
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Geçmişten günümüze kadar gelen ve hala binlerce insanın davranışlarına şekil veren batıl inançlar var. Bu bölümde Zeynep, bazı batıl inançların hikayelerini anlatacak ve bunların neden davranışlarımıza yön verdiğinden bahsedecek.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Bugün çok ilginç bilgiler öğreneceğimiz çok keyifli bir bölüm olacak.
Batıl inançlardan bahsedeceğiz ve aslında nerelerden çıktı günümüze kadar geldiklerini konuşacağız biraz.
Bu sadece Türkiye'de olan bir şey değil tabii ki tüm dünyada batıl inançları olan insanlar var ve bu yüzyıllardır var.
Bugün hepsinden bahsedemesek de bir kısmına birlikte bakacağız.
Bazı inançların çok farklı hikayeleri var çünkü okuyup araştırırız.
Bu bölümü severseniz bir seri haline getirip ikincisini de kaydedebilirim tabii ki.
Ama şimdi öncelikle batıl inanç nedir?
Buradan başlayalım. Mantıksal bir temele dayanmayan inanç ve davranışlara batıl inanç diyoruz.
Bir başka görüşe göre de batıl inanç bilgisizlikten kaynaklanan inanç ve alışkanlık, bilinmezliğin korkusu, bu konuya değineceğiz, büyüye veya şansa inanmak veya nedenin yanlış yorumlanmasıdır.
ederiz biz bunlara. Dilimizi Arapçadan geçen bu hurafe kelimesi de akıl ve gerçekliğe aykırı olan söz anlamına geliyor.
Hem biz çocukluğumuzdan bu yana, büyüklerimizden ve kulaktan dolma bilgilerle zihnimize yerleşen bazı inanışlar var.
Ve bunlar istemeden de olsa bizim davranışlarımıza yansıyor.
Ben bu bölümü kaydetmeden önce sizlere sordum.
Herhangi bir batıl inancınız var mı dedim.
Ve o kadar çok cevap geldik ki inanır mısınız?
Hiç de şaşırmadım ben.
bu duruma. Düşünülenin aksine hala çok uygun çünkü bu ilançlar.
Ben bunları saydıkça zaten bazılarınız hiç farkında olmadan yaptığınızı da fark edebilirsiniz.
Mesela makas ya da bıçak elden verilmez.
Yani bir yere konulur. İsteyen insana o şekilde uzatılır.
Hatta bu verilen bıçağı tükürenler falan da var.
Çok gördüm ben bu arada bunu.
Şey var Çocuğun üstünden atlanırsa boyu kısa kalır diyenler var.
Görülen rüya gece anlatılmaz uğursuzluk getirir diyen var.
Siyah kedi görünce saçımı çekerim.
Çarşamba günleri asla duş almam.
Yeni kalkan birinin yerine hemen oturmam diyenler var.
Şu aralarında en ilginç olanlardan bence birini gözünden öpmenin hasret ayrılık getireceğine inanırım.
Bebeğimi asla gözlerinden öptürmedim demiş birisi.
Yatmadan önce... Üç yerimi çıtlatmazsam sonraki günüm kötü geçen diyen var.
Bunu da ilk defa duydum ben.
Ama bir 10-15 kişi yazmış bunu.
Çok ilginç bir şekilde bence.
Elinin kaşınması olayı var.
Avucun kaşınıyorsa...
para gelecek demek. Hatta bunun bir üst seviyesi de şey bence.
Sağ elin kaşınıyorsa para gelecek, sol elin kaşınıyorsa para gidecek.
Ben bunu çok derdim yani.
Ama sadece sağ elim kaşınınca, sol elim kaşındıysa böyle kimseye fark ettirmeden usul usul kaşır geçerim yani.
Ama kimileri bu inançlar konusunda çok net.
Yani çok net kırmızı çizgileri var.
Bunların olası bazı sebeplerinden de bahsedeceğiz bölümün ilerleyen kısımlarında.
Bazı batıl inançların tarihine inmeden önce gelen cevaplardan birkaçını daha okumak istiyorum.
Özellikle de sadece bir kişinin yazdığı değil de en az bir 9-10 kişinin yazdığı inançları okumak istiyorum.
İki bayram arası nikah düğün yapılmaz.
Eşimin kardeşlerinin evliliği bu zamana denk gelmişti.
Boşandılar diye anlatanımız olmuş.
Kendi düğünümde çok dikkat ettim.
Hala evliyim diye de eklemiş.
Bu çok dikkate alınıyor mesela.
Bizim hani ben arzın canlıyım.
O tarafta da bence dikkate alınıyor bu.
Yola çıkanın arkasından su dökmek.
Bakın bu Hani ben yapabiliyor olabilirim bunu.
Biraz babaannemden de geçmiş olabilir.
Uzun yola çıkıyorsa bir sevdiğim hani su gibi git su gibi gel anlamında böyle arabanın arkasından bir su dökülür.
Bu hala daha çok yaygın.
Hani bunu yapmadığımda bir sıkıntı olacakmış gibi bir hani strese girmiyorum ben.
Ama kimisi bu konularda çok net olduğu için bunu atladığında sanki su dökmedim bu yüzden de muhtemelen ya bir kaza olacak ya bir şey olacak.
Bu şekilde çok fazla kodluyor bence kafasına.
Hepsine değineceğiz zaten. Yarım çay içmem.
İçen kadın dul kalır diyenler olmuş.
Bu çok garibime gitmişti benim.
Yemin eden kişi yemin ederken sana ayağını kaldırırsa yemin kabul olmaz.
Ben bunu unutmuştum. Cevaplar arasında görünce hatırladım.
Çünkü çocukken çok yapıyorduk biz bunu kuzenlerimle.
Şu an böyle bir şey yapmıyorum tabii ki.
Ama eğlenceli bir şey oluyordu yani.
Fark etmeden ayağını kaldırıyorsun.
Yalan söylüyorsun. Neyse ama tabii ki en çok gelenlerden biri de kara kedi görünce saçını çekmek.
Bu o kadar fazla gelmiş ki inanamazsınız yani çok fazla.
Ama isterseniz gönülden inanın, isterseniz de çok boş bir inanç olduğunu düşünün.
Ama kara kedilerin uğursuzluk getirdiğini mutlaka bir yerlerden duymuşsunuzdur.
Kesinlikle yani. Peki nereden işledi bu?
İçimize bu inanış nereden geldi?
Aslında tarihe baktığımızda kedilerin bazı toplumlar için çok...
özel bir yer olduğunu görebiliriz.
Hatta kedilerin bu konumda oldukları zamanı inmek istersek de nereye varıyoruz?
Tabii ki de antik Mısır'a.
Kediler ilk başta onlar için neden önemliydi?
Çünkü Mısırlılara çok faydaları vardı.
Mısır için o dönemde en önemli şey temel gıdaları olan buğdayın korunması ve tabii ki tüm yaşantılarını da buğday ekimine göre düzenlemişlerdi.
Aslında baktığımızda Mısır'ın diğer kültürlere kıyasla daha gelişmiş olmasında bence buğdayın da çok Büyük bir önemi var.
Gökyüzü hareketlerini izlemişler.
İklim değişikliklerini fark etmişler.
Bunları kaydetmişler.
Nil'in hareketlerini gözlemlemişler.
Peki ne için? Ekim ve hasat döneminin sorunsuz atlatılması için.
İşte tam da bu kısımda kediler devreye giriyor.
fare düşmanı olan ve dolayısıyla buğdayları da korumuş olan kediler.
Daha sonra din ve doğa artık iç içe geçtikçe o dönemde kediler tanrı konumuna ulaşıyorlar artık ve kediler bu tanrı sıfatını da aldıktan sonra gündelik hayatta takdir edersiniz ki inanılmaz
bir öneme sahip oluyorlar.
Hatta o dönemde bazı aileler kız çocuklarına kedi çağırma sesi olan mit ya da muit gibi isimler vermeye başlamışlar.
Kadınlar makyajlarında yüzlerini Kedilere benzetmeye çalışmışlar.
Evlerine kedi başı şeklinde heykeller koymaya başlamışlar.
Hatta şöyle ki kedilerini kaybeden bir aile çok büyük bir yasa giriyor ve evde ağıtlar yakılıyor.
Bütün ailede yasta olduklarını anlatmak için de kaşlarını kesiyorlarmış.
Hatta hani kaşları tekrar çıkana kadar da yasta kalıyorlarmış.
Çok enteresan değil mi?
Daha sonra da ölen kedileri törenle kent tapınağına gömüyorlarmış.
Bir de tabii Mısır deyince aklımıza ne geliyor?
Tabii ki de mumya. Bu denli kıymet verdikleri bir canlı ölünce ondan sonsuza kadar ayrı kalmayı kabul etmemiş tabii ki Mısırlılar ve ölmüş kedilerini de reenkarnasyon kültürüne dahil etmişler o dönemde.
Yani kısa bir süre sonra kedilerin tekrar dünyaya döneceğine inanmışlar ve ölen kedilerin sahipleri kedilerini mumyalamış ki tekrar bir araya gelebilsinler diye.
Bu arada kedilerin 9 canlı oldukları inancı da antik Mısır'dan geliyor.
Çünkü düştüklerinde bir yara almadan kurtulmaları vesaire o dönemdeki insanları çok etkiliyor haliyle.
Ve böyle de bir inanış çıkıyor ortaya.
Ya o dönemde dediğim gibi inanılmaz bir hayranlık var zaten kedilere karşı.
Her şeyine düşkünler.
Binlerce yıl muhteşem heykellerden ince detaylara sahip mücevherlere kadar kedi temalı birçok eser görmüşsünüzdür sizde.
Sayısız mumyalanmış kedi var.
Hatta dikkat çekici demirden ve boncuklarla bezenmiş böyle tasmalar takan kedilere adanmış yaklaşık 2000 yıllık bir mezar inşa edilmiş o dönemde.
Ve bu da dünyanın bilinen ilk evcil hayvan mezarlığı olmuş tabii ki.
Bu hayranlığın başka nasıl nedenleri var derseniz de aslında hayranlığın büyük kısmı antik Mısırlıların...
Tanrılarının ve hükümdarlarının kedi benzeri özelliklere sahip olduğunu düşünmelerinden geliyor.
Özellikle de arzu edilen ikili mizaç özelliğine sahip hayvanlar olarak görüldükleri için böyle düşünüyorlar.
Peki nedir bu iki özellik Zeynep?
Birisi bir yandan korumacı, sadık ve anaç oluşları kedileri.
Diğeri ise bir yandan da hırçın, bağımsız ve öfkeli olabilmeleri.
Tıpkı insanlar gibi demişler.
Bu özellikler o dönemde antik Mısırlıların kedileri dikkate değer özel canlılar olarak.
Bu özellikler o dönemde antik Mısırlıların kedileri dikkate değer ve özel canlılar olarak görmelerine yetmiş zaten.
Şimdi bu kadar konuştuktan sonra resmen kedilere böyle ayrı bir bölüm yapasım geldi.
Çünkü hikaye aslında çok ilginçleşiyor ama ben buraları birazcık kısa keseceğim.
Peki bu kadar kıymetliyken bu kediler bu statüyü tam olarak ne zaman kaybettiler?
Zeynep diyeceksiniz.
Bunu kaybetmeye başlamaları ortaçağa falan denk geliyor.
Çünkü o dönemde kedilerin cadılar ve cadılıkla ilişkili görülmeye başlanması sıkıntı yaratıyor birazcık.
Ortaçağda zaten biliyorsunuz ki böyle cadılık, ortaçağda zaten biliyorsunuz ki cadılık inanılmaz büyük bir korku kaynağı.
Ve güya cadılık pratiği sebebiyle sokak kedilerini besleyen kadınlar kara büyücülükle suçlanmışlar.
Kara büyücülükle suçlanmışlar.
Bu da zamanla kedilerin...
değerin değerini kaybetmesine yol açmış tabii ki.
O dönemde de bu yüzden uğursuz olduklarına inanılmış.
Bu inanış o döneme ait efsanelerle daha da pekişmiş.
Mesela 1560'ların İngiltere'sinde şöyle bir olay yaşandığı iddia ediliyor.
Bu bir efsane tabii ki.
Ay ışığının olmadığı bir gece yürüyüş yapan baba ve oğul var.
Önlerinden siyah bir kedi geçtiğini görüyorlar ve o dönemde çoğu insanın da yaptığı gibi ona taş atmaya başlıyorlar.
Taşlarla yaralanan kedi yakında bulunan Ve cadı olduğundan şüphelenilen bir kadının evine giriyor ve gözden kayboluyor.
Baba ve oğul ertesi gün şehirde kedinin evine girdiği kadını görüyorlar.
İlginç bir şekilde kadın topallıyor ve kollarında başında morluklar var.
Baba ve oğul da bunun tuhaf bir rastlantıdan daha fazlası olduğunu düşünüyorlar.
Ve zamanla tüm kente yayılan bu hikaye sebebiyle cadıların gece olduğunda kara kediye dönüştükleri inancı yaygınlaşıyor.
Üstelik bu da hikayelerden yalnızca bir tanesi.
Karakedileri başka açılardan da cadılıkla ilişkilendirmiş.
Kurulan bu ilişki de yıllarca kabul görmüş tabii ki ve tüm dünyaya da yayılmış.
Hala da bildiğiniz gibi karakedilerin uğursuzluk getirdiğine inanan binlerce insan var.
Ben de tam aksine çok seviyorum yani inanılmaz tatlı buluyorum karakedileri.
Ben de çok sempatik oluyorlar.
Onlar bizden biri. Onları dışlamamamız gerekiyor.
Lütfen yapmayalım. Ben üzülüyorum kara kedi görünce böyle kovalıyorlar ediyorlar falan.
Neyse. Yani bu arada ben çevremde gerçekten çok denk geliyorum çok farklı batıl inançlara.
Hatta çok tanınan birkaç isminde bence size de ilginç gelecek bazı batıl inançlarından bahsedeceğim.
Charles Dickens'ı biliyorsunuzdur.
Kendisi... 1870 yılında hayatını kaybedene kadar yanında hep seyyar bir pusula taşırmış.
Geceleri kuzeye doğru uyurmuş ve sık sık da kontrol edermiş pusulası kuzeye dönük mü diye.
Bir de yürüyüşe çıktığında aynısını yaparmış.
Çünkü kuzeye dönük olmanın yaratıcılığını geliştirdiğine ve yazılarına ilham verdiğine inanırmış.
Çok enteresan geldi bu bana.
Ben John Stenbeck'e de çok şaşırmıştım.
Çok da sevdiğim bir yazardır.
Fareler ve insanları biliyorsunuzdur.
Sevmeyenine denk gelmedim.
zaten ben o kitabı. Neyse.
Kendisi kitaplarının ilk taslaklarını yazarken Blackwing 602S model bir kurşun kalem kullanıyormuş ve bunun haricinde hiçbir kalem kullanmazmış.
Kalemlerini gerçekten çok titizlikle keskinleştirir ve kitaplarını yazarmış.
Çünkü bu kalemin onun yaratıcılığına iyi geldiğini düşünüyormuş.
Aynı kalemden yüzlerce binlerce varmış kendisinde.
Ben de kendimi bir düşündüm.
Hani böyle şunu yaptığında bana iyi geliyor falan uğur getiriyor gibi bir şeyim var mı diye.
Hiç de bir şey bulamadım ya.
Şimdi böyle söyleseydim biraz havalı da olacaktı.
Ama bulamadım maalesef.
Siz de böyle enteresan...
...ve havalı bir inancı varsa mutlaka yazın bana.
Son olarak bir de Julia Roberts'tan bahsetmek istiyorum.
Kendisi rol aldığı film, dizi ve reklam çekimlerinden önce kendisine şans getirmesi için sırt üstü uzanıyormuş.
Yani bu çok garip bir yöntem.
Ama demek ki işe de yarıyor yani.
Çünkü çok iyi bir oyuncu bence.
O yüzden bu denenebilir. Aralarında en kolayı bu gibi çünkü.
Neyse. Aralarında en kolayı bu gibi çünkü.
Şimdi nereye geldik?
Batıl inançların nereden çıktığını, insanın hangi ihtiyacından ötürü var olduğunu seneler boyu zaten araştırmışlar.
Ve bazı sonuçlara varmışlar.
Bunlardan ilki de batıl inançların geleceği görme ve muhtemel sıkıntıları tahmin etme arzusunu tatmin...
Şimdi bu arzunun arkasında ne var Zeynepciğim?
İnsanların geleceği merak etmesi veya kendi hayatlarına meydana gelecek olayları anlamak, kendi kaderleri hakkında çeşitli sembolik işaretleri takip ederek sonucunda kendilerini olumlu ya da olumsuz
şeylere hazırlama isteği var.
Bu yüzden de mesela gebe kadının haberi olmadan bir sandalyenin altına makas konur, diğerinin altına bıçak konur.
Bunu elbet duymuşsunuzdur.
Gebe kadın, hani hamile kadın bıçağın olduğu sandalyeye oturup Bebek erkek olacak demek ama makasın altta olduğu sandalyeye oturursa ama makasın olduğu sandalyeye oturursa da kız olacak demek.
Buna inanılıyor. İşte bu yüzden de zaten gelecekten emin olma arzusu ve haber alınamayan bir durumda rahatlama isteği insanları batıl inanç ve davranışlara sevk edebiliyor.
Mesela bir örnek daha şöyle diyebiliriz.
Konya ve yöresinde peygamber devesi ismi verilen bir böcek var hani biliyorsunuzdur.
O böceğe uzatılan bir çöpü ayaklarıyla tutuyor.
o kişinin sorduğu soruya olumlu cevap veriyor demekmiş.
Böyle bir inanç da var.
Ve insanlar gerçekten ikilemde kaldığı, böyle çok kararsız hissettiği durumlarda bu yöntemi çok kullanıyorlarmış.
Ya bu nerede ve nasıl akıllarına geldi hiç bilmiyorum.
Ama inanılmaz enteresan bir yöntem.
Helal olsun gerçekten. İnsanlara batıl inançları yönlendiren, insanları batıl inançları yönlendiren bir başka şey de korku ve stres.
Yani Spinoza'ya göre batıl inançları...
İnançlar korku sayesinde yayılır, korunur ve beslenir.
Ve Spinoza der ki insanlar karşı karşıya kaldıkları her şeyi bilinen kurallara göre yönetebilselerdi veya şans her zaman onlardan yana olsaydı batıl inançlara yönelmezlerdi.
Çünkü bazı insanlar hastalıklara, ölümcül rahatsızlıklara, musibetlere vs.
her an uğrayabileceğini düşünüyor ve inanılmaz korku ve stres hissediyorlar.
Ve bu durumdan çıkmak için de kendilerini koruyacağını düşünerek bazı...
Bazı ritüeller, işte ne bileyim tahtaya vurmalar, ortası delik paraya umut bağlamalar gibi böyle durumlara itiyorlar kendilerini.
Çünkü korkuyorlar ve kendini herhangi bir şeyle böyle sakinleştirme ihtiyacı hissediyorlar.
Güvende olma duygusu insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biri çünkü.
Bu da bizleri batın ilaçları iten bir diğer şey.
Güvenlik ihtiyacı. Rusya'da üniversite öğrencileri üzerinde bir araştırma yapılmış bir konuda.
olan öğrencileri toplamışlar ve bu inançların temelinin ne olduğunu sormuşlar.
Batıl inançları olan öğrencilerin %86'sının bu inançlarına güvenlik ihtiyacının temel oluşturduğunu ortaya koymuş.
Aynı araştırmada batıl inancı olan öğrencilerin %42'sinin de başarısız başarısızlıktan kaçınmak için bu davranışları yaptı.
Bu başarısızlıktan kaçınma korkusu batıl inançlar konusunda çok gündeme geliyor zaten.
Çünkü insan zaman zaman daha iyi bir gelecek arzusu, bazen daha fazla maddi kazanç ve sosyal yaşamda biraz daha başarılı olmak için batıl inançlara ve davranışlara yönelebiliyor.
Buna araştırmalarda şöyle bir örnek vermişler.
Üniversite sınavına çalışan ama kendi çalışmasına yeterince de güvenmeyen bir öğrencinin bir türbeye giderek türbenin duvarına kazanmak istediği okulun adını...
yazması bu konudaki en canlı örneklerden biridir diyorlar.
Bir de tüm bunların yanında bazı insanlarda da sosyal uyum ihtiyacı var.
Yani bu insanlar bu batıl inançları yerine getirince toplumda yine kendisi gibi davrananların takdirini kazanacağını ve onlara benzeyerek aidiyet duyularını da tatmin etmiş oluyorlar.
Yani aslında tek başınayken yapmayacağı şeyi sırf başkaları etrafında var diye yerine getirebiliyorlar.
Yine kendimi düşündüm.
Hani ben yapıyor muyum acaba böyle bir şey?
Farkında olmadan belki de.
Ama ilgimi çekmeyen konuları direkt dile getirdiğimi fark ettim.
Tabii ki de hiç saygısızlık yapmam bu konuda.
Ama çevremde düşünüyorum.
Burçlara inanan çok fazla insan var.
Mesela ben de öyleyimdir. Ama hiç alakası olmayan bir arkadaşımız da var aramızda.
O aslında böyle biri olsa inanmadığı halde bizim yanımızdayken inanıyor gibi davranabilir ve sohbete dahil olabilirdi aslında.
Ama çok da umurunda değil yani.
Açık açık söylüyordu.
kendi fikrini. Ki böylesi daha güzel bence.
Sırf birilerinden takdir görmek için inanmadığınız şeylere inanıyor gibi gözükmemelisiniz.
Çünkü o sizin fikriniz.
Yani başkaları için mantıksız dahi olsa o an yine de sizin fikriniz.
Ben de mesela bu 13 sayısının uğursuzluğuna inanan biri değilimdir.
Ama buna inanılmaz inanan ve gerçekten günlük hayatta buna fazlasıyla dikkat eden bir arkadaşım var.
Bakın kendisine telefon numarası alırken bile hani otomatik verdiklerinde 22-13 vermişlerdi sonunu ve orada öyle bir panik yaptı ki ve hemen değiştirmek istedi numarasını.
Onaylamadı yani bu numarayı.
Bana o an çok garip gelmişti ama dedim ki var herhalde bir bildiği yani böyle davranıyor.
Sizlere soru kutucuğu bıraktığımda ben dedim ki acaba bu 13 olayı gelir mi hiç?
Gerçekten de geldi. Yani ve böyle açıklamalar yapa yapa ben işte 13 numaralı şu odayı tuttum şöyle oldu.
İşte 13 numaralı şu ürünü aldım şöyle oldu falan çok fazla örnek vermişsiniz.
Bu sayının uğursuz olduğu batı kültüründe hala devam ediyor.
Hatta çok da ciddiye alınarak devam ediyor.
Özellikle de Hristiyanlık'ta gördüğümüz bu 13 sayısı korkusunun bir adı bile var artık.
Yunanca'daki... Triskaideka yani 13 ve Phobos yani korku sözcüklerinin birleşiminden oluşan Triskaidekafobia olarak bir korku var.
Bu da 13 sayısının uğursuzluğuna dair olan bir korku.
Umarım doğru okuyabilmişimdir ben bunu ama neyse.
Hatta bu durum öyle bir hale gelmiş ki bazı uçaklarda 13 numaralı koltuk...
Yok yani öyle bir şey yok.
Direkt 12'den 14'e geçiyor.
Birçok otelde ve apartmanda 13.
kat yok Amerika'da.
12. kattan 12A'ya geçiyorsunuz.
Oradan da 14'e çıkabiliyorsunuz mesela.
Tabii ki doğal olarak 13 numaralı bir daire ya da odada bulunmuyor.
Her ayın 13'ünde işe gitmeyenler var.
Rezervasyonu ayın 13'üne denk geliyorsa böyle yalvar yakar.
Bunu ertelemek isteyenler var.
Yani bu korkunun artık neden bir hastalık olarak isim sa...
bir olduğunu bence anlamışsınızdır.
Şöyle bir inanış da var tabii ki temelinde.
Biraz mitoloji konuşacağız şimdi.
Vikinglerin tanrısı olan Odin ve eşi Frigan'ın oğlu aynı zamanda da Ay Kraliçesi olan Nana'nın eşi olan Balder bir gün ziyafet vermek istiyorlar.
Bu ziyafete toplamda 12 kişiyi davet ediyorlar ve Loki'yi yani kurnazlığın ve kötülüğün tanrısını bu davete çağırmıyorlar.
Ama o katılmakta çok ısrarcı.
Fakat yine de katılamıyor ve bir tartışma yaşanıyor ve Loki Balder'ı öldürüyor.
Bu mitolojik kökenli inanç da İskandinavya'dan başlıyor.
Avrupa'nın güney kesimlerine kadar çok hızlı bir şekilde yayılıyor.
Hristiyan din adamları da bu inancı Hz.
İsa'nın son yemeğine uyarlıyorlar.
Ayın 13'üne denk gelen Cuma günündeki son yemekte 13.
olan kişi ve İsa'ya ihanet ettiği söylenen Yahuda'nın oturmasıyla bağdaştırılmış.
Bu sebeple de Hristiyan inancına göre bir akşam yemeği...
13 kişi bir araya gelmezse bu kişilerden birinin başına kötü bir şey geleceğine inanılıyor.
Bu konu biraz da şey olmuş bence.
Hani 13 sayısının kötü bir şey getirdiğini özellikle de aramışlar gibi.
Mesela harflerin denk geldiği sayılar hani bu tarz bir sistem var.
Seri katillerin isimlerine bakmışlar.
Birçoğu 13 yapıyormuş toplamı falan.
Ama tabii ki öyle olmayanlar da var.
Hani bu kesin bir şey de değil.
O yüzden de birazcık tamam benim fikrim zorluyorlar gibi de bu konuyu.
Belki de. Mesela Apollo 13 Ay'a gitme macerasına başarısız olan tek ekip.
Dar ağacına giden yolda 13 basamak var.
Cadılar toplantısına katılanların sayısının 13 olduğuna inanılıyor.
Ve 13 Ekim 1307'de çok sayıda şövalye tutuklanıp idam edilmiş.
Benim en çok ilgimi çeken çok da ilgi gördüğü için.
Bu bu liste böyle devam ediyor.
Gerçekten 13 ile alakalı çok fazla örnek var.
Benim en çok ilgimi çeken çok da ilgi gördüğü içindir.
Belki de 13 sayısı ve kara kedilerdi.
Ama bu bölümde bitiremeyeceğimiz kadar çok batıl inanç var tahmin edebileceğiniz gibi.
Yıldız kayarken dilek tutmak mesela.
Bunun kaynağı 1.
yüzyıla dayanıyor. Batlamyus'a göre yıldız kayması demek bir tanrının dünyaya bakması anlamına geliyormuş.
Ve bu yüzden de insanlar tanrının onlara baktığı bir anda dilek tuttukları zaman gerçek olma ihtimali daha fazladır diye düşünüyorlarmış.
Buna inanıyorlarmış. O yüzden de bu şekilde bir gelenek ortaya çıkmış.
Açık ucu yukarıya gelecek şekilde kapıyı at nalı asmak vardır mesela.
Bu da şu sebeptenmiş.
Orta çağda cadıların atlardan korktukları düşünülüyormuş.
Nal da atı simgelediği için naldan da korkarlar diye düşünüyormuş insanlar ve kapılarına da at nalı asıyorlarmış.
Bir de bunu yılbaşı zamanı görmüştüm ve çok da tatlı gelmişti bana bu gelenek.
İspanya'daki 12 üzüm olayı.
Aslında bayağı da gelenekselleşmiş bir inanç.
1909 yılından beri yılbaşı arifesinde Gece yarısı İspanya'nın ana meydanında toplanıp yılın 12 ayını temsil eden Hera için bir üzüm yiyorlar.
Peki bunu neden yapıyorlar Zeynep?
Çünkü bu İspanyollara göre bir yıllık refahı garantiliyor.
Bazı kesimlerde cadıları ve şeytanın kötülüklerini de uzaklaştırdığını düşünüyormuş.
Yani bu büyü eski bir miras aslında ama artık yeni yılı karşılamak için biraz daha modern bir hale getirilmiş ve eğlenceli kültürel bir gelenek olmuş onlar için.
Ben de Instagram'da çok denk geldim.
O dönemde. Markette böyle üzüm reyonu bildiğiniz talan edilmiş.
Belki size denk gelmişsinizdir o videoya.
Ama benim gördüğüm videoda bir masanın altına giriyor.
Ama benim gördüğüm videoda bir masanın altına girip yiyorlardı üzümü.
12 üzümü 12 saniyede yiyorlardı.
Bu da onlara o sene gerçek aşkı bulduruyormuş gibi bir şey görmüştüm.
Ama yanlış hatırlıyor olabilirim.
O yüzden çok şey yapmıyorum.
Son olarak da ayna kırılmasının 7 yıl uğursuzluk getirmesini.
Bunun orsuzluk getireceği inancı yine çok çok eskilere dayanıyor.
Göllerde veya su birikintilerinde kendilerini gören ilkel insanlar tabii ki de şaşırmışlar ve bunun kendilerinin ruhu olduğunu düşünmüşler.
Suyu bulandırıp görüntünün kaybolmasına neden olanları da tabii ki de düşman bellemişler.
Aynanın kırılması da dini anlamda kişinin ruhunun ölmesi demek oluyormuş o dönemde.
Ve Romalılar hayatın her 7 senede bir kendini yenilediğine inanıyorlar.
Yani camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı da zarar gördüğü için vücudun kendini yenileyerek sağlığına kavuşması için de bir 7 yıl geçmesi gerekiyor.
Bu yüzden de uğursuzlukta 7 sene onun peşini bırakmayacak gibi düşünülüyor.
Bu da böyle bir hikaye.
Bu bölümde bahsedeceğimiz ve hikayelerini inceleyeceğimiz batıl inançlar.
Umarım ki çok keyifli bir sohbet olmuştur sizin için de.
Sizlerden gelin isteğe göre bir bölüm daha kaydedebilirim bu konuyla alakalı.
Zeynepciğim ben dinledim buradayım demek isterseniz de Instagram hesabımı ben açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Haftaya yani bir sonraki bölümde görüşmek üzere bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
