
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, sevilmeye layık olmamanın bir gerçek değil, öğrenilmiş bir inanç olduğunu anlatıyor.
Zihnin değersizlik döngüsünü nasıl kurduğunu ve bu inançla kavga etmeden nasıl dönüşebileceğini konuşuyoruz. Çünkü sevgiyi hak etmek bir kendiliğinden gelen duygu değildir. Pratik ederek oluşur.
Önce sevilmeye layık biri gibi davranırsın. Sonra beyin inanır. Ve bir gün kendini ikna etmeyi bırakırsın. Sadece kendine değer veren biri gibi yaşamaya başlarsın.
---
MERVE30 Koduyla Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’ün seansları Happ Health’e özel %30 indirimli! Hemen Happ Health’ i telefonuna indir. Kupon kodunu kullan. Hazırsan Kendini İyileştirmeye başlayalım…
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Sevilmeye layık olduğumuza inanmak neden bu kadar zor?
Çünkü çoğu insanın zihninde sevgi bir gerçek değil, bir sonuç gibi duruyor.
Sanki sevgi olduğumuz halimizle değil, yaptıklarımızla kazanılan bir ödül gibi hissediyoruz.
İyi olursam, yeterince başarılıysam, hata yapmazsam, o beni terk etmezse gibi cümleler fark etmeden zihnimizin içine yerleşiyor ve zamanla çok daha sert bir inanca dönüşüyor,
daha güçlü bir inanca dönüşüyor.
Ben olduğum halimle değil de yaptıklarımla sevilirim demeye başlıyoruz.
İşte bu yüzden layık olma meselesi çoğu insan için duygusal bir yer değil bir performans alanı gibi.
Bugün sana kendini sev, her şey düzelir falan demeyeceğim.
Çünkü bu cümle iyi niyetli ama hiç bana gerçekçi gelmiyor.
Zihin bu kadar kolay ikna olmuyor.
Bugün anlatacağım şey çok daha temel bir yer.
Zihnin neden seni sevilmeye layık olmadığına ikna etmeye çalıştığı ve bu inançla kavga etmeden nasıl yaşayabileceğini anlatmak istiyorum.
Çünkü mesele kendini zorla ikna etmek değil, o inanç oradayken bile kendine nasıl davrandığına dikkat etmek.
Sevilmeye layık olmamak bir kişilik özelliği değil.
Bunu böyle kendinize bir doğum lekesi gibi yapıştırmanızı istemiyorum.
Bu bir öğrenme süreci. Çoğu insanda değerlilik hissi çocuklukta sevginin nasıl verildiğiyle şekilleniyor.
Eğer sevgi koşulluysa, yani iyi olursan, uslu durursan, başarırsandan dolayı geliyorsa, yetişkinlikte, değer hisside sürekli sorgulanan bir şey dönüşüyor.
Zihin sana sunduğu her düşünceyi gerçekmiş gibi hissettirebilir ama her düşünce gerçek değildir.
Beyin kendini doğrulayan kehanetlere bayılır.
Neye inanıyorsan onun kanıtlamaya çalışır, onun kanıtlarını bulmaya kendini adar.
Sistem genellikle şöyle işliyor.
Önce kendini değersiz hissettiriyorsun.
Sonra bu inançla davranıyorsun.
Geri çekiliyorsun, sessiz kalıyorsun, sınır koyamıyorsun.
Karşı taraf gerçekten kötü davrandığındaysa şöyle yorumluyorsun.
Bak o da anladı benim çok da değerli bir şey olmadığımı.
Ve bu döngü devam ediyor.
Beyin acıyı istemiyor ama tanıdığı acıyı sürdürüyor.
Burada kritik bir noktayı görmek gerekiyor.
Beyin inançlarını cümlelerle değil de maruz kaldığı davranışlarla şekillendiriyor.
Kendine yıllarca beni kimse sevmez demiş olabilirsin ama bu cümleler değil yaşadığın deneyimler inançlarını oluşturur.
Bu yüzden dönüşüm hissetmeyi beklemekle başlamaz, davranmakla başlar.
Yani önce layığım hissi gelecek de sonra davranırım diye bir sıra yoktur.
Hiçbir zaman tam olarak layık olduğunuzu hissedemezsiniz.
Tam tersi. Önce kendinize sevilmeye layıkmış gibi davranırsınız ve sonradan o hisse alışmaya ve o hissin geldiğine şahit olmaya başlarsınız.
Layık olma hissi bir aydınlanma anı değildir.
Bir günde uyandığınızda bunu hissetmeyeceksiniz.
Her gün yapılan küçük seçimlerin bir toplamıdır.
Bu problemi tek başına taşımak istemiyorsan ve bir yardıma ihtiyacın varsa HepAlt ekibi benim terapilerimde 31 Mart'a kadar geçerli.
%30 indirim kodu tanımladığı Merve 30 koduyla bu indirimi kullanabilirsin detaylar açıklamada.
Beyinde hak ediyorum duygusu kendine nasıl davrandığına güçlenir.
Kendine kötü davranan birine hayır dediğinde, istemediğin bir şeyi sırf ayıp olmasın diye yaptığında, küçümsendiğin anda sessiz kalmak yerine kendini savunduğunda, değersiz
hissettiğin günlerde bile kendine iyi davrandığında beyin şu mesajı alır.
Demek ki ben değerliyim çünkü bana böyle davranıyor.
Yani değerli biriymişim gibi davranıyor der.
Ve burada unutulmaması gereken en önemli şey şudur.
Hak etmek bir duygu değildir.
Hak etmek günlük bir pratiktir.
Duygu her zaman sonradan gelir.
Çok kritik bir nokta daha var.
Sevilmeye layık olma, inanmak zorunda değilsin.
Amaç kendini ikna etmek değil.
İnanmamana rağmen kendine iyi gelmeye çalışmak.
Çünkü bazı inançlar zorla değişmez.
Ama onların hayatını yönlendirmesine izin vermeyebilirsin.
Çoğu insan bir gün içinden o his gelecek diye bekliyor.
Bir sabah uyanacağım ve kendimi değerli hissedeceğim.
Oysa hisler gelip geçicidir ama değerler davranışlar daha kalıcıdır.
Sevilmeye layık hissetmediğin bir günde bile kendine saygılı davranabilirsin.
Kafanın karıştığı, ne yapacağını bilemediğin anlarda kendine şu soruyu sormak bu yüzden çok güçlüdür.
Kendine değer veren biri şu an benim yerimde olsa ne yapardı?
Bazen bu seni üzen birini takip etmeyi bırakmaktır mesela.
Bazen ayıp olur diye ertelediğin birini hayatından çıkarmak.
Bazen görülmediğin bir yerde ısrarla var olmaya çalışmamak artık.
Kendini sevmenin en hızlı yollarından biri artık sana hizmet etmeyen şeylerden uzaklaşmaktır.
Çünkü kendine güvenen insanlar saygısızlık gördüklerinde oradan uzaklaşırlar.
Ama yaralı insanlar orada kalır ve hala mücadele ederler.
Eğer sürekli kendini sevdirmeye çalışıyorsan orada bir sevgi yoktur mesela.
Orada bir alarm vardır.
Sihin kendin olduğun gibi davrandığında insanların seni bırakacağından korkar ve bu yüzden sürekli performans üretmeni ister.
Bu noktada çoğu insan değerini en iyi olmaya bağlar.
Daha akıllı, daha başarılı, daha güçlü, daha güzel, daha az problemli olursam sevilirim diye düşünür.
Oysa bir çiçeğin değerli olması için, sevilebilir olması için en güzeli olmasına gerek var mıdır?
Bir şarkıyı sevmen için en popüler olmasına gerek var mıdır?
Ama konu kendimiz olunca değerimizi üstünlüğe bağlıyoruz değil mi?
Bu egonun çok sessiz ama çok yıkıcı tuzaklarından biridir.
Sürekli en sevilesi olmaya çalışmak aslında sevilmeye layık olmadığınıza dair gizli bir inancın işaretidir.
Bunlar Pelin Kesebir'den dinlediğim çok güzel alıntılar.
Zihne. Değerli olduğunuza ve layık olduğunuza dair kanıt vermenin en güçlü yolu kendinize verdiğiniz sözleri tutmaktır.
Beyin kanıtlarla çalışır.
Mesela bugün 20 dakika yürüyeceğim deyip bunu yaptığında beyin şunu kaydeder.
Ben güvenilir biriyim çünkü sözümü tutuyorum.
Bu küçük gibi görünen şey özdeğer algısını doğrudan etkiler.
Kendine verdiğin sözleri tutmak, sevilmeye layık olduğunu zihnine kanıtlamaktır.
Çünkü sevgi sadece...
Başkalarından gelen bir şey değildir.
Kendinle kurduğun ilişkiden doğan bir histir diyebiliriz.
Bir de küçük ama çok etkili bir cesaret egzersizi var.
Normalde çekindiğin bir adımı atmak.
Bu bana göre değil dediğin bir yere gitmek.
Bu bana bakmaz dediğin birine bir takip isteği atmak.
Orada garip karşılanırım dediğin bir ortama girmek.
Bunlar özgüven egzersizi değildir.
Öyle algılanmasını istemiyorum.
Bunlar iyi şeylere layık olma egzersizleridir.
Ve zihninize şu mesaj gider.
Ben burada olmaya hakkı olan biriyim.
Az bilinen ama en güçlü yöntemlerden biri ise kendine sadakattir.
Kimseye söylemeden, kimseye açıklamadan sadece senin bildiğin bir şeyi kendin için yapmaktan bahsediyorum.
Mesela gitmek istediğin bir yere tek başına gitmek, içinden gelen bir şeyi yapmak, birini sessizce hayatından çıkarmak hem de hiçbir açıklama yapmadan.
Paylaşmadan, onay almadan, kimseye sence doğru mu yapıyorum diye sormadan.
Beyin burada çok önemli bir şey öğrenir.
Ben başkalarının onayını almadan da kendime ve değerlerime sadık olabiliyorum.
Bu özdeğer devrelerini inanılmaz hızlı güçlendirir.
Ve belki de en önemli kapanış tam da şurada.
İnsan uzun süre oynadığı role dönüşür.
Bu benim çok sevdiğim bir şey.
Sahte özgüven bile tekrarlandığında gerçek özgüvene dönüşüyor.
Böyle insanlar çevrenizde var biliyorum.
Süreç her zaman aynı sırayla işler.
Önce davranış, sonra inanç ve sonra kimlik.
Yıllarca ben layık değilim dediğin her şeye nasıl inandıysan aynı beyin, aynı mekanizma, aynı sistem.
Bu kez seninle yine de çalışabilir bence.
Kendine değer verdiğini davranışlarınla sistematik şekilde kanıtladıkça Zihnin aynı şekilde buna da inanacak.
Çünkü zihin sadece söze değil, deneyime güveniyor.
Siz kendinize değer verdiğinizi sistematik şekilde kanıtladıkça göreceksiniz zihniniz de buna inanacaktır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
