
Odaklanamama, dikkatsizlik ve sürekli ertelemek… Bunlar senin suçun mu? Bu bölümde Zeynep, odaklanma becerimizi neden kaybettiğimiz ve nasıl kazanabileceğimiz hakkında sohbet ediyor.
Evital ile ihtiyacın olan sağlıklı yaşam çözümlerine dilediğin yerden, dilediğin zaman ulaşman mümkün!
Görüşmelerini %25 indirimle planlamak için COKSEYVAR25 kodunu kullanabilirsin!
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Zeynep’i youtube’dan takip etmek için tıkla!
Transkript
Herkese merhaba. Evitel'in sunduğu Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Günümüz dünyasının en güncel problemlerinden birini ele alacağız bugün.
Odaklanamamak. Neden odaklanamıyoruz?
Bakın bana en sık gelen mesajlar listesinde ilk üç şunlar.
Zeynep masaya geçiyorum.
10 dakika zor odaklanabiliyorum.
Ne yapacağım? Zeynep kitap okuyamıyorum.
Odaklanamıyorum ama ne yapacağımı da bilmiyorum.
Ve Zeynep kendime vakit ayıramıyorum.
Çünkü şu telefondan bir türlü kopamıyorum.
Saatlerim geçip gidiyor.
Geldim. Bunların hepsini konuşacağız bugün.
Benden aylardır istenen bir bölümdü bu.
Sonunda konuşabileceğimiz için ben de çok heyecanlıyım.
Ama öncesinde bu odaklanamama sorununun arkasında ne olduğunu düşündüğünüzü de çok merak ediyordum.
Sordum da hatta sizlere.
Odaklanamama, dikkatsizlik ve sürekli ertelemek.
Bunlar senin suçun mu dedim.
Bazılar dedi ki aileme göre evet benim suçum.
Ama ilginç olansa...
Başkalarına göre de bu ailenin suçu.
Doktorlara göre belki ardında bambaşka bir neden var.
Sisteme göre ise evet her şey senin suçun.
Peki bu gerçekten böyle mi?
Bunu da konuşacağız. Doğruyu söylemek gerekirse bu konuyu araştırırken durumun bu kadar ciddi olduğunu da düşünmüyordum ben.
Hani bir kitap okudum hayatım değişti derler ya.
Ben de bir kitap okudum ve bir aydınlanma yaşadım.
Nedir bu kitap Zeynepciğim?
Yohan Hari'nin çalınan dikkatli kitabı arkadaşlar.
Harry Cambridge Üniversitesi'nde sosyal bilimler ve siyaset bilimi okumuş ve dünyanın önde gelen basın medya kuruluşlarında çalışmış bir araştırmacı gazeteci.
Odaklanma becerimizi neden kaybettiğimiz ve tabii ki nasıl kazanabileceğimizi araştırmak adına 50 bin kilometre yol gitmiş ve 250'den fazla uzman araştırmacı ile görüşmüş.
Bu uzmanlar işte tıp doktorları, psikiyatrlar, nörologlar, sinir bilimciler, psikologlar gibi gibi.
Yazarın iddiası şu.
Benim size sorduğum soruya çıkıyor aslında bu da.
Hadi diyor ki sistem bizi sistemde değil de sanki bizim kendimizde bir problem varmış gibi düşünmeye itiyor.
Ben neden odaklanamıyorum?
Ben neden daha derin düşünemiyorum?
Ben neden verimli çalışamıyorum?
Ve bu konularda yapılan araştırmalarda bir boşluk olduğunu fark ediyor.
Sonrasında odaklanma becerilerimizin önündeki engeller ve bunun nasıl gelişebileceği konusunda 12 neden sıralıyor.
Bu nedenler o kadar kapsayıcı ki bakın hava kirliliğinden beslenmenize, bağırsak sağlığınıza kadar, uykunuzun kalitesinden egzersizlerinize kadar geniş çaplı bir araştırma.
Ama Harry bu faktörlerin hepsini iki seviyede değerlendirmemiz gerektiğini söylüyor.
Savunma ve saldırı.
Bunlara geleceğim birazdan ama öncesinde doğruluğuna çok güvendiğimiz, çok havalı bulduğumuz bir gerçeğin aslında ne kadar yanlış olduğundan bahsetmek istiyorum.
Dünya çapında tanınmış bir araştırmacı olan MIT'den Earl Miller, insanlar olarak anlamamız gereken çok temel, hayati bir gerçek var diyor.
Beyin aynı anda sadece bir veya iki düşünceye odaklanabiliyor arkadaşlar ya da iki düşünce üretebiliyor.
O kadar. Yani diyor ki aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışırsanız o işlerin hiçbirini yeterince iyi yapamazsınız.
Daha fazla hata yaparsınız.
Yaptığınız şeyleri daha az hatırlarsınız.
Yaratıcılığınız daha düşük olur.
Araştırmalara göre zaten kronik dikkat dağınıklığı kısa vadede zekayı uyuşturucudan iki kat daha kötü etkiliyor.
Yani bu denli ciddi bir etkiden bahsediyoruz.
Siz ortalama dikkat sürenizin ne kadar olduğunu düşünüyorsunuz?
Mesela ben verilerle konuşacağım.
Bir öğrencinin ortalama dikkat süresi 65 saniyeymiş arkadaşlar.
Bir ofis çalışanının ise yalnızca 3 dakika kadarmış.
Bu kadar mı? Hayır.
Ve dahası herhangi bir işe odaklanmış bir şekilde çalışırken WhatsApp'tan gelen bildirime şöyle bir göz ucuyla bakıp o işe geri dönseniz bile tamamen başlangıçtaki odaklanma durumuna
dönmeniz ortalama 23 dakika alıyormuş.
23 dakika.
Biz böyle birçok şeyi aynı anda yapmanın daha önemli gözüktüğü bir çağda yaşıyoruz.
Özellikle iş hayatında birçok görevi aynı anda başarmamız bekleniyor.
Bu özellikler iş ilanlarında bile belirtiliyor yani.
Ama Harry buna karşı argüman olarak şöyle diyor.
Aynı anda birden fazla iş yapmak insanlara göre değil.
Çok işlemcili bilgisayarlara göre bir şey.
Ve çözüm olarak da Macar kökenli Amerikalı psikolog Csikszentmihalyi'nin ortaya attığı akış hali kavramını gösteriyor.
Bu soy ismini tekte okuyabildiğim için kendimi gerçekten tebrik etmek istiyorum.
Gördüğüm en karmaşık kelimelerden.
Neyse ne diyorduk?
Akış hali. Bu akış hali dediği şey ne ve nasıl yakalanır?
Aslında bildiğiniz bir şey bu.
Hani sizin için çok önemli bir şey yaparken yaşadığınız o gerçek ve derin odaklanmaya akış hali diyoruz.
Böyle saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız ya hani.
İşte o durum bu. O durumlarda odamız artıyor.
O işe inanılmaz konsantre.
oluyoruz. Verimli bir şekilde çalışıyoruz ve bu yüzden zaten vakti nasıl geçtiğini de anlamıyoruz.
Akış hale girme şansımızı en üst seviyeye çıkartmak için de yapabileceğimiz 3 şey var Hari'ye göre.
Öncelikle ilk olarak kendinize ciddi bir süre ayırmanız ve o süre zarfında da sadece tek bir işe odaklanmanız gerekiyor.
İkinci olarak sizin için çok anlamlı olan bir hedef seçmelisiniz.
Bu ilginizi çekecek bir konu olmalı yani.
Çünkü en büyük sorunlarımızdan biri de bu.
Odaklandığımız işi isteyerek mi yapıyoruz yoksa istemiyor muyuz?
Üçüncü olarak ise yapacağınız şey yeteneklerinizin sınırlarını zorlayacak bir şey olmalı.
Bu bahsettiğim üç şeyi yaparsanız yani bir hedefin peşinden gitmeye zaman ayırırsanız, hedefinizi seçerken sizin için anlamlı bir hedef olmasına dikkat ederseniz, konfor alanınızın ötesine
geçmeseniz bile sınırlarını zorlarsınız arkadaşlar.
Hepimizin içinde var olan o yoğun dikkati yakalama şansınızı büyük ölçüde arttırabilirsiniz.
Bir sürü çözüm yolundan da bahsedeceğim birazdan ama tüm bunları bir kenara bıraktığımızda ben bir psikolog değilim, psikiyatr değilim.
Her konuda olabileceği gibi bu konuda da bir uzmana başvurmak istiyorsanız tabii ki ben de bunu tavsiye ederim.
Bunlar gerçekten çok önemli konular çünkü.
Zeynep hiçbir şeye yetişemiyorum zaten.
Bir de uzmana gitmeye nasıl vakit bulayım?
diyebilirsiniz. Genelde böyle bir koşturmaca içerisindeyiz biliyorum.
Ama tam burada çok işinize yarayacak bir sağlık platformundan bahsetmek istiyorum.
Evital, sağlık profesyonelleri ve sağlık çözümü arayan bireyler için uzaktan sağlık danışmanlığı hizmeti sağlanmasına imkan sağlayan çok güzel bir platform.
Çok sade, kullanıcı dostu bir arayüzüne sahip.
Bu sayede herkesin kolaylıkla kullanılabileceği bir uygulama aslında.
Sistemde o kadar fazla uzman var ki mutlaka incelemenizi öneririm.
Bir diyetçisine gitmek istiyor olabilirsiniz ya da psikoloğa gitmek istiyor olabilirsiniz.
Özellikle böyle konularda ön görüşmeler çok faydalı oluyor.
Bu yüzden bu ikisine örnek verdim.
Ücretsiz olarak yapacağınız ön görüşmelerle sağlık uzmanınızı daha yakından tanıyabilirsiniz.
Birlikte bir program oluşturabilirsiniz.
Sistemdeki bütün sağlık profesyonellerinin diplomaları onaylı ve evital sağlık bakanlığı tescilli bir platform arkadaşlar.
İnternetin olduğu her yerden dilediğiniz zamanda Evital ile ihtiyacınız olan desteğe ulaşmanız mümkün.
Belki bazı sonuçları birkaç uzmana göstermek istiyorsunuzdur.
Hemen hemen her branş mevcut olduğu için bu konuda da büyük rahatlık sağlayacağını düşünüyorum.
Avantajlı seans paketleri de var.
Sizler daha detaylı bilgi almak için açıklamalar kısmına bakabilirsiniz.
Evet, nerede kalmıştık?
Bir işin başına geçtiğinizde uzun bir süre sadece o işe odaklanın demiştim.
Bunun kulağa çok zor geldiğinin farkındayım ama ufacık bir bildirimin bile dikkatimizi ne kadar etkilediğini hatırlatmak isterim.
Özellikle sınava hazırlanıyor olanlara özel bir öneri yapacağım.
Gerçi herkes yapabilir bunu.
Gittikçe odak sürenizin de arttığını gözlemleyeceksiniz çünkü.
Bir kronometre alın arkadaşlar.
Neden telefon değil de fiziksel olarak kronometre?
Çünkü bu minimal arkadaşımızın yapabildiği tek iş bu.
Zamanı ölçmek. Diyelim ki ödevinizin başına, slide'ınızın başına ya da işinizin başına geçtiniz.
Kendinize bir süre verip kronometreyi açın ve o süre zarfında sadece o işe odaklanın.
Telefonun bildirimleri kapalı olabilir.
Ben kitap okurken dahi almıyorum mesela telefonu yanıma.
Diğer odada duruyor genelde ama illaki yanımdaysa da interneti kapatıyorum.
Şöyle bir saat bir kitap okuyorum, sonrasını açıyorum.
Hele ki Instagram bildirimleri.
5 senedir falan kapalı bende.
Tüm uygulamalar aynı şekilde.
Instagram, YouTube, diğer alışveriş uygulamaları vs.
hiçbirinin bildirimlerine ihtiyaç duymuyorum.
Ben büyük çoğunlukla da gece yatmadan önce kitap okuyorum zaten.
Instagram'dan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur böyle az çok.
Konu gece olunca da uyku düzeni olunca da mavi ışıktan bahsetmeden geçemem tabii ki.
Çünkü ne demiştim?
Bu odaklanma sorununun çok fazla sebebi var.
Ve uyku düzenimiz de...
Bunlardan biri. Sağlıklı uyuyabilmek gerçekten çok önemli.
Ama mavi ışık beynimize şunu söylüyor.
Tetikte ol. Uyumadan önce yatak odalarımızda bu teknolojileri kullandığımızda bize uyumamız gerektiğini söyleyen kırmızı ışık yerine gözlerimizi mavi ışık bombardımanına tutarak beynimize
uyanık kal sinyali veririz.
Üstelik bu mavi ışık bu hani televizyon gibi uzaktan izlenen büyük ekranlardan değil de yüze yakın tutulan küçük bir ekrandan geldiğinde tahmin edersiniz ki çok daha güçlü oluyor.
Yani yaşam standartımızı yükselten bu değerli uyku...
kalitemiz var ya Biz yatmadan önce kendimizi maruz bıraktığımız bu mavi ışıkla bu kaliteyi çok düşürüyoruz O yüzden mümkünse uyku saatinizden iki saat önce bu aletleri
bırakın arkadaşlar telefonla bilgisayarla televizyonla muhatap olmamaya çalışın.
Telefonu gözünüzün içine sokup YouTube'da video izlerken uyuyakalmayın mesela.
Uyku kalitemiz gerçekten çok önemli.
Uyku konusu da zaten derya deniz bir konu ama mutlaka başka bir bölümde uzun uzun konuşacağız bunda.
Şimdi... Gelelim en sevdiğim kısma biraz da sosyal medyadan bahsedelim.
Türkiye'de sosyal medya kullanımı gerçekten çok yüksek.
Toplam nüfusun %80'inden fazlası kullanıyor gibi bir oran var yanlış hatırlamıyorsam.
Bu konuda neler yapabiliriz?
Çünkü bu bölümün başında bahsettiğim gibi oradan kopamayıp kendine vakit ayıramayan çok fazla insan ya da orada vakit geçirip kendine vakit ayırdığını sanan çok fazla insan var.
Ders çalışırken bir Instagram belirtimine bakmaya girip...
İki saat kaydıranlar var biliyorum.
Bu konuda neler önerirsin Zeynep?
Benim değil de önce Harry'nin birkaç önerisinden bahsedeyim.
Harry bu konuda muhafaza kutusu kullanıyor arkadaşlar.
Bu böyle plastik bir kutu.
Telefonunuzu içine koyuyorsunuz.
Üstünde bir kadran var.
Oradan da süreyi ayarlıyorsunuz.
5 dakikadan 24 saate kadar dilediğiniz bir süreyi ayarlayıp kapatıyorsunuz kutuyu.
Ve o süre zarfında telefonunuzu alamıyorsunuz.
Harry uzun zamandır bunu kullanıyormuş.
O da çok zorlanmış hatta ama şu an halinden çok memnun ve bunu neden yaptığını sorduklarında da insanlara şöyle diyor.
Hayatınızda size gurur veren bir başarınızı düşünün.
Bu iş kurmak olabilir, iyi bir ebeveyn olmak olabilir, her ne olursa olsun gurur duyduğumuz o şey büyük ölçüde aralıksız bir odaklanma ve dikkat gerektiriyor.
Odaklanma ve dikkatinize verme becerinizi kaybederseniz hedeflerinize ulaşma ve sorunlarınızı çözme becerinizi de kaybedersiniz.
Bu yüzden... Bunu kullanıyorum çünkü dikkatim benim için çok önemli.
Böyle diyor Hari. Kendisi sosyal medyanın tasarım mantığını da çok iyi anladığı için artık o tuzaklara da düşmüyor.
Bu yüzden daha önceki bölümlerde bahsettiğim o hayatı telefon ekranının ardından yaşayan insanlar gibi değil de kendi hayatıymış gibi yaşıyor.
Ben bu tasarımları sizlere de anlatacağım şimdi ve bu tuzaklara siz de düşmeyeceksiniz artık.
Anlaştık mı? Şimdi şöyle ki sosyal medyanın tasarım mantığı dikkatimizi çekmek üzerine kurulu.
Ama yıllar içinde geldiği noktadan hiç memnun olmadıkları için silikon vadisindeki pozisyonlarından istifa eden insanlar var arkadaşlar.
İnsani teknoloji merkezi kurucu ortağı Tristan Harris ve sonsuz kaydırma özelliğinin mucidi Azeraskin gibi bazı eski teknoloji şirketleri çalışanları diyorlar ki Yeri
verecek şekilde yeniden tasarlamak mümkün.
Böyle bir durumda hayat sizce nasıl olurdu?
Yani burada zaten sorun birilerinin telefonu icat etmesi ya da bilgisayarı icat etmesi değil.
Silikon vadisindeki o büyük teknoloji şirketleri var ya bizim şöyle düşünmemizi istiyor.
Teknolojiye karşı mıyım yoksa destekliyor muyum?
Bu sorun önümüze bu şekilde sunulduğunda kimse telefonundan ya da bilgisayardan vazgeçmeyeceği için teknoloji taraftarıyım ben herhalde diye düşünüyor.
Hepimiz teknoloji yanlısıyız.
Ama tartışmamız gereken konu teknolojinin nasıl tasarlanması gerektiği.
Biz ekranı böyle sonsuza dek yaşayacak gibi kaydırıyoruz ya hani.
Böyle anlarda bu şirketler iki şekilde üzerimizden para kazanmaya başlıyor.
İlkiye ve takdir edersiniz ki en açık olanı reklamlar tabii ki.
Bu kısmı uzun uzun konuşmaya hiç gerek bile yok.
İkincisi ise çok çok daha önemli.
Bu uygulamalarda yaptığınız her şey.
Kim olduğunuz, nelerden hoşlandığınız, nelerden hoşlanmadığınız, güya gizli olması gereken o mesajlaşmalarınız, neler konuştuğunuzu anlamak amacıyla ilgili şirketlerin yapay zeka algoritmaları
tarafından taranıp sınıflandırılmamız.
Bunu neden yapıyorlar?
Mümkün olduğunca uzun süre ekranı kaydırmaya devam edin diye.
Neden peki? Cevap çok basit aslında para kazanmak için.
Siz ekranı kaydırdıkça bir şeylere tıkladıkça onlar para kazanıyorlar.
Ama biz mevcut sosyal medyayı dikkatimizi çalacak şekilde değil iyileştirecek şekilde tekrar tasarlayabiliriz.
Çünkü bu hayat böyle geçmemeli.
Günün 5 saati belki 10 saati sonsuzlukta kaydırıp zamanımızı böyle geçirdiğimiz bir hayat olmamalı yani bu.
Oyalanmayla geçirilmiş bir hayat bireysel olarak eksik kalıyor diyor.
Ben çok sevdim bu sözü.
Bu nasıl bir eksiklik biliyor musunuz?
Muratan Mungan bir söyleşisinde şu örneği veriyordu.
Mesela köy ve kasabalardaki kahvehaneleri dolduran kalabalığa ne yapıyorsun burada ya da ne yaptıklarını sorduğunuzda aldığınız yanıt çoğu kez aynıdır.
Hiç. Öyle vakit öldürüyoruz.
Maalesef bizim kültürümüzde zaman değerlendirilecek bir şey değil, öldürülecek bir şeydir.
Toplumda pek çok insan oyalanmayla geçiştirilmiş bir hayat yaşıyor.
Oyalanıyorlar. İçine bakmanın, içini gözden geçirmenin, ruh terbiyesine sahip bir kültürden gelmiyoruz.
Dolayısıyla kişiler içindeki boşlukla nasıl baş edeceklerini bilmiyorlar.
Günümüzün ekranları, dijital dünyası bu anlamda müthiş oyalayıcı bir saha sunuyor insanlara.
Harry'nin dikkat ettiği şey de şu.
Bu sanal hayat, dijital dünya gerçek yaşamın yerine sanal yaşamı koyuyor.
Ve kaygılarını yatıştırmanın daha eğlenceli yollarını aramaya bakan insanlar yaşamı ıskalıyorlar.
Dolayısıyla ekranlarda yaşıyorlar, oyalanıyorlar.
Dünyada bir canlı varlık olarak insanın elinde zamandan başka bir şey yoktur aslında.
diyordu Murat Hanmungan.
Gerçekten öyle ve insanların çoğu o zamandan bir hayat yapmayı bilmiyorlar.
Ben bu kitabı okuduktan sonra aydınlandım demiştim.
Umarım ki bu podcast bölümü de birilerine farkındalık kazandırır ve der ki evet ya ben günümün böyle büyük bir çoğunluğunu neden sosyal medyada geçiriyorum?
Ya da der ki ben çalışmaya oturduğumda telefonu bir kenara koyacağım artık.
Tüm dikkatimi işime vereceğim.
En verimli halimle çalışacağım.
Çünkü ben bu sistemin bir kurbanı değilim artık.
Çünkü beynimiz her zaman diğer ihtimali istiyor arkadaşlar.
Yani çalışmaya geçtiğinizde odanızdasınız diyelim.
O işi yapmaktansa odayı şöyle bir dip köşe temizlemek ister beyin.
Bu ihtimali ortadan kaldırın mesela.
Temiz olsun zaten odanız.
Beyniniz başka seçeneği olmadığını da bilsin.
Sonra bildirimlerinizi de kapatın ve odağınızda yapacağınız şeyi verin.
Bu bölümden sonra en son ne zaman gerçekten hiçbir şey yapmadan 5 dakika öylece durduğunuzu hatırlamaya çalışın.
Telefona, televizyona bakmadan, müzik dinlemeden, böyle bir şeyleri kurcalamadan durduğumuz zamanlar çok azaldı.
Ya da belki de tamamen bitti, bilmiyorum.
Düşüncelerimizle baş başa kalma becerimizi...
Kaybetmiş görünüyoruz değil mi?
Bunu yapmayalım. Bir yerden başlamak gerek ve denedikçe, çabaladıkça odak sürenizin gittikçe arttığını da göreceksiniz.
Yeter ki bazı tuzaklara düşmeyelim.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Beni diğer sosyal medya hesaplarımdan takip etmek isterseniz açıklamalar kısmında bulabilirsiniz.
Haftaya salı sabah 6'da tekrardan görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
