
Belleğin Fiziği: Neden Bazı İnsanlar Not Tutmayı Sever?
12 Aralık 2025 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bazı insanlar neden not tutmadan düşünemezken, bazıları için yazmak neden gereksiz gelir? Bu bölümde Zeynep, not tutma alışkanlığının arkasındaki bilimsel araştırmaları, beynin hafızayla kurduğu ilişkiyi ve yazının neden bazı insanlar için vazgeçilmez bir zihinsel ritüel olduğunu sohbet havasında anlatıyor.
Kişisel hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/zeynephantik?igsh=c3hrNTd1NjlhejRq&utm_source=qr
Podcast hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/gunlugumdecokseyvar?igsh=c245NTZpa2Ywc3Rm
Transkript
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün belki de çoğumuzun fark etmeden her gün yaptığı bir alışkanlığı konuşacağız.
Not tutmak. Kimimiz için bir defteri açıp birkaç cümle yazmak bile bir terapidir.
Bunu kendimden biliyorum. Kimimiz ise yazmaya çalışır ama iki gün sonra bırakır.
Peki neden bazı insanlar not tutmayı çok sever de bazıları sevmez?
Bu sadece düzenli olmak ya da unutkan olmamak meselesi midir?
Yoksa işin içinde beynin çalışma biçiminden, hafızanın fiziksel yapısından gelen çok daha derin bir şeyler mi var?
Ben hep şunu fark etmişimdir.
Not tutan insanlar genelde sadece bilgiyi kaydetmek için yazmazlar.
Yazdıkça düşünceleri açılır, netleşir hatta sakinleşir bile.
Yani sanki kalem zihnin içi.
içindeki o karmaşayı toplayıp daha anlaşılır bir düzene sokar.
Çoğu araştırma da bunu söylüyor zaten.
Mesela motor hafıza ve somutlaştırılmış biliş üzerine yapılan çalışmalar bir şeyi elle yazmanın bilgiye daha güçlü bir bedensel işaret eklediğini gösteriyor.
Yani aslında elimizle yazmak beynimize bu önemli diye küçük bir fiziksel vurgu bırakıyor.
Bu yüzden deftere yazılan bir cümle telefonda kopyalanan bir nottan daha kalıcı hissedilebiliyor.
Bir de şu var. Bazı insanlar not tutmayı gerçekten seviyor.
Diyorum ya ben senelerdir kaç defter bitirmişimdir bilmiyorum.
Neden? Çünkü bu onlara kontrol hissi veriyor.
Beyinde özellikle prefrontal korteksin çalışmasıyla ilgili çok...
İlginç şeyler bulunmuş.
Planlama, düzenleme ve karar verme gibi fonksiyonlar için bu bölge aktif oluyor.
Not almak da tam bu devreleri kullanıyor.
Yani not tutmak aslında beynin düzeni sever tarafını beslenen çok doğal bir davranış arkadaşlar.
Bu yüzden bazı insanlar bir şeyleri yazınca zihnen daha rahat hissediyorlar.
Çünkü beyin yükü kağıda transfer ettiğini biliyor.
Ama en ilginci şu.
Not tutmanın hafıza üzerinde yarattığı fiziksel etki.
Şimdi 2021'de yapılan bir çalışmada elle not alan kişilerin beyinlerindeki sinirsel aktivitenin klavye kullananlara kıyasla çok daha karmışık ve güçlü olduğu görülmüş.
Bu hafıza oluşumunda çok önemli bir rol oynayan nörel kodlama sürecinin el yazısıyla daha etkili olduğunu gösteriyor.
Yani kısacası el yazısı beynin daha fazla noktasını uyandırıyor.
Belki de... Bu yüzden bazılarımız yazmadan düşünemiyor bile.
İşte bugün bunların hepsini konuşacağız.
Neden yazmak bazı insanlar için sadece bir alışkanlık değil de bir ihtiyaçtır?
Beynin bu süreçte tam olarak ne yaptığını biliyor muyuz?
Not tutmak gerçekten de daha çok hatırlatır mı yoksa biz öyle olduğunu mu sanıyoruz?
Ve not tutmayı sevmeyen insanlar, onlarda neler oluyor?
Hepsini sakin sakin konuşacağız.
Şimdi... Bence önce şuradan başlayalım.
Bazı insanlar neden yazmadan rahat edemez?
Neden bir şeyi düşünürken bile otomatik olarak deftere uzanırlar?
Bunun en önemli sebeplerinden biri beynimizin bilgiyi işleme şekli.
Araştırmalar şunu söylüyor.
Zihin havada duran düşünceleri tutmak da aslında pek iyi değil.
Çoğu zaman düşünceler birbirinin içine geçiyor.
Bir tanesine odaklanmaya çalışırken diğeri kaçıyor.
Yazmak ise bu düşünceleri yere indirmek gibi.
Sanki kafandaki sisin arasından tek tek cümleleri çekip gün ışığını çıkarıyorsunuz.
Bu yüzden bazı insanlar düşünmeye yazıyla başlarlar.
Yazdıkça netleşirler.
Bunun bilimsel tarafı da çok güzel açıklanmış bence.
Cognitive law theory yani bilişsel yük kuramı diye bir şey var.
Beynin aynı anda işleyebileceği bilgi sınırlıdır arkadaşlar.
Yani bu yük arttığında odak da düşmeye başlıyor.
Not almak bu yükü kağıda aktardığı için Zihni daha rahat çalışıyor.
Bu yüzden bazı insanlar toplantıda, derste ya da birine bir şey anlatırken bile otomatik olarak yazma ihtiyacı duyarlar.
Çünkü beyin o yükü taşıyacak alanı genişletir.
Ama işin sadece mantık tarafı yok.
Bir de duygusal tarafı da var tabii ki.
Not tutan insanların büyük bir kısmı defterleriyle güvenli alan ilişkisi kuruyor.
Yani yazdıkları şey sadece bilgi değil.
Düşünce, duygu, plan, hayal belki ve hatta korku.
Belki de. Not defteri kimsenin karışmadığı, mükemmel olmak zorunda olmadığı, tamamen sana ait olan bir alan.
Bu yüzden birçok insan yazlıkta sakinleşiyor.
Yani o deftere dökülen kelimeler zihni içinde sıkışmış bir enerjiyi dışarı salıyor gibi.
Bana bu kadar çok defteri nasıl bitirdiğim sorulduğunda da hiçbir şey diyemiyorum.
Çünkü ben her şeyi yazıyorum ya.
Ben tam olarak bu insanım.
Bazen bazı soruları cevaplıyorum.
Bazen kafamdakileri yazıyorum.
Bir rüya gördüysem yazıyorum.
Bir filmi izleyip çok etkilendiysem bir sürü şey yazıyorum falan.
Her şeyi yazıyorum. Ama şimdi çok ilginç bir araştırmadan bahsedeceğim.
2014'te Princeton Üniversitesi'nde Pam Muller ve Daniel Oppenheimer'ın yaptığı çok ünlü bir çalışma var.
Şunu keşfediyorlar. Elle not alan öğrenciler klavyeyle not alanlara kıyasla bilgiyi daha iyi hatırlıyor ve daha iyi anlıyor.
Peki neden? Zeynep diyeceksin.
Çünkü klavyeyle yazarken çoğu kişi harfleri yetiştirmeye odaklanıyor ve konuşanı neredeyse birebir kopyalamış oluyor.
Ama elle yazarken aynı hız mümkün olmadığı için beyin bilgiyi işlemeye, özetlemeye, süzmeye zorlanıyor ve bu da bilginin daha derine kaydedilmesini sağlıyor.
Yani yazı dediğimiz şey beynin öğrenme kasını güçlendiriyor.
Bu yüzden bazı insanlar not tutmayı sevmekle kalmıyor, buna bağımlı hale geliyorlar.
Çünkü yazı onunla... İnsanların öğrenme stilinin çok doğal bir parçası.
Bazı insanlar görerek, bazıları duyarak, bazıları ise yazarak öğreniyorlar ki bu gerçekten çok zor bir şey.
Lise süreci, üniversite süreci hep not çıkararak geçmiş biri olarak konuşuyorum.
Çok da vakit alan bir şey bence.
Zaten yazdıklarında konuyu daha iyi kavrayan insanların profili de genelde hep aynı oluyor.
Çok detaycı, ilişkiler kurmayı seven, anlamaya çalışan, kendi iç dünyasıyla teması olan insanlar.
Peki diyeceksiniz ki Zeynep bazı insanlar neden not tutmayı hiç sevmez?
Bu da aslında çok normal çünkü herkesin beyni aynı şekilde çalışmıyor.
Bazı insanların bilgiyi kafasında görselleştirerek tutma kapasitesi daha yüksek.
Onlar için bir cümleyi yazmak değil kafalarında şekiller, renkler ya da harita gibi bir düzen kurmak çok daha etkili.
Bir nevi zihinsel Pinterest tahtası gibi düşünebilirsiniz bunu.
Bu insanlar da genelde not tutmanın çok yavaşlatıcı olduğunu düşünüyor.
Yani onların doğal ritmine uymuyor bu.
Ama not tutan insanların bir özelliği daha var ki bence çok büyüleyici.
Zamanı kaydetmek.
Defter dediğiniz şey geçmiş hallerimizin büyük bir arşivi değil midir arkadaşlar?
Yani bir ay önce düşündüğün bir cümleyi bugün okuyup o gün nasıl hissediyormuşum diyebiliyorsun.
Bu beynin geriye doğru iç sürmesini çok kolaylaştırıyor.
Hafıza normalde çok güvenilir bir şey değildir.
Kolay bozulur. Ama yazı bozulmaz.
Bu yüzden bazı insanlar geçmişi anlamak için de yazarlar.
Bütün bunların arasında benim en sevdiğim nokta şu.
Not tutmak bir şeyi unutmamak için değil.
o şeyi daha iyi anlamak için yapılır.
Hatta çoğu zaman yazdığın notları geri dönüp okumazsın bile.
Çünkü asıl öğrenme zaten yazarken gerçekleşmiştir.
Bu çok güzel bir şey bence.
Şimdi biraz da şöyle bir şeyden bahsedeceğim.
Bazı insanların not tutmayı bu kadar sevmesinin en önemli sebeplerinden biri düşünceyi somutlaştırma ihtiyacı.
Düşünceler soyut şeylerdir.
Bildiğiniz gibi gelip geçerler, tutulması zordur, şekilleri yoktur, ağırlıkları yoktur.
Ama bir düşünceyi yazdığın an ona bir şekil verirsin.
Beynin de bunu çok sever.
Çünkü somut olan şeyle çalışmak, soyut olanla çalışmaktan çok daha kolaydır.
Özellikle nörobilimde externalizing working memory diye bir kavram var.
Türkçesi şu, kısa süreli hafızayı dışarıya aktarmak.
Yani beynin kısa süreli hafızası bir defada sadece birkaç bilgiyi tutabilir.
Bazı insanlar için bu kapasite daha yüksek, bazı arası için daha düşük.
Not tutmayı sevenlerin büyük bölümü aslında bu kapasitesi nispeten daha düşük insanlar değil.
Aksine kendi kapasitesini daha verimli kullanmak isteyen insanlar.
Yani şöyle. Onlar zihnimi doldurmayayım, kibrit gibi ve sıkışmasın, yazayım, başka şeyler için de yer açılsın diye düşünüyor.
İşte bu yüzden not tutmak yalnızca bir hafıza yöntemi değil, bir zihinsel düzenleme biçimi de yani.
Ve merak etmeyin, çok daha güzel bir şey söyleyeceğim.
Not tutmak sadece hafızayı güçlendiriyor.
Düşünmeyi de hızlandırıyor.
Zihinsel yük azaltma dediğimiz şey gerçekleşince beyin daha yaratıcı kombinasyonlar kurmaya başlıyor.
Bu yüzden çoğu yaratıcı iş yapan kişi de not defteri zaten çok doğal bir refleks halindedir.
Yazarlar, tasarımcılar, sanatçılar hepsinin ortak bir noktası var.
Düşüncelerini kağıda dökmezlerse içlerinde sıkışıyor gibi hissederler.
Belki siz de bazen bir şey yazınca şunu fark ediyorsunuzdur.
Kafanızda bir türlü tüzlemeyen bir konu defteri hep böyle iki satır yazınca kendi kendine açılıyor sanki.
Bu bir tesadüf değil.
Beynin prefrontal korteksi yani Yani o düzenleyen, sıralayan, organize eden bölüm kağıt gördüğünde çok daha dengeli çalışıyor.
Bir nevi beyin şöyle diyor yani tamam düşüncelere bir ev verdik artık daha sakinim.
Ben şimdi çok hoşuma giden bir teoriden bahsedeceğim.
Extended Mind Teori yani genişletilmiş zihin kuramı denen bir şey.
Bu kurama göre insanlar sadece beyinleriyle değil çevrelerindeki nesnelerle de düşünür.
Bir kalem ve defter düşünmenin fiziksel bir parçası haline gelebilir yani.
Bazı insanlar neden not tutmayı sever?
Çünkü beyinleri düşünme sürecinin bir kısmını deftere devrederek çalışmayı seviyor.
Bence bu teoriyi not tutmayı seven insanların kendilerini neden daha güvende hissettiğini çok güzel açıklıyor.
Defter sadece bir araç değil.
Düşünmenin bir uzantısı.
O yüzden bazı insanlar defterlerini kaybettiğinde böyle kafalarını bir parçasını kaybetmiş gibi hissederler.
Bu arada şunu da söyleyeyim.
Not tutmak sadece akademik başarı ya da bilgi toplamak için değil.
Duyguların işlenmesi için de çok güçlü bir araç.
Fizikoloji Today'de yayılanan bir yazıda yazılı ifade çalışmalarının duygusal regulasyonu arttırdığı, kaygıyı azalttığı ve kişiyi daha kontrollü hissettirdiği anlatılıyor.
Yani düşünceleri yazıya dökmek zihinsel bir detoks gibi arkadaşlar.
Yani beyin duyguyu işliyor.
Anlamlandırıyor ve seni rahatlatıyor.
Bu sebeple bazı insanlar mutsuzken yazar.
Kafaları karışıkken yazar.
Plan yaparken yazar.
Hatta sadece kendini iyi hissetmek için bile yazar.
Çünkü yazı beynin dalgalarını düzenleyen bir ritim gibi çalışıyor.
Sakinleştiriyor, netleştiriyor, toparlıyor.
Bu yüzden içini dökmek için yazanlar zaten beni anlayacaktır burada.
Bir de bence not tutmayı seven insanların ortak bir yönü daha var.
O da hayatı gözlemleme eğilimleri çok daha yüksek.
Küçük detayları fark etmeye daha yatkınlar.
Dışarıdan bakınca sıradan görülen bir an, bir cümleye, bir duygu.
Onlar da daha büyük bir yankı bırakıyor.
Bu da doğal olarak not almaya dönüşüyor.
Çünkü bazı insanlar hayata tanıklık etmek isterler arkadaşlar.
Duygularına, düşüncelerine, anılarına.
Onları kaydetmek o tanıklığın parçasıdır.
Bu da biraz duygusal taraftan.
Bakınca çıkıyor bence.
Şimdi birazcık daha derine inelim.
Not tutmak neden bazı insanlar için bir ritüelle dönüşür?
Bunu konuşmak istiyorum. Bunun nedeni aslında çok basit ama bir o kadar da derin bence.
Ritüeller... Belirsizliği azaltır arkadaşlar.
Yani insanın doğası zaten belirsizliği sevmez.
Gelecek muğlaktır, düşünceler karışıktır, duygular bazen bir anda yükselir.
Ve insan fark etmeden kendine küçük sabitlik alanları yaratmak ister.
Kimisi meditasyon yapar, kimisi yürüyüşe çıkar, kimisi fotoğraf çeker.
Ve kimisi de yazar.
Not tutmak zihne şu mesajı verir çünkü.
Burada kontrol sende.
Bu yüzden defter açmak, kalemi eline almak, ilk cümleyi yazmak bile bakın insanı rahatlatır.
Hatta çoğu kişi bunu fark etmez ama fiziksel bir ritim de vardır yazmakta.
Yani o... Kalemin kağıda sürtünme sesi, elin hızlanıp yavaşlaması, satırların dolması.
Bunların hepsi beynin sakinlik devrelerini aktif hale getiriyor.
Tıpkı nefes egzersizi gibi düşünebilirsiniz.
Ve işin en güzel yanı da ne biliyor musunuz?
Ritüeller kişiseldir.
Not tutmayı seven insanların defter kullanma biçimleri bile birbirinden tamamen farklıdır.
Kimisi maddeler halinde yazar.
Hani bana soruyorsunuz ya sen nasıl kullanıyorsun diye.
Bu çok kişisel bir şey bence.
işe yarayan sizde yarar mı?
Ben bundan emin değilim.
Çünkü diyorum ya kimse maddeler halinde yazar.
Kimisi uzun uzun paragraf döker, kimse sadece bir kelime yazar.
Kimisi renkli kalemlerle kodlar, kimse tarih bile atmaz.
Ama hepsi için ortak bir şey vardır.
O defteri açtıkları anda zaman sanki bir tık daha yavaşlar.
Bu yavaşlama da tabii ki tesadüf değil.
Neuroscience and Biobehavioral Reviews'da, şunu söylüyorum ne kadar zor bir isim bu arada.
Şunu söylüyorlar, neyse.
E-yazı. Beynin motor fonksiyonlarını, görsel işlemi ve hafıza devrelerini aynı anda çalıştırdığı için kişiye bir zihinsel...
Antro yani bir sabitleme hissi verir.
Bu yüzden yazı zihinsel yoğunluğu azaltır ve kişinin daha merkezde hissetmesini sağlar.
Yani not tutmak dediğim şey sadece bilgi düzenlemek değil, zihni düzenlemektir arkadaşlar.
Peki diyeceksiniz ki neden bazı insanlar bu alışkanlığı hayat boyu sürdürürken?
Bazıları bir türlü alışamaz buna.
Bana da böyle mesajlar geliyor.
Ben de başladım çok heves ettim ama bir hafta sonra unuttum bile bir defterim olduğunu diye.
Çünkü bu alışkanlık o kişinin zihinsel...
Sadece ritmiyle uyumluysa kök salıyor.
Bazı insanlar hızlı düşünür.
Düşünceleri bir yerden bir yere sıçrar.
Onlar için yazmak yavaşlatıcı gelebilir.
Bazıları ise düşüncelerini daha yavaş, daha derin bir şekilde işlemeyi sever.
Onlar için yazı çok doğal bir hızdır.
Ama şunu da söylemem gerekiyor.
Not tutmayı sevenlerin büyük bir kısmı yazmaya başladığında düşüncelerinin daha gerçek olduğunu hisseder.
Yani bir şeyi yazmak onu hayattan bir parçaya dönüştürür.
Mesela kafandan geçen bir düşünce yalnızca bir ihtimaldir.
Mesela değil mi? Ama bir defterin sayfasına geçtiğinde o ihtimal sanki böyle ete kemiğe bürünür.
Bu beynin ön tarafında bulunan Reality Monitoring Network ile ilgiler.
Bu ağ zihinsel içeriğin gerçek mi, hayal mi, plan mı olduğunu ayırt ediyor.
Beyin yazıya dökülmüş şeyleri yalnızca kafadan geçen düşüncelere göre çok daha gerçek olarak kaydediyor.
Bu yüzden bazı insanlar yazmayı bırakınca hayatı dağılmış gibi hissederler.
Ben onlardan biriyim mesela.
Çünkü beyin gerçekliği yazıyla organize etmeye alışmıştır.
Ve tabi bir de bu işin tüm bunlardan daha masum görünen bir tarafı var.
Estetik. Tabii ki.
Bazı insanlar defter tutmayı sever çünkü kağıtla kurdukları bağ çok güzeldir.
Kenarına, köşesine bir şeyler çizerler, başlıkları renklendirirler, tarih yazarlar, sticker yapıştırırlar.
Bu insanlar için not defteri sadece bir araç değil.
Bir alan, bir ev, bir hikaye defteridir.
Kimisi günlük tutmam der ama bütün hayatı küçük maddi işaretlerinde saklıdır aslında.
Ve bu daha çok tatlı bir şey.
Şimdi bu kadar konuştum ettim ama şöyle bir düşünüp baktığımda...
Not tutmayı seven insanların ortak noktasının ne olduğunu düşünüyorum biliyor musunuz?
Kendi iç dünyalarını ciddiye alırlar.
Yani küçük düşüncelerine bile alan aşarlar.
Bir duyguyu, bir fikri, bir anı geçip gitmesin diye saklarlar.
Bu aslında çok derin ve çok ince bir farkındalık bence.
Not tutmayanlar eksikler mi?
Hayır tabii ki de. Sadece beyinleri başka şekillerde çalışır, başka yöntemlerle düşünür.
Ama not tutanlar, ben sizi anlıyorum, bu insanların da...
Defterleri bizim defterlerimiz.
Sessiz bir tanık gibi.
Düşüncelerin evrildiği, duyguların dönüştüğü, hayatlarımızın yavaşça şekil aldığı bir alan.
Bu yüzden belki de not almayı seven biri yıllar sonra o eski defterlerini açtığında sadece kelimeleri okumaz.
Bu hissedilir misin diye. O kelimeleri yazan halini de görür o insan.
Bu da bence not tutmanın en büyülü tarafı.
Biz sadece bilgiyi değil kendimiz de kaydediyoruz.
O yüzden mesela not tutuyorsan.
Bunun küçük bir hobi olmadığını bil.
Bu beyninin, kalbinin ve hayatının ritmini taşıyan bir alışkanlık.
Bir nevi kendi iç dünyanı anlamaya çalışmanın yollarından biri gibi.
bence. Ve eğer yıllardır yazıyorsan belki de fark etmeden kendine tarihçesini tutuyorsundur.
Bu çok kıymetli bir şey bence.
Dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım Zeynep.
Ben de dinledim demek istersen sosyal medya hesaplarım açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bay bay. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
