
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde hayata geç kalmışlık hissi üzerine konuşup, neden böyle hissettiğimize ve bu konuda neler yapabileceğimize yakından bakacağız. Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, ben Zeynep.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine, hoş geldiniz.
Uzun bir aradan sonra, gerçekten çok uzun ama, ikinci sezona başlayabiliriz.
Bu bölümden sonra artık her hafta salı günü yeni bölümde burada olacağım.
Peki bugün ikinci sezona hangi bölümle başlayacağız?
Hayata geç kalmış hissetmek.
Bu işte artık benden geçti ya, benden olmaz artık laflarını konuşacağız.
Bu konu hakkında bölüm yapmamı da çok istiyordunuz.
Çünkü şu mesaj bana çok geliyordu.
Şunu bunu yapıyor Zeynep.
Ben çok mu geriden geliyorum?
İşte ben bugün sizle birlikte bu geç kaldıklarımızı hayata geçirebilmek için artık geç kaldığımızı düşündüklerimize, bu geç hali nasıl karar verdiğimizi ve en önemlisi de bunun gerçekten bu
şekilde olup olmadığına daha yakından bakalım istiyorum.
Peki nedir bu geç kalmışlık hissi Zeynep derseniz?
Genellikle yaşamın birçok alanında başarılı olmak, hedeflerini, hayallerini gerçekleştirmek için zamanında adım atamama hissi.
Dürüst olmak gerekirse bu hisse özellikle de bu yaz çok kapılmıştım ben.
Bunu aşmam da...
çok çok zor oldu. Çünkü bu sene üniversiteden mezun oldum ve hemen işe başlamak gibi bir düşüncem de yoktu kafamda.
Kendime ait işlerim vardı ve hali hazırda üniversitem de bitmişken vaktimi biraz da onlara ayırmak istiyordum açıkçası.
Hala da böyle yapıyorum ve gerçekten çok iyi hissediyorum kendimi.
Ama şu an iyi hissediyorum.
Yani bundan iki ay öncesinde gerçekten çok karışıktı kafam.
Ama şunun farkına vardım ve bana çok iyi geldi bu.
Hayat herkes için aynı şekilde tasarlanmış Herkesin fiziksel özellikleri, karakteri, yaşadığı çevre ve hayat koşulları da farklı bildiğiniz gibi.
Ve bu yüzden herkesin hayatı için istediği şeyler de doğal olarak çok farklı.
Ve kimsenin kimseye benzemediği şu dünyada gerçekten herkesin aynı yollardan geçmesini beklemek, herkesin aynı bitiş çizgisine varmasını beklemek bana pek mantıklı gelmiyor.
Bunu anlamak bana çok iyi gelmişti o dönemde.
Bu geç kalmış ikisi çoğunlukla da çok yanıltıcı bence.
İşte bunun üstüne gerçekten çok düşündüm o dönemde.
Dedim ki yani ne zaman tam zamanı olacak?
Çünkü hayatınız boyunca insanların sürekli ağzında olan şu iki zıt cümleyi duyacaksınız.
Büyürken hayallerini, hedeflerini anlattığın dönemde şu cümle gelecek.
Ya daha zamanın var, acele etme.
Henüz bunların zamanı değil.
Bu sefer büyüyeceksiniz.
Yetişkinlik dönemine geldiğinizde, düzeniniz biraz daha oturduğunda yine yapmak istediklerinizden bahsettiğinizde şu cümle gelecek.
Hazırsanız. Ya senden geçti artık ya.
Ya da işte şimdi mi aklına geldi artık?
Geç kaldın biraz gibi.
Yani peki şu soruyu sormak istiyorum size.
Bu erken olduğu söylenilen dönemden geç olduğu söylenilen zamana biz hangi ara geçiyoruz?
Yani insanların şimdi tam zamanı dedikleri bir dönem neden yok?
Yani ne zaman atlıyoruz biz bu dönemi ben anlamıyorum.
Ama cevap ne biliyor musunuz?
Hiçbir zaman geç kalmışlık diye bir şey yok.
Yani bu his tamamen bir yarış içerisinde hissetmemizin bir dışa vurumu gibi.
Bence zaten içinde bulunduğumuz şartlarda yarış içerisinde hissetmemiz gerçekten çok zor.
Bunun en basit örneği de eğitim sistemi olabilir belki.
Çünkü eğitim hayatınıza başladığınız andan itibaren sürekli kıyas yapmaya, yarıştırılmaya başlanıyorsunuz.
Durmadan sınavlara giriyorsunuz.
Ve bu şekilde yarıştırılmak bir süre sonra hayatın yaşamaktan ziyade mücadele etmekle, yarışmakla ilişkili bir durum olduğuna ikna ediyor sizi.
Bu sisteme girdiğinizde daha çocukken başlıyorsunuz yarışmaya.
Arkadaşlarınızdan geride kalmamak için çalışıyorsunuz, çabalıyorsunuz.
Biraz daha hırslı bir yapınız varsa ya da daha baskıcı bir çevreniz varsa sınıfınızın en iyisi olmak için çabalıyorsunuz.
Sonra ortaokul geliyor, lise, üniversite, belki sonrasında yüksek lisanslar, doktorlar.
Yani hatta iş hayatınızla da bitmiyor bence bu yarış.
Tüm bunları neden yapıyoruz?
Yani mesela tüm bir senemizi bir sınav uğruna harcıyoruz bazen.
Başka hiçbir şeye odaklanamayan insanlar oluyor.
Bu çalışma temposunu birkaç saatlik bir sınavın ellerine tam olarak niye teslim ediyoruz?
Galiba iyi yerlere gelebilmek için.
Yani şimdi de şunu sormak istiyorum size.
Nedir bu iyi yer tam olarak?
Ya kime göre iyi? Ya da bunlardan sonra başardıklarınız tam olarak ne zaman herkes tarafınca iyi kabul edilecek?
Bunun bir sonu yok bence.
Tüm bunları sorduktan sonra yine aynı yere bağlamak istiyorum konuyu.
Herkesin hayat yolunda verdiği mücadele çok farklı.
Çok hem de. Kimisi ilk işini 20 yaşında kurar, sonra çok başarılı olur, mutlu bir hayat sürer.
Kimi 40'ında yapar bunu, o yaşında da başarabilir.
Hatta birkaç örnek vereceğim size.
Hani artık benden geçti ya deseydi hiçbirimiz bu başarılı işleri göremeyecektik mesela.
Bu konu hakkında ayrı bir bölüm daha yapacağım zaten.
Çünkü hayatlarından bahsetmek istediğim çok insan var.
Biraz da ilham olur hepinize.
Yakın zamanda kaybettiğimiz çok da sevdiğim bir oyuncu olan Alan Rickman bildiğiniz gibi Harry Potter'daki Snape karakteriyle hepimizin gönlüne bir taht kurdu.
Kendisi 20'li yaşlarının ortasında başarılı bir grafik tasarımcısıymış aslında.
Aktörlüğü meslek olarak seçip grafik tasarımcılığını bıraktığında tam olarak...
42 yaşındaymış.
Amerika'daki ev hanımlarının rol modeli haline gelen Martha Stewart'ı da duymuşsunuzdur.
Kendisi yıllarca catering işleriyle uğraşmış evet ama 40'lı yaşlarında yayımladığı yemek kitapları ve televizyon programlarıyla dünya çapında tanınır biri olmuş.
Senelerdir bu sektörün içerisinde olan dünyanın en zengin şefleri bile henüz Martha'nın bu başarısına ulaşamadılar mesela.
Spider-Man, Iron Man gibi karakterlerin yaratıcısı olan Stanley'in ilk büyük çizgi romanı 40 yaşından sonra yayınladı.
Grantman Moses isimli ressam resim yapmaya 78 yaşında başlayıp 90 yaşında dünyaca tanınan bir isim oldu.
Ünlü oyuncu Morgan Freeman ilk başrolünü aldığında tam olarak 52 yaşındaydı.
Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Stephen King, 24 yaşındayken hadime olarak çalışıp bir karavanın içinde yaşıyordu mesela.
Ve daha birçok isim, gerçekten çok fazlalar.
Başka bir bölümde inceleyeceğiz böyle hayatları ama ne demek istediğimi anlattınız değil mi?
Hiçbir zaman geç değil.
Bundan yıllar önce, 1895 yılında çocuğunun ölümü 67 yaşındaki bir adamı derinden sarsıyor.
Çok üzülüyor. Çok derin bir kedere gömülüyor.
Ve haftalar böyle geçerken bir gün Moskova Bisiklet Severler Derneği bu adama ücretsiz bir bisiklet ve bisiklet sürme kılavuzu gönderiyor.
Bu adam sabahları çıkıp insanların garip bakışlarına maruz kalarak bisiklet sürmeyi öğreniyor.
Ve her yere bisikletle gitmeye başlıyor.
Bu olayların ardından o dönemde bir gazete şu başlığı atıyor.
Count Leo Tolstoy artık bisiklet sürüyor.
67 yaşından sonra yapıyor bunu.
Acılı bir baba ve dünyaca tanınan bir yazar olarak düşe kalka bisiklete binmeyi öğrenmesi inanılmaz bir örnek bence herkes için.
Tolstoy'un bisiklet hikayesini duyduktan sonra kendinize şunu söylemenizi istiyorum.
Bu hayatta hiçbir şey için geç değil.
Hiçbir... Bir şey için geç değil ya.
Hala nefes alıyoruz. Hala bir şeyler için çabalıyoruz.
Tüm bunları yapabiliyorken neden geçmiyoruz?
Hiç olsun ki bir şeyler için.
Herkesin kendine göre bir zamanı vardır arkadaşlar.
Kıyas yapmayı ve bu kıyaslardan sonra kendinizi yetersiz görmeyi bırakmanız lazım.
Bunu aşmaya küçük başarılarınızdan keyif alarak başlayabilirsiniz bence.
Başarı dediğimiz şey insanların belli kalıplara sığdırabilecek kadar dar bir kavram değil bence çünkü.
Çünkü hayatınız boyunca attığınız büyük küçük adımlar, koyduğunuz küçük hedefler ve başarılar sizi aslında büyük hedeflere ve başarılara götürenler.
Çok büyük hedefler koyunca bazen...
Uzun bir süreç bizi bekliyor oluyor ve bu süre boyunca düşündüğünüz kadar hızlı ilerleyememek, karşınıza çıkan bazı aksilik sizin de hevesinizi kırabiliyor.
Hatta tükenmişlik sendromuna kadar sürükleyebiliyor.
Ama düzenli olarak küçük...
Ne olsa bir şeyler başarma hissi sizi oyunda tutar, umudunuzu yeniler ve bir sonraki hedefinizi başarmanız için size güven verir.
Ve kendinizi geliştirdikçe, özgüveninizi de tazeledikçe hedefleriniz de büyür.
Ve tüm bunların sonucunda olmak istediğiniz yerde tam olarak olmak istediğiniz kişi olabilirsiniz.
Bakın hiçbir şey için geç kalmadınız.
Yaşınızı bilmiyorum. Ama hangi yaşta olursanız olun.
Bazen bana şu mesaj geliyor.
Zeynep ben ne yapacağımı bilmiyorum.
Bu süreçte hiçbir şey yapmadan durmak hayatımı boşa geçiriyor gibi hissettiriyor bana ve hayata her geçen gün daha da geç kaldığımı hissediyorum.
Benim bu konuda yaptığım ve bence benim için en işe yarayan şey yazmaktı.
Düşüncelerimi, fikirlerimi yazmak, istediklerime ve potansiyelime daha da yaklaşmamı sağladı.
Ben zaten senelerdir günlük tutan biriyim.
Birkaç aydır da zaten Instagram'dan sizinle de günlük soruyorum.
Günlük tutmayı alışkanlık haline getirmek isteyenleriniz vardı.
Ben de bir sürü soru hazırladım.
Ben her gün bir soru yanıtlayarak ilerliyordum.
Ama iki günde bir, üç günde bir yanıtlayanlarınız da vardı aranızda.
Ve gerçekten bir baktım binlerce kişi günlük tutuyor hale gelmişiz.
Çok güzel geri dönüşler aldım.
Soruları elimden geldiğince üzerine düşünülecek şekilde hazırlamıştım.
Böyle uzun uzun yazabileceğiniz sorulardı.
Her defasında yetişen soru paylaştım.
Tam bir hafta sürüyordu soruları yanıtlama.
Kasım ayında son bir part daha paylaşacağım.
İstiyorsanız beni Instagram'dan takip ederek tüm bunlara dahil olabilirsiniz.
Ben açıklamalar kısmına bırakacağım zaten hesabımı.
Ama sonrasında soru paylaşmayacağım.
Çünkü 2024 için çok güzel bir şey hazırlıyorum.
Birlikte çok düzenli bir şekilde günlük tutabileceğiz.
Yakında paylaşacağım onu da.
Gerçekten çok heyecanlıyım.
Soru yanıtlamak istemiyorum derseniz de gerçekten aklınıza ne geliyorsa onu yazın.
Masanın başına oturun.
O an kafanızda ne varsa hepsini...
kağıda dökün. Ne kadar iyi geleceğine inanamayacaksınız.
Ve son olarak bölümün başında da verdiğim öneriyi vereceğim.
Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.
Özellikle sosyal medyanın bu kadar kullanıldığı bir dönemde bence bu durum herkese geç kalmış ikisini tattırıyor.
Çünkü orada paylaşılanlar hep çok daha güzel oluyor.
Yani böyle bir tık daha güzel oluyor.
Ya da tanımadığınız biri bile olsa bir anda keşfettiğinizde sizden çok daha genç birinin yaptıkları düşüyor.
En basitinden işte belki bir ev, belki bir araba ya da sizin hayatınızda Hayalinizde olan ufacık bir şey belki.
Tüm bu harika hayatları izlerken ben neden böyleyim?
Yani neden bu haldeyim diye sorusu geliyor insanın.
Ama dedim size herkesin zamanı çok başka.
Herkesin hayali çok başka.
Kimisi 20'li yaşlarını akademik bir kariyer için harcamanın başarı olduğunu düşünürken kimisi dünyayı o yaşlarda gezmenin...
bir başarı olduğunu düşünüyor olabilir.
İki farklı insan düşünül mesela.
İkisi de 30 yaşında. Bir eğitimini tamamlamış, kariyeri yolunda giderken dünyayı geziyor, yeni insanlarla, yeni kültürlerle tanışıyor ve gerçekten çok mutlu.
Yalnız olmakla hayatında birini almıyorken de her şey yolunda hissediyor.
Diğeri ise mutlu bir evlilik yapmış, çocuk sahibi olmuş ve vaktini ailesiyle bolca geçiriyorken yuvası için elinden geleni yapıyor ve bunları yaparken de çok mutlu.
İki farklı hayat ama iki farklı Yani burada en önemli şey de ikisi de kendilerini neyin mutlu ettiğini biliyor.
Bu bence çok kıymetli bir şey ama toplumda ne yazık ki genel olarak böyle bir algı yok.
Çoğunun kabul ettiği bir sıralama var ve herkes buna uymalı gibi geliyor o insanlara.
Arkadaşımla konuşurken geçen gün tam da bu konudan bahsediyorduk.
Sevdiğin, yaparken mutlu olduğun bir işe sahip olmak gerçekten çok büyük bir şükür sebebi.
Herkese nasip olur inşallah dedim yani konuşurken hep.
Sizi neyi mutlu ettiğini keşfetmekle başlamalısınız bence ve o şeyin üstüne gitmek, belki eğitimler almak, belki kendini...
kendi kendinize vakit ayırarak ilerlemek de olabilir.
Size doğru gelmese bile kendi yolundan gitmiş birini gördüğünüzde de onun için çok mutlu olmalısınız.
Çünkü şunun farkında olmamız gerekiyor.
Kimsenin yolu aynı değil.
Kimininki kısa, kiminin uzun, bazılarınınki fazla engebeli, çakıllı, bazılarınınki nispeten yürümesi biraz daha kolay ama yine de kimin nasıl bir yoldan geçtiğini bilemeyiz.
Çünkü bazı şeyler her zaman gözüktüğü gibi olmayabilir.
O yüzden insanları kapağına göre yargılamaktansa benimsedikleri yaşam biçimine saygı duymak gerekiyor bence.
Bu çok kıymetli bir şey çünkü.
Çünkü o o yolu seçmiş.
Herkes kendi seçimlerini yaşar bu hayatta.
Olması gereken şey her ne ise olması gerektiği an Kendini gösteririm.
Bunu da unutmayın. Bu bölüm dinleyen herkes için bir kırılma anı olsun.
Farkındalık yaşayalım istiyorum. Çünkü birkaç ay önce ben bu hissi bahane olarak kullandım, fark ettim.
Bir şey yapmak istiyorum ama kafamda şu var.
Keşke daha önce başlasaydım.
Şimdi artık geç oldu.
O zamanlar başlasam şimdi ne kadar güzel bir yerde olurdum.
Mesela iki sene önce yoga'da ders almaya başlamıştım ve çok iyi gidiyordum.
Bana mental olarak da çok iyi geliyordu.
Ama üniversitede o yoğunluğun içerisinde hep geride kaldı o.
Ve geçen ay tekrar düzene sokmak istediğimde gerçekten çok zorlandım.
Çünkü kafamda sürekli şu var.
Devam etsem şu an şunu yapıyor olacaktım belki.
İşte şu harekette çok iyi olacaktım belki gibi gibi gibi.
Ama bunlar hep bahane arkadaşlar.
Yani geç kalmak benim bahanemdi.
Geç kalmak hepimizin bahanesiydi bence.
Bunu anladım ve bu sefer de bunu geç fark ettiğim için daha da sinirlendim.
Normalde de çevremde böyle bahanelere sığınan insanları gördüğümde dışarıdan bakan bir göz olarak hemen anlayıp kızardım onlara.
Moral motivasyon verirdim.
Hani onlar bunu istiyor da çünkü yanlış anlamayın.
Ama bunu benim de yaptığım gerçekten çok sonradan fark ettim.
Fark edince de bu konuya daha farklı bakmayı öğrendim.
Sonradan iyice baktığımda şunu fark ettim.
Aslında geç kaldığımı düşünüp zamanı bahane ettiğim şeyler için doğru zaman tam da şu an.
Yani evet aslında geç kalmak diye bir şey.
hiçbir zaman var olmadı.
İki sene önce başlasaydım da tam zamanı olacaktı.
Şimdi başlasam da öyle olacak.
Anladınız değil mi ne demek istediğimi?
Bu bölümün de artık sonuna geldik.
Son olarak şunu söyleyebilirim ki kendinizi haksızlık etmeyi bırakın.
Bir yarışta olmadığınızın farkına varın.
Bu hayata bir kere geldiniz.
Elinizdekilerin kıymetini bilerek ve her zamanda herkesin kendine ait bir yolu olduğunun farkında olarak ilerleyin.
Geçmiş için yapacak bir şeyimiz yok artık.
Ama bugünümüzde bir şeyleri değiştirebiliriz bence.
Bu bölümden sonra bu konuda güzelce bir düşünmenizi istiyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Ben de buradayım demek isterseniz ben aşağıya Instagram hesabımı bırakıyor olacağım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
