
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, kaygıyı önemsememenin ve zihni sessize almanın gizli tekniklerini paylaşıyor. Kendisi anksiyeteyle mücadele etmiş, bu yolda ilaç ya da terapi desteği almadan bilimsel yöntemlerle kendini nasıl iyileştirdiğini anlatıyor. Uyguladığı bilimsel tekniklerle bugün binlerce insana zihnini sessize almanın mümkün olduğunu gösteriyor.
Anksiyeteyi sadece teoride değil, bizzat yaşayarak deneyimlemiş biri olarak, dinleyicilerine en gerçekçi ve uygulanabilir yolları aktarıyor. Bu bölümde zihnin oyunlarını fark etmeyi, düşünceleri kontrol etmeye çalışmadan geçip gitmelerine izin vermeyi ve kaygıya rağmen yaşamaya devam edebilmeyi öğreneceksiniz.
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
--
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Merhabalar, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Bugünkü konumuz...
Anksiyete, zihnimiz, zihnimizin bize oynadığı oyunlar.
Anksiyete meslek hayatım boyunca binlerce danışanımla çalıştığım ve neredeyse hepsinde başarıya ulaştığımız bir durum.
Bu arada başarı dememin sebebi çok uzun yıllar.
Beni tekrar ziyaret etmemeleri ama iyi olduklarını bilmem.
Çünkü bu alan bana çok tanıdık.
Yıllarımı anksiyete ile baş etmenin en bilimsel, en gerçekçi yollarını araştırarak geçirdim.
Ama siz benim kadar uğraşmayın diye şimdi size her şeyi anlatacağım.
Daha önceki bölümümde de size anlatmıştım.
20 yaşlarımın başında anksiyete ile mücadele etmek zorunda kaldım ve 10 yılı aşkın süredir anksiyete bana hiç tesir edemez hale geldi.
Hatta bazen bu durum hissizliğe mi döndü diye korktuğum bile oldu.
Tabi alışık değil bünye bu kadar anksiyetinin olmayışına ve hayatımı benim gibi anksiyete yaşayanlara destek olmaya adadım.
Herkesin duymasını istediğim bazı gerçekler var.
Ömrüm devam ettiği sürece bunları insanlarla paylaşmaya çalışacağım.
Sanırım benim yaşam amacım da bu oldu.
Benim sürecim ilaç kullanmadan ve terapi almadan kendim açtığım bir yol oldu.
Tabii burada psikoloji öğrencisi olmamın çok büyük bir artısı vardı.
Doğru bilgilere çok daha rahat ulaşabiliyordum.
Bugün size bu yolu nasıl yürüdüğümü ve kendi iç sesimi nasıl sessize alabildiğimi anlatacağım.
Şimdi size zihnimizin en çok kullandığı numarayı göstereceğim.
Sizi kandırarak...
Her şeyin kontrolünü elinizde tutabileceğinizi zannetmesi hem de bunu düşünerek yapacağınızı zannediyor.
Şöyle konuşuyor, çok tanıdık gelecek size.
Çok düşünürsem başıma gelecekleri engelleyebilirim.
Kötü şeyleri önceden fark edersem hazırlıklı olabilirim.
Eğer yeterince düşünürsem kontrol edebilirim.
Ama gerçek şu, zihin kötü bir şey düşünürseniz onun gerçekleşeceğine sizi ikna etmeye çalışır.
Oysa kötü şeyler düşündüğünüz için başınıza gelmezler.
Ve ironik olan şu, Düşünmemeye çalıştıkça düşünceler daha da güçlenirler ve daha çok aklınıza gelmeye başlarlar.
Yani çok düşünmek olayın sonucunu değiştirmez.
Hatırlayın kaç kez çok güçlü bir şekilde hissetmenize, düşünmenize rağmen aklınıza gelen o kötü şey gerçekleşmedi.
Çünkü düşünceler gerçek değil.
Düşünceleri kontrol etmeye çalıştıkça onlar daha da artıyorlar.
Bugün bu kısır döngüden çıkmanın gizli yollarını konuşuyoruz.
Kaygının kalbinde duran şey aslında düşüncelerinize çok inanıyor olmanız.
Fakat ben size bugün zihninizi susturmanın değil, zihninizi sessize almanın bir yolunu göstereceğim.
Buna sessize almak diyorum.
Sessize almak demek onu kapatmak değil.
Sesi kısarak hayatın diğer seslerini de duymaya devam etmek demek.
Peki düşünceler gerçek değilse gerçek nedir?
Gerçek şu, beş duyu organınızla algıladığınız her şey.
Geri kalan sadece inançlarınızdır ve inançlar değiştirilebilir.
Düşüncenin gerçek olmadığını size şöyle göstereyim.
Şimdi her neredeyseniz, beni nerede dinliyorsanız kendinizi lütfen ayakta hayal edin.
Edin edin. Şu anki kıyafetlerinizi, saçınızı, takılarınız varsa takılarınızı, her şeyi hayal edin.
Ve hayal ettiğiniz kendinizin zıpladığını düşünün.
Evet, kendinizi hayalinize zıplatın.
Yapabiliyorsunuz değil mi? Direkt gözünüzün önünde.
Böyle bir görüntü canlanıyor.
Peki hangisi sizsiniz?
Şu an oturan mı?
Yoksa ayakta zıplayan mı?
Muhtemelen oturan değil mi?
Ama zihniniz sizi şu an her hale sokabilir.
Ve bunu yapabiliyor olması gerçek olduğu anlamına gelmez.
Düşüncelerinizi şöyle düşünün.
Uçaktasınız. Camdan bulutları izliyorsunuz.
Onları değiştirmeye çalışmıyorsunuz.
Sadece izliyorsunuz.
İşte düşüncelere de böyle bakmanızı öneriyorum.
Unutmayın. Anksiyeteniz zihninizden geçen düşüncelere ne kadar inandığınızla ilgilidir.
Onlara her an gerçekleşecek şeyler gibi değil, sadece düşünce gibi baktığınızda güçlerini tamamen kaybederler.
Bir şeye, bir zamanlar inandınız diye sonsuza dek inanmak zorunda olmadığınızı hatırlatmak istiyorum.
İnançlarınız değişebilir.
Siz kocaman bulutların olduğu gökyüzüsünüz.
Bulutun kendisi siz değilsiniz.
Onlar düşünceler gibi düşünün.
Zihniniz bir gökyüzü.
Bulutlar ise bir düşünce.
Yani siz ev sahibisiniz, düşünceler ise yalnızca bir misafir.
Anksiyete ile baş etmekteki en büyük anahtar, zihninizden geçen düşüncelere sadece bir düşünce gibi bakmak, sadece bir düşünce gibi anlam yüklemek.
Bir düşünce sadece bir düşüncedir.
Gerçek değildir.
Gökyüzünü düşünün.
Kara bulutlar da gelir, gökkuşağı da gelir.
Hiçbiri gökyüzünün gerçek varlığını değiştirmez.
İşte siz gökyüzüsünüz.
Düşünceler sadece gelip geçen misafirler ve kapınızı açık bırakabilirsiniz.
Gelen misafire çay ikram etmek zorunda değilsiniz.
Kendi kendinize şunu söyleyin.
Ben düşüncelerim değilim, ben sadece onları fark eden kişiyim.
Bu cümleyi gün içinde hatırladığınızda kaygının zinciri birazcık gevşeyecek ve size günlük hayatta yapacağınız bazı pratikler vereceğim.
Bu pratiklerle zihninizi nasıl sessize alacağınızı anlatacağım.
Ben metaforik anlatımları çok seviyorum.
Daha akılda kalıcı oluyor ve uygulaması daha kolay oluyor.
Mesela bir kum metaforu var.
Düşüncelerle mücadele ederken zihninizde bunları canlandırmanızı istiyorum.
Gözlerinizi kapatın, kaygılı düşüncelerinizi kumun üzerine yazdığınızı hayal edin.
Sonra bir dalganın gelip o yazıyı nasıl sildiğini izleyin.
İşte düşüncelerinizi de tam bu şekilde denizin sildiğini hayal edin.
Diğer bir tekniğimiz metaforumuz reklam panosu metaforu.
Arabanızın yolcu koltuğunda olduğunuzu düşünün, sağ koltukta.
Yolda ilerlerken reklam panolarını görüyorsunuz ve çok hızlı geçer reklam panoları.
İşte o panolarda zihninizin kaygılı düşüncelerin akıp gittiğini ve sadece izlediğinizi hayal edin.
Bir diğer metaforumuz da jenerik metaforu.
Sinemada bir filmin sonunda hani böyle bütün jenerikler akar ya, siz orada oturuyorsunuz ve hayal edin karşınızda bir sinema var.
Yazılar akıyor, isimler geçiyor.
İşte sizin kaygılarınız da aynı o yazılar gibi.
Bırakın akıp gitsinler.
Benim en sevdiğim metaforlardan biri de araba camı metaforu.
Şoför koltuğunda olduğunuzu hayal edin.
Ön ve arka camlarınız açık diye düşünün.
Zihninizden geçen düşüncelerin ön camdan girdiğini ve arka camdan çıktığını hayal edin.
Siz sürüyorsunuz, onlar sadece gelip geçiyor.
Düşüncelerinize aynı bu geçen şeyler gibi silinen, kumdaki yazılar gibi bakarsanız onlar sizin üzerinizdeki anlamları bırakmaya başlarlar ve güçlerinden çok şey kaybederler.
Güç demişken, düşünceye güç vermemenin önemini de hatırlatmak istiyorum.
Bir düşüncenin sık sık aklınıza gelmesi ya da sizi çok etkiliyor olması onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Bu cümlemi lütfen tekrar tekrar dinleyin ya da burayı yavaşlatın.
Biz güç vermedikçe düşüncelerin üzerimizde hiçbir etkisi yoktur.
Onlar sadece yan yana dizilmiş kelimelerdir.
Anlamları yükleyen biziz.
Şunu kendinize lütfen sorun.
Kaç kez çok güçlü şekilde hissettiniz ama o hiç gerçek olmadı?
Kaç kez istemeseniz de işe gittiniz, ev işlerini yaptınız, sosyalleştiniz?
Yani o düşünceye rağmen tam tersini yapabildiniz.
Yani önemli olan neyi düşündüğünüz değil, nasıl davrandığınız.
Burada zaten kuralımız şu anksiyet ile baş etmek için.
Düşünceye rağmen...
hayata devam etmek, ona rağmen her ne yapıyorsanız devam etmek.
Yani aslında davranışın gücünden bahsediyorum.
Bir şeyi hissediyor olmanız, yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.
Mutsuzken de işe gittik, motivasyonumuz yokken de işleri yaptık, kırılgınken de kibarca konuştuk değil mi?
İşte bu örnekler bize bunu hatırlatıyor.
Ne düşünürseniz düşünün, davranışlarınızı siz seçersiniz.
Düşüncelerinizin kontrolü sizde değildir ama davranışlarınızın kontrolü kesinlikle sizdedir.
Ve biz kontrolümüzde olanlara odaklanmak zorundayız.
Yani düşüncelere değil, davranışlarımıza.
Benim kendimde ve danışanlarımda uyguladığım tekniğin adı kabul ve adanmışlık terapisi.
Bu terapi yöntemin en güçlü noktası da bu.
Düşüncelerinizi önemsemek zorunda değilsiniz.
Ama değerlerinizi önemseyebilirsiniz.
Yani isteklerinizi, hayat amaçlarınızı.
Ve düşüncelerinize rağmen tam tersi şekilde hareket edebilirsiniz.
O geldi diye lütfen hayatınızı beklemeye almayın.
Olduğunuz yerden uzaklaşmayın, yaptığınız işi bırakmayın.
Her ne yapıyorsanız sadece devam edin.
Panik hatan, anksiyetenin devam etmesinin sebebi şu.
İnsanlar o anda her şeyi bırakıp anksiyeteye hizmet etmeye başlıyorlar ve o da daha kalıcı hale gelmeye başlıyor.
Yani düşünceler üzerlerine biz güç verirsek güçlü olurlar ve kalıcı olurlar.
O zaman bir daha kaygılı düşüncemiz geldiğinde ona çay ikram etmeyelim.
Önüne yemekler vermeyelim.
Onu beslemeyelim. Ona gerçekten istemediğimiz bir misafire ne yapıyorsak onu yapalım.
Ne yaparız mesela? Onunla çok az ilgileniriz.
Ona daha az soru sorarız.
Daha az ikram ederiz değil mi sevmediğimiz biri geldiğinde?
Düşüncelerinize de aynısını yapın.
O geldiğinde misafir bu gelecek.
Kapıyı kapatamayız. Bir kenara oturtun ama onunla ilgilenmeyin.
Kendi yaptıklarınıza devam edin.
Onunla temas kurmaya çalışmayın.
Uğraşmaya, soru sormaya çalışmayın.
Neden geldin demeyin mesela.
Bırakın, sadece fark edin.
İzlemeyi seçin. Bu söylediklerimi harfiyen uygulayabilirseniz çok kısa süre içerisinde anksiyete sizin için önemsiz bir kelimeden ibaret olacak.
Ya da geldiğinde artık çok daha kısa süre sizinle kalacak.
Tabii bu yayını bir kez dinlemek yetmeyecek, gerçekçi olalım.
Sıkça dinlemeli ve söylediklerimi yazarak çalışmalısınız.
Yazmadığınız sürece, not almadığınız sürece size iyi gelen şeylerin ne olduğunu bulmak zor olacağı için anksiyete anında muhtemelen hatırlayamayacaksınız.
Dediklerimi uygularken bir süre huzursuz hissedeceğinizi söyleyebilirim.
Çünkü bir baş etme yöntemini değiştiriyoruz ve bu her zaman bizi tedirgin eder.
Ama sonunda özgürlüğünüzü ve sağlığınızı kazanacaksınız.
Ve lütfen unutmayın, siz düşünceleriniz değilsiniz.
Siz onları fark eden bilinçli bir varlıksınız.
Hepelt Kendini İyileştir''i sundu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
