
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Fotoğraflarla aranız nasıldır? Hayatı telefon ekranının ardından yaşayanlardan mısınız? Bu bölümde Zeynep, anılarımızı kalıcı hale getirmeye çalışmak için yaptığımız fotoğraf çekme eyleminin, aslında hafızamıza nasıl etki ettiğinden, kendi anılarımız için yaşamaktan ve telefon bağımlılığından bahsediyor.
Zeynep’i Instagram’dantakip etmek için tıkla!
Zeynep’i Youtube’dantakip etmek için tıkla!
Podcast hesabını Instagram’dantakip etmek için tıkla!
Transkript
Herkese merhabalar, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün açtım mikrofonumu.
Arkada böyle çok güzel bir yağmur yağıyor.
Benim çok sevdiğim havalar.
Peki ne konuşmaya geldim?
Şöyle aslında bir soruyla başlamak istiyorum.
Fotoğraflarla aranız nasıl?
Hani böyle elinde sürekli telefonla gezen bir insan mısınızdır mesela?
Böyle bütün konseri elindeki telefonun ekranından izleyenlerden misiniz?
Mesela yeni bir ülkeyi geziyorken gözleri sadece Instagram'a atacağı post için güzel arka plan arayanlardan mısınız?
Böyle de çok sorguya çekiyor gibi oldu ama biraz kendimizi eleştirelim istiyorum ben bu konuda.
Çünkü bugün bu bölümde fotoğraf çekmeye çalışırken, anılarımızı kalıcı hale getirmeye çalışırken aslında anı kaçırıyor muyuz sorusunun üzerine konuşacağız.
Fotoğraf çekmek istememizin arkasında yatan şeylere bakacağız.
Bu fotoğrafları çekmenin hafızamıza aslında neler yaptığını da konuşacağım.
Ama öncesinde tabii ki az önceki soruya bir cevap vereyim istiyorum ben.
Bence hem evet hem de hayır.
Konser örneği üzerinden gidelim.
Şu an öyle bir devirdeyiz ki bırakın 2 saati.
İnsanlar 5 dakika bile duramıyor telefon olmadan.
Sosyal medyada geziniyor tamam.
İş için de çok elimize alabiliyoruz telefonu.
Bir de tabii ki keyfi olarak yapıyoruz bunu.
Nasıl keyfi? Gittiğimiz yerlerde çekim yapmak için mesela.
Etkinliklerde, konserlerde, böyle tatlı kafelerde insanların iki dakika düşmüyor telefon elinden biliyorsunuz.
Çok merak ediyorum. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gerçekten merak ediyorum.
Çünkü benim burada bahsettiğim şey böyle hatıra kalsın diye bir iki kare fotoğraf çekip telefonu cebinize koymak değil.
Biliyorsunuz ki yani yanlış anlaşılma olmasın burada.
Ben hayatı hep telefon ekranının ardında yaşamaktan bahsediyorum.
Konser örneğini de bu yüzden verdim.
Instagram'a çünkü bir giriyorum.
İki saatlik konserin bir buçuk saatini storylerinden izleyebileceğiniz insanlar tabii ki var.
Sizin de çevrenizde.
Üzücü olan belki onları paylaştıktan sonra telefon hafızası böyle doluyor uyarısı geldiğinde o videoların 10 saniye içinde çöp kutusuna gidiyor oluşu olabilir.
Belki bilmiyorum. Herkes görsün istiyorsun o konsere gittiğini ama olaya sen dahil olamıyorsun işte.
Yani böyle güzel bir anı yaşayamamaktır bu benim gözümde.
Bu hayatta anılar biriktiriyorsak kendimiz için.
Arkadaşlar yani insanlara bakın ben çok güzel bir hayat yaşıyorum demek için değil ki zaten bence artık sosyal medyada gösterilen hayatların gerçeği %100 yansıtmadığını da çok iyi
biliyoruz. Peki Zeynep?
Ne yani ben fotoğraf çektim diye anı yaşamıyor mu oldum?
Hayır. Burada kendimi birazcık daha açıklamak istiyorum.
Şöyle ki yaşadığımız her anı anı yaşıyorum diyerek yaşayamayız zaten.
Ama ne yapabiliriz?
Parçalara bölebiliriz.
O konserin tamamını telefon ekranının ardından izlemek yerine çok sevdiğin belki sende bir anısı olan o şarkının bir bölümünü hatıra olarak kaydedebilirsin.
Tabii ki de. O videoyu tekrar tekrar izleyip o ana dönmek isteyebilirsin belki gelecekte.
Ben bu hatıralara hiçbir şey demiyorum bakın.
Ama olmaması gereken ne biliyor musunuz?
2024'te Instagram'ın bir süre kapalı olduğu o süreci hatırlıyor musunuz?
Tam o sıralarda insanlar tatile gidecekti.
Rezervasyonları yapılmıştı.
Belki bavulları bile hazırdı.
Turizm sektöründe çalışan bir arkadaşım Ege bölgesinde bir otelde çalışıyor o.
zaman açılacağına dair net bir bilgi olmadığından ötürü önümüzdeki haftanın rezervasyonlarının %30'u iptal edildi Zeynep.
dedi bana konuşurken. %30 bakın şaka gibi geldi bana o an.
İnsanlar o an tatilde olacaklarını an an paylaşamayacaklarını bildikleri için o aralıkta tatil yapmaktan vazgeçebiliyorlar.
Çünkü bazı insanlar bir yere giderlerken birbirinden güzel anılar biriktirmek için değil de ilk olarak ben buraya gittim diyebilmek için gidiyorlar.
Bazı insanlar artık bir arkadaşıyla kahve içip sohbet etmeye kafe ararken Kahvesinin güzel olup olmadığına değil de Instagram'a atılacak post çıkar mı bu kafeden diye bakıyorlar.
Ben seninle görüşeyim, şöyle bir içimi dökeyim, bankta da otursak, çimlerde de otursak sorun değil diyen kaç kişi kaldı ben bilmiyorum.
Ama ben insanların sadece sosyal medyaya fotoğraf, video atabilmek için bir şeyler yaşamaya çalıştığını görünce nedense bir üzülüyorum.
Bu bölümü kaydetme sebebim de galiba bu.
Ama... Aslında anıların daha kalıcı olmasını sağlamak için yaptığımız bu fotoğraf çekme işinin pek düşündüğümüz gibi olmadığını da anlatmak istiyorum.
Orası ayrı. Nasıl yani Zeynep'ciğim?
Evet, fotoğraf çekiyoruz ve anılarımız artık daha kalıcı hale geliyor diyebilirsiniz.
Ama yapılan bir çalışmaya göre anıların ne süreyle ve ne kalitede korunduğunu etkileyen çok önemli bir faktör var.
O da fotoğraf çekmek.
Uzmanlar buna yük boşaltımı.
diyor. Yani bir anı fotoğrafladığınızda o anı hatırlamak için fotoğraf makinesine güvenmiş oluyorsunuz.
Yani beyniniz aslında şöyle diyor.
Ben nasılsa bu anı bu fotoğrafa bakarak hatırlayabileceğim.
Bu yüzden güçlü bir anı üretmeme gerek yok diyor.
Bu konu hakkında Linda Henkel tarafından bir çalışma yapılmış.
Onu anlatmak istiyorum şimdi.
Bu çalışmada 42 öğrenci 3 gruba ayrılıyor ve bir müzeye götürülüyorlar.
Bu müzede ilk grup Cep telefonlarıyla bir resmi fotoğrafını çekiyor.
Sonrasında da 15 saniye boyunca resmi inceliyorlar.
İkinci gruptakiler fotoğraf çekiyorlar.
Ancak hemen sonrasında fotoğrafı silmeleri isteniyor.
Yani sonradan fotoğrafa bakamayacaklarını da biliyorlar.
Sonra onlar da 15 saniye boyunca resmi inceliyorlar.
Üçüncü grupta ise hiç fotoğraf çekilmiyor.
Sadece resmi 15 saniye boyunca inceliyorlar.
Sonra bu üç grubun telefonlarına el koyuyorlar arkadaşlar 10 dakikalığına.
Bu sürenin ardından onlara bir test yapıyorlar.
Gördükleri bu resimle alakalı bir test bu.
Sizce hangi grup daha iyi hatırlıyor?
Bir tahmin edin bakalım.
Hiç resim çekmeyen bir grup vardı ya hani 3.
Bu grup diğer iki gruba göre resmin detaylarını çok daha iyi hatırlıyor.
Çok büyük bir farkla hem de.
Neden peki? Aslında şöyle ki fotoğraf çekerken odaklandığımız bazı şeyler var ya hani işte açıdır, parlaklıktır falan.
Fotoğrafı çekerken bize bir başarma hissi veriyor.
Yani sonrasında bu resimlere eşit süre bakılıyor olsa da o kişi zaten iyi bir iş başardığı duygusuna kapıldığı için resmin detaylarına odaklanma ihtiyacı hissetmiyor.
Ben nasılsa detayları sonradan tekrar görebilirim.
gibi düşünüyor. Beyin böyle çalışıyor yani o an.
Ve gelin görün ki bu da böyle bir şey yol açıyor.
Konu nereden nereye geldi?
Ama olsun. Ben severim biliyorsunuz böyle daldan dala atlamayı.
Konu bir de fotoğraf çekmek olunca daha neler neler konuşulur.
Ben aslında bu bölümü 19 Ağustos'ta paylaşmayı da isterdim.
Dünya Fotoğrafçılık gününde böyle detayları severim.
Bu seferlik böyle oldu.
Fotoğrafçılık deyince de akla gelen ilk isimlerden Ara Güler'in Portres'in çektiği Salvador Dali ile olan bir anısını anlatmıştım.
Salvador Dali bölümünde.
O bölümü dinleyenler hatırlarlar.
O bölüm de zaten bu podcast'ın en uzun ama çok da sevilen bölümlerinden.
Henüz dinlemediyseniz.
Onu da bir dinleyin derim.
Şimdi ben yine bu bölümün ana fikrine dönmek istiyorum ama bu sefer biraz daha başka bir açıdan bakacağız.
Hani ben dedim ya insanlar sosyal medyada bir şeyler paylaşabilmek için bir şeyler yaşıyorlar artık hayatlarında diye.
Bundan telefon bağımlılığına geçeceğim.
Çünkü benden inanılmaz fazla istenen bir konu bu.
Yani teknolojiyi, sosyal medyayı daha bilinçli kullanma konusu.
Ekran süremi azaltmak istiyorum Zeynep.
Mesajlarıyla dolu benim DM kutum.
Bu bölümü de en yakın zamanda paylaşacağım.
Ama şu an nomofobiden bahsetmek istiyorum.
Nedir bu? Nomofobi cep telefonundan...
Uzak olma korkusu şeklinde tanımlanabilir arkadaşlar.
Bilhassa genç kesimde çok hızlı yayılan bu çağın hastalığı aslında.
Nomofobi şöyle bir şey.
O insanlar telefonun yanında olmadığında kendisini eksik hissediyor.
Böyle bir boşluk duygusu hissi oluşuyor.
Ya da telefonun yanındaysa aşırı bir telefonu kontrol etme isteği var.
Sürekli böyle. Telefonun şarjı bitince kendini çok yoğun, çaresiz hisseder o insanlar mesela.
Bu çağımızın hastalığı...
olma yolunda gidiyor arkadaşlar.
Ama bakın biz bu hayata geldiysek biz yaşamalıyız bu hayatı.
Kendimiz için yaşamalıyız.
Ve böyle yaşarken de telefonumuzu bazen bir kenara bırakabilmeliyiz.
Zeynep sen hiç mi fotoğraf çekmiyorsun?
Hani böyle hep anı mı yaşıyorsun?
Tabii ki de hayır. Ben ki Bu şekilde fotoğraf biriktirmeyi de seven bir insanım.
Ama burada anlattığım şey şu değil.
Instagram'a güzel post çıksın diye bir şeyler çekmeye çalışıyorum.
Story atabilmek için sürekli bir şeyler çekmeye çalışıyorum gibi.
Benim 2025 hedeflerimden biri zaten fotoğraf albümü oluşturmak.
Kendime bir analog kamera almak.
Ama ben hatırlamak istediğim anlarda bir kare fotoğraf çekiyorum.
Ve aslında filmli makine almamın sebebi de bu.
Tek bir kare çekebilmek istiyorum o an.
böyle akıllı telefondaki gibi peş peşe 50 tane poz çekip Onlarla uğraşmak istemiyorum.
Çok doğal, anlık olsun.
Sonrasına gidip toplu bir şekilde onları teslim alayım istiyorum.
Benim bahsettiğim şey bunlar değil.
Yani hatıra biriktirmek, anı biriktirmek bu şekilde albümlerle, fotoğraflarla bana birazcık zaman yolculuğu yapmak gibi hissettiriyor.
O yüzden çok seviyorum.
Yani bu şey gibi benim çocukken ya da gençken olan fotoğraflarımı ileride çocuklarıma gösterdiğimde mesela sanki o ana dönüyormuşum gibi böyle çok Farklı bir his uyandırıyor
bende. Şu an annemin babamın da gençlik fotoğraflarına bakıyorken öyle.
Çünkü... Unutulabiliyor bir şeyler.
Ama hiç beklemediğiniz anda o evin içinden bir kare mesela.
O evin her köşesini hatırlatabiliyor.
Ben böyle hatıraları seviyorum.
Böyle anları yakalamayı seviyorum.
Ama hayatı telefonun arkasında yaşamayı sevmiyorum.
Bu konuya daha önce girmiştim bir podcast bölümünde sanırım.
Yurt dışına gittiğinde ya da şehir dışına gittiğinde YouTube'a video çek konusunda olabilir.
Çok zor. Arkadaşlar hep kamera arkasında dünyaya bakmaya çalışmak bence çok zor.
Bunu şey zor olarak düşünmeyin işte.
Çok külfetli bir iş.
İnsan çok yoruluyor fiziksel olarak falan değil.
Bence çok kaçırıyor insan hayatı.
Bu açıdan zor. Ben istiyorum ki ben yeni bir yere gittiğimde ben oraya bakayım.
Ben orayı gezeyim. Kitapçılarında gezeyim.
Marketlerinde gezeyim.
Gezeyim yani o an orada olayım istiyorum.
Ve bu bence sürekli story atayım.
Şöyle bakın buradayım.
buraya gittim, buraya gittim demekten çok daha kıymetli.
Benim burada anlatmak istediğim aslında bu.
Bence siz anladınız ana fikri genel olarak.
Başkaları görsün diye yaşamanın anlamı yok.
Bir defa geldik bu hayata.
Enerjimizi, vaktimizi neye harcıyoruz?
Aslında en önemli soru bu.
Yani o kadar efor sarf ediyoruz.
Fotoğraflar, ışıklar bilmem neler.
Ne için? Soruyorum sadece ne için?
Bu fotoğrafa bu kadar özenmeniz, bir arkadaşınıza sadece fotoğraf çekmek için buluşmanız ne için?
Anlık çekilmiş bir fotoğraf, o an nasıl olduğunu anlatan her köşesiyle, her ayrıntısıyla çok daha kıymetli değil mi?
Benim gözümde öyle birazcık.
Belki de ben yanlış düşünüyorumdur, bilmiyorum.
Ama ben bu hayatta enerjimi ve vaktimi...
nelere ayırdığım konusunda gerçekten çok kafa yoruyorum artık.
Çünkü ikisi de benim için çok kıymetli şeyler.
Vaktim çok kıymetli.
Hak etmeyeni ayırmıyorum artık vaktimi.
O storyleri işte yok şöyle fotoğraflar, böyle fotoğraflar.
Bir konsere gittim.
İki saatlik konseri bir buçuk saat çekeyim de story atayım.
Hiç böyle şeylerim yok.
Çünkü dediğim gibi ben o an orada olmak istiyorum.
Orada olunca daha fazla hatırlıyorum böyle.
Kafamın arkasında o anıların orada olduğunu biliyorum.
O yüzden merak da ediyorum bu konuda düşündüklerinizi.
Ama şunu söyleyerek bitirmek istiyorum.
Bu hayat bizim. Biz olarak yaşayalım.
Bizim için yaşayalım.
Çünkü vaktimizde, enerjimizde her şeyimiz çok kıymetli.
Umarım ki anlatabilmişimdir anlatmak istediklerimi.
Kendinize çok iyi bakın.
Beni sosyal medyadan takip etmek isterseniz ve de kitap kulübümüze dahil olmak isterseniz lütfen ulaşın.
Youtube'dan detaylı videoya da ulaşabilirsiniz.
Haftaya salı sabah.
altıda. Görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
