
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İnsan her yaşında hatalar yapıyor, bir şeyler öğreniyor. Bu bölümde Zeynep, bu yaşta hatalarından, hayattan, okuduklarından öğrendiği bazı şeyleri paylaşıyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşacak çok şey var podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Ben pazartesi günü yani 14 Ekim'de 25 yaşıma girdim.
Normalde son birkaç yıldır şey yapıyordum işte mesela 24 yaşıma girdiysen 24 yaşımda hayattan öğrendiğim 24 şey tarzında Instagram'a maksimum bir dakikalık tatlı bir
video hazırlıyordum. Ama bu sene çok konuşasım var ve elimde podcast gibi çok güzel bir nimet var.
Konuş dedim kızım. Seni kim tutar?
Hiçbir şey hazırlamadım. Mikrofonu açtım ve konuşmak istiyorum.
Zaten her şeyin böyle kendiliğinden olanı, akışında gideni güzel değil midir?
Bu yaşımda hatalarımdan, hayattan, okuduklarımdan öğrendiğim bazı öğretileri sizinle paylaşmak istiyorum aslında.
Bunlar böyle tabii ki de hayatın sırları değil.
Ama ne demiş Tolstoy?
Başkalarının hayatından ders alın.
İnsan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
O yüzden bolca dert yanacağım belki de.
Hiç bilmiyorum böyle bölüm nasıl gidecek diye.
Ama ilk olarak bu yaşımda gerçekten oldukça kabullendiğim bir dersten başlamak istiyorum.
Çünkü sorumluluklardan bahsedeceğim, arkadaşlıklardan, her şeyden, hedeflerden, planlardan.
Ama ilki gerçekten 24 yaşımda böyle hani böyle olacak ya dediğim bir ders.
Muhtemelen çok gencim, çok küçük olduğumu düşünüyorum hala.
O yüzden öğrendiğim her dersin çok kıymetli olduğunun da farkındayım.
Bu yaşlarımda öğrendiğim derslerin yani.
Çizgisinin her zaman yukarıya doğru gitmemesi ve dolayısıyla bunlara katlanabilmek için esnek olmam gerektiğiydi.
Bu ne demek oluyor yani?
Genellikle bizim hayatla ilgili, gelecekle ilgili, hedeflerimize ulaşmakla ilgili beklentilerimiz var.
Ve bu beklentilerde hayat çizgimizin yönü de şu şekilde.
Yukarıya doğru dümdüz bir gidişat, hep daha iyiye doğru, hep daha güzele doğru.
Her geçen gün bir önceki günden, bir önceki aydan, bir önceki yıldan sanki daha güzel olacakmış gibi.
Ama gelin görün ki hayat çizgisi bana pek de benzemiyor.
Hayatta inişler ve çıkışlar var.
Her zaman da olacak. Bu da aslında şöyle de bir şey ki bu hayatta bir kere başarısızlık yaşadık diye yani ciddi bir şey yaşadık diye böyle aşağı doğru gidişatı simgeleyen kötü bir
olay yaşadık diye bu her şeyin bittiği bir daha asla aynı olmayacağı ya da bizim komple yetersiz ve başarısız biri olduğumuz anlamına gelmiyor.
Yani aslına bakarsanız iniş çıkış olmayan dümdüz bir çizgi sadece öldüğümüz anlam mevcut.
E madem hep yukarıya doğru dümdüz bir çizgi olamıyor o zaman aslında resmin şöyle bir bütününe bakabilmek yani belki bir adım geriye doğru çekilmek ve resmin bütününe baktığımızda o eğrinin
genel olarak yukarıya çıktığını görmek için çabalamak gerekiyor bu hayatta.
Ben hep... Yerimde durmamam lazım.
Hep bir adım ileriye gitmem lazım gibi çok sert kurallar koymuştum galiba kendime.
Ama artık yerinde durmamak evet olabilir ama bir adım geri gitmek de olabilir.
Bazen düşmek, bazen kalkmak.
Bunların hepsinin olabildiğini kabullendiğim bir yaş oldu sanırım.
Bu çizginin her zaman yukarıya doğru gitmemesi de beni çok rahatlattı açıkçası.
Yani bunu kabullenmek beni çok rahatlattı.
Çünkü hayat gerçekten böyle...
Değil ve hep öyle olması gerekiyor hissi beni çok sıkıyordu açıkçası.
Çok daraltıyordu ama bunu aştığımı düşünüyorum.
Ve bunu şu an bu yaşımda aşmak bana hiç geç kalmış hissettirmiyor.
Çok erken öğrendiğimi de düşünmüyorum.
Belki de kendi hayat yolumda tam da öğrenmem gereken yaşta öğrendim.
Öyle bir his var nedense içimde.
Bunların dışında bu gidişata baktığımızda, bu gidişatta yani bir sürü anı biriktiriyoruz iyi kötü.
24 yaşımda yapmaktan en çok keyif aldığım şeylerden ve kıymetini gerçekten en çok anladığım şeylerden biri de bazı anılarımı somut olarak da elimde tutmak oldu.
Ben bunu hep yapıyorum aslında.
Hani benim sosyal medyada yaptığım videolar, belki podcastler, gerçekten her şey...
Bir anı günlüğü oluşturmak içindi en başında.
Bu tabii ki de aslında baktığınızda anılarımı biraz somut olarak da elimde tutmak olabilir ama benim somutluktan kastım bu değil aslında.
Yani fotoğraflar çektim, bunları paylaştım olabilir ama bunlar hala dijital bir yerde ve...
Bunun beni çok da tatmin etmediğini fark ettim.
O yüzden hep günlük tutan bir insandım zaten biliyorsunuz ama bunlara fotoğrafları dahil etmeye başladım.
Belli aralıklarla fotoğrafçıya gitmenin ve son birkaç ayda çekilmiş bazı fotoğrafları çıktı almanın beni çok mutlu ettiğini fark ettim.
Bunları günlüğüme yapıştırdığım böyle journal tarzı bir şey yapmak beni gerçekten çok mutlu etti.
Bu hayatı daha çok sevdirtti diyebilirim.
Çünkü çok güzel bir uğraş oldu.
oldu benim için. Ben hep bullet journal tarzı şeyler yapıyordum ama bu şekilde anı günlüğü adını verdiğim bir şey yapmak nedense şey hissettirdi bana.
Zeynep bu zamandır neden bu fotoğrafları kullanmadın günlüklerinde yani?
Niye böyle bir şey yapmadın? Neyse.
Geç kalmış hissetmiyoruz hiçbir şeye.
Onun dışında mesela çizim yapmak Hani tamam yazmak kadar olmasa da iyi geldi bana.
Yanımdan ayırmadığım defterlerim var ve her gittiğim yerde ki ben buluşmalarda hep bir yarım saat belki bir saat erken giden insan olurum.
Çünkü tek başıma...
Biraz oturmak bana iyi geliyor dışarıda.
Sürekli dışarı çıkan bir insan değilim çünkü.
Çok şehir merkezinde yaşamıyorum.
Aslında büyük bir şehirde yaşıyorum ama merkeze yakın yaşamıyorum.
Bu yüzden de dışarı çıkmak demek benim için biraz yeşilliklerin içinde dolanmak belki.
Tabii ki de çok güzel. Ama arabasız bir şekilde gitmek pek de olmuyor.
O yüzden böyle fırsatlar buldum da erken gidiyorum ve o defterleri çıkarıyorum.
O an etrafımda gördüğüm şeyleri çiziyorum.
Bazen boyuyorum da.
Sonra yanına notlar ekliyorum.
Kafamda bir şeyler varsa yazıyorum.
Bunun da bana çok iyi geldiğini fark ettim ve derim ki bölümde mutlaka bahsetmem lazım bundan da.
Sonra bu yaşta sanırım beni en çok yaralayan konu arkadaşlık konusu oldu.
Yani bu konuda öğrendiğim şeyler oldu.
Özellikle bu yaşın ilk ayları çok yalnız hissettiğim aylardı.
Yani aslında dışarıdan pek yalnız gözükmediğim...
Ama çok yalnız hissettiğim aylarda.
Bu arkadaşlık konusunda zamanla yaşadığım her ilişkiden neyi yanıma alıp neyi geride bırakmam gerektiğini öğrendim sanırım.
Çünkü ben şeye inanan bir insanımdır yani.
Bazı insanların hayatımızda bazı rolleri olur, bazı görevleri olur.
Belki benim de bazı insanların hayatımda...
Böyle bir yere dokunup gitmek gibi bir görevim vardı.
Ve şunu öğrendim ki toplamam gerekirse aslında bazı insanlar hayatıma girecek ve belli bir süre sonra çıkış yapacak.
Çünkü benim hayatımdaki rollerini tamamlamış olacaklar.
Bazıları da ben her ne yaparsam yapayım orada durmaya ve elimi tutmaya devam edecekler.
Bu böyle ve bana bu ilişkilerde arkadaşlık ilişkilerinde öğrettiği en temel şey de şu oldu.
Hiçbir ilişkiyi zorlamamak.
Hiçbir insanı zorla hayatında tutmaya çalışmamak.
Yani akışına bırakmak derler ya aynen öyle.
Ben dostlukların çok fazla çaba gerektirdiğini düşünmem.
Yani çaba derken şey anlamında bahsetmiyorum.
Tabii ki de belli bir ilgi zaman ayırmak bu tarz şeyler olacak ama peşinden koşmalık.
Olmamalı hiçbir arkadaşlık ve böyle hissediyorsanız bir şekilde hep ben koşuyorum o kaçıyor gibi bir his varsa içinizde o ilişkinin süresi dolmuş demektir gibi hissediyorum
artık. Yani bir şeyi zorla elinizde tutamazsınız.
Bu çok manevi bir şey olsa bile ve bunu kabullenmek aslında beni gerçekten çok üzüyor.
Çok ağlattı. Şu an bile bu bölümün ortasında oturup ağlamayacağım ama asla öfkeli değilim.
Aslına bakarsanız kırgın da değilim.
Çünkü dediğim gibi bazı şeyler bazı yaşlarda olmalıymış ve sonra o olay tamamlanınca, o arkadaşlıktan alınan dersler alınca bitmesi gerekirmiş belki de.
O yüzden dediğim gibi hiçbir ilişkiyi zorlamamak bu yaşımda öğrendiğim en acı verici, beni en çok yaralayan dersti.
Bunun dışında yine kulağıma güzel bir küpe olması adına...
Dinlemek çok önemli. Özellikle de en çok da kendini.
Çünkü ben az önceki arkadaşlık durumuna bağlayacağım aslında ama önce hep kendimde ararım bir şeylerin hatası.
Hani ben mi bir şey yaptım, benim dediğim bir şeyden ötürü mü oldu?
Hani benim bir hatam olduysa hemen halledeyim gibi.
Bu bir yere kadar çok güzel bir şey aslında.
Hani hemen karşı tarafı suçlamaktansa önce kendine dönüp bir bakmak.
Ama benim yaptığım şey bu değildi aslında.
Benim yaptığım şey asla sevdiğim insan...
Yani böyle düşünmüyordur ya hani böyle yapmıyordur.
O öyle biri değil. Asla o kötü davranışı bunu yaptıysa bile sevdiğim insanlara konduramamak benim galiba yaptığım ufak hatalardan biriydi.
Bunu öğrendim.
Gerçekten bazen yanlış şeyler yapabilir.
Bu benim çok sevdiğim bir insansa bile bunu bana yapabilir.
Ama olsun öğrendik.
Belki hala da bir şeyleri yanlış yapıyorumdur.
Ama özellikle arkadaşlık ilişkilerinde kendime de değer vermeye öğrendim diyebilirim.
Bir diğer öğrendiğim şey ise bunu öğrenmemde sosyal medyanın çok etkisi oldu aslında ya.
Şöyle oldu. Böyle hisseden sadece ben değilim.
Bunu öğrendim. Bazen bazı şeyleri hissediyorum.
Ve bunu sadece ben hissetmiyorum.
Bunu benim yaşımdaki belki benden küçük ya da benden büyük birçok insan hissediyorlar.
Yani bu hissi hissederken hiç yalnız değilim aslında.
Mesela son videomda da özellikle bu konuda birazcık konuştum.
Instagram'daki son reelsimi izlediyseniz 25 yaşında başrol, hayatının başrolü olmakla alakalı.
Şundan bahsediyorum orada da hani çok sevdiğimiz o sitcom dizilerinde başroller 25-26 yaşlarındayken kendi hayatlarının başrolüdürler.
Evet. Her bölümde çok inanılmaz olaylar yaşarlar.
Her gün çok yeni muhteşem anılar katarlar hayatlarına.
Ve ben de bunları işte 18 ile 19 yaşlarımda izlediğimde sanırdım ki 25 yaşıma geldiğimde gerçekten de böyle bir hayatım olacak.
Her bölümde, hayatımın her bölümünde yani her gününde sıra dışı olaylar yaşayacağım.
Çok eğlenceli, her güne yeni bir anı, çevremde bir sürü insan gibi.
Ve gelin görün ki bunun pek de böyle olmaması...
Bu bende ilk başlarda aslında bir hayal kırıklığı yarattı.
Böyle 5-6 kişilik bir arkadaş grubumun olmaması bende hayal kırıklığı yarattı.
Bazen çoğu günümün birbirine tıpa tıp benzemesi bende hayal kırıklığı yarattı.
Galiba beklentimi bu kadar yüksek tutmak bende yarattı bu hayal kırıklığını.
Ama bunu aştığım yaşta aslında tam da bu yaşım oldu.
Bu hayatı izleseydi, şu an yaşadığım hayatı, Frans izlemekten çok daha keyif alırdı.
Çünkü başroldekinin kendisi olduğunun farkına varırdı o, o küçük Zeynep.
Ben belki de bunun farkında olmadığım için o kadar da keyif almıyorum gibi geldi ama daha sonrasından bu dizinin başrolünün ben olduğumu fark ettikten sonra bir tık daha farklı
bakmaya çalıştım.
Yani rutinlerim beni daha çok mutlu etti.
Bir şeyleri çok hızlı ve her gün çok çılgın şeyler yaşamaktansa daha sakin ve bizim gibi rutinlerimin etrafında dönen bir hayat beni daha fazla tatmin etmeye başladı.
O yüzden sizler de böyle hissediyorsanız belki kendi dizinizin başarı olduğunuzu unutmamanızı...
Hatırlatmak istiyorum aslında bu bölümde.
Bunun dışında beni diğer sosyal medya platformlarından takip ediyorsanız ben diş hekimiyim ve bir poliklinik açıyorum şu an.
İnşaat süreci başlıyor.
Her şey çok heyecanlı.
Dışarıdan inanılmaz tatlı gözüküyor.
Ama gerginim, heyecanlıyım, stresliyim.
Yani bir milyon duyguyu aynı anda yaşıyor gibiyim.
Bu yaşımda öğrendiğim bir diğer şey de sorumluluk.
Ne demekmiş? Onu böyle iliklerime kadar hissettim galiba.
Çünkü yani böyle 23 yaşlarıma kadar o öğrenci kafasında o sorumluluk hissini pek almamıştım.
Aldığımı sanıyordum ama almamışım.
Şu an öğrenci olmamak ve bir işe girişi olmak, büyük bir işe girişi olmak bana sorumluluk nedir?
Nasıl alınır?
Nasıl hissettirir?
Bunları gerçekten çok çok...
büyük öğretti. Bu stresi aşmaya çalışıyorum.
Halletmeye çalışıyorum. Her şey bir şekilde yoluna girecek.
Kolaylıkla hallolacak diyorum.
Ne demiştik? İlk kural.
Hayat çizgisi her zaman yukarıya gitmez.
Aksilikler olur. Ufak tefekçeleri takılmamak lazım.
Bu sorumluluk her ne kadar beni strese soksa da kendimi hem çok şanslı hem de çok iyi hissettiriyor açıkçası.
Çünkü bu yaşımda buna girişmek korkutucu bile gelse buna cesaret etmem de beni mutlu ediyor.
O yüzden 26'ya içime girdiğimde Bugünleri çok gülerek işte ya nasıl mahvolmuştum var ya ne kadar çok ağlıyordum, stres yapıyordum diye anlatacağımı düşünüyorum ve böyle
teselli ediyorum kendimi.
Ben zaten tüm süreci YouTube olsun, Instagram olsun paylaşacağım.
Çünkü inşaat başlıyor ve artık sizin daha çok görmek isteyeceğiniz süreci başlıyor.
Yani buraya kadar pek de keyifli değildi.
Belge işleri bilmem ne hani arka planda çok fazla kalemle uğraştım ama buraları paylaşmam için de keyifli.
Gifle gelmeyecek de size. Ama görsel olarak görebileceğiniz şeyler bence eğlendirecek.
Çünkü bir şeyler seçeceğiz.
Orasını burasını yaptıracağız.
Benim de en heyecanlandığım kısım burası açıkçası.
O yüzden eğer ki beni YouTube'dan, Instagram'dan takip etmiyorsanız ben açıklamalar kısmına bırakacağım hesaplarımı.
Böyle hoş geldin 25 yaş diyorum.
Umarım ki çok güzel bir yaş olur.
İçimde güzel hisler var.
2025'den de güzel hisler var.
Umarım ki öyle olur. Bu hayatta öğreniyorum.
Hatalar da yapıyorum.
Büyüyorum. Ve büyüme koşuma da gidiyor açıkçası.
Bakalım neler olacak. Hayatımın yeni bir sezonu başlıyor benim için de.
Klinik kesinlikle öyle bir şey olacak.
Ve yeni sezonda beni nasıl bölümler bekliyor?
Sabırsızım. Heyecanlıyım.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur sizler için.
Gerçekten bölümün başında da dediğim gibi bu podcast kanalının en doğaçlama bölümü oldu.
Mikrofonu açtım ve bilinç akışıyla aklımda ne varsa hepsini anlattım.
Üstünde durmak istediğim diğer konuları da aklımda var.
Hemen not alacağım ve onları da birer bölüm ayıracağım.
Kendinize çok iyi bakın.
Eğer ki beni takip etmek isterseniz dediğim gibi açıklamalar kısmına bırakacağım.
Podcast kanalının da bir Instagram hesabı var.
Onu da açıklamalar kısmına bırakacağım.
Bir sonraki bölümde yani haftaya cuma sabah 6'da Tekrardan görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
