
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Her bir kiraz çiçeği, hayatın geçiciliğini ve bu anın kıymetini fısıldar. Bu bölümde Zeynep, bu büyüleyici geleneğin ardındaki anlamı ve bize öğrettiklerini keşfedecek.
Transkript
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastına hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bahar'ın ilk günlerini düşünmenizi istiyorum.
Havanın böyle hafif serini oldu.
Ama güneşin teninize değdiğinde de size birazcık kışın bittiğini hatırlattı o anları.
Japonya'da bu günler takvime sadece bahar geldi diye not düşülerek geçilmez.
Çünkü bu dönem ülkenin dört bir yanında milyonlarca insanın sabırsızlıkla beklediği bir olaya sakura yani kiraz çiçeklerinin açmasına işaret eder.
Ve işte o zaman Japonya'nın sokakları, parkları, nehir kenarları bir anda...
pembe ve beyaz tonlara bürünür.
Ağaçların dalları sanki kış boyu sakladıkları en değerli sırrı sonunda açıklamaya karar vermiş gibi bir anda çiçeklerle dolarlar.
Ama bu güzellik tıpkı hayattaki birçok şey gibi çok kısa sürer ve belki de işte bu yüzden o anlar bu kadar değerlidir.
Bugün Kiraz çiçeklerinin felsefesini konuşacağız arkadaşlar.
Hanami kelimesi Japonca'da çiçek izlemek anlamına geliyor ama aslında bundan çok daha fazlası.
Yüzyıllardır Japon kültürünün ayrılmaz bir parçası oldu hanami.
Sadece bir ağaç altına oturup çiçeklere bakmak değil, hayatın geçiciliğini ve...
O ağanın güzelliğini fark etmek demek.
Hanami'nin kökeni Nara dönemine bu 710-794'e kadar gidiyor.
O zamanlar insanlar erik çiçeklerini izlemek için toplanırdı.
Fakat Heian döneminde kiraz çiçekleri bu geleneğin merkezine oturdu.
İmparatorlar, aristokratlar saray bahçelerinde şiirler yazarlar, sake içerler, müzik dinlerlerdi.
O günlerden bugüne...
Hanami halkın her kesiminin sahiplendiği bir gelenek haline geldi.
Şimdi Tokyo'da bir parkta ya da Kyoto'da bir tapınak bahçesinde yan yana oturan insanlara bakarsanız işte bir yanda takım elbiseli ofis çalışanları, bir yanda okuldan çıkmış öğrenciler, bir yanda aileler
hepsi aynı şeyi yaparlar.
Gökyüzüne uzanan dallardaki çiçekleri sessizce izlemek.
Sakura'nın böylesine derin bir anlam taşımasının sebebi ömrünün kısalığı arkadaşlar.
Çiçekler sadece bir ya da iki hafta boyunca dağlarda kalır.
Sonra rüzgarla savrulup toprağa düşerler.
Ve işte tam da burada Japonların çok önem verdiği bir felsefi kavram devreye girer.
Mono no aver.
Türkçe'ye tam olarak çevirmek zor ama kabaca şöyle diyebiliriz.
Bir şeylerin faniliğinin farkında olarak hissettiğimiz tatlı hüzün.
Yani güzelliğin tam da geçici olduğu için değerli olması.
Bugün Hanami geçmişe göre daha çok kalabalık, daha neşeli, daha sosyal bir etkinlik gibi görünebilir.
Ama aslında derininde hala o sessiz farkındalık var.
İnsanlar fotoğraf çekiyor, piknik yapıyor, kahkahalar atıyor ama bir noktada mutlaka durup gökyüzüne bakıyorlar.
O kısa anlık duraklamada herkes aynı şeyi hissediyor.
Bu an... Bir daha gelmeyecek.
Belki gelecek yıl yine sakuralar açacak.
Ama aynı arkadaş grubuyla, aynı duyguyla, aynı parkta olmayacak.
Ve bana sorarsanız Hanami'nin güzelliği tam da burada.
Hayatımızda her şey sonsuzmuş gibi davranıyoruz ama aslında hiçbir şey sonsuz değil.
İşte Sakura bize bunu en nazik, en zarif şekilde hatırlatıyor.
Sakura Japon edebiyatında sadece bir ağaç ya da çiçek değil.
Zamanın akışı, gençliğin geçiciliği ve hayatın kırılganlığı üzerine düşünmenin sembolü.
Yani Japon ya da biri kiraz çiçeklerinden bahsediyorsa...
Aslında güzellik ve vedanın aynı anda var olmasından bahsediyordur.
Eskiden yazılan hikayelerde Sakura genellikle aşkın ilk heyecanıyla eşleştirilirmiş.
Açıyor, herkesi büyülüyor ve kısa sürede yok oluyor.
Tıpkı bazı insan ilişkileri gibi.
Bu yüzden yazarlar okuruna tek bir çiçek sahnesiyle bir aşkın bütün hikayesini anlatabiliyormuş.
Şiirlerde de durum aynı.
Mesela haikular.
Şu üç satırlık çok sade ama insanın içine işleyen Japon şiirleri var ya.
Bir haykuda kiraz çiçekleri sabah güneşiyle solup rüzgarda savrulur dendiğinde aslında çiçeğin kendisinden çok hayatın kırılganlığı anlatılıyor.
Aslında çiçeğin kendisinden çok hayatın kırılganlığı anlatılıyor.
Ve bu durum sadece Japonya'ya özgü değil.
Dünyanın başka yerlerinde de Sakura aynı duyguyu veriyor insana.
Mesela Amerika'da, Washington DC'de kocaman bir sakura festivali var.
O ağaçlar 1912'de Japonya tarafından dostluk hediyesi olarak gönderilmiş.
Orada da insanlar çiçeklerin ömrünün kısalığını bilerek kutlama yapıyor.
Tabii biz Japonya'ya geri dönersek günümüzde hanami kutlamaları bazen çok kalabalık ve sosyal medya dolu geçebiliyor.
Ama yine de sakura dağlarının altında durup sessizleşen, gözleri dalıp giden birini gördüğünüzde Hala o mono no aware dediğimiz o duyguyu yaşadığını anlayabiliyorsunuz.
Yani güzelliğin geçici olduğunu bilerek ona hayran olmak.
Günümüzde Hanami Japonya'da neredeyse herkesin dört gözle beklediği bir dönem.
Mart sonu Nisan başı geldiğinde televizyonlarda sakura takvim yayınlanıyor.
Tıpkı hava durumu bülteni gibi hangi şehirde kiraz çiçekleri ne zaman açacak tek tek gösteriliyor.
İnsanlar ona göre piknik planları yapıyorlar, izin alıyorlar.
Hatta tren biletlerini haftalar öncesinden ayırtıyorlar.
Hanami günü geldiğinde parklarda büyük mavi piknik örtüleri seriliyor.
Öğle saatlerinden akşama kadar süren bu buluşmalarda Herkes evinden ya da marketten yiyecekler getiriyor.
Bento kutularındaki renkli yemekler, çaylar, sake şişeleri.
Bazen iş arkadaşları bir araya geliyor.
Bazen de aileler ve arkadaş grupları.
Ama bana en ilginç gelen şey bu kutlamanın sadece yemek ve sohbetten ibaret olmaması.
İnsanlar sakura ağacının altına oturduklarında ister istemez yukarı bakıyorlar.
Dağların arasındaki gökyüzüne çiçeklerin hafif rüzgarı...
Zigerde savruluşuna bakıyorlar.
Bir noktada kalabalığın uğultusu bile arka planda kayboluyor ve herkes o anın içinde kalıyor.
Gece hanamisi diye de bir şey var.
Yozakura deniyor.
Ağaçlar özel ışıklarla aydınlatılıyorlar.
Çiçekler karanlıkta neredeyse parlıyor arkadaşlar.
O görüntü o kadar büyüleyici ki insan ister istemez bu sadece bir çiçek değil ya diye düşünüyor.
Ama tabii günümüzde Hanamini modernleşmesiyle birlikte eleştiriler de tabii ki artıyor.
Bazı kişiler bunun biraz festival havasını...
döndüğünü, o geleneksel sakinliğin ve Sakura karşısındaki o derin saygının kaybolduğunu söylüyor.
Sosyal medyada fotoğraf çekme telaşı, işte kalabalık gürültü bazen o mononoever dediğiniz o duygunun önüne geçebiliyor.
Yine de ister geleneksel ister modern olsun Hanami hala insanlara aynı gerçeği hatırlatıyor.
Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez arkadaşlar.
Sakura bu mononoever Dediğimiz kavramın bu duygunun en güçlü simgesi.
Çünkü dedim ya sadece bir iki hafta çiçek açıyor.
Sonra tüm o güzellik rüzgarla birlikte yere düşüyor.
Bu hissi bence biz de biliyoruz.
Şöyle anlatayım. Mesela bu nasıl bir şey biliyor musunuz?
Tatilin son günündeki o garip duygu gibi.
Çok güzeldi ama bitecek.
Ya da bir arkadaşın uzun zaman sonra görüp vedalaştığın o an var yani.
İçinde hem bir mutluluk var hem de hafif bir hüzün var.
Mono no aver tam olarak bu.
Bu kavram Japonya'da sadece edebiyatta değil günlük hayatta da hissediliyor.
Eski bir çay seremonisinde, bir tiyatro sahnesinde hatta sıradan bir sohbetin sonunda bile bu an bir daha gelmeyecek düşüncesi.
O anın değerini çok arttırıyor.
Ben çok isterdim şahsen bu Hanami olayını yaşamayı.
Orada gidip kiraz çiçeklerini izlemeyi.
Bu arada Tokyo, Kyoto, Osaka gibi büyük şehirlerde ünlü Hanami noktaları var.
Mesela Tokyo'daki Ueno Park.
O dönemde adeta insan seline dönüşüyor.
Sabah erkenden gidip yere işte piknik örtüsünü seren gruplar var.
Çok iyi bir manzara kapmak çok ciddi bir iş.
Bazı şirketler genç çalışanlarını gün ağırmadan gönderip yer tutturuyorlar arkadaşlar.
İş çıkışı herkes toplanıyor.
Sakuraların altında yemekler yeniyor, şarkılar söyleniyor, kahkahalar atılıyor.
Hanami'nin Japon toplumunda sosyal bağları güçlendirmesi bence en bir üretici taraflarından biri bu arada.
Çünkü bu... Sadece bir çiçek izleme etkinliği değil.
Aslında insanların bir araya gelip aynı anda hem doğayla hem de birbirleriyle bağ kurduğu bir zaman dilimi.
Normalde iş hayatına çok yoğun olan sabah treniyle işe gidip akşam geç saatte eve dönen Japonlar hanami zamanı birazcık duruyorlar.
O şirketin en ciddi yöneticisi bile sakuranın altında elinde bir bento kutusuyla oturup genç çalışanlarla gülüp sohbet edebiliyor.
Bu Japon kültüründe hiyerarşinin en yumuşadığı anlardan biri bence.
Bir de şu var ki Hanami kuşaklar arasında da köprü kuruyor.
Yani büyük anne ve büyük babalar gençlere işte bizim zamanımızda Hanami böyle olurdu diye başlıyor.
O an eski Japonya'nın hikayeleriyle bugünün coşkusu birleşiyor.
Yani o pembe çiçeklerin altında sadece bahar kutlanmıyor.
Aynı zamanda bir toplumun hafızası tazeleniyor.
Bu etkinliğin Japonya'ya ekonomik olarak da etkisi çok büyük tabii ki.
Tahmin ettiğimizden de büyük.
Çünkü bu sadece parkta çiçek izlemekten ibaret değil bildiğiniz gibi.
Aynı zamanda koca bir bahar ekonomisi yaratıyor.
Her yıl sakura mevsimi yaklaşırken marketlerde, kafelerde hatta büyük markalarda bile sakura temalı ürünler çıkıyor.
Sakura aromalı içecekler, tatlılar, mochiler hatta sakura desenli Starbucks kupaları bile çıkıyordu.
Bu ürünler yalnızca yerel halk için değil turistler için de kocaman bir çekim unsuru.
sektör zaten bu dönemden çok ciddi kazanç sağlıyor.
Çünkü sadece Japonya içinde değil, dünyanın dört bir yanından insanlar Sakura zamanı ülkeye geliyorlar.
Oteller, restoranlar, tren şirketleri hepsi bu döneme özel kampanyalar yapıyor.
Bazı oteller odaların pencerelerinden görünen Sakura manzarası için ekstra ücret talep ediyor ve bu turistlerin değer olarak gördüğü bir şey.
Yani Hanami bir yandan kültürel bir gelenek olarak yaşarken diğer yandan da Japon ekonomisini milyarlarca yer kazandırıyor.
Ama bana göre asıl ilginç olan şey bu ekonomik boyutun bile o geçicilik hissini asla bozamaması.
Yani bir yandan ticaret var, reklamlar var, hediyelik eşyalar var.
Ama insanlar yine de o çiçeklerin altında oturduklarında ellerindeki kahve kupası ister sakura desenli olsun ister olmasın.
Aynı duyguyu yaşıyorlar. Bunlar birkaç hafta sonra yok olacak.
Ve işte Hanemi'nin bize anlattığı her şey aslında hayasın kendisini özetliyor.
Bir ağacın dallarında rüzgarın en ufak dokunuşuyla savrulma pembe yapraklar bize şunu hatırlatıyor arkadaşlar.
Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor ve bu kötü bir şey değil.
Çünkü geçici olan şey...
aynı zamanda en değerli olan şeydir.
Belki de o yüzden sakuracının altında otururken insan içten içe bir teşekkür ediyor hayata.
Bunu bana yaşattığın için teşekkür ederim gibi.
Çünkü biliyorsun ki bir yıl boyunca beklediğin bu an göz açıp kapayıncaya kadar geçecek.
Ve belki de o yüzden daha dikkatli bakıyorsun.
Daha çok dinliyorsun.
Daha çok hissediyorsun. Hanami sadece Japonya'nın değil hepimizin ortak bir dersi bence.
Ne kadar güzel olursa olsun.
Hiçbir an sonsuza kadar sürmüyor.
Ve belki de işin büyüsü burada başlıyor.
Güzelliği yakalamak tam kaybolmadan önce.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım dinledim demek isterseniz diğer sosyal medya hesaplarım açıklamalar kısmında bulabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
