
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
"Sanki her şey herkese yetiyor ama ben eksik kalıyormuşum," hissi tanıdık geldi mi? Bu bölümde Zeynep, "fırsatları kaçırma korkusu" olarak adlandırılan foto hakkında konuşuyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bugün birazcık mikropluyum.
Kusuruma bakmayınız.
Aslında epey iyileştim böyle.
Sesim birazcık şey kaldı ama o da geçecek inşallah birkaç güne.
Yine de her şeye rağmen bu hafta tabii ki de podcast bölümü gelecekti.
Ve hepimizin de...
Yani daha doğrusu çok büyük çoğunluğumuzun da muzdarip olduğu bir konudan bahsedeceğim.
Çok ortak yaşadığımız bir duygu olduğunu düşünüyorum ama tabii ki de hiçbir şey üstesinden gelinemeyecek bir şey değil.
Bir şeyleri kaçırıyor olma duygusundan, yani bir şeylere yetişemiyor olma duygusundan, bir şeylerden geri kalıyor hissetme duygusundan bahsedeceğiz bugün.
Şöyle bir telefonu açtınız, Instagram'da şöyle bir gezindiniz.
Şu terfiye almış, bu yine sabah yürüyüşüne çıkmış.
Bu yine diyetini çok güzel yapmış.
Hiç de kaçamak yapmamış.
Şu çok mutlu. Şu buraya gitmiş.
Ne iyi yapmış. Tüm bunlar çok güzel.
Ama ben o yürüyüşe çıkamadım.
Ben terfiyi alamadım.
Ben şuraya gidemedim.
Ben şu konuda mutlu olamadım.
Yani sanki her şey herkese yetiyor ama ben eksik kalıyormuşum.
gibi hissediyorum dediğiniz bir an oldu mu?
Bu giriş birazcık tanıdık geldiyse sizlere bugün seveceğiniz bir konudan konuşacağız.
FOMO hakkında konuşacağız.
Yani fırsatları kaçırma korkusu arkadaşlar.
Bu his tam olarak az önce anlattığım gibi aslında.
Yani herkes yürüyüşe gidiyor, herkes işinde her gün daha başarılı oluyor, herkes mutlu.
Sanki bir ben öyle değilmişim.
Bu bölümde aslında sosyal medya konusuna çok fazla gireceğim.
Ben bunun için ayrı bir bölüm de yapacağım.
Evet genel olarak elveda sosyal medya isimli bir bölüm kesinlikle yapacağım.
Çünkü ben kendim son 3 aydır diyebilirim sanırım.
Bu konuda fazla kontrol altına aldım.
İyi de yap. Çünkü bu halinden çok memnunum.
Ve ben bundan birkaç bölüm önce de bahsettiğimde hani ya bırakamıyorum diyen çok oldu.
Bu bir alışkanlık artık. Telefon ne zaman böyle yanınızda olsa bir açıp bir bakayım ya neler olmuş, kim ne atmış hisse.
Tüm bunların hepsini konuşacağız bugün.
Burada da tabii ki de sosyal medyaya çok değineceğiz.
Çünkü sosyal medya FOMO'nun en büyük tetikleyicilerinden biri.
anlık ya da çok böyle süslü püslü şekilde sunmaları ve bu bazen İnsana kendini kötü hissettiriyor.
Bu eminim bir kez dahi olsa tatlımız bir şeydir yani.
Çok basitinden yataktan kalkmış bir story atıyor ve peri gibi yani.
Ama biz sosyal medyanın şu kısmını unutuyoruz.
Orada gördüğümüz her şey aslında gerçekte olan şeyler değil.
Ve bakıyoruz sonra kötü hissediyoruz.
Çünkü belki biz yataktan kalkınca hiç de öyle gözükmüyoruz.
Çok yorgun oluyoruz, çok çalışmışız, az uyumuşuz.
Olabiliyor böyle şeyler. Ya da LinkedIn'da birinin işe girdiğini görüyoruz.
Gördüğünüzde de aynısı geçerli oluyor yani.
Arka planını hiç görmüyoruz.
O işe alırken ne yaptı, ne kadar uğraştı, bunun için belki de nelerden feragat etti hiç bilmiyoruz.
Biz sadece işe girdiğini görüyoruz ve kötü hissediyoruz.
Çünkü biz belki de giremedik o istediğimiz işe ama bir başkası girdi.
Bir de şöyle ki bence FOMO'nun en önemli kısımlarından biri de şu.
Eminim ki çevrenizde de vardır böyle biri.
Belki de bu sizsinizdir.
Bilmiyorum. Bazı insanlar vardır böyle hani aynı ortamdasınızdır.
Ama o orada değildir.
Telefona gömülmüştür sıfır iletişim.
Yani direkt telefonda karşımızda görüyoruz onu ama o burada değil asla yani.
Çünkü FOMO insanlarla sağlıklı iletişim kurmamızı da engelliyor.
Yani bizi insanlardan, sevdiğimiz insanlardan, belki çok güzel bir anı olacak şeylerden bile koparıyor.
Burada aslında şu soruyu sormamızı istiyorum kendimize.
Sabah uyanır uyanmaz neden sosyal medyaya bakıyoruz arkadaşlar?
Neden? Telefonu hemen elimize alıp bir...
Instagram'a, TikTok'a artık en çok hangisini kullanıyorsanız birine neden giriyoruz?
Ben normalde bunu nasıl kestiğimi anlatacağım ki ben bir de sosyal medya iş olarak da yapan bir insanım.
Ve bu beni bazı noktalarda çok zorladı gerçekten.
Çünkü çok erken kalktığım bir süreç oldu.
Yani 6-7 gibi.
Ve bu hani eğer ki zaten bu saatlerde kalkıyorsanız işiniz için tabii ki de sizin normaliniz olabilir ama ben genel olarak evden çalıştığım için o süreçlerde ve böyle erken kalkma gibi bir zorunluluğum
olmadığı için de ilk başlarda hep şöyle yapıyordum.
Ben gece insanıyım falan deyip gece dörtlere beşlere kadar oturuyordum sabaha kadar bu şekilde çalışıyordum.
Sonra resmen öğlene doğru uyanıyordum ve bu düzen beni hiç mutlu etmiyordu açıkçası.
Ben de çok erken saatlerde güne başlamaya karar verdim.
Çok da iyi geldi bana. Hala elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum bunu.
Ve bu süreçlerde aslında sabah kalktığım gibi story atıyordum.
Hani kalktığım her şey yolunda işte bugün de başardım gibi.
Ama bunu yapmamaya başladım.
Çünkü şu an bazen işte sabah...
7'de de uyansam. İlk sorum belki 10-11'i buluyor.
Çünkü telefonumu elime almamaya çalışıyorum.
Yani alsam bile bu sosyal medyaya girmek için olmuyor.
Çünkü çıkamıyorum.
Ben de insanım. Ben de öyle hani hemen 5 dakika takılayım falan olmuyor.
Yatakta yatıyorum. Takıldıkça takılıyorum falan.
Sonra diyorum ki Zeynep ne yapıyorsun?
Sen bunun için uyanmadın bu saatte.
O yüzden bu şekilde bir çözüm buldum.
Ve bu hani sebepsiz yere telefon alma şeyimizden nasıl vazgeçti?
geçeriz diye çok düşündüm.
Çünkü şu bile oluyor. Mesela çok yoğunsunuz.
Öğle arası vakti geldi ve siz belki de bir çay, bir kahve alıp çok sakince oturup dinlenebilirsiniz.
Çünkü çok yoruldunuz belki de zihin olarak çok yoruldunuz.
Ama ne yapıyoruz? Telefonu elimize alıyoruz.
Dinlenmeye çıkıyoruz aslında ama asla dinlenmiyoruz.
Yani Instagram'da o reels'larda gezinirken belki de kafanızın rahatladığını, dinlendiğinizi düşünüyor olabilirsiniz.
Ama maalesef ki böyle değil.
Daha fazla stres yüklüyoruz.
Şu inanılmaz bir bilgi akışı var.
Bu zihnen daha da çok yoruyor insanı.
Ve bunu biz telefona bakmamız için hiçbir sebep yokken dahi yapıyoruz.
Buna da hayalet titreşim sendromu deniyor arkadaşlar.
Yani durduk yere telefonu kontrol etme.
Ve en can alıcı yerlerden biri de kesinlikle normal hayatımızı dahi milletin hayatıyla belki de çok önemli anlarıyla kıyaslayıp durmamız.
Çok yersiz bir mutluluk rekabeti içerisindeyiz.
Bence kesinlikle farkındalık kazanılıp dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü sonucunda ne oluyor Zeynepciğim?
Tabii ki de kendimizi eksik hissediyoruz arkadaşlar.
Hani bu şey gibi bir noktaya geldi ve ben aşırı üzülüyorum böyle insanlar gördüğümde de.
Öyle bir tüketim çılgınlığı ki bir şey onda olmadığında eksik hissediyor kendini.
Yani ben onu daha almadım.
Belki de milyon tane ruju var ama o son çıkanı ben hala denemedim.
Almam lazım, şöyle yapmam lazım.
Bunu gerçekten farkında olmadan yapıyoruz ama belki birazcık da olsa farkındalık kazanalım diye bu konu hakkında konuşmak istiyorum.
Bir tek FOMO mu var peki?
Hayır. Birçok farklı çeşidi var bu korkulardan.
Bunlardan biri mesela sosyal medya üzerinden gidiyorken bahsetmek istiyorum.
Foji. Sosyal medyadan bir paylaşım yapıp geri bildirim alamama korkusu.
Bunlardan bir başkası FOBO arkadaşlar.
Bu da daha iyi seçeneklerden korkma anlamına geliyor.
Yani bir şey aldığınızı düşünün.
Kafada sürekli şu var. Ya daha iyisi varsa.
Ya ben şuraya bakmamıştım.
Ya orada daha güzeli varsa.
Şunu alamadım. Hani aklı hep...
Daha iyisi varsa da daha arayışı asla bitmiyor arkadaşlar.
Ve çok enteresan yerlere gidiyor.
Benim en sevdiğim korku çeşidi.
Şimdi sıradaki korkumuz BOMO arkadaşlar.
Bir şeyleri kaçırıyorum kesin ama acaba ne kaçırıyorum hissi.
Eğer ki böyle düşünüyorsanız hani böyle bir tedirginlik var içinde.
Bir şeyleri kaçırıyor gibi hissediyor ama ne kaçırdığını da bilmiyor yani.
Bir sebep de yok ortada.
Böyle bir korkunuz varsa bomunuz var arkadaşlar.
Ve son olarak çoğumuzda olması gereken...
Bu bence. Kaçırmaktan haz alma.
Jomo. Yani FOMO'nun tam zıttı arkadaşlar.
Bu şöyle bir şey. Yani sosyal medyaya girmemek ve bundan haz almak.
Bir şeyleri kaçırmaktan hoşlanmak.
Böyle değişik kavramlar da var tabii ki.
Ama biz dönelim FOMO'ya.
FOMO peki bu çağın korkusu mu?
Hayır. Tabii ki geçmişlere vardı.
Ama sosyal medyayla birlikte daha da şiddetlendi.
Daha ciddi sonuçlar olmaya başladı.
Kaygı, bozukluğu gibi, depresyon gibi.
Belki de bu yüzden şu an çok fazla dile getiriliyor.
Aslında FOMO'yu ilk defa 2000 yılında tüketici davranışlarının mercek altını alan Dan Herman tarafından duyduk.
Onun tanımladığı düşünülüyor yani.
Ve o şöyle tanımlıyor.
Tatlı ve çok aşırı açıklayıcı bir tanım bence.
Güzel ve renkli birçok şekerin olduğu bir şekercideki çocuğun sadece çok az bir kısmına sahip olduğunu da hissetti.
...gibi bir deneyim demiş.
Yani şekeri alıyor ama aklı hala alamadıklarında böyle bir his FOMO.
Ve bu FOMO dediğimiz şey yani gelişimleri kaçırıyor olmak.
korkusu, gündemi kaçırma korkusu, sosyal medya platformlarında neler olup bittiğinden haberdar olamamaktan kaynaklanan bir tür korku çeşidi.
Ve bu korku, bu kaygı yani bize sürekli telefonumuza, sosyal medya hesaplarımızı kontrol etmemizi Buna sebep oluyor.
Ama sosyal medyaya şöyle bakmanız gerektiğini düşünüyorum.
Orası sanal bir dünya ve hiçbir zaman %100 olarak yansıtmayacak hiçbir şeyi.
Bu sebepten ötürü, bu paylaşımlardan ötürü kişi sürekli kıyaslıyor.
O kişi daha mutlu. Şu çocuk şunu yaptı, bu buraya gitti.
Kendinizle kıyaslıyorsunuz.
Özbenliğinizle kıyaslıyorsunuz.
Ve kişi sürekli olarak başkalarının hayatını izleyip kendini yetersiz hissettiğinde öz değerini sorgulamaya başlıyor.
Bu da tabii ki ruh sağlığını olumsuz etkileyen bir döngü yaratıyor.
Yani FOMO çok kötü bir şey mi?
Herkese göre değil. Bazı araştırmacılar FOMO'yu motive edici buluyor.
Psikolojik bir güç gibi yorumluyor.
İtici bir güç gibi düşünün bunu.
Ama bazı araştırmacılarda FOMO'nun hem ruh hali hem de yaşam memnuniyetimizi olumsuz etkilediğini düşünüyor.
Ben biraz ikinci taraftayım ama tabii ki de neresine bakmak isterseniz.
Ve bir klinik psikolog diyor ki kişi hayatından memnun olmadığı zaman hayatını umursamazca daha tatmin edici hale getirmenin yollarını aradığı için FOMO riskiyle karşı karşıya
gelir. Yani bir şunu düşünelim.
Hayat... Memnuniyetimiz ne durumda?
Arkadaşlar buna bir bakalım.
Belki de böyle bir memnuniyetsizlik varsa bunu sosyal medyada gördüklerimize değil de kendi içimize dönerek.
Hani ben bu hayatta ne istiyorum?
Ya da şunu istiyorum ama bunu elde etmek için neler yapabilirim?
Nasıl bir yol çizebilirim?
Sıra sıra hedeflerim neler olmalı ki oraya girebilirim?
Bu şekilde kendi içimize dönerek düşünmek bence çok daha fazla yol kat ettirecektir bize.
Şimdi şöyle ki FOMO sendromu yaşayan kişiler sıkıntılı duygular hissettiği zaman stres ve limbik sistem anında devreye giriyor.
amigdala ve hipotalamus aktifleşiyor.
İnanılmaz bir stres altında.
O yüzden hemen sosyal medyaya saldırıyor.
Ya da başka platformlara saldırıyor.
Çünkü neden? Mutlu değil ve başkalarının nasıl olduğunu görmek istiyor.
Ben mutsuzum, onlar nasıl?
Onlar ne yapıyor? Yani insanız.
Çevremizde insanlarla birlikte yaşıyoruz ve dışlanma hissi gerçekten berbat bir his.
Biliyorum. Beynimizin dışlanma durumu yaşadığımız zaman tepki veren özel bir bölümü var arkadaşlar.
Bizim amigdalamız.
Yaşamı tehdit eden bir şey olunca anında devreye giriyor.
Alarma geçiyor. O yüzden amigdalası hassas olan bireyler dışlanmışlık ve gelişmelerden haberdar olamama durumu karşısında diğerlerine göre daha tepkisel davranabiliyorlarmış.
Yani dışlanan kişi o stresten kurtulmak için FOMO'ya yakalanıyor.
Burada bir sürü etken var.
Rekabet hissi gibi bir etken var mesela.
Hani çünkü rekabetçi insanları düşünün.
Hep daha fazlasını ister.
Hep bir tık daha ilerisini ister.
Ya da en En iyisi onda olsun ister.
Buna gücü yetmese bile ister.
Yani belki bütçe olarak yetmiyor mesela.
O en pahalı çantayı istiyor.
O kızda gördüğü çok pahalı ayakkabıyı istiyor belki de.
Buna gücü yetmese bile bir çare bulur.
Yani borç alır, kredi çeker, bir şey yapar.
Ama bunu yapar. Çünkü neden?
Hayatıyla mutlu değil.
Memnun değil bir şeylerden.
Ve bunu yaptığı zaman o...
Gördüğü kız bunu aldığında mutlu bir yüz ifadesi takındığı için sanıyor ki o da onu aldığında mutlu olacak.
Arkadaşlar ya şöyle bir olay oldu.
Ben hala atlatamadım bunu.
Arkadaşım anlattı bana da ve şok oldum yani.
Instagram kapanmıştı hatırlarsanız.
Ve arkadaşımın arkadaşı tatile gidecekti o hafta ve bunu iptal etti.
Instagram kapalı diye...
tatili rezervasyonunu iptal etti.
Çünkü insanlara gösteremeyecekti o an.
Sen orada çok sevdiğin bir insanla tatile gidiyorsun.
Çok güzel anılar biriktireceksin.
Ve bu sırada sırf insanlara geçirdiği güzel vakti gösteremeyecek diye iptal ettiler bu tatili ve ne desem bilmiyorum.
Benim çok sevdiğim bir alıntı var.
Büyüklere pembe kiremitten bir ev gördüm.
Pencerelerinde sardunyalar.
Damında güvercinler vardı derseniz o evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler.
Onlara 100 bin franklık bir ev gördüm demeniz gerek.
O zaman aman ne güzel diye bağırırlar.
O yüzden çocuklar konuşmak için harfleri kullanır.
Oysa yetişkinlerin konuşabilmek için rakamlara ihtiyacı vardır.
Lafına çok katılırım.
Çünkü sizler bir çocuğun okuduğu kitabı anlatırken şu kitabı da...
Çok duyuyorum epey satıyor bu ara dediğini duymazsınız.
Onun şusu daha güzel minvalinde ufak mutsuzluklara ve hayal kırıklıklarına rastlamışsınızdır tabii ki.
Ama şunun şusunu 20 kişi görmüş, 6'sı yorum yapmış, bazısı görüp beğenmemiş bile deyip bu istatistiksel veriler yüzünden moral bozan çocuk gördünüz mü?
Özellikle şu son zamanlarda aldığı beğeniden hiç memnun olmayıp hikayelerini buna açık açık söyleyip mutsuz olduğunu belirten insanlar da...
görüyorum ve hatta beğenmeyeceklerse takip etmemelerini isteyecek duruma gelenleri de görmedim demeyeceğim.
Bakın öncelikle sondan başa doğru ilerleyelim.
Kimse kimsenin paylaşımını beğenmek zorunda değil.
Artık işte beğenmezsem veyahut yorum atmazsam üzülür tribünden de çıkalım.
Üzülmesin. Rakamları önemsememeyi öğrensin.
Hepimiz öğrenelim. Yani yaptığınız paylaşımın güzelliğini rakamlarla kıyaslamayın.
Hele ki bu kıyaslamayı arkadaşlık ilişkilerinizde hiç yapmayın.
Kameranın yukarı kaldırıp altında oturduğunu devasa ağacın yapraklarını çektin.
Ama sadece 10 beyni aldı.
Peki bu sayı senin o ağacın altındayken yaşadığın huzuru, şayetki yanında bulunan sevdiğinin mutluluğunu mu ölçtü?
Şunu özellikle ilişkilerinizde yapmayın.
Ya şu çift fotoğraflarına özenip de yaptığınız kıyaslamaları bir kenara bırakın.
Şahane fotoğraflarınız yok belki ama onun ne halde olduğunu tek lafından anlayacak kadar iyi tanıyalım.
Belki birbirinizi.
Ya da onu el yazısından tanıyacak.
Sizden başka biri yoktur belki.
Bunların rakamsal bir karşılığı yok.
Ama çok büyük anlamları ve değerleri var.
O yüzden sosyal medya kısmına girersem daha da konuşacağım.
Ama en azından bu...
Fırsatları kaçırıyor olma korkusuna azıcık değinmek istiyorum.
Çünkü gerçekten insanlar sahip oldukları fırsatların farkına varamıyorlar.
Başka hayatlarla kıyaslıyorlar.
Daha çok şeye, daha büyük bir eve, daha güzel bir yaşama sahip olması gerektiğini düşünüyor ve sonunda da mutsuz oluyor.
Sahip olduklarımızın farkında bile olmuyoruz.
Böyle bir silkelenip kendimize gelmemiz gerekiyor bence.
Neler yapabiliriz FOMO için?
İlk olarak farkındalık kesinlikle çok önemli.
Biraz daha bilinçli hareket etmek çok önemli.
Bunun dışında çok tatlı bir öneri yapmanızı mutlaka isterim.
Şükran duyduğunuz şeyler üzerine düşünün.
Hatta istiyorsanız yazın, bir liste hazırlayın.
Ben bunu çok fazla bölümde söyledim, yine söyleyeceğim.
Kaçırmadıklarınızı düşünün.
arkadaşlar. Nelere sahipsiniz?
Nelere sahip olduğunuz için çok mutlusunuz?
Bunu yazın. Ve bu hayatta kaçırmadıklarım listesi yapımının adında.
Göreceksiniz ki aslında gerçekten elinizde çok fazla şey var.
Ve bu bile çok iyi geliyor insana.
O yüzden bu bir öneri.
Bunun dışında telefon konusunda ne yapabiliriz?
Ben bildirimleri kapalı kullanıyorum genelde sosyal medyayı.
Epey değişimi görüyor açıkçası.
Yoksa zırt pırt saçma sapan bildirimlere sürekli giriyorum.
Bunun dışında telefon kullanmayarak yaptığım bazı hobilerim, aktivitelerim var.
Bunları yaparken telefonu asla elime almıyorum.
Yani çok önemli bir haber beklemiyorsam, çok kritik bir şey yoksa telefonu benden birazcık uzak bir kenara koyuyorum ve o vakti sadece o sevdiğim şeyi yaparak getiriyorum.
Çok iyi geliyor. Tavsiye ederim.
Böyle. Birazcık fazla konuştuğum yani bu hasta halimle bu kadar konuştuysam bana da helal olsun.
Sağlıklı iken bu kadar konuşmuyordum.
Ama son zamanlarda böyle birazcık kısa kısa gelmişti bölümler bazılarınıza.
Bu böyle güzel uzun uzun bir sohbet olsun.
Umarım ki keyif alarak dinlemişsinizdir.
Eğer ki dinlediyseniz ben buradaydım demek isterseniz bana instagramdan yazabilirsiniz.
Çok mutlu olurum. Hem kendi hesabımı hem de podcast'in instagram hesabını açıklamalar kısmına bırakıyorum.
olacağım. Kendinize çok iyi bakın.
Haftaya, cuma, yine sabah altıda görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
