
Yöneticilerin Gizlice En Çok Sevdiği Çalışan Tipi
14 Ocak 2026 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Klinik Psikolog Merve Tokgöz ve İstinye Üniversitesi’nden Öğretme Öğrenme Mükemmeliyet Merkezi Uzman Eğitimci ve Yönetici Elif Vardar Solak, “İş Hayatında İyileşiyorum” serisinin bu bölümünde “yöneticiler gerçekten kimi sever?” sorusunu psikolojik gerçeklerle yanıtlıyor.
Merve Tokgöz, örgüt psikolojisi perspektifiyle yöneticilerin bilinçdışı tercihlerini ve güven yaratan davranış mimarisini anlatıyor.
Elif Vardar Solak ise sahadan örneklerle, kariyerde fark yaratmak isteyenler için uygulanabilir stratejiler ve 24 saatlik davranış önerileri paylaşıyor.
Bu bölümde, yöneticilerin gizlice favori ilan ettiği çalışan tipini, terfiyi belirleyen görünmez sinyalleri ve “çok iyi çalışmanın” neden bazen yetmediğini konuşuyoruz.
Eğer iş yerinde hep aynı kişilerin neden öne çıktığını merak ettiyseniz, bu bölüm tam size göre.
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Eğitimci Danışman Elif Vardar Solak Linkedln: Elif Vardar Solak
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Merhaba, ben Elif.
İş Hayatında İyileşiyorum serimizin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün sizinle iş dünyasının...
pek de kimsenin söylemediği ama herkesin farkında olduğu bir gerçeğini anlatmak istiyoruz.
Evet Merveciğim, aslında bugün çalışanların yöneticilerine kendilerini nasıl sevdirecekleriyle ilgili sırlar paylaşmak istiyoruz.
Aslında heyecanlı bir bölüm.
Kendinizi nasıl sevdirirsiniz bölümü.
Kesinlikle. Elif Hocam, uzun yıllardır yöneticilerin iç dünyasını bilen biri olarak görev yapıyorsunuz.
Bu soruyu size sormam lazım.
Yöneticiler gerçekten kimi sever?
Hangi çalışanı içten içe ayrı bir yere koyarlar?
Bugün konuşalım mı bunları?
Bunları konuşalım, birlikte açalım.
Ben kariyerim boyunca çokça yöneticiyle, liderle, ekip yapısıyla çalıştım.
Seminerlerde, eğitimlerde, koştuklarda bana hep aynı soru soruldu.
Ve çoğu zaman verilen cevaplar veya tahminler de hep aynıydı.
Çok uyumlu olan mı seviliyor?
Sessiz, sedasız işine bakan çalışan mı seviliyor?
Sorun çıkarmayan mı seviliyor?
Aslında gerçek hiç öyle değil.
Hatta size şunu söylemek istiyorum.
Yöneticiler o sürekli uyumlu, sürekli sessiz sedasız çalışanlara zaman içinde mesafe bile koyarlar.
Çünkü bu tip çalışan kriz anında ne yapacağını kestiremedikleri çalışan tipidir.
Bu belirsizlik getirir.
Yöneticiler belirsizliği sevmezler.
Bu yüzden aslında mesafe bile koymak isteyebilirler.
Dolayısıyla yöneticiler gerçekte neye bakarlar diye merak edersek...
Kişiliğe mi bakarlar, sempatiye mi bakarlar, ses tonuna mı bakarlar?
Bunlar da değil, hayır. Yöneticilerin gizlice en çok sevdiği çalışan tipi aslında nedir biliyor musunuz?
Bir davranış mimarisidir.
Bir insanın kendisini nasıl yönettiği, kriz anında nasıl durduğu, baskı altında nasıl düşündüğü, bunlar çok önemli.
Aslında bütün her şey burada saklıdır.
Sizin görünmez davranışlarınızda.
Çünkü zeka görünür değildir, davranış olarak ortaya çıkar.
Ve yöneticiler... Çalışan değil, davranış mimarisini severler.
Dışarıdan kimsenin fark etmediği ama yöneticilerin radarına ışık gibi düşen minik sinyaller vardır.
Stres altında paniklemiyorsanız, o iki saniyelik büyülü duraklamayı yapabiliyorsanız, sınırlarınızı sessizce ve saygıyla koruyabiliyorsanız, bir problemi çözerken yarattığınız güven
hissi çok önemli öne çıkar ve kendi işinizi kendi kendinize yönetebilme kapasitesine sahip misiniz?
İşte bütün bunlar. Görünmez davranışların dünyası diyorum ben bunlara, terfi ettiren alışkanlıklar.
İşte bugün bu görünmez başarı mimarisini konuşuyoruz.
Bu anlattıklarınızdan, deneyimlerden sütülmüş ipuçları bence gerçekten düşünmeye değer.
Ben de uzun yıllar endüstri ve örgüt psikolojisi üzerine çalışmış biri olarak ilk ipucunu paylaşmak istiyorum.
Yöneticilerin sevdiği çalışan tiplerinin başında şu geliyor.
Yönetilebilir ama duruşu olan çalışanlar.
Yöneticiler sizin de söylediğiniz gibi aşırı uyumlanan kişileri gerçekten çok sevmiyorlar.
Yapay buluyorlar, özgüvensiz buluyorlar.
Asıl sevdikleri tip şu.
Talimat verildiğinde yapan ama gerektiğinde itiraz etme cesareti gösterebilen kişiler.
Çünkü sürekli onaylayan çalışanlar riskli çalışanlardır.
Hatayı kaçırırlar, bir sorun karşısında onu gizlemenin önemli matah bir şey olduğunu zannederler.
Gereksiz onay bağımlılığı yaşarlar.
Kriz anında yöneticiyi biraz da tek bırakırlar.
Ama kontrollü şekilde karşı çıkarak düşünen çalışan yöneticisine güven verir.
Bu tip çalışan yöneticinin bence en gizli favorisidir.
Sizce? Tabii ki Merve'cim katılıyorum.
Aslında bir çalışanın iyi çalışandan yöneticinin gizli favorisine dönüşmesinin formülünün altyapısında bu var.
Ve ben yöneticilerin gizlice değer verdiği beş görünmez davranışı da paylaşmak istiyorum.
Böylece açalım bu konuyu.
Bunlar çünkü gizli altın kurallar.
Biraz önce söylediğimiz mimarinin içinde yatıyorlar.
Kimse bize bunları söylemiyor, öğretmiyor.
Hiçbir kariyer planlamasında yok ama yaşaya yaşaya öğreniyoruz.
Şimdi birinci altın kuralımız kriz anında sükunet.
Yangını söndürebilmek.
Yangını söndüren çalışan kıymetlidir.
Kriz anında herkesin sesi yükselirken dikkat edin bir kişi sakin kalır.
Ve yöneticinin zihninde hemen şu cümle belirir.
Tamam, ekipte güvenebileceğim biri var.
Bir proje teslim sabahı büyük bir hata fark edildiğini düşünün.
Herkes panikte. Ama bir çalışan iki saniye duruyor, nefes alıyor ve şunu söylüyor.
Önce elimizde ne var ona bakalım.
İşte terfi yüksek performans değil, düşük risk davranışıyla gelir.
Bu iki saniyelik duraklama yöneticinin gözünde o kişiyi liderlik potansiyeli olan çalışan kategorisine taşır.
Bu çok kıymetli yönetici bu çalışanı artık gizliden gizliye çok sevmeye başladı.
Krizde tek bir pratik öneri veriyorum.
Yanıt vermeden önce iki saniye nefes alalım.
Bir cümle netlik verelim.
Bu sizi bir anda farklı bir kategoriye taşıyacaktır.
Bu gerçekten yöneticilerin dikkat ettiği bir davranış.
O halde ben de bir diğer özelliği ifşa edeyim.
Problem getirmeyen, çözüm getiren çalışan.
Yöneticiler söylemese de şunu istiyorlar.
Sorun çıkarma. Çıkarıyorsan da çözüm üret.
Ama çok kişi bunu yanlış anlıyor.
Sorunları saklamaya başlayan çalışanlar var.
Bu çok tehlikeli.
Gerçek favori çalışan tipi şu.
Sorun olduğunda 3 çözümle gelen çalışanlar.
Mesela süreç burada tıkandı ama ben alternatif geliştirdim.
Şu müşteri zorlayacak ama onu şöyle yönetebiliriz.
Bu yöneticinin zihinsel yükünü gerçekten azaltıyor.
Beynin en sevdiği şey budur, yükün hafiflemesi.
Zaten hayatta hepimizi yoran sayısız olay var.
Sadece birileri artık bizim için düşünsün istiyoruz.
Bu yüzden yöneticiler bu çalışanlara bağımlı hale geliyor biliyor musunuz?
Çok katılıyorum. O kadar önemli bir şey söyledin ki Merveciğim.
O sorunları saklaya saklaya, halının altına bir şeyleri göndere göndere aslında...
Bir çözüm bulduk zannediyoruz.
Halbuki sorunun çok daha kocaman olmasına sebep veriyoruz.
Hiç sevilmeyecek, istenmeyecek bir davranışın içine kendimizi itmiş oluyoruz.
Ve bu çok sıkça yapılıyor.
Bundan bahsettiğimiz için iyi oldu diye düşünüyorum.
O zaman ben ikinci bir değerli davranış, kendi işini yönetebilmek.
Buna mikro ya da micromanagement'ın panzehiri diyoruz.
Literatürde, yönetim dünyasında.
Bu nedir? Yöneticilerin gizli favorisidir.
Kendi kendini... ve kendi işini yönetebilen çalışandır.
Yani burada kendini yönetmekten bahsediyoruz.
Herkes önce kendine lider olacak dediğimiz yeni dönem yetkinlik ve liderlik beklentisi bu yönde.
Zaten önce kendine fayda sağlayan sonra etrafına yönelebilir.
Herkese fayda sağlamaya başlayabilir.
Acaba yaptı mı diye kontrol etmek zorunda olmadığınız çalışanı daha çok seviyorsunuz.
Yönetici buna bakıyor. Bir yönetici bir keresinde bana şöyle demişti.
Onu takip etmeme gerek yok çünkü o kendi işinin lideri.
Bu cümle aslında bir terfi sinyalidir.
Ve bunu aslında ilave bir şey de eklemek istiyorum.
Yeni nesil liderlik, yeni nesil yöneticilik kurallarından bahsediyoruz.
Sıkça bu eğitimleri veriyoruz.
Gerçekten önce kendimize lider olmamız gerekiyor.
Önce kendimizi ve önümüzdeki işi yönetmemiz gerekiyor.
Bu çok ciddi bir altın kural.
Kesinlikle. Çok doğru.
Yani burada aslında ne yapıyoruz?
Öz yeterlik duygusunu göstermiş oluyoruz.
Bu yüzden yöneticinin hoşuna giden bir...
kategoriye geçmiş oluyoruz.
Yöneticinin zihninde çalışan düşük riskli yüksek güvenilir kategorisine girmiş oluyor.
Bunu bence yeterince net bir şekilde vurguladık diye düşünüyorum.
Hemen pratik bir öneri verip bu ikinci altın kuralımızı tamamlayalım istiyorum.
Her hafta kendimize şu soruyu soralım.
Bu hafta yöneticime danışmadan çözebileceğim iki konu neydi?
Çözdüm mü? İşte bu kuralı böylece gerçeklemiş olalım.
Şimdi ben üçüncü kurala geçmek istiyorum Merveciğim.
Burada aceleci davranmamaktan bahsedeceğim.
Düşünmeden tepki vermeyelim lütfen.
Bunun adını dur düşün yanıtla stratejisi olarak veriyoruz.
Toplantıda konu gerildiğinde herkes hızlıca konuşur.
Dikkat ettiniz mi? Öyle olur.
Bir hızlanılır, bir yükselme olur.
O sırada içimizden birisi düşünüyordur, durur, nefes alır ve net bir cümle kurar.
İşte bu kişi gene yöneticinin gözünde profesyonelliğin simgesi olacaktır.
Çünkü herkes bolca konuşmaktadır, yükselmiştir ama bir kişinin...
net olarak verdiği cümle herkesin daha çok dikkatini çekecektir.
Modern iş dünyasında liderlik, kimse yönetmezken kendini yönetme becerisidir diyoruz.
Buna biz impuls kontrolü, yani duygusal zekanın en kritik becerilerinden biri, patlama, patlamayı önleme, tepki vermek yerine yanıt vermek, ilişkiyi sakinleştirmek.
Burada tek bir pratik önerim var.
Yanıt vermeden önce bir nefes alalım.
Sakin insanları gerçekten seviyoruz değil mi o yöneten?
Kendini de stresle yöneten insanları.
Çok seviyoruz. Ben de bir kritik özellik ekleyeyim.
Bunu da bence bize kimse söylemiyor.
Ama biz terapistler olarak bunun ne kadar etkili olduğunu biliyoruz.
Yöneticisini insanların içinde yücelten ve eksiklerini kapatan çalışanlar.
Hepinizin gözünde bu tipler canlandı biliyorum.
Tabii bunlara başka isimler veriliyor.
Veriliyor. Meryem'ciğim çok önemli noktaları.
Parmak bastın veriliyor.
Şimdi bir kere şunu söyleyerek başlamak istiyorum.
Bize kötü hissettiren insanların yanında iyi hissedemeyiz.
Ve bizi gören, aslında bizim eksiklerimizi kapatan, yücelten insanların yanında kendimizi çok iyi hissediyoruz.
İşte o arkasından konuştuğumuz insanlar bunu çok iyi yapıyorlar.
Kimse söylemez ama iş hayatının en büyük gerçeği şudur bence.
Hiçbir yönetici kendisini kusurlu gösteren çalışanı sevmez.
Birebirdeyken zaafları, yanlışları konuşulabilir bulan bir yönetici, Topluluk içinde bu şeffaflığı asla istemez ondan.
Basit bir örnek vereyim.
Toplantıda yöneticinin bir bilgisini düzelten çalışan, mesela bir an ama o öyle değildi, nokta nokta hanım, nokta nokta bey diyen bir çalışan.
Doğru olsa bile yapılmaması gereken şeylerden biri bu.
Neden? Çünkü beyin o anda tehdit algılıyor o kişiyi, egosu yaralanıyor.
Yöneticiler egolu insanlar ve bu...
Bence çok normal. Bir şeyleri yönetmek, bir şeylere hükmetmek bence egoyu yükselten de bir şey.
Çok haklısın. Aynı zamanda yönetici yönetim, iş dünyasından bahsediyoruz.
Yönetici bir çeşit otorite figürü.
Tabii. Yani onu yanlış çıkartıyor olmamız ekip açısından da hiçbirimize yardımcı olmuyor.
Yöneticinin otoritesini sarsıyoruz.
Benim gözlerimin açıldığı bir nokta oldu.
Ama öyle değil deyip.
Yöneticiyi çalışanların önünde asla küçük veya zor duruma düşürmemek gerekiyor.
Kesinlikle. Peki sevilen çalışan tipi ne yapıyor?
Şunu çok iyi biliyor. Gerçeği birebir de söylüyor ama yöneticiyi asla toplulukta küçük düşürmüyor.
Bu çalışan hem kolay yükselebilir hem de yönetici onunla çok güvende hissettiği için çok bağ kurar.
Bir diğer özelliğe geçmek istiyorum.
Size çok ilginç bir bilgi vereceğim.
Bu araştırmayı ilk okuduğumda çok şaşırmıştım.
İnsan kaynakları alanında yapılan bir araştırma.
Bir sürü insan mülakata çağrılıyor hocam.
Diyorlar ki çok iyi bir iş, iyi, dolgun maaşlı bir iş vs.
Kariyeri de güzel. Çok mükemmel şeyler, adaylar geliyor.
Kusursuz bu işi yapanlar, çok kuvul görünenler.
Bir de böyle hafif sakar, hafif böyle hata yapabilen, heyecanlı, o süreci yönetmekte zorlanan adaylar geliyor.
Kimler tercih ediliyor biliyor musunuz?
Hafif kusurlu, hafif hata yapan, sempatik, mükemmellerden daha çok bunlar tercih ediliyor.
Çünkü 21.
yüzyıl liderliği bunu arıyor.
Siz bulunduğunuz kurumun en üstündeki otorite figürü bile olsanız kırgınlıklarınızı veyahut da zayıflıklarınızı...
paylaştığınız müddetçe insani tarafınızı göstermiş oluyorsunuz.
Aynen öyle. Kim ne kadar insani tarafını gösteriyorsa o kadar fazla kabul görüyor.
Bu ilişkilerde de böyle biliyor musunuz?
Ben kadınlara da söylüyorum.
Çok güçlü kadın izlenimi her zaman kaybettiriyor.
Şimdi bunun psikolojik nedenini açıklayacağım.
Neden biz çok mükemmel bir algı yarattığımızda hem iş hayatında hem sosyal hayatta çuvallıyoruz?
Çünkü mükemmel görünen çalışan çok güçlü çok kapalı ve çok ulaşılmaz bir algı yaratıyor.
İnsanın olduğu her ilişkide, iş ilişkisi dahil, ulaşılabilirlik, hata yapabilirlik, bağ kurmayı çok kolaylaştırıyor.
Çünkü açık söyleyeyim, kusurlar güven yaratıyor.
Diyor ki, bunun yanında rol kesmeme gerek yok.
Olmadığım gibi bir davranmama gerek yok.
Çünkü o da zaafları olan, o da hataları olan bir varlık diyor ve rahat olmaya başlıyor.
Aslında hepimiz kırılganız.
Yani yönetici olduğumuz için veya daha üst bir yönetici olduğumuz için bahsettiğin o uzak çizgide, mükemmellik çizgisinde olmak zorunda değiliz.
Kılganlıklarımızı gösterdiğimiz zaman biz de aslında daha samimi, daha insanlık paydasında buluşan çalışanlar.
Veya yöneticiler olmuş oluyoruz.
Tabi tek yani madalyonun iki tarafı var.
Her iki taraf içinde aynı şey geçerli.
Bu konuştuğumuz doğrusunu bildiğimiz yanlışlar literatüne giriyor bence.
Kesinlikle öyle. O kadar insanların inandığının tersine bir şey söylüyoruz ki şu an sizinle.
Bence bir insan zaten yeterince donanımlıysa ufak bir hata onu çok daha sevilebilir ve sempatik yapıyor.
Neden? Çünkü kusurlar samimiyet hissettiriyor.
Samimiyet de yakınlık getiriyor.
Ve yakınlık da güven üretiyor.
O yüzden... Mükemmel çalışan ben robotum derken hafif kusurlu ve hatalı çalışan ben insanım diyor.
Yöneticiler de insanlarla çalışmak istiyor, robotlarla değil.
Şimdi aşırı mükemmel çalışan ekipte görünmez bir baskı oluşturuyor.
Herkes kendini onun yanında bir kere yetersiz hissediyor.
Diyor ki ya bu kadar iyi mi gerçekten?
Hani ben o kadar değilim ama diye bir baskıya giriyor.
Yöneticiyle sürekli bir performans kıyasına giriyor.
Takımda böyle bir gerginlik artışı oluyor.
Hafif hataları olan çalışan şu hissi veriyor.
Yanında rahatım, hata yapınca bu beni çok daha yargılamaz yani demeye başlıyor.
Yönetici yanında rahat hissettiği kişiyi seviyor.
İş hayatında duygusal ergonomi dediğimiz şey tam olarak bu.
İş dünyasında kusurlarını saklayan değil, insanlığını gösterebilen kazanıyor.
Mükemmel olmanız gerekmiyor.
Güvenilir, ulaşılabilir ve gelişebilir olmanız bence yeterli.
O kadar önemli bir şeyin altını çizmiş olduk ki Merveciğim, bu duygusal ergonomi, ulaşılabilir, gelişebilir olabilme becerisi aslında buradan daha sonraki bölümlerimize de bir çapa atmış
olalım. İş dünyasında iyileşiyorum serisinde 21.
yüzyıldaki yönetim dünyasındaki çok çok önemli köşe taşlarından biri.
Bu konuyu biraz daha daha sonra açarız diyerek bırakalım ve çok kıymetli dördüncü kuralımıza gelelim.
Çözüm odaklılık, panik değil, aksiyon alabilmek ki bu önceden anlattıklarımızda pekiştiriyor.
Yöneticiler problemin yanında değil, çözümün yanında olan çalışanları seviyorlar.
Bir sorun olduğunda şöyle diyen çalışan adeta ayrışır.
Üç alternatif getirdim, hangisini tercih edersiniz?
Bu, yöneticinin zihinsel yükünü yarı yarıya azaltır.
Çözüm odaklılık, bilişsel esneklik demektir.
Bu da modern iş dünyasında en çok aranan yetkinliklerden biridir.
Ve bunun için bir pratik öneri vermek istiyorum.
Her sorun için en az iki çözümle gidelim.
Yani bunu bir alışkanlık haline getirelim.
Ne demiştik? Sorunları saklamıyoruz demiştik.
İlk kuralımızda halının altına hiçbir şey süpürmüyoruz demiştik.
Sorun var okey kabul.
Fakat bunu mutlaka çözüm önerisiyle karşılamak.
Bununla gidebilmek, buna böyle yaklaşabilmek.
Bir başka deyişle yük bindirmeyen çalışan, yükselen çalışandır.
Bunu hep hatırlayalım. Ve bir tane daha paylaşmak istiyorum Meryem'ciğim.
Aslında bu altın kurallarda hatta bugün için sonuncuyu paylaşayım istiyorum.
Zor konuşmalarda nazik netlik, sınır koyan çalışan.
Ve biz bunu daha önce dinleyicilerimizle paylaşmıştık.
Unutmayalım, hatırlayalım değil mi?
Nezaket. Neydi? Bizim gizli gücümüzdü.
İşte bu noktaya tekrar geri dönüyoruz.
Ve aslında nezaketle...
Belki öbür bölümde çok fazla açmamıştık.
Neden bizim gizli gücümüz sınır koyabilmekle alakalı?
Ve bu çok çok önemli. Biz nazik olduğumuz kıyasta aslında karşı tarafa sınır da koyabilmiş oluyoruz.
Ve bu bir agresiflik olmuyor.
Bu yöneticiler tarafından saygıyla karşılanan bir davranış oluyor.
Bir yönetici fazladan iş verdiğinde çalışan sakin bir tonla şöyle söyleyebilir.
Bu görevi yaparım ancak önce A görevini tamamlamam gerekiyor.
Bunu duyan yönetici rahatlıyor.
Çünkü belirsizlik ortadan kalkıyor.
Çalışanın neyi, ne zaman, ne ölçüde yapacağını biliyorum.
Ne demiştik? Yönetici güven almak istiyor.
Dolayısıyla burada hemen bir pratik öneri getirmek istiyorum.
Evet ama cümlesiyle yöneticiye yaklaşmıyoruz.
Evet ancak koşulu şöyle netleştireyim diyerek devam ediyoruz.
Her taraf kazandı.
Win-win situation dediğimiz.
Kazan kazan durumunu oluşturduk.
Gerçekten öyle. Şimdi ben çok farklı bir şey söyleyeceğim.
Yine çok etiketlediğimiz insan tiplerinden biri.
Ama işte size bunların psikolojik olarak neden işe yaradığını anlatacağım.
Direkt söyleyince aklınıza tipler gelecek bu arada.
Kötü haberi tez getiren çalışan.
Bunlar ajan diye etiketleniyor.
Ama bence çok akılınca çalışıyorlar yine.
Şimdi bu çalışan tipi iş yerinde.
Ajandi etiketlenir ama şöyle bir bakın tüm yöneticiler bunları çok sever.
Kaygıyı uyandırmak değil de yöneticinin öngörü kazanmasını yani hazırlık yapabilmesini sağlamaktır bunların asıl hitap ettiği yer.
Emel Beyciğim bir şey sorabilir miyim?
Belki dinleyicilerimizin de aklına geliyordur.
Bu gamplı baykuş tipi değil değil mi?
Bu başka bir etiket değil mi?
Bu sorunu halının altına itmeyen.
Değil mi? Bir sorun varsa ondan haberini getiren, çalışan tipi.
Tabii magazin değeri olan şeyleri de getiriyor.
Aslında iş yerin iklimini anlatan.
Burada şöyle oluyor, burada şöyle bir şey oldu.
Yani gerekli gereksiz her şeyden çok bilgi veren.
Ama çok seviyor üniversiteler bu çalışanları.
Çünkü kendilerini daha garantide hissediyorlar.
Kontrol. Sanırım kontrol düğmesini beslemiyor.
Evet. İş yerinde. Krize yol açabilecek bir durumu söylentiyi öngörüsüyle aktaran çalışan daima kazanıyor.
Bakın buraya öngörüsüyle diyorum.
Biraz önce işin birazcık şakasındaydık ama aralara öngörüleri ekleyen yani böyle bir duyum aldım ama sanırım burada şöyle bir sonuç çıkabilir buna dikkat edelim diyen çalışan kötü haber veriyorum
çözümü de şudur dediğinde güven verir.
Ve buna eşlik eden başka bir çalışan tipi daha var.
Enerjisi stabil çalışan.
Yöneticiler bunu asla söylemez, dile getirmez ama çok önemlidir.
Duygusal iniş çıkışı çok olan çalışan güvenilmez çalışandır onlar için.
Bugün motive, yarın çökmüş.
Bugün enerjik, yarın ölü.
Bu tip çalışanlar yöneticinin zihinsel yükünü arttırır.
Oysa stabil bir çalışan daha öngörülebilirdir, sürpriz çıkarmaz, yönetimi daha kolaydır.
Bu yüzden yöneticilerin gizli favorisi duygusal ritmi sabit olan çalışandır.
Şimdi en sona ben en sevdiğimi bıraktım.
Psikolojik olarak bunun çok derin bir açıklaması var ama kısaca anlatmaya çalışacağım.
Yöneticiyi insan gibi gören çalışan.
Şimdi çalışanlar yöneticilerini çok idealize ederler.
Onlar bizim için çok ulaşılmazdır, çok ideal karakterlerdir.
Bu belki de en gizli maddelerden biri ama yöneticiler kendilerini üst düzey bir robot gibi gören insanlardan hoşlanmazlar.
Aksine ona gerçekten sıradan biri gibi hissettiren çalışanları daha çok severler.
Makine değil de insani yönlerini hatırlatanları.
En sevdikleri tip şudur.
İşini saygıyla yapan, iletişimde de insan gibi samimiyet kuran ama lütfen şunu atlamayın.
Samimiyetin dozunu kaçıran çalışan direkt elenir yönetici için.
Yani onunla birazcık samimi konuştuğunda saygıyı tüketen, çok ileri giden çalışanları sevmez yöneticiler.
Yine saygı kalacak, o mesafe hep kalacak ama içtenlik eklenecek.
Ne fazla samimi, ne fazla donuk.
Yönetici bu çalışanla çalışırken kendisini çok rahat hisseder.
Bu rahatlık da ciddi bir bağlılık yaratır.
Aslında Merve'cim biz ilk bölümden beri söylüyoruz.
Nezaket dedik, bugün de söyledik.
Nezaket belli sınır koyan bir gizli güç dedik.
Tam da bu anlattığını da destekliyor.
O samimiyeti kurarken nezaket sınırları içinde kaldığımız zaman çok fazla samimi olmayı da engellemiş oluyoruz.
O zaman yavaş yavaş kapanışa geçelim.
Bugün anlattığımız davranışların küçük gibi görünmesine müsaade etmeyelim.
Bunların etkilerinin çok büyük olduklarını hatırlatalım.
İş hayatında en büyük dönüşümler bazen bir cümleyle başlar.
Bunu hatırlayalım. Bir cesaret sorusu, bir sınır cümlesi, bir dakikalık odaklanma, bir nefes alıp net bir cümle paylaşma.
Bunların hepsi aslında gerçekten dönüşümleri başlatacak olan.
Ben dinleyicilerimizden bir şey istiyorum bugün.
Bu bölümden sadece bir davranış seçin lütfen ve 24 saat uygulayın.
Hangisi aklınıza yattı, yapabilirim dediklerinizden seçin.
Biliyorsunuz bu bizim bir geleneğimiz.
İlk 24 saat bugün bahsettiklerimizin üzerine gidersek hatırlama ihtimalimiz ve bunu aslında bir alışkanlık ve davranış modeline çevirme ihtimalimiz hızlı oluyor.
Küçük adımlar büyük profesyonel sıçramaların habercisidir.
Biz buradayız. Birlikte iyileşmeye devam edelim.
Bir sonraki bölümde bahsettiğimiz başka konuların içine girelim istiyoruz.
Öyle değil mi? Ben şimdilik görüşmek üzere diyeyim.
O halde ben de bir özet yapayım ve sonra kapanış yapayım.
Yöneticilerin gizlice en çok sevdiği çalışanlar aslında mükemmel olanlar değil.
Bilinenin aksine ekipte nefes aldıran, işi kolaylaştıran, güven veren insanlar.
Gürültü yapmadan iş çıkaran, dramı üretmeden, çözüm üreten, kimseyi zorlamadan ilerlemeyi sağlayan o sizin de bahsettiğiniz sakin güç.
Çünkü böyle çalışanlar ortama gerilimden çok neşe ve denge getirirler.
Siz kendi dengenizi tuttukça yükselmek, sevilmek zaten kendiliğinden geliyor diye düşünüyorum.
Size bir sır vereyim.
Yöneticiler mükemmel çalışanları sevmiyorlar.
Güvenilir çalışanları seviyorlar ve güven dediğimiz şey...
kusursuzluktan değil insani yönlerimizi açığa çıkarmaktan geçiyor.
Hala iş hayatında çoğu kişi rol keserken yöneticiler aslında şunu arıyor.
Yanında durduğumda kimde içim rahat ediyor?
Kimin yanındayken rahat ediyorum?
İşte hafif sakarlığı, doğallığı, şeffaflığı olan çalışan bu yüzden daha çok seviliyor.
Çünkü o kişi yönetilebilen değil de bağ kurulabilen biri olmaya başlıyor.
Bilimsel olarak da şunu biliyoruz.
Psikolojik güveni yaratan şey kusursuzluktan çok açıklık, küçük hatasını kabul edebilen, gerekirse soru sorabilen, kapasitesini dürüstçe söyleyebilen çalışan, ekipte yalnızca iş yükünü değil
kültürü de hafifletiyor.
Bu yüzden sessizce hem terfi ediyor hem gizli favorileri arasına alınıyor.
Kimse söylemez ama yöneticilerin ise gizli favorileri hep bu tiplerdir.
Eğer iş hayatında bir yerlere gelmek istiyorsanız, sevilmek istiyorsanız kendinizi cilalamaya değil.
Kendinize yaklaşmaya çalışın.
Unutmayın, yöneticiler ekstra parlayan kusursuz insanları değil, kendi iç düzenini kurabilen, organik, hatta hafif sakar, hatalar yapabilen ama samimi olanları severler.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Çok teşekkür ederiz.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
