
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayal gücümüz neden bu kadar önemli? Bu bölümde Zeynep, Walt Disney’in ilham verici hikayesini anlatırken, hayal gücünün ne kadar önemli bir şey olduğunu anlattığı bölümü Korczak’ın hayatını anlatmakla bitiriyor.
Zeynep’i Instagram’dantakip etmek için tıkla!
Zeynep’i Youtube’dantakip etmek için tıkla!
Podcast hesabını Instagram’dantakip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Aranızda Pinocchio'yu, Cinderella'yı, Mickey Mouse'u ya da Alice Harikalar Diyarında'yı izlemeyen ya da duymayan var mı?
Çocuk olup da Walt Disney filmlerini izlememek olur mu?
Yani gerçekten. Ben hala arada açar izlerim.
Çok da ağlarım çoğunda.
Şimdi ben neden bu soruyla giriş yaptım?
Çünkü şu anda milyon dolarlık eğlence parkları ve yapımlarıyla piyasayı kasıp kavuran Walt Disney çok zor günlerden buralara geldi.
Çünkü Walt Disney başlangıçta bir gazetede çizerlik yapıyordu.
Hatta... İyi fikirleri olmadığı için sen yaratıcı bir insan değilsin diyerek işten de kovulmuştu.
Bunların hepsini anlatacağım zaten bu bölümde.
Çok ilham veren başarı hikayeleri çünkü bence bunlar.
Ama sanmayın ki böyle klasik bir büyük düşünün, hayal edin, hayal gücünüzü çok yüksek tutun.
dediğim kuru kuru bir podcast olacak.
Hayır arkadaşlar. Çünkü bence büyük düşünmek de yetmiyor.
Başarılı insanların küçük görevleri disiplinli bir şekilde tamamladıkları için orada olduklarını düşünüyorum.
Büyük resmi görmek, büyük hedefler koymak zaten çok önemli.
Onun hepimiz farkındayız ki bölümün sonunda birazcık böyle içimizi burkacak bir hikayede anlatacağım bu konuda.
Ama o büyük hedeflere ilerlerken böyle küçük hedefler de koymak gerektiğini düşünüyorum ben.
Büyük başarı hikayelerinin arkasında dışarıdan bakınca böyle çok küçük, sıkıcı işleri harika yapan insanlar var.
Podcast'in tam bu kısmında Will Smith'in bir hikayesinden ilham alalım istiyorum.
Bu aktörün babası bir gün bir duvarı yıkar ve ardından iki küçük oğluna duvarı yeniden inşa etmelerini söyler ve der ki bir duvar örmeye çalışmayın.
Şimdiye kadar örülmüş en muhteşem duvarı inşa edeceğinizi de söylemeyin kendinize.
Bu tuğlayı diğer bir tuğlanın üzerine döşenebileceği en kusursuz şekilde yerleştirmeye odaklanın.
Bunu her gün yaparsanız yakında harika bir duvarınız olur demiş.
Şimdi size bir soru.
Siz bugün elinizdeki bir tuğlayı olabilecek en muhteşem şekilde yerleştirmeye hazır mısınız?
Yoksa bir gün öreceğiniz o duvarın hayallerini kurmak...
Aklıma yetiniyorsunuz.
Burası çok önemli bence.
Daha önce de motivasyon ve disiplin ikilisi üzerine çok da konuştuk aslında.
O ufak adımları istikrarlı bir şekilde atmadan olmuyor arkadaşlar.
Olmuyor yani. E motivasyonun hiç mi önemi yok?
Tabii ki var. İşte tam burada çok büyük hedefler kurmak gerekiyor bence zaten.
Ama hepimizin çevresinde vardır.
Hani siz böyle hayaller kurarsınız, hedefler anlatırsınız.
Ve o insanlar... Sizinle alay ederler.
Ciddiye bile almaz hatta kimisi.
Bu insanlardan çok fazla olduğunu da biliyorum.
Maalesef ki biliyorum.
Ama ben size bugün zamanında bir cesaretle bir yola girmiş ve daha sonra hepimizin çocukluk anılarında büyük bir yer edinmiş Walt Disney'nin hikayesinden bahsedeceğim.
Mickey fareyi hayatımdaki tüm kadınlardan daha çok seviyorum diyen adamın hikayesi bu arkadaşlar.
Walt Disney çok fakir bir ailede büyüyor ve her...
Bakın her gün şiddet görüyor babasından.
Hem de neden biliyor musunuz?
Çizim tutkusu yüzünden.
Çünkü Walt Disney çocukken sürekli bir şeyler çiziyor.
Bir şeyler karalıyor. Ama böyle gece gündüz yani.
Babası da bu yüzden... Çok kızıyor ona.
Hatta bir gün bütün çizimlerini alıyor, çöpe atıyor.
Ve onu 14 saat aralıksız bir şekilde keman çalması için zorluyor.
Böyle bir ceza veriyor yani ona.
Ve ailesinin durumu da iyi olmadığı için Walt ve kardeşleri küçük küçük işlerde de çalışıyordu o zamanlar.
Bu yüzden de okul hayatı tabii ki Disney'in birinci önceliği de olamadı.
Sonrasında bir gazetede karikatür ve çizgi roman çizmek için işe giriyor.
Ama yeterince yaratıcı olmadı.
söylenerek işten kovuluyor arkadaşlar.
Sonrasında kısa süreli bir girişimcilik macerasına atılıyor.
Bazen büyük işlere girişiyor.
Böyle ortaklarla falan. Ama bir senenin sonunda karakterlerinin haklarına sahip olmadığını öğreniyor.
Disney'e çok büyük kazık atılıyor yani.
Bu durumdan tabii ki çok büyük dersler çıkarıyor kendisi.
Asla pes etmiyor.
Toparlanıp o efsanevi karakteri yaratıyor.
Mickey Mouse. Şimdi bu farenin adını ilk başta Mortimer olarak belirliyor ama eşinin ısrarıyla Mickey Mouse olarak değiştiriyor ki bence çok da iyi yapmış eşini dinleyerek.
Walt Disney diyor ki umarım tek bir şeyi asla gözden kaçırmayız.
Hepsi bir fare ile başlamıştı.
Bir de şöyle bir sözü var ki çok da güzel bence.
Diyor ki ilerlemeye devam ediyoruz.
Yeni kapılar açılıyor ve yeni şeyler yapıyoruz.
Çünkü merakımız bizi yeni yollara sürüklüyor.
Beşinden gidecek cesaretimiz varsa Tüm hayallerimizi gerçekleştirebiliriz diyor.
Walt Disney 65 yıllık ömrüne 5 Oscar, 31 Akademi Ödülü gibi birçok ödül sığdırdı.
Ama en önemlisi ne biliyor musunuz?
Walt Disney'in bir hayali vardı.
O da şu. Dev bir eğlence parkı kurmak.
Dünyanın en inanılmaz parkını kurmak istiyor.
Disneyland yani. Bu büyük hayalini anlattığında nasıl tepkiler alıyor?
Sizce bir tahmin edin.
Diyorlar ki sen saçmalıyorsun.
Bu çok uçuk bir hayal diyorlar.
Ama Walt Disney dediğini yapıyor arkadaşlar.
Dünyanın... en büyük tema parkını kuruyor.
1966'da Walter, 1971'de ise kardeşi Roy Disney arkalarında sihirli bir dünya bırakarak aramızdan ayrılıyorlar.
Aradan neredeyse 80 yıl geçtiği halde nasıl bu alanda hala en iyiler peki?
Bunun sırrı ne Zeynep?
Şöyle ki... Bu tamamen Disney'in şirket yapısıyla alakalı.
Şimdi ben nasıl işlediğini anlatacağım ve hayal gibi gelecek.
Gerçekten öyle gelecek.
Şimdi Disney'i bir bina olarak düşünün.
Tamam mı? Bu bina üç kattan oluşuyor gibi hayal edin.
Bu binanın en üst katında hayal eden insanlar var.
Hayalperestler. Orta katta her şeye daha gerçekçi bakan bir ekip var.
Yani gerçekçi insanlar.
En alt katta da... Her şeyi eleştiren bir ekip var.
Tüm olay en üst kattan başlıyor.
Bu kattaki insanlar hayal ediyor arkadaşlar.
Onların görevi bu. Ama nasıl hayal ediyorlar biliyor musunuz?
Aynı çocuklar gibi.
Yani para, pul, teknoloji vs.
hiçbir şey düşünmeden sabahtan akşama kadar hayal ediyorlar.
Benim hayallerimdeki meslek bu artık.
Hayal ettikleri her şey hiçbir sorun olmadan gerçek olacakmış gibi düşünüyorlar.
Beyin fırtınaları yapıyorlar ve hayal ediyorlar.
Bu kısım çok önemli. Sonra orta kata iniyoruz.
Burada her şeye gerçekçi bakan bir ekip var demiştim.
İşte bu insanlar üst kattakilerin hayal ettiği şeylerin maliyetlerini hesaplıyorlar.
Ve bunların ne kadar sürede hayata geçirebileceklerini düşünüyorlar.
Hayalperestlerin hiç düşünmediği o kısma odaklanıyorlar yani.
Maliyet ve süreye.
Daha sonra en alt kata geliyoruz.
Eleştiriler arkadaşlar. Bunlar gelen fikirlerin her yerini eleştiriyorlar.
Şunu şöyle yaparsak böyle olur.
Bunun şurası olmaz. Şunu şöyle yapacağımıza böyle yapalım falan filan gibi.
İşleyiş bu şekilde. Tamam mı?
Ama en önemli kısım ne biliyor musunuz?
Bu üç ayrı katta çalışan insanlar Asla ama asla bir araya gelmezler.
Birbirlerini görmezler.
Çünkü neden? Çünkü hayalperestleri gerçekçilerle ya da eleştirilerle karşı karşıya getirmezler.
Hayallerini yıkmazlar.
Kendimize bir dönüp bakalım.
Bizim de böyle eleştirilerle, alaylarla karşılaştıkça hayal gücümüz körelmedi mi?
Çocukken kurduğunuz o uçsuz bucaksız hayalleri düşünün.
Walt Disney'de işte bu yüzden hala çok başarılı.
Çünkü orada hayal gücünün körelmesine izin yok.
İnsanlar istediğini desin.
El alem ne der diye yaşamanın hiçbir anlamı yok zaten.
Ki bu konuyu da konuşacağız yakın bir zamanda.
Hayal gücünüzü köreltmeyin arkadaşlar.
Ne demiş Einstein? Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.
Artık dünya olarak hayal gücümüzü körelttiğimiz bir nesil yetiştiriyoruz.
gibi hissediyorum bazen.
Çok da üzülüyorum bu konuda.
Kardeşim de şu an 12 yaşında mesela.
Seneye lise sınavına girecek.
Bir çocuğun iyi bir lisede okumak için durmadan ses çözmesi gerektiğini bir kenara koyuyorum.
İzninizle. Bana sürekli diyor ki olasılık benim ileride ne işime yarayacak?
Üstlü sayılar hayatta nerede işime yarayacak?
O yaşta hepimiz sorduk bu soruları sanırım.
Çünkü matematiğin aslında düşünme şeklimizi her alanda geliştiren bir araç olduğunu göremedik.
Kimse de anlatmadı bunu bize.
Bir gün arkadaşlar çocuğunun matematik konusunda özel bir zekası olduğunu düşünen bir kadın Einstein'a demiş ki çocuğumu iyi bir matematikçi olarak yetiştirmek için ne yapabilirim?
Einstein da şöyle cevaplamış.
Ona tarihteki büyük efsaneleri okuyun.
anlatın. Hayal gücünü esnetin.
Şimdi bizi düşünüyorum.
Şöyle uzaklara dalıp hayallerde geziniyorken kızılıp da gerçek hayata döndürülen çocuklar olarak.
Bence uzun uzun hayal kurabilmeliydik.
İçimize açılan pencerelerden içeriği görebilmek için önce o sınıfımızdaki pencerelerden dünyaya bakabilmeliydik.
Hayal gücü böyle gelişiyor çünkü ama farkında değiliz hepimiz.
Değildik de. Ben bölümde son olarak Janusz Korzak'tan bahsetmek Onu hiç duydunuz mu bilmiyorum.
Kendisi 1878 ve 1942 yılları arasında yaşamış.
Bütün hayatını yetim çocuklara adamış.
Polonyalı bir yazar, çocuk doktoru ve eğitimci.
33 yaşındayken Varşova'da yaklaşık 100 Yahudi çocuğu barındıran bir yetimhane kuruyor.
Yetimhane içerisinde de küçük bir cumhuriyet oluşturuyor.
Bu çocuklar cumhuriyetinde bir parlamento, bir mahkeme ve düzenli basılan bir gazete var.
çocuk başkanlık ediyor.
Bu sistemin amacı da arkadaşlar demokrasi ve katılım konusunda çocukların bilgili ve saygılı bireyler olmasını sağlamak.
İdealist eğitimci Korzak çocukların hayatını değiştirmek, onlara söz hakkı sağlamak için hayatını vakfediyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar Varşova Gettosu oluşturunca yetimhanenin de bu gettoya taşınması için baskı yapıyorlar.
Korzak'a güvenli bir korunak öneriyorlar.
Oraya geç çocukları ver diyorlar.
Ama o çocukları bırakmayacağını söyleyerek onlarla beraber getto'ya gidiyor.
Orada bile eğitiminden vazgeçmeyerek...
Kurduğu küçük cumhuriyetin işlemesini sağlıyor.
Etrafta açlık var, hastalıklar var.
Ama savaş öncesi dönemde olduğu gibi yetimhanede yine tiyatrolar, konserler düzenliyor.
Her cumartesi günü çocuklara onların seçtiği bir hikayeyi anlatıyor.
Çocuklar uğruna her şeyini vermeye hazır arkadaşlar.
Canını bile. 1942 yılında o zaman sayısı 200'e ulaşan yetim çocuklarla birlikte Treblinka'ya doğru trene bindiriliyor.
Ve Hitler'in yaklaşık 1 milyon Yahudi'yi katlettiği Treblinka toplama kampında yetim çocuklarıyla birlikte öldürülüyor.
Çok güzel bir sözü var Korza'nın.
Bölümü bu sözüyle bitirmek istiyorum.
Kişinin dünyayı bulduğu gibi bırakmasından daha kabul edilemez hiçbir şey yok.
Hayal gücümüzü koruyalım ve hayal gücünü koruyabilen nesiller yetiştirelim.
Çünkü düşünen, yaratan, üreten nesillere ihtiyacımız var.
Yerimizi de saymayalım diye.
Korzağın korktuğu gibi dünyayı bulduğumuz gibi bırakmayalım diye aslında.
Hatta daha da korkuncu.
Bulduğumuzdan daha kötü halde.
bırakmayalım diye. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Hayal gücü uçsuz bucaksız bir nesil diliyorum.
Kendinize çok iyi bakın.
Beni ve podcast'in instagram hesabını takip etmek isterseniz açıklamalar kısmından bulabilirsiniz.
Haftaya cuma sabah 6'da görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
