor.
Alışılıyor ve artık o kadar normal geliyor ki insanlara.
Sanki bunu yapmak o insanın zaten göreviymiş gibi hissediliyor.
Bakın ben fedakarlık kötüdür de demiyorum zaten.
Yanlış anlamayın beni bu konuda.
Ben aşırı fedakarlıktan bahsediyorum.
Kendi hayatını bir kenara koyup sadece karşı tarafın hayatına odaklanıp hareket edilen fedakarlıklardan bahsediyorum.
Sizi duygusal açıdan yakalayıp iyi niyetlerinizi suistimal etmelerine izin...
vermeyin. Çünkü bazı insanlar vardır mesela.
Sizin içinizdeki bir eksikliği görür.
Oradan vurur sizi. Bir konuya çok duyarlı olduğunuzu biliyordur mesela.
Çok da yoğun olduğunuz bir günde bir telefon gelir.
Bu insanlar çok da kibar yaklaşırlar bu arada.
Ah canım işte şöyle bir iş var elimde.
Sen de bu konuda çok duyarlısın.
Bak gönüllü bir iş hemen aklıma sen geldin.
Halledersin değil mi bunu bugün falan.
Böyle çok ince bir yerden yakalarlar hemen.
Bu tuzaklara düşmeyin.
Çünkü bence en tehlikeli olanlar bu.
Çok kibar olanlar. Peki nasıl hayır diyebiliriz Zeynep?
Ne yapmamız lazım derseniz.
Bu ajanda mevzunu zaten konuşmuştuk.
Hemen bakıyorsunuz programınıza ve kendi işlerinize öncelik vererek.
Baktınız ki bu işler aksayacak.
Hemen hayır diyoruz. Yani çünkü bu işler ertelemeye gelmez.
Sonradan pişman olursunuz.
Ben bunu önceleri çok yaptım.
Hani birilerini kırmamak adına hiç istemediğim insanlarla oturup bir kahve içtim ama eve döndüğümde bir baktım yani yığınlayış hala duruyor.
Ve sırf o... İstemeyerek içtiğim kahve yüzünden kaç gece sabahladığımı bilirim.
O yüzden ben yaptım, siz yapmayın.
Ya da şu an yapıyorsanız acilen bırakın bunu yapın.
Bir diğer önerim de çok da açıklama yapmama.
Çünkü bunu yapmaya başladığınızda açıklama yaptıkça inanılmaz vakit kaybettiğinizde fark edeceksiniz.
Hayır dedikten sonra kısa ve öz bir açıklama yapmak bence çok yeterli.
Karşı tarafı ikna etmeye çalışıyor gibi gözükmeyin yani.
Sadece sizden istediği şeyi yapmak istemiyorsunuz.
Bu kadar basit yani bu özünde aslında aşırı basit.
Ama birazcık zorlanıyoruz tabi bu konuda hak veriyorum.
Bu zamanla aşacağız hepsini.
Bir de açık kapı bırakmayın.
Yani şu bitsin ben sana döneceğim.
Ya da işte ben bir düşüneyim sana yazacağım gibi.
Diyelim ki gitmek istemediğiniz bir ortam var.
Oraya çağrılıyorsunuz ama giderseniz hiç keyif almayacaksınız.
Ben de yaşadım bunu. Ve bunları direkt kesip atmanız gerekiyor.
Yani bu hafta... gelemeyeceğim ve başka zamana artık derseniz yandınız çünkü bu sefer haftaya yine aynı ortam bir araya gelecek ve size tekrar aynı soru sorulacak ve siz yine aynı strese gireceksiniz.
Ne hissediyorsanız bunu söyleyin.
Yani ben o ortamdan ya da gittiğiniz yerden belki gece eğlencelerinden ya da ev oturmalarından artık istemediğiniz şey her neyse hoşlanmıyorum deyin.
Böylelikle her hafta gerçekleşen buluşmalarda aynı strese girmek zorunda kalmayacaksınız ve tüm bu Hayır diyebilme olayını konuştuktan sonra şunu da söylemek isterim ki bunu kibar bir şekilde de yapabiliyoruz
arkadaşlar ya. Hayır demek deyince aklınıza inanılmaz kaba ve düşüncesiz bir profil canlanmasın.
Aksine ne yapmak istediğini bilen, kendi hayatının kararlarını kendisi veren, özgüveni yüksek biri canlansın kafanızda.
Hayır diyememe sorunun bir diğer kardeşi de fark etmez demektir bu arada.
Buna da değinmeden geçmeyeceğim asla.
Çünkü o kadar sevmem ki bu lafı.
Fark etmez. hiçbir şey fark etmez.
Dünyanın iki uç seçeneğini koy önüne.
Peki yani hangisini yapalım?
Fark etmez der o insanlar.
Ya nasıl fark etmez?
Ben zaten yüzlerce seçeneği eledim.
Son iki tane bıraktım sana.
Bunlardan birini de seç bana yani.
Diyorum ki boğazda bir kahvaltı mı simit çay mı yapalım?
Fark etmez. Allah Allah nasıl fark etmeyebilir?
Bu nasıl fark etmeyebilir ya?
İçinizden ne geliyorsa söyleyin arkadaşlar.
Böyle durumlar bence karşı tarafı da strese sokuyor.
İnanın bana böyle Her şeye evet demeyen, istemediği, sevmediği şeyleri de olan insanlar ortamlarda da daha çok seviliyor, daha çok değer görüyor.
Ve hepimiz değer görmeyi hak ediyoruz.
Hepimiz kendi filmimizde başrol olmayı hak ediyoruz.
Bizi bizden daha çok kimse düşünemez arkadaşlar.
Biz içimizden geldiğinde evet, içimizden geldiğinde hayır demeyi hayatımızın merkezine koymalıyız.
Ve umarım ki hayatımızda sizin hayırlarınıza saygı duyan, sınırlarınızı aşmaya bunları...
silmeye çalışmayan insanlar olur.
Çünkü gerçekten hani bu kadar bahsediyorum ama çevre çok önemli.
Arkadaşlıklar, dostluklar, aile çok önemli.
Ve hanginiz hangi şartta nasıl bir durumda hayır diyemiyor onu da bilmiyorum.
Çünkü gerçekten hayır denilmeyecek ortamlar bazen olabiliyor.
Diyelim ki yanınızda patronunuz var.
Hani patronunuzun yanında diyorlar hani Zeynep sen şu işi halletsene diyorlar ve siz orada kötü gözükmemek adına çalışmıyor gözükmemek adına bazen hayır diyebiliyorsunuz.
Bunlar çok detaylı konular.
Bir bölümde belki bir daha konuşuruz bu konuyu.
Çünkü herkes çok yaralı bu konuda.
Ben ne zaman Instagram'da desem ki hani bir sonraki podcast bölümü neyle alakalı olsun arkadaşlar desem %60-70 hayır demek oluyordu.
Gerçekten bu kadar yüksek bir oran bakın.
Çok izleniyordu çünkü.
Derseniz ki bu konuda biraz daha konuşalım.
Ben konuşmak istiyorum. Bana Instagram'dan yazabilirsiniz.
Ben bu hani gelen mesajlara göre vs.
bunlarla alakalı başka bir bölüm yapabilirim.
Instagram adımı zaten açıklamalar kısmına ekliyor olacağım.
Ben de dinledim, ben de buradaydım demek isterseniz mesaj atabilirsiniz.
Çok mutlu oluyorum çünkü geri dönüşlerinize.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
