
Söylenmeyeni Duymak İş Hayatında Sessizliği Okumak
13 Mayıs 2026 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Klinik Psikolog Merve Tokgöz ve İstinye Üniversitesi Öğretme Öğrenme Mükemmeliyet Merkezi Uzman Eğitimci ve Yönetici Elif Vardar Solak,“İş Hayatında İyileşiyorum” serisinin bu bölümünde iş hayatının en zor ama en sık yaşanan gerçeklerinden birini ele alıyor:
Herkes konuşulanı dinler.
Ama asıl belirleyici olan çoğu zaman konuşulmayanlardır.
Bu bölümde “havayı okumayı” konuşuyoruz.
Çünkü hava; odadaki duygu, gerginlik, beklenti ve görünmeyen güç dengesidir.
Ve çoğu zaman kararlar kelimelerle değil, bu görünmez atmosferle verilir.
Fark yaratanlar en çok konuşanlar değil…
havayı en iyi okuyanlardır.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Eğitimci Danışman Elif Vardar Solak Linkedln: Elif Vardar Solak
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt, Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt, dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Ben Elif. İş Hayatında İyileşiyorum serimizin yeni bölümüne hoş geldiniz.
İş hayatında en çok kaçırdığımız şey şu, herkes söylenenlere odaklanıyor.
Peki ya söylenmeyenler?
Bugün size iletişim değil, bugün size kimsenin anlatmadığı havayı okuma durumunu anlatacağız.
Kesinlikle havayı okumayı öğren diyorum ben.
Bu çok önemli. Sonuç olarak iş hayatında da bir sessizlik varsa bunun da bir dili vardır.
Bir dil öğrenmek her zaman önemlidir.
Şöyle girmek isterim.
Bazen bir ortama gireriz, konuşuruz, anlatırız.
Ama sonra bir bakarız kimseyle aynı frekansta değil, bir şeyler olmadı gibi.
Oysa belki de sorun ne söylediğimiz de değildir.
Havada olanı okuyamadığımızdandır.
Bugün havayı okumak, sessizliğin ne söylediğini, söylenmeyenlerin nasıl bir mesaj taşıdığını ve iş hayatında bunu nasıl kullanabileceğimizi konuşacağız.
İş hayatında sessizliğin de bir dili var.
Ve hava dediğimiz şey ne?
Bir kere buradan başlayalım.
Hava, odadaki duygu, beklenti, gerginlik, merak, mesafe ve yakınlığın bütünüdür.
Yani görünmeyen ama hissedilen şeydir.
Sessizlik ise yokluk değildir.
Sessizlik çoğu zaman bilgidir.
Konuşma ilişkinin görünen yüzü ise gerçek derinlik çoğu zaman sessizliğin içindedir.
Ve neden havayı okumalıyız ve neden havayı okuyamayız?
Biraz da buna bakalım.
Çoğu zaman kafamız kendi düşüncelerimizle o kadar doludur ki daima ne söyleyeceğimizi planlamaktayızdır.
Dinlemek yerine de hazırlanmayı tercih etmişizdir.
Oysa havayı okumak için bir şeye ihtiyacımız var.
İç sesimizi biraz susturmaya ihtiyacımız var.
Öyle değil mi Merve'ciğim? Gerçekten öyle Elif Hocam.
İnsanlar sustuklarında genellikle bir şeyi söylememeyi seçiyorlar ve bu seçim içeride psikolojik bir hesaplamanın sonucu.
Birinci olasılığımız şu, söylememeyi seçiyorlarsa, sessiz kalıyorsa.
Risk almak istemiyorlar.
Yani kişinin bir fikri var ama bedeli ağır.
Güç dengesi eşit olmayabilir, odaya hakim olan kişinin farklı düşündüğünden endişe edebilir.
Yanlış anlaşılma korkusu olabilir, statü kaybı ihtimali olabilir.
İnsan beyni sosyal riskleri gerçekten fiziksel bir risk gibi algılıyor.
Reddedilmek, dışlanmak, küçümsenmek sinir sistemi için gerçek bir tehdit gibi oluyor.
Bu yüzden sessizlik burada korku temelli bir kaçınmadır diyebilirim.
Kişi aslında düşünüyordur ama güvenli alanda korunmayı seçer.
Yani mesele fikrinin olmaması değil bedelinin ona göre yüksek olmasıdır.
İkinci bir ihtimal sessizlikte daha sinsi bir yer bence.
Bu karar çoktan verilmiş, katılımı sembolik olarak görmektir.
Görüş soruluyordur ama dikkate alınmayacağı hissini düşünüyordur.
İnsan birkaç kez deneyip karşılık alamadığında öğrenilmiş çaresizlik devreye girer.
Zaten ne dersem diyeyim değişmeyecek inancı oluşur.
Bu noktada sessizlik bir protesto değil de bir geri çekilmedir diyebilirim.
İnsan etkisinin olmadığı yerde yatırım yapmayı bırakır.
Ve bu organizasyonel kültür için en tehlikeli sessizliktir bence.
Çünkü artık fikir değil, umut kaybolmuştur.
Sessizliğin üçüncü bir yorumu daha vardır, üçüncü bir sebebi.
Bu da katılmıyorum ama yalnız da kalmak istemiyorum.
Yani ne demek istiyorum? Grup uyumu.
Aşırı uyumlu insanlar, bireysel görüşünün önüne bile geçecek kadar güçlüdür bunlar için grup içerisinde ait olmak.
İnsanlar yanlış olduğunu düşündükleri bir şeye bile Çoğunlukla aynı fikirde görünmeyi seçebilirler.
İçten içe katılmasalar bile.
Çünkü dışlanma korkusu yanlış olma korkusundan daha ağır basar.
Kişi konuşmaz çünkü uyumun bedelini ödemek onun için daha güvenlidir.
Ve dördüncü olasılık sessizlik için belki de en insani olan tükenmişlik, enerjisizlik ve duygusal kopukluk.
Sürekli karşılık alamama hissi.
Kişi artık direnmez, artık itiraz etmez.
Çünkü mücadele edecek kapasitesi ve gücü kalmamıştır.
Elif hocam siz ne dersiniz?
İş hayatında sessizlik sizce nasıl kendini belli ediyor?
Yani aslına bakarsan mikro ifadeler, yüzün söyledikleri çok önemli.
Ben bunların altını bir çizmek isteyeceğim.
Bazen biri tamam der ama dudakları küçücük bir büzülür.
Bazen gülümser ama gözleri kaçamak bakar.
Araştırmalar gösteriyor ki...
Gerçek duygu çoğu zaman yüzümüzde bir saniyeden daha kısa bir sürede belirir.
İş hayatında bunu çok görürüz.
Toplantıda biri olur der ama bedeni olmaz demektedir.
Havayı koklayabilen, havayı okuyabilen kişi işte bu çelişkileri de fark edendir.
Dolayısıyla sözlerle söylenmemiş ama vücut dilimizde, yüz ifadelerimizde gizli olan mesajları, ipuçlarını okumak çok önemli.
Bir başka konu yüksek bağlamlı kültürler.
Bazı kültürlerde söylenen kadar söylenmeyen de anlam taşır.
Bunu bilmek önemlidir. Cümlenin öncesi, sonrası, suskunluklar, bakışlar, duraklamalar hepsi aslında mesajın bir parçasıdır.
Bizim gibi yüksek bağlamlı kültürlerde sessizlik çoğu zaman çok şey anlatır.
Öyle değil mi? Evet.
Yani bir başka konu da dijital ortamda havayı okumak çok önemli.
Bu konu gerçekten enteresan.
Normalde iletişimimiz farklı ama dijital ortamda bir e-posta yoluyla iletişim çok daha farklı olabiliyor.
Birçok kişi ilişkiyi ekran üzerinden de yürütüyor.
Beden dili az ama işaretler hala var.
Bunu okumak lazım. Ses sonundaki duraklama, kamerayı kapatma, mesajlara geç cevap verme, çok kısa ya da çok soğuk yazışmalar.
Bunlar da birer sessiz sinyaldir.
Dijital çağdayız bunları da okumak lazım diye düşünüyorum.
Ve sessizliğin türlerinden bahsetmek istiyorum.
Araştırmalar sessizliği üç ana grupta topluyor.
Üretken sessizlik, nötr sessizlik ve engelleyici sessizlik.
Şimdi üretken sessizlik dediğimiz zaman düşündüren, duygu ile temas ettiren, farkındalık yaratan sessizlik.
Burada bir parça biraz önce verdiğimiz örnekler, yüz ifadesi, vücut dilini okuyabilmek bunun içine girecektir.
Nötr sessizlik bilgiyi işlemekten geçer.
Geçiş yapmak, alan açmak için olan sessizliktir.
Adından da belli olduğu üzere...
Olumlu ya da olumsuz bir tepki değil, nötrtür, alan açma sessizliğidir.
Bunu okuyabilirsek birdenbire bir ani kanıya, paniğe kapılmayız.
Sonuncusu da engelleyici sessizlik.
İşte burada kaçınma, gerilim, mesafe koyma içeren bir sessizlik var.
Aynı sessizlik farklı bağlamda bambaşka bir şey anlatabilir.
Dolayısıyla engelleyici sessizliği diğerlerinden ayırabilmemiz, aslında havayı okuyabilmemiz, sessizliği okuyabilmemiz için en önemli ipucu olacak bize.
Ben bir de iş hayatında sessizlik nerelerde ortaya çıkıyor, ondan bahsetmek istiyorum.
Örnek olarak toplantıda hiç kimse konuşmuyorsa, geri bildirimden sonra uzun böyle duraklama bir süresi oluyorsa, mesajlara geç dönülüyorsa, bir Zoom toplantısı, dijital ortam, herkes
kamerasını kapattıysa burada birer işaret vardır, bunları anlayabilmemiz lazım.
Ve çoğu zaman bir şeyler oluyor demektir.
Bunun farkına varmamız lazım.
Peki... Bu tip sessizliklerle karşılaştık.
Ne yapacağız? Biraz da ondan bahsedelim.
İlk kuralımız sessizliği hemen doldurmaya çalışmayacağız.
Ne dedik çünkü? Üç türlü sessizlik var.
Üretken olan, nötr olan da olabilir.
Paniğe kapılmıyoruz. Hemen sessizliği doldurmaya çalışmıyoruz.
Yani diye araya girmeye çalışmıyoruz.
Alanı koruyoruz. Bazen sessizlik bir davet bile olabilir.
Biraz düşünmeye ihtiyacım var.
Bazen de doğrudan sormak gerekebilir.
Şu an konuşmak zor mu geliyor?
Bir şey seni düşündürüyor mu gibi bu aralara dikkat edebiliriz.
Tam da ben de buradan devam etmek istiyorum Elif Hocam.
Sessizliği nasıl okuyacağız ve nasıl yöneteceğiz kısmından.
Sizin de söylediğiniz gibi biz sessizlikten çok rahatsız olan bir kültürde yaşıyoruz.
Ben seanslarımda da görüyorum.
Azıcık sessizlik olunca bir şey yapası geliyor.
Bir şey söylüyor ya da hiçbir şey yapamazsa kıpırdanıyor yani bir şekilde.
Ama aslında en bence yanlış yapılan şey sessizliğe izin vermemek iş hayatında.
Benim önerim...
Sessizliğe tahammülünüzü biraz arttırmanız.
Toplantıda bir soru sorulduğunda ve cevap gelmediğinde çoğu insanın ilk refleksi hemen boşluğu doldurmak.
Daha çok açıklamak, daha çok örnek vermek, tekrar sormak, hatta sorduğu soruyu kendisi yanıtlamak falan.
Çünkü sessizlik gerilim yaratıyor.
Ama tam da o an gerilim düşüncenin doğduğu yer.
Yani bu yüzden ilk kuralımız şu.
Bırakın insanlar düşünsün soru sorduğunuzda, bırakın birazcık kendileriyle kalsınlar.
Buna ben 5 saniye vermenizi öneriyorum başlangıç için.
İnsanların kendilerine içsel alan açmalarına 5 saniye yetiyor.
İkinci önerim sessizliği nasıl okur ve yönetiriz kısmında.
Açık soru değil de daha güvenilir sorular sormanız.
İnsanları konuşturmak ve o sessizliği kırmak istiyorsanız.
Açık soru sormakla güvenli soru sormak arasında bir fark var.
Mesela ne düşünüyorsunuz sorusu çok teorik ama...
Demokratik görünür fakat pratikte hiç işe yaramaz.
Çünkü çok geniştir, çok risk barındırır.
İnsanlar neyi söyleyeceğini kestiremezler.
Bunun yerine daha güvenli bir giriş yapmak istiyorsanız, burada size riskli gelen bir nokta var mı?
Ya da bunun sonucunda neyle karşılaşabiliriz gibi sorular doğrudan fikir beyanı istemez, değerlendirme ister.
Değerlendirme yapmak, ne düşünüyorsunuz sorusuna cevap vermek kadar riskli değildir.
Bu çerçeve savunmayı düşürür.
İnsanlar ben buna karşıyım demek yerine, ya şu biraz riskli olabilir diyerek konuşmaya başlar.
Ve konuşma başladığında gerçek görüşler yavaş yavaş ortaya çıkar.
Sessizliği kırmak için bir diğer önerim, tek kişiye yüklememeniz.
Sessizliğin sorumluluğunu.
Direkt toplantıda sen ne düşünüyorsun demek çoğu zaman iyi niyetlidir ama karşıdaki kişiyi köşeye sıkıştırır.
Bu soru karşıdaki kişiye bir spot ışığı etkisi yaratır.
İnsan kendini sınavda hisseder.
Bunun yerine... Alan açan bir çerçeve kurmak daha etkilidir.
Bu noktada farklı düşünen biri var mı demek.
Mesela bu cümle daha kolektif bir alan yaratır.
Kimse zorlanmaz ama konuşmak isteyen için de çok ciddi bir kapı açar.
Kişi kendi isteğiyle devreye girdiğinde inanın söyledikleri daha sahici ve daha savunmasız olur.
Bence zaten sizin işinize yarayan da budur.
Çok haklısın Merve'cim.
Bazen çözülmemesi gereken sessizlikler de vardır hayatta.
Bazı sessizlikler zaten açıklanmaz.
Bir yaz anı, bir gün batımı, derin bir duygunun içinden geçerken oluşan duraklama.
Bunlar analiz edilmez, hissedilir.
Sessizlik aslında bir yokluk değildir.
Sessizlik çoğu zaman ilişkinin kalbidir.
İş hayatında iyileşme dediğimizde önce havayı okumak ve bunu öğrenmekle başlıyoruz.
Öyleyse bugün...
Bir şey deneyelim. 24 saatlik başlıyoruz.
24 saatlik ödev kartımız gibi düşünelim.
Bugün şunu deneyelim.
Bir konuşmada sadece kelimelere değil, duraklamalara, bakışlara, suskunluğa da dikkat edelim.
Belki de en önemli mesaj hiç söylenmeyen yerdedir.
Bunu bile pratik etsek gerçekten çok iyi bir başlangıç olacaktır.
Çok az kişi bunu yapabilecek ama iş hayatında herkes konuşmayı öğrenebilir.
Fakat çok az kişi sessizliği okuyabilir.
Sizin de söylediğiniz gibi. Ama şunu unutuyorlar ki çoğu karar, çoğu kopuş, çoğu direnç yüksek sesle değil susarak yaşanıyor.
Sessizlik çoğu zaman kendini koruma çabasıdır.
Ama unutmayın fark yaratan insanlar en çok konuşanlar değil en çok anlayanlardır.
Diyerek kapatalım mı?
Kapatalım. Görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
