
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Coco, unutulmakla yüzleşmek, hatırlamakla iyileşmek üzerine bir hikâye. Bu bölümde Zeynep, sadece filmi değil, kültürünü, yapım sürecini ve hepimize dokunan duyguları da konuşuyor.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün içimizi ısıtan, bir yandan gözlerimizi doldururken bir yandan da yüzümüzü gülümseten bir animasyondan bahsedeceğim.
Coco. Bilmiyorum siz ne zaman izlediniz, ilk ne hissettiniz ama benim için bu film ilk dakikasından itibaren sadece bir çocuk filmi olmadığını gösteren yapımlardan biri oldu.
Hatta Bu bölümü planlarken de sadece şunu düşündüm.
Neden hala animasyon dendiğinde akla sadece çocuklar geliyor?
Çünkü bu film gibi örnekler bunun çok daha ötesinde bir şey sunuyor bize.
Şöyle başlamak istiyorum. Coco aslında bir filmden çok bir hafıza projesi gibi.
Pixar bu filmi yaparken sadece güzel bir hikaye anlatmayı değil...
Aynı zamanda bir kültürü doğru yansıtmaya da hedeflemiş ve bu tahmin ettiğinizden çok daha uzun, çok daha zahmetli ve dikkatli bir süreci beraberinde getirmiş.
Mesela... Şunu biliyor musunuz arkadaşlar?
Pixar koku yapmaya karar verdikten sonra tam 6 yıl boyunca araştırma yapmış.
Evet yanlış duymadınız 6 yıl boyunca ekip Meksika'yı karış karış gezmiş, köyleri ziyaret etmişler, ailelerle kalmışlar, bayramlara katılmışlar, evlerdeki ofrendaları görmüşler.
Çünkü sadece renkleri almak değil ruhu anlamak istemişler.
Bu yüzden Coco sadece bir Pixar filmi değil, aynı zamanda Meksika kültürüne duyulan büyük bir saygının da ürünü.
Şimdi öncelikle biraz bu kültürden bahsedelim istiyorum.
Coco, Día de los Muertos yani Ölüler Günü'ne odaklanıyor.
Ve bu bayram bizim alışık olduğumuz bu yaz havasındaki anma günlerinden çok farklı.
Orada ölüm korkulacak bir son değil, aksine yeni bir tür bağ kurma hali.
Kaybettiğimiz sevdiklerimizin bizi ziyarete geldiklerine inanılıyor.
Onları karşılamak için evlerde ofrenda denilen sunaklar hazırlanıyor.
Fotoğraflar, sevdikleri yemekler, özel eşyalar yerleştiriliyor buna.
Çünkü bu inanışa göre bir ruh ancak fotoğrafı oradaysa ve ismi anılıyorsa dünyaya geri dönebiliyor.
Ve bu inanç Coco'nun kalbinde duran ana fikir aslında.
Hatırlamak yaşatmaktır diyor.
İşte bu yüzden filmde unutulan karakterler sadece ölmüyor.
Yavaş yavaş siliniyorlar.
Bu fikrin animasyon diliyle anlatılması o kadar etkileyici ki bir çocuğun bile anlayabileceği kadar sade ama bir yetişkinin derinden sarsacak kadar da güçlü.
Ben mesela filmi ilk izlediğimde Hector'un hikayesinde kendimi çok duygusal yakaladım.
Yani sadece ailesine dönmek isteyen bir adam değil o.
Aynı zamanda adının unutulmaması için çırpınan biri.
Çünkü adını söyleyen kimse kalmadığında o da yok olacak.
Ve o anda ister istemez şunu sormaya başlıyorsunuz.
Ben unutulduğumda gerçekten yok mu olacağım?
Şimdi burada birazcık geriye saralım ve filme geri dönelim.
Filmde Miguel adında müziğe tutkusu olan bir çocuk var.
Ama ailesi müziği kesin bir şekilde yasaklamış.
Çünkü yıllar önce büyük büyük babası ailesini terk edip müzisyen olmuş.
Ve bu olay aile hafızasında bir travmaya dönüşmüş.
Bu yüzden ailede müzik neredeyse lanetli bir şey gibi.
Ama Mikkel müziği içinde tutamıyor.
O bir hayalperest, o tutkuyla yanıyor yani.
Ve bu çatışma sadece müzik yapabilir miyim, yapamaz mıyım gibi basit bir meseleden çok daha büyük bir şeyi temsil ediyor.
O da kendi kimliğini bulmakla ailenin geçmişi arasında kalmak.
Bunu yaşarken bir anda kendini ölüler diyarında buluyor.
Burada animasyonun yaratıcı dünyasına hayran kalmamak elde değil.
Sadece görsel olarak değil fikir olarak da muazzam bir dünya kurulmuş.
Mesela ölüler diyarının mimarisi gerçek Meksika şehirlerinden ilham alınarak tasarlanmış.
Farklı dönemlerden kalma mimari stiller üst üste bindirilmiş.
Çünkü orası farklı dönemlerde ölmüş insanların bir arada yaşadığı bir yer.
Yani tarih üst üste yığılmış gibi.
Bu sadece estetik bir tercih değil.
Aynı zamanda zamanın nasıl iç içe geçtiğini gösteren çok akıllıca bir detay bence.
Peki animasyon teknikleri açısından neler olmuş Zeynep'ciğim derseniz.
Coco'nun yapım sürecinde Pixar özellikle ışıklandırma ve parçacık efektleri için özel yazılımlar geliştirmiş.
Çünkü Ölüler Diyarı hem gerçek üstü hem de sıcacık hissettirmeliydi.
Kemiklerin hareketi bile başlı başına bir mühendisli kişi olmuş.
İskelet karakterlerin yürüyüşü, mimikleri, jestleri üzerine haftalarca çalışılmış.
Hatta Hector'un o hafif kambur yürüyüşü yaşadığı hayatın izlerini taşıması için özel olarak animasyonlaştırılmış.
Yani film sadece duygusal değil.
Teknik olarak da olağanüstü detaylara sahip bence.
Beni asıl etkileyen şeylerden biri şu olmuştu.
Miguel'in tutkusu, Hector'un hayal kırıklığı ve Coco'nun sessizliği film boyunca aynı yerden sesleniyor.
Lütfen beni unutma.
Ve bu çağrı sadece karakterler arasında geçmiyor.
İzleyiciye de yöneltiliyor.
Biz kimi unuttuk?
Kimin hikayesini yarım bıraktık?
Ve belki de daha önemlisi bizim hikayemizi kim tamamlayacak?
Remember Me şarkısı filmde 3 kez çalınıyor ve her seferinde bambaşka bir anlam kazanıyor.
İlkinde büyük bir şov olarak duyuyoruz.
İkincisinde Hector'un kızı için yazdığı bir ninni olarak ve sonuncusunda Miguel'in yaşlı ninesi Coco'nun gözlerini dolu dolu açtığı hafızasının kilidini açan bir ana dönüşüyor.
İşte o an tüm hikaye birleşiyor.
Bir çocuğun müziğe olan tutkusu, bir babanın özlemi, bir annenin sessizliği ve nesiller arası kırılmalar hepsi o küçük çarkın içinde çözülüyor.
Ve tam burada şunu da söylemek gerekiyor.
Animasyonlar çocuklara yöneliktir diye düşünmek Bu gibi eserleri görmezden gelmek anlamına geliyor bence.
Çünkü animasyon bir tekniktir, bir anlatım biçimidir.
İçeriği ise her yaştan izleyiciye dokunabilecek kadar güçlü olabilir.
Coco da bu konuda çıtayı çok yukarıya çekiyor bence.
Hem bir çocuğun dişlerini anlatıyor, hem bir ailenin kırılgınlığını anlatıyor.
Hem bir kültürün hafızasını, hem de bir insanın unutulmama isteğini anlatıyor.
Ama Coco'nun asıl büyüsü belki de şu.
İzleyicisini sadece ağlatmıyor.
Ki ben çok ağlayan bir insanım Coco'da.
Aynı zamanda düşündürüyor da.
Kendimizin bir gelin yerine koyarken, Hector'un özlemini içimizde hissederken ya da Coco'nun sessizliğinde kaybolurken bir noktada fark ediyoruz ki bu hikaye sadece onlara ait değil.
Hepimizin içinde benzer yaralar, bastırılmış duygular, konuşulmamış geçmişler var.
Coco o geçmişle barışmaya çağırıyor bizi.
Aileden gelen yüklerle yüzleşmeye, unutulmuş hikayeleri tekrar anlatmaya, adını bilmediğimiz ama izini taşıdığımız insanlarla içten bir ba...
kurmaya çağırıyor bizi. Bir de ilginç olan şu ki filmdeki karakterlerin hepsi bir şekilde kırık.
Kimi terk edilmiş kimi unutulmuş kimi susturulmuş ama film bize şunu gösteriyor ki kırık olmak dağılmış olmak kopmuş olmak bir şeyin sonu değil.
Eğer birbirimizi dinlersek, geçmişi anlamaya çalışırsak ve birbirimizi hatırlarsak iyileşmek gerçekten mümkün.
Ve burada animasyonun dili devreye giriyor.
Çünkü animasyon gerçek hayatta ağır gelebilecek bu duyguları bize çok renkli bir paketle sunuyor.
Ve bu sayede o duygusal mesafeyi birazcık yumuşatıp kalbimize çok daha kolay dokunabiliyor bence.
Bu yüzden Coco gibi filmler aslında yetişkinliğe dair çok şey anlatıyor bence.
Ki bu animasyonlardan bahsettiğim podcast bölümlerini bir seri yapmak istiyorum.
Her ay bir animasyonu seçip onun hakkında konuşalım istiyorum.
Çünkü mesela Coco'ya bakarsak bir çocuğun gözünden hayatı, hayal kırıklıklarını, seçimleri ve pişmanlıkları izlemek yetişkin izleyici için çoğu zaman bir yüzleşme haline dönüşüyor.
Hatta çocukların kaçırdığı detaylar biz büyüdükçe filmde daha görünür hale geliyor.
Bir çocuğun gözünde sadece eğlenceli bir macera olan Bu hikaye bizim için zamanla derin bir iç yolculuğa dönüşüyor bence.
Ve belki de burada Pixar'ın ustalığı yatıyor.
Yani aynı hikayeyi her yaşta başka bir yerden anlatabiliyor çünkü.
Sonuç olarak Coco bana kalırsa sadece bir film değil.
Bir anlatma ve hatırlama eylemi.
Sadece izlemiyorsunuz.
Çok fazla şey hissediyorsunuz.
Renklerle, şarkılarla, karakterlerle sizi böyle sarıp sarmalıyor sanki.
Ve sonunda şu soruyla da baş başa bırakıyor.
Sen hatırlanmak için ne yapıyorsun?
diyor. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu bölümde Coco'nun bize açtığı o kapılardan geçtik.
Ve umarım bu bölüm filmi tekrar izlemez diye uyandırmıştır sizde.
Ya da belki bir aile büyüğünüze sohbet etme isteği.
Ya da sadece birini hatırlama arzusu.
uyandırmıştır ve biliyor musunuz bazen birini sadece hatırlamak bile onunla yeniden bağ kurmak için yeterli bence bir sonraki bölümde yine çok farklı yerlere yolculuk edeceğiz ama bir
sonraki ay mutlaka başka bir animasyonla bambaşka bir dünyaya yolculuk edeceğiz ama hangi film olduğunu şimdilik söylemiyorum sürpriz olsun Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım dinledim Zeynep demek isterseniz bana ulaşabileceğiniz tüm sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyorum.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
