
Klinik Psikolog Merve Tokgöz ve İstinye Üniversitesi’nden Pedagog & Uzman Eğitimci Elif Vardar Solak, iş dünyasında çoğu insanın aklına bile gelmeyen bir soruyu masaya yatırıyor: “Yöneticinizi gerçekten siz yönetebilir misiniz?”
“İş Hayatında İyileşiyorum” temasıyla başlayan bu podcast serisi iş yerindeki huzurunuz için günlük hayatta uygulanabilir pratik öneriler içeriyor.
Bu bölümde; yöneticinizin en açık olduğu saatleri nasıl keşfedeceğinizi, onun bilinçdışında güven yaratmanın gizli kelime aynalama tekniğini ve zor anlarda öfkeyi düşüren “duygu etiketleme” yöntemini konuşuyoruz.
Küçük ama stratejik hamlelerle sadece işinizi değil, iş hayatınızdaki huzurunuzu da yönetebileceğinizi öğrenmek için hazır olun.
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Eğitimci Danışman Elif Vardar Solak Linkedln: Elif Vardar Solak
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Bu sefer çok özel bir bölümle karşınızdayım.
İş hayatında, ilişkiler konusunda yaşadığınız zorlukları tahmin edebiliyorum.
İşte tam da bu yüzden yaşamını iş dünyasının dinamiklerine adamış, onunla birlikte özel bir podcast serisi hazırladık.
Gerçekten çok heyecanlıyım.
Serimizin temasını sizinle paylaşıyorum.
İş hayatında iyileşiyorum temamız.
Kendisi iş yaşamının iniş çıkışlarını yıllardır hem sahada hem de akademide yaşayan biri.
Kendisi pedagog, uzman eğitimci, Elif Vardar Solak, İstinye Üniversitesi Öğretme Öğrenme Mükemmelliyet Merkezi Müdürü.
Hocam bunu söylemek bile zor.
Nasıl bir title bu? Merhabalar Merveciğim.
Çok da kolay aslında.
Öğretiyoruz, öğreniyoruz.
Evet ama ismi çok havalı.
Öyle diyorsanız öyle olsun.
Şimdi Elif Hocam'la birlikte başlattığımız serinin adı dediğim gibi İş Hayatında İyileşiyorum.
Aslında Kendini İyileştir'mek isteyenlerin kanalına bence çok yakışan bir isim oldu.
Bugün yöneticinizle ilişkinize bakış açınızı değiştirecek yepyeni bir pencereden konuşacağız.
Ben gerçekten çok heyecanlıyım.
Çünkü bu sohbet sadece bilgi değil.
aynı zamanda iş yaşamında nefes aldıran minik sırlar verecek.
Size Elif Hocam'la beraber iş hayatında kimsenin anlatmadığı sırlardan bahsedeceğiz.
Biliyorsunuz çoğu insan yöneticisini yönetmeye çalışırken ya susuyor ya da çok çatışmaya giriyor.
Oysa psikoloji bize bambaşka bir yol gösteriyor.
Sadece terapistlerin bildiği bazı teknikleri iş hayatına uyarladığınızda yöneticinizle ilişkiniz gerçekten değişebilir.
Çünkü iş dünyasında alışık olduğumuz şey hep yöneticilerin bizi yönetmesi değil mi?
Ama gerçek şu ki iş hayatında yalnızca iş yükünüzü değil, yöneticinizle olan ilişkinizi de yönetiyorsunuz.
Bugün sizinle işte bu görünmeyen tarafı konuşacağız.
Yöneticinizle ilişkinizi nasıl yönetirsiniz, nasıl güçlendirirsiniz ve bu ilişkiyi kendi lehinize nasıl çevirirsiniz?
Şimdi Elif hocama sözü bıraksam mı?
Çok konuştum. Merveciğim çok teşekkür ediyorum.
Doğrusu ben de çok heyecanlıyım.
Bu kadar güzel bir programı birlikte, podcast'ı birlikte yaptığımız için.
Tabii ki de burada işin sırrının yönetimi ele geçirmek değil, ilişkiyi yönetmek olduğunu söylemek istiyorum.
Dinleyicilerimiz katılacaklardır.
Yöneticimi yönetebilir miyim dediğimiz zaman daha çok otoriteyi düşünüyorlar.
İnsanlar çünkü daima yönetmeyi, ortamı...
Ve gücü ele geçirmeyi düşünürler.
Yöneticimi yönetebilir miyim dediğimde de bunu düşünürler.
Neden böyle oluyor? Çünkü ilişkilerde bir güç dengesi var.
Algılanan otorite, güven ihtiyacı gibi psikolojik engeller davranışlarımıza yansıyor.
Öyleyse nereden başlayalım?
Bence yöneticimizi bir engel olarak değil, bir ortak olarak görmekle başlayabiliriz.
Bana sorarsanız otorite kurmak yerine ilişki kurmayı seçebiliriz.
Yöneticimizi keşfetmekle başlayabiliriz.
Peki nasıl olacak bu keşfetmek?
Meryem'ciğim ne dersin?
Benim aklıma bir şey geliyor hocam.
Bence işe yöneticilerimizin gizli zaman dilimlerini keşfederek başlamalıyız.
Biliyorsunuz bazı yöneticiler, insanlar sabah ışığı gibi parlaktır.
En iyi kararları sabah saatinde alırlar, en enerjik oldukları dilim sabah saatleridir.
Kimileri ise öğleden sonra açılır.
Kahvelerini içmeleri gerekir, yemek yemeleri gerekir.
Zihinsel olarak orada daha net olurlar.
Siz kritik konuları yanlış zamanda gündeme getirdiğinizde aslında fikirlerinizi çöp kutusuna atmış olursunuz.
Ama doğru zamanda söylediğiniz bir cümle kariyerinizi değiştirebilir.
Bugün size işte gündelik yaşamda kullanabileceğiniz pratik iletişim tekniklerini anlatacağız değil mi hocam?
Evet kesinlikle. Ben çokça eğitim yapıyorum ve bu eğitimlerde aslında üç adımlı bir metottan bahsediyorum.
Bütün ilişkilerde.
İlk adım tanımak ve uyumlanmaktır.
Yöneticimizin iletişim tarzını ve önceliklerini anlamakla başlayabiliriz.
İşte biraz önce söylediğimiz zaman dilimi ve keşfetmek konusu.
Gözlemlemek çok çok önemli.
Bu yüzden ilk 30 gün, ilk 90 gün programları ve oryantasyon programları yapılıyor.
Bunu hatırlayalım. Birinci adım tanımak ve uyumlanmak.
İkinci adım proaktif iletişime geçmek.
Ne demek bu? Sürekli sızlanmak, sorunlardan bahsetmek değil.
Bazı sorunları bulup çözümlerle ortaya çıkabilmek.
Üçüncü ve her adımda, her nefeste var olması gereken nezaket stratejisi.
Nezaket zayıflık değildir.
Aşırı yumuşaklık değildir.
Görünmeyen bir güçtür.
Biz karşı tarafa saygıyla davrandığımız zaman karşı taraf da bize saygıyla gelecektir.
Dolayısıyla ben bu üç adımı özellikle öneriyorum.
Bunu bir metot olarak öneriyorum ama tabii ki...
Bazı stratejiler vereceğiz bu metodun nasıl çalıştığını anlamak için.
Merve'cim sen başlamak ister misin?
Sende çok iyi stratejiler var ben biliyorum.
Önce sohbet etmiştik.
Evet. Hocam bu arada metodunuzun üçüncüsüne bayıldım.
Benim en sevdiğim tekniklerden biri iş hayatında yöneticinizi yönetmekle ilgili.
Bence en iyi tekniklerden biri.
Yöneticinizin yaşam değerlerine yani onun önem verdiği şeylere göre çerçeveleme yapmanızı öneriyoruz.
Bunu nasıl yapacaksınız? Mesela detaycı bir yöneticiye bu raporu hazırladım çünkü tüm olasılıkları görmek isteyeceğinizi çok iyi biliyorum derseniz hem onun ihtiyaçlarını öngörmüş olursunuz hem de direnci
kırarsınız. Yani hayatta neyi neden yaptığınızı açıklarsanız bu sizi her zaman parlatır ve nedenleriniz yöneticinizin önem verdikleri üzerinden giderse muhtemelen
işiniz çok kolaylaşır.
Tabii Elif hocama şunu sormak istiyorum.
Siz sayısız yöneticiyle Sayısız kişiyle çalıştınız.
Sizce onların en çok duymayı sevdiği cümle ne hocam?
Kesinlikle çerçevelme tekniğinden bahsediyoruz.
Burada olumlu örnek taşıma olarak altını çizmek istiyorum.
Ne demek istiyorum? Deneyimde, paylaşımda, ortak noktalardan yola çıkıp bir çalışan yeni bir konuda konuştukları sırada, bir toplantı olduğu sırada, bir takılma olduğu sırada örnek
taşırsa, örnek taşıma çok önemli bir stratejidir.
Bu yöneticilerin çok hoşuna gidecektir.
Eğer ki bu örnek olumlu bir sonuç getirmiş, olumlu bir çerçeve kuran örnekse daha da artı puan getirecektir.
Çünkü çerçeveleme tekniği aynı zamanda olumlu hafıza ile de alakalı.
Biz neyin çerçevesini kuruyoruz?
Başarılı olmak istiyoruz, olumlu enerjiyi taşımak istiyoruz.
Dolayısıyla yöneticilerimizin hatırında kalmak istiyorsak, onların duymak istedikleri cümlelerden bahsetmek istiyorsak, Olumlu çerçeveleme, olumlu örneği taşıma stratejisini söylemek isterim.
Buna hayır diyebilecek hiçbir patron, hiçbir yönetici görmedim.
Elif Hocam buna yad etmek de diyebilir miyiz?
Güzel bir şeyi yad etmek, bir başarıyı yad etmek.
Kesinlikle diyebiliriz ve işin güzel tarafı ana uyumlanmak.
Bu bir strateji. Olumlu bir örneği taşıyoruz.
Hangi stratejilerle başka ne yapabiliriz yolunu açmış oluyoruz.
Bence bu stratejilerin hepsi yöneticiyi görünür hissettirdiği için çok işe yarıyor.
Birinin başarılarınızı görmesi, birinin hassasiyetlerinizi ve değerlerinizi görmesi, ona kendini artık daha fazla göstermek için çabalamama.
Yani o deriz ya bir yönetici egosu, yönetici yüksekliği vardır.
Ona ihtiyaç duymaz hale getiriyor.
Kendi gibi olabilme haline sokmaya başlıyor.
O yüzden ben bunları kesinlikle denemelerini öneriyorum.
Katılıyorum. Çok teşekkür ederim.
Şimdi bence sizin de biraz önce söylediğiniz gibi en işe yarayan taktiklerden bir diğeri.
Öncelik aynalama diye bir stratejimiz var iş hayatında.
Şimdi biz burada şunu istiyoruz önce.
Dinleme radarlarınızı açın, kulaklarınızı açın.
Toplantılarda, maillerde, günlük konuşmalarda yöneticinizin en sık tekrar ettiği kelimeleri lütfen fark edin.
Bu kelimeler genelde o dönemde, akut dönemde...
En çok önem verdiği şeyleri gösterir.
Mesela hız diyorsa zaman baskısı altındadır üst yönetim tarafından belki de.
Tasarruf diyorsa kaynak yönetimine çok odaklıdır.
Ekip ruhunu çok vurguluyorsa iş birliği ve uyumla alakalı bir arayışı vardır, bir eksiklik ihtiyacı vardır.
Bu kelimeleri kendi cümlelerinize entegre edin.
Bu basit aynalama yöntemi onun bilinç dışında bu kişi beni anlıyor duygusu yaratır ve yöneticileri çok az kişi anlar.
Doğru mu hocam? Kesinlikle bu aslında bugün verdiğimiz stratejilerin en kıymetlisi olduğunu da düşünüyorum ben.
Aynalama çünkü eğitim kökeninden geliyorum.
Reflection dediğimiz, projeksiyon dediğimiz yani ışık tutmak ve de gölgesiyle birlikte görünmesi gerekeni göstermek demek aslında bunun felsefesine baktığımız zaman.
Bu stratejide değerlerden bahsettik, uyumlanmaktan bahsettik, tanıma ve tanınmaktan bahsettik.
Dolayısıyla bu stratejinin Win-win dediğimiz kazan kazan durumlarını ortaya çıkartabileceğine de inandığım için, çağın da gereklerine inanılmaz derecede ayna tuttuğuna inandığım
için favori stratejim olarak veriyorum.
Dinleyicilerimize sesleniyorum.
Israrla sesleniyorum.
Bu favori strateji.
Evet. Bunu lütfen not ediniz.
Radarımızı açıyoruz.
Bakın sözcük de çok güzel.
Öncelik aynalamak için.
Dinleme radarımızı açıyoruz.
Çünkü bu çok kıymetli. Belki bir sonraki bölümde dinlemek ve konuşmak üzerine de konuşacağız.
Önce dinlemek için radarımızı açarsak yöneticimizin önceliğinin ne olduğunu anlarsak onu tanımışız.
Öyleyse ben ne dedim? Metodun birinci adımı.
Tanı ve uyumlan demiştim.
Tanıdım. Kız istiyor.
Okey hemen uyumlanmalıyım.
Nasıl hızlanabileceğimle ilgili belki de bir örnek taşıyabilirim.
Harika olmaz mı? Kesinlikle.
Ben aslında birkaç örnek söylemek isterim.
Mesela hız dedik ya, bir çözüm sunun ve bu çözümle hız kazanacağız deyin yöneticinize.
Ya da bu yöntemle %10 daha fazla tasarruf sağladık deyin.
Ya da bu proje ekip arkadaşlarımız arasında ekip ruhunu güçlendirecek deyin.
Yani onun vurguladığı kelimeyi cümle içerisinde yaptığınız bir şeye entegre edin.
Tam da sizin söylediğiniz şey. Çünkü nörobilim araştırmaları şunu gösteriyor.
İnsanlar kendi kelimelerini başkasından duyduklarında Bilinç dışında bir uyum ve güven hissi gelişiyor.
Yani aslında yakınlık, aşinalık hissi gelişiyor.
Bu da aslında sizi her türlü bence ekipten daha fazla öne çıkarıyor.
Yani yöneticiniz bu kişi benimle aynı dili konuşuyor duygusuna kapılıyor.
Kesinlikle dinleyicilerimiz şu anda benim gülümsediğimi görmüyorlar.
Ama ben burada gülümsüyorum.
Çünkü öğrenmenin en önemli ilk adımı tekrar etmektir.
Siz aynı kelimeyi tekrar duyduğunuz zaman ona tutunmaya başlarsınız.
Çok doğru. Peki bir de şu var değil mi?
Zor yöneticiler var. Zor yöneticilerle nasıl başa çıkacağız?
Sürekli eleştiren, memnun olmayan.
İşte burada devreye de diğer teknik giriyor.
Bu stratejinin adı duygu etiketleme.
Neuropsikoloji araştırmaları gösteriyor ki bir insanın duygusunu isimlendirmek tansiyonu düşürüyor.
Bu arada bu taktiği bence tüm çevrenize uygulayın.
Mesela patronunuz öfkeli bir tonda konuşuyorsa sakince şöyle söyleyin.
Sanırım bu konunun sizi zorladığını hissediyorum.
Bu konuyu ne kadar önemsediğinizi görebiliyorum.
Bunu söylemek öfkeyi şaşırtıcı derecede yumuşatır.
Çünkü öfkenin zaten ana motivasyonu anlaşılmama duygusudur.
Kişi anlaşılmadığını düşündükçe sesi daha fazla yükselmeye ve sinir katsayısı da artmaya başlar.
Duygusunu görünür yaparsanız, kızdığını ve öfkelendiğini ona yansıtırsanız daha fazla görünmesine ve öfkelenmesine gerek kalmaz hale gelir.
Burada bir şeyin de altını çizmek istiyorum Merveciğim.
O kadar güzel bir örnek verdin ki.
Şunu söyledin, bu konuyu ne kadar önemsediğinizi görebiliyorum.
Sevgili dinleyiciler bunu yakaladınız mı?
Aslında önceliklendirme, yani yöneticimizin neye değer verdiğini, neyi önceliklendirdiğini anladığımızı göstermiş oluyoruz bu cümleyle.
Ve ne oluyor? Yarattığımız güven duygusunu pekiştirmiş oluyoruz.
Ben yöneticimin neyi önemsediğini fark ediyorum.
Bu çok önemli. Bu konuyu ne kadar önemsediğinizi görebiliyorum.
Belki de bu podcasttan cebimize koyabileceğimiz bir cümle.
Bence de öyle. Diğer bir stratejimiz mikro uzlaşma ve Elif Hocam'ın dokunuşuyla nezaket.
Zor yöneticilerle büyük çatışmalar yerine küçük kazanımları hedeflemenizi istiyoruz.
Ona doğrudan karşı çıkmak yerine %70 ona uyum sağlamanızı.
%30 da kendi önerinizi eklemenizi istiyoruz.
Yani %70 onun alanı olacak, %30 da sizin alanınız.
Yöneticinizin söylediği şeyi tamamen reddetmek yerine önce kabul etmenizi öneriyoruz.
Örneğin, bu raporu haftaya yetiştirelim diyorsunuz.
Evet, bu mümkün.
%70 kabul ettik.
Ardından kendi önerinizi ekliyorsunuz.
Ama kaliteyi arttırmak için pazartesiye küçük bir revizyon payı bırakırsak çok daha iyi olur.
%30 katkı yaptınız.
Bu teklifinizin kabul edilme oranı çok yüksek.
Kesinlikle. O kadar katılıyorum ki tam bu noktada otoriteye dirençli görünmek değil, nezaketli görünmek.
Önce kabul sağlamak, hem de kendimiz için alan açmak.
Karşı tarafa da alan açıyoruz, kendimize de alan açıyoruz.
Ne demiştik? Kesinlikle ve kesinlikle nezaket bir zayıflık değildir, gizli bir güçtür.
Yumuşaklık değildir, aslında otoriteyi paylaşmaktır.
Tabii ki de raporu hazırlayalım dediğimiz noktada karşı tarafın yöneticinin egosunu, taşımak zorunda olduğu sorumlulukların yerine getirileceğine dair kaygısını ne yapmış oluyoruz?
Alıyoruz, hafifletiyoruz ve biz orada destek veriyoruz.
Kendimize de alan açıyoruz.
Belki biraz daha fazla zamana ihtiyacımız var.
O yüzde otuzluk alanda dönüştürebileceğimiz şekilde ilişkilere katkıda bulunuyoruz.
Burada yine şunu ben söylemek istiyorum.
Stratejik bir şekilde nezaket uyguladığımızda çatışma yerine köprü kurmuş oluyoruz.
Güven demiştik, güven yaratıyoruz ve iletişim kanallarımızı açık tutmaya devam ediyoruz.
Yönetmek demek, iletişim kurmak demek aslında.
Aynen öyle gerçekten. Bir de buraya bir tane daha teknik iliştirebiliriz.
Dil stratejisi.
Bu Elif hocamın da benim de çok sevdiğim stratejilerden.
Hem hem de stratejisi olarak da geçiyor.
Çatışmacı cümleler kurmak yerine daha kapsayıcı bir dil kullanmanızı istiyoruz.
Yani böyle yapamayız demek yerine.
hem dediğiniz şekilde hızlı ilerleyebiliriz hem de şu küçük eklemeyi yaparsak daha güvenli olur demeniz istiyoruz.
Bu hem hem de formülü yöneticiyi savunmaya geçmeden ikna etmenin altın kurallarından biridir.
Kesinlikle katılıyorum Merve'ciğim.
İşte burada iletişim ve beklentileri yönetirken nasıl güven ve değer kurabileceğimizi de örneklemiş oluyoruz.
Burada dil çok kıymetli, çok katılıyorum ve bu örneği paylaştığımız için dinleyicilerimizin Mutlu olacaklarını düşünüyorum.
Yine ceplerine bunu koyabileceklerini düşünüyorum.
Hem de kalıbı ben dilinden uzaklaşır, sen dilinden uzaklaşır.
Ego ile çatışma değil, anlaşma ve uzlaşma getirir.
Dikkat ediyorsak birden fazla unsuru bir araya getirmiş oluyoruz.
Nezaket de budur. Sadece ben değil, sen de varsın.
Dolayısıyla bu stratejiler birbirinin üzerine inşa etmiş oluyor.
Bunu lütfen cebimize koyalım diyorum.
Şimdi ben burada aslında Merve'cim müsaaden olursa şundan bahsetmek istiyorum.
Bütün bu anlattıklarımız yöneticimi yönetebilir miyim konusu literatürde de var olan managing up.
Üstümü nasıl yönetirim konusu.
Üstümü yönetmek demek aslında kendimi yönetmek demek.
Bunu sohbetimizin başında da söylemiştik.
Otorite olmak, egoyu üste çıkartmak, ben daha güçlüyüm demek değil.
Yeni dünya düzeni böyle bir şey değil.
Yeni dünya düzeninin içinde hepimiz için yer var.
Yeter ki... İyi olana katkıda bulunabilelim.
Managing up da bu demek. Yöneticimi yönetmek için önce kendimi yönetmem lazım.
Bunun için ne yapmam lazım? Destek olma.
En önemli stratejilerimizden bir tanesi yöneticiye destek olma konusu.
Bunun altını çizmek istiyoruz.
Burada ne yapacağız? Neler yapabiliriz?
En önemli iki şey önceliklere yardımcı olmak.
Yani yöneticimin önceliği değil, hepimizin önceliği gibi görebilmek.
Ben ve sen olarak değil, biz olarak görebilmek.
Zaten bundan alakalı örnekleri de verdik aslında.
Yöneticinin en önem verdiği projeler hıza mı önem veriyor, takım çalışması mı istiyor, kaynakların mı daha iyi yönetilmesini istiyor gibi örnekler vermiştik.
Dolayısıyla yükü hafifletmek, hedeflere ulaşmakta yardımcı olmak bu çok önemli.
Ne kadar hedeflere ulaşılıyorsa ben de o kadar hedeflere ulaşmış oluyorum.
Sadece yöneticim değil ben de bundan kazanıyorum.
Hemen aynalama ve radarını açma stratejimizi de hatırlatmak istiyorum.
Bu örneğe de değinmiştik.
Pekala bir diğer konu geri bildirim talep etmek.
Düzenli olarak performansımız hakkında geri bildirim isteyebiliriz.
Bunda hiç mahsur yok. Güzel örnekleri taşımaya devam etmek için neyin aslında güzel olduğu ile ilgili haberimizin olması lazım.
Neyin o kadar güzel olmadığını bilirsek de geliştirmeye açık olabiliriz.
Bu hiç unutmayalım ki çift yönlü bir şekilde güven geliştirmek için en önemli formüllerden bir tanesidir.
Son olarak da başarıları kutlamaktan bahsetmek istiyorum.
Yöneticime ben nasıl destek olabilirim?
Başarılarını kutlayarak.
Çünkü onun başarıları hepimizin başarıları ve burası bizi aslında ekip ruhuna getirmiş oluyor.
Ben-sen kavgası, ben dili değil, ben kafası değil buradan çıkıp biz kafasına girebilmek, bütünün bir parçası olabilmek çok çok önemli.
Aynı zamanda pozitif bir çalışma ortamına destek olmak, bunu yüceltmek için yardımcı olmak demektir.
Bunun da altını çizmek istiyorum.
Merveciğim bu noktada ben aslında dinleyicilerimize, takipçilerimize yapılması gerekenlerle ilgili bir sürü strateji verdik ama yapılmaması gerekenlerle de ilgili birkaç uyarı versek ne dersin diye sormak isterim.
Bence çok güzel bir dokunuş olur.
Tamam. O zaman ben hemen eteğimdekileri döküvereyim istiyorum.
Kesinlikle şu üç uyarıyı yapmak istiyorum.
Bir, gereksiz detaylarla yöneticinin zamanını çalmayalım.
Hemen burada da bir parantez açmak istiyorum.
Nasıl ki hepimiz çok uzayan toplantılarda mutsuz oluyoruz.
E aynı şey. O zaman biz de gereksiz yere uzatmayalım ve net olalım.
En önemli olanı özetleyebilmek üzerine çalışalım.
Özetlemek çok büyük bir beceridir.
Dolayısıyla bu bir. İki, çalışanlar hakkında dedikodu yapmayalım.
Bu o kadar önemli ki.
Birbirimiz hakkında olumsuz düşüncelerimizi yayarak hiç kimseye, yöneticiye de kendime de ekip arkadaşlarıma da yardımcı olmuyorum.
Çok çok çok önemli. Hocam gerçeği söylemek de dedikodu sayılır.
Gerçekler farklı. Data analizi yapabiliriz.
Aslında biz podcastimizde şöyle söylemiştik hatırlıyor musun?
Şapkalar üzerine çalışalım demiştik.
Zihinde hangi şapkaları nasıl kullanıyoruz?
Gerçekler beyaz şapkadır.
Onu her zaman söyleyebiliriz.
Benim gerçeklerim senin gerçeklerin anlamında konuşmaya başladığımız zaman gerçeği algıyla bükmeye başladığımız zaman bir diğeri için özellikle de kendisi şu anda yanımızda değilse dedikodu
mahalline giriyorsa oradan uzak durmakta fayda var.
Güven açısından. Bunun altını çok çizdiğimiz için yöneticimi yönetirken dedikoduya yer yok.
Tamam. Eteğimdeki son taş neyi yapmıyoruz derken her şeyi yöneticiden beklememek.
Bu çok önemli. Kendi işlerimizin sorumluluğunu da üstlenmek.
Bazen işler yolunda gitmeyebilir, bazen yanlış yapabiliriz.
Yaptığımız iyi ve başarılı olanları ne kadar sahipleniyorsak, yanlış bir şey gidiyorsa da onu da sahiplenmemiz gerekiyor.
Ben bir şey yanlış olduğunda, işler doğru gitmediğinde veya bazı şeyleri istiyorum ama onda bir türlü olmadı deyip yöneticimi suçlamak yerine sorumluluk almamız gerektiğini düşünüyorum.
Dolayısıyla yapılmaması gereken benim üçüncü önerim.
Her şeyi yöneticiden beklememek.
Ama başka stratejilerimiz de var ben biliyorum.
Sanki var. Ben de Enerji Bankası'ndan bahsetmek istiyorum.
Yani gün içinde yöneticinizle iletişim kurmadan önce zihninizde şu soruyu sorun.
Şu an enerjim 10 üzerinden kaçta?
Eğer düşükse kritik bir diyaloğu lütfen erteleyin.
Aceleci olmayın. Çünkü düşük enerjiyle yapılan iletişim yanlış anlaşılmalara çok daha açık olur.
Bir diğer hatırlatmam ise...
Psikolojik sağlamlığınız için yöneticinizi yönetmek uğruna kendinizi tüketmeyin.
Hayatta hiçbir fedakarlık mental sağlığınıza mal olmamalıdır.
Attığınız adımlar bazen zorlayıcı gözükebilir.
Çünkü normalde sizin yapınıza, karakterinize çok uygun değilmiş gibi hissedebilirsiniz.
Ama şunu sakın unutmayın.
Sonunda satın aldığınız şey kendi huzurunuzdur.
Cesur olun, adım atmaktan korkmayın ve asla bunu kişiliğinizde bir eksiklik, Ya da karakter kusuru gibi lütfen görmeyin.
Harika stratejiler verdin Merveciğim.
Gerçekten. Öyleyse ben bir 24 saatlik görev verelim isterim dinleyicilerimize.
Ne dersin? Çok tatlı olur.
Neden 24 saatlik bir görev?
Aslında onu da hemen söyleyeyim isterim.
Çünkü belki de biz birlikte podcast yaptığımızda dinleyicilerimiz alışkanlık haline gelecek.
Benim şimdi görevim nedir diye sormaya başlayacaklar.
Niye böyle bir şey yapmak istiyoruz?
Hızlıca söylüyorum hafızayla alakalı.
Bizi dinliyor olabilirler şu anda.
Bazı şeyleri not da alıyor olabilirler.
Bu harikulade ama yine bilimsel araştırmalar bize söylüyor ki 10-20-30 kuralı var.
Nedir bu? İlk 24 saat içinde 10 dakika, bir hafta içinde 20 dakika, bir ay içinde 30 dakika şu anda not ettiğim ve çok önemsediğim konuları yazarak, düşünerek, söyleyerek
tekrar edersem uzun hafızama gönderebilirim.
Etmezsem... %87'sini kaybederim.
Hem de ilk 24 saatlik zaman dilimi içinde.
Dolayısıyla bu podcast'ı dinlemek, buradan not almak, bir beğen atmak, arkadaşına tavsiye etmek harikulade.
Ama ilk 24 saat içinde 10 dakika ayırıp burada anlattıklarımızı hayata geçirirseniz bunu hiç unutmamış olacaksınız.
Denemeye değmez mi?
Kesinlikle. Bu zaten nöropsikolojik bir temel, bilimsel bir gerçek.
Kesinlikle gündeme almaları lazım derim.
O zaman veriyorum görevi.
Hadi verelim. Hazır mısınız?
Geliyor. Bir sonraki toplantınızdan önce üçlü hazırlığı yapıyorsunuz sevgili dinleyiciler.
Yöneticinizi yönetmek istiyorsanız tekrar ediyorum.
Bir sonraki toplantınız için üçlü hazırlık.
Ne demek bu üçlü hazırlık?
Yöneticim bugün benden ne duymak ister?
Nerede zorlanır?
Benim katkım ne olur?
İşte üçlü bu. Yani toplantıdan önce üç madde.
Bir risk. bir öneri notu hazırlıyorsunuz.
Anlaştık mı? O zaman bir de küçük kapanış notu vereyim.
En başta söylediğim gibi yöneticilerimizi engel olarak değil ortak olarak görmek hem kendi kariyerimizi hem de iş yerindeki huzurumuzu iyileştirir.
Hem hem de kalıbını da eklemiş olduğumu düşünüyorum.
Elif Hocam çok keyifliydi benim için.
Bir sürü şey öğrendim.
Bence dinleyicilerimiz de aynı şekilde.
Zaten bu serilerin devamı gelecek ve bundan dolayı çok mutluyum.
O halde ben de bir kapanış yapayım.
Bugün konuştuklarımızı denemek için lütfen uzun vadeli planlar yapmayın.
Yarın sabah işe gittiğinizde yöneticinizin dilini biraz daha dikkatli dinleyin, zamanlamayı biraz daha bilinçli seçin.
Küçük değişiklikler büyük iyileşmeler getirir.
Ve unutmayın, iş hayatında iyileşmek kendinize verdiğiniz en değerli hediyelerden biridir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
