
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hedeflediğiniz şey için çok çalıştınız, elinizden gelenin fazlasını yaptınız. Ve sonunda hedefinize ulaştınız. Çok iyi bir işe girdiniz ya da o terfiyi aldınız veya hedefinizdeki ne ise o gerçekleşti. Ama... Mutlu değilsiniz. Bu his tanıdık geldi mi? Bu bölümde Zeynep, tam da bu his hakkında konuşuyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcast'ına.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bu podcast'ta bazı bölümler var.
O bölümleri şöyle geri dönüşler alıyorum.
Zeynep bölümü bitti. Şöyle bir 20 dakika boş boş durdum, düşündüm.
Çok iyi geldi. Böyle kendimle yüzleştim.
Bence bu bölüm de öyle bir bölüm arkadaşlar.
Ben şöyle bir şey sorarak başlamak istiyorum.
Bir işi başardığınızda kendinize gurur duyuyor musunuz?
Yoksa başarılarınızın aslında size ait olmadığını, çevrenize ve şansa bağlı olarak ortaya çıktığını mı düşünüyorsunuz?
Aslında basitçe şöyle de sorabilirim.
Hiç başarılı değil de şanslı olduğunuzu hissettiğiniz oldu mu?
Arkadaşlarınız veya meslek taşlarınız başarılarınızı hak etmediğinizi düşünecek diye endişeleniyor musunuz?
Ama çok soru sordum yani.
Daha bölüm başlayalı bir dakika oldu.
Bu duygular arkadaşlar imposter sendromu olarak biliniyor ve yapılan bir araştırmaya göre insanların yaklaşık %70'i bu duyguları hayatlarının bir noktasında yaşıyorlar.
Ben de bu bölümde imposter sendromunun ne olduğundan, buna nelerin sebep olabileceğinden ve nasıl üstesinden gelebileceğimizden bahsedeceğim.
Sahtekar anlamına geliyor bildiğiniz gibi.
Ve bu sendrom insanın kendi başarısını...
Çevresine veya şansa bağlı olarak ortaya çıktığı düşüncesini tanımlayan bir duygu durum bozukluğu.
Yani insan elde ettiği her başarının dışsal faktörler sayesinde ortaya çıktığını düşünüyor.
Ve bu başarıların tesadüfen oluştuğuna inanıyor.
Yeteneklerini görmezden geliyor.
Kendi zekasını küçük görüyor belki de.
Şimdi ben bu sendromun neden olduğunu ele almadan önce gelin bir terapistin gözünden bu sendromdan muzdarip olan Jesse'nin tarifini bir anlatayım.
Terapisti diyor ki Jesse Manchester'daki kliniğime geldiğinde tepeden tırnağa başarılı bir kadın gibi görünüyordu.
42 yaşında uluslararası bir firmanın üst düzey yöneticisi maaşı, primleri ve arabasıyla başarmış dedirtiyordu insana.
Peki neden kliniğime gelmişti?
O rahat koltuğa çöküp Sorunu açıklamaya başladığında hali, tavrı ciddi bir değişim geçirdi.
Omuzları düşmeye, sesi ve dizleri titremeye, konuşurken parmakları birbirine dolanmaya başladı.
Tüm bunların sahte olduğunu itiraf ederken o güvenli tavrı gözlerimin önünde parçalanıyordu.
diyor terapisti. Ve şöyle devam ediyor anlatmaya.
Bütün başarısı şans eseri oluşmuştu.
Aslında işinde gerçekten kötüydü.
Foyası meydana çıkmadan işinden ayrılarak asıl becerilerine daha uygun bir şeyler yapması gerektiğini hissediyordu.
Şimdi arkadaşlar bu hikaye belki size tanıdık gelmiş olabilir.
Benzer hisler daha önce deneyimlemiş olabilirsiniz.
Garip bir duygu bu gerçekten.
Yaşayanlar çok iyi anlayacaktır bunu.
Peki böyle hissetmemize ne sebep oluyor Zeynep diye soracaksınız.
Birçok psikolog bu durumun özellikle konfor alanımızın dışına attığımız ilk adımda tetiklendiğine inanıyor.
Yani kendi sınırlarımızın dışına çıkıp yeni bir şeyler yapmaya kalkıştığımız o dönemlerde.
Bir de... Arkadaşlar bunun arkasında tabii ki insanın yetiştiği ortamın özellikle de ailesinin çok büyük bir önemi var.
Mesela diyelim ki siz o ailenin o Allah vergisi yetenekli çocuğu seçilmiş olabilirsiniz.
Böyle bir etiket yapıştırılmış üstünüze seneler önce ve her şey sizin için çok basit.
Böyle söylüyorlar. Ama siz okula gittiğinizde ya da işe gittiğinizde işlerin aslında pek de öyle olmadığını görüyorsunuz.
Yani her şey çok da basit değil sizin için.
Size yalan söylendiğini hissediyorsunuz.
Ve günün sonunda bir şeyleri başarmak için çalışmak zorunda olduğunuz için kötü hissediyorsunuz.
Çünkü çalışmadan da oluyordu.
Ya da şöyle bir senaryoya bakalım.
Bir kardeşiniz ya da abiniz ablanız ailenin akıllısı seçilmiş.
Onun üstünde bu sefer böyle bir etiket.
Sizi de biraz böyle daha duygusal, sosyal olarak daha becerikli olarak tanımlıyorlar.
Hani bakıyorsunuz aynı notları alıyorsunuz.
Aynı derecede başarılısınız belki.
Ama ne demiştik? O ailenin akıllısı.
Siz de üzerinizdeki etiketten kurtulmak için akıllı olduğunuzu kanıtlamak için daha da fazla çalışmak zorunda olduğunuzu hissediyorsunuz.
Bu histen de kurtulamıyorsunuz.
Bu böyle bir senaryo.
Bir de tabii ki üçüncü bir senaryo olarak ihmal edildiğiniz bir evde büyümüş olmanız.
Kendi başınızda hayatta kalmaya çalışıyordunuz.
O kaostan kurtulmak için çok daha fazla çalışmanız gerekti.
Ama bu çok çalıştığınız süreçte hiç takdir görmediğiniz için alışkında değilsiniz.
O yüzden daha sonradan yapılan iltifatların aslında hiçbir anlamı olmuyor.
Ve sürekli aşırı çalışıyorsunuz.
Çünkü sanıyorsunuz ki o kadar çalışmazsanız her şey yerle bir olacak ve o kaosa döneceksiniz.
Bunlar en basit üç örnek arkadaşlar.
Yani yüzlerce senaryo var tabii ki.
Ama hani ben de yaşıyor muyum bunu acaba?
İyi test etmek için biraz belirtilerinden bahsedeyim bence.
Bu arada çok başarılı bulduğumuz böyle çok fazla oyuncu da şarkıcı da da var bu sendrom.
Ve büyük oranda da kadınlar tecrübe ediyormuş bunu tahmin edebildiğiniz gibi.
Mesela Harvard'dan mezun olan Natalie Portman özgüven ve...
öz şüphe duygularıyla olan mücadelesini Harvard Üniversitesi 2015 mezuniyet konuşmasında şöyle anlatmış.
Bugün 1999 yılında Harvard Yard'a birinci sınıf öğrencisi olarak geldiğim andaki hislerimi taşıyorum.
O dönemde bunun bir hata olduğunu, burada bulunacak kadar zeki olmadığımı ve ağzımı her açtığımda aptal bir aktrist olmadığımı kanıtlamak zorunda olduğumu hissetmiştim.
Ve kendisi bu dertten muzdarip tek oyuncu da değil tabii ki arkadaşlar.
Yine çok tanıdığımız bir isim.
Tom Hanks imposter sendromunu şu cümlelerle anlatmış.
Ne yaparsak yapalım öyle bir nokta geliyor ki kendini ben buraya nasıl geldim?
Benim aslında bir sahtekar olduğumu ne zaman keşfedecekler ve her şeyimi elimden alacaklar diye düşünürken buluyorsunuz.
Şimdi bu his...
İlk belirtimiz daha doğrusu en sık görülen Belirtimiz sahtekar gibi hissetmek.
Aynı Tom Hanks'in dediği gibi.
Bu sahtekarlık sendromu genellikle böyle profesyonel ve rekabetçi ortamlarda yüksek başarı elde eden ya da elde etme potansiyeline sahip olan kişilerde ortaya
çıkıyor. Bu insanlar bu ortamda olmaya yetecek kadar...
akıllı ya da yetenekli olmadıklarını hissediyorlar.
Bir başka belirti olarak da mesela başarılı olduğunda kendinden şüphe etmek.
Arkadaşlar biliyorum bunu yaşamayanlar için çok garip gözüküyor.
Çünkü çoğu insan başarılı olduğu durumlarda kendisine gurur duyuyor.
Ama bu insanlar bir suçluluk hissediyorlar.
Ki zaten bu insanlar hayatlarında önemli bir dönüm noktasına ulaşsalar bile başarılarını fark edemeyebiliyorlar.
Peki neden? Çünkü bu insanlar elde ettiği başarıyı gerçekten hak etmiş olsa bile bunu etki olmayan yollarla ya da şans eseri elde ettiklerini düşünüyorlar.
Bir diğer sık görülen belirtimiz iltifatları kabul etmekte zorlanmak.
Kendinizi bir düşünün.
İltifatları kabul etmekte zorlanıyor musunuz?
Övgüyü görmezden mi geliyorsunuz?
Ya da bunu hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz?
Bu bölümden sonra az önce dediklerimi güzelce bir düşünün istiyorum.
Tamam mı? Anlaştık isek devam ediyorum.
Bir de Arkadaşlar üzerine bir podcast bölümü bile yaptığım o huy mükemmeliyetçilik.
Imposter sendromuna sahip kişilerde başarılı olmak için mükemmel olmaları gerektiğini düşündükleri için mükemmeliyetçilik de çok sık görülüyor tabii ki.
Zaten biz bu konuyu uzun uzun konuşmuştuk hatırlarsanız.
Üstesinden gelmek için neler neler yapabiliriz hepsini ben zaten...
Bir bölümde konuşmuştum.
Şimdi diyeceksiniz ki tamam Zeynep biz her şeyi anladık.
Peki biz üstesinden nasıl geleceğiz bu duyguların?
İlk olarak gerçeklere odaklanın önce.
Bu sendrom zaten işinize iyi olmadığınızı hissetmenize neden oluyor.
Ama bu duygular çoğu zaman bir gerçekliğe değil korkuya dayalı oluyor.
O yüzden üstesinden gelmek için en iyi yol duygularınızı gerçeklerden ayırmak.
Tamam mı? İkinci olarak kabul etmek arkadaşlar.
Az önce dediklerimi duygularınızı görmezden gelin gibi algılamayın asla.
Tam aksine kendinizi kötü hissettiğinizde bunu kabul etmek, bunun sorun olmadığını onaylamak ve gerçekliğe dayanmıyorsa bu duyguların gitmesine izin vermek.
Bu kadar. Ve son olarak sürece odaklanmak.
Bu konuda da bir podcast bölümüm var.
Sıkı takipçilerim çok iyi bilir.
Hayat akıp gidiyor arkadaşlar.
Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor.
Yolun sonunda çok istediğiniz bir şey olabilir.
Anlıyorum. Ama asıl kıymetli olanın o yolculukta yaşananlar olduğunun da biraz farkında olmak gerekiyor bence.
Çünkü hayat geçiyor, gençlik gidiyor, 20'li yaşlar gidiyor, 30'lar gidiyor, 40'lar gidiyor.
Yani o an neredeyseniz bence oradan keyif almak çok önemli.
O yüzden yine böyle diğer bölümlerimin reklamını yapıyor gibi oldu ama sonuca değil sürece odaklanmak diye bir bölümüm vardı.
Çok çok önceden kaydetmiştim hatta ama en çok...
sevilen bölümlerimden biridir yani.
Böyle bir konuda hani birazcık birileriyle konuşmak istiyorsanız o bölümü açabilirsiniz.
Bence keyifli bir bölümdü.
Bu sürece odaklanmak kısmında ben çok duruyorum.
Instagram'da da çok duruyorum.
Çünkü bunun gerçekten Çok kıymetli bir şey olduğunu düşünüyorum.
Hani hep karşıma çıkıyor.
İşte hayata geç kalmış hissedenler ve bunu bana yazanlar çok oluyor.
Ama şöyle bir şey var ki şu an önünüzdeki yıllar için en genç yaşınızdasınız.
Tam şu an. Şu an bulunduğunuz yaş gelecekteki size kıyasla en genç yaşınız.
Bir şeyleri değiştirebildiğiniz en genç yaşınız aslında.
O yüzden... Kıymetini bilmek lazım.
Ve çok uzattım ama son bir şey daha.
Bu sefer son. Söz veriyorum.
Gerçekten yetenekli olduğunuz, güçlü olduğunuz yanlarınızı görün.
Ve mükemmel olmanın hiçbir zaman mümkün olmadığının da farkında olun.
İnsanın kendi değerini kendisi belirliyor.
Bunu da sakın unutmayın.
Bu sondu. Bu sefer gerçekten sondu.
Eğer ki siz de böyle şeyler hissediyorsanız tabii ki de üstesinden gelinmeyecek şeyler değil.
Kendinize kıymet vermenizi öneriyorum tekrardan.
Kimseyle kıyaslamayın kendinize.
Herkes kendi hayatını yaşıyor.
Herkes kendi hikayesini yaşıyor.
Kimin hikayesi nerede başlıyor?
Neresinde bir dönüm noktası oluyor?
Nerede son buluyor?
Hiç bilmiyoruz. O yüzden çok özel bu zaten.
Hepimizin farklı olması çok özel.
Umuyorum ki bir şeyler başardığınızda böyle kendi omzunuza pat pat bir vurup aferin sana ya diyebilirsiniz.
Deyin bunu. Aynaya bakın.
Deyin yani. Bunları bunları başardın.
Sen bunları yaptın. Bak görmüyorsun.
Farkında değilsin. Ama yaptın.
Senin o yaptığın için küçümsediğin, başarı olarak görmediğin şeyler her zaman bir başkasının hedefi oluyor.
Onu hedefleyenin küçümsedikleri de bir başkasının hedefi oluyor.
Yani bu hep böyle. O yüzden yaptığımız şey ufacık bile olsa...
Kendinize gurur duymaktan çekinmeyin asla.
Çünkü az önce dediğim gibi herkesin hikayesi çok başka.
Siz bir şeyi kolay elde etmiş olabilirsiniz ve o elde ettiğiniz şeye çok da büyük bir başarı gözüyle bakmayabilirsiniz.
Ama bir başkası oraya gelirken gerçekten çok...
taşlı, çok dikenli yollardan gelmiştir ve hayatının en büyük başarılarından biri olabilir.
O yüzden kıyas yapmayın diyorum.
Umarım ki çok güzel ilerler hikayelerimiz.
Kendimizi bulabildiğimiz, kendimizle de çok mutlu olabildiğimiz bir hikaye diliyorum.
Hepimize. Bölümü dinledim.
Ben de buradaydım demek isterseniz podcastinde artık bir instagram hesabı var.
Bildiğiniz gibi bebek bir instagram hesabımız.
Onu da açıklamalar kısmına bırakacağım.
Onu da takip edebilirsiniz.
Ben kişisel hesabımı da bırakıyor olacağım.
Yine her zamanki gibi haftaya, cuma, sabah 6'da yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
