
Klinik Psikolog Merve Tokgöz, bu bölümde modern çağın görünmez tuzağını ele alıyor: “herkes mutlu, bir tek ben eksik kaldım” hissi. Sosyal medyanın yarattığı mükemmeliyet illüzyonunu, beynimizin neden buna inandığını ve bu karşılaştırma döngüsünden nasıl kurtulabileceğinizi anlatıyor.
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt, Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt, dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Merhabalar, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Görünmez karşılaştırma tuzağının zihninizi nasıl esir aldığını ve bundan nasıl özgürleşebileceğinizi anlatmak istiyorum.
Hiç Instagram'da gezinirken herkes bir şeyleri çözmüş, bir ben mi eksik kaldım diye düşündüğünüz oldu mu?
Ne kadar mükemmel hayatlar var dediğiniz, o gülümseyen çiftler ve bitmek bilmeyen başarı hikayeleri.
Ve siz içten içe bende bir şey mi var diye sorarken aslında zihniniz çok daha derin bir oyun oynuyor olabilir.
Modern çağda herkesin kendi PR'ını yaptığı bir dönemde yaşıyoruz biliyorsunuz.
Sosyal medya bir gösteri alanı gibi, gerçeklikten çok uzak ama beyniniz bunu ayırt etmekte zorlanıyor.
Çünkü limbik sistem yani duygusal beynimiz gördüğü her şeyi hakikat sanıyor.
Yani siz herkesi mutlu zannederken aslında herkesin mutlu görünmek istediği bir ilüzyonun içine düşüyorsunuz.
Lütfen çok uzağa gitmeyin.
En kaotik zamanlarınızda paylaştıklarınızı bir hatırlayın bakalım.
Sizce dışarıdan nasıl görünüyordunuz?
Hayatımın farkındalığı şu insanlarla ilgili hissettiğimizin tam tersi şekilde davranabiliyoruz.
Diğer herkes gibi dışarıdan huzurlu görünen çoğu insanın iç sesi çok gürültülü.
Ve bunu biliyorum çünkü o seslerle her gün çalışıyorum.
Sürekli iyi hissetmeye çalışmak acıyı bastırmanın bence en kibar yolu gerçek güç aslında iyi hissetmediğinizde de hayatı devam etmek.
Kaygılıyken işe gitmek, üzgünken yemek yapabilmek.
Yalnızken biraz gülümseyebilmek, kendi öz bakımımızı basit düzeyde bile olsa yerine getirebilmek.
Bunlar rol yapmak değil.
Bunlar bence bir hayatta kalma becerisi.
Şöyle düşünüyorum, insan hayatında herkesin bir dönem yaşadığı bir sıkıntı oluyor.
Hatta bence insanlar yaşamda dört tane büyük sınavla karşılaşıyorlar.
Bunlardan ilkinin hastalık olduğunu düşünüyorum.
İkincisi yokluk, üçüncüsü itibar, dördüncüsü de ilişki problemleri.
Bu sınavlar birilerine erken uğruyor, birilerine bir tık daha geç.
Ama eninde sonunda hepimizin bunlardan en az biriyle aynı sahnede aynı sınavdan geçtiğini düşünüyorum.
Ve işte o anlarda çoğu insan aynı soruyu soruyor.
Bu benim neden başıma geliyor?
Ama belki de sorumuz çok yanlış.
Çünkü hiçbirimiz bu hayata VIP bir biletle gelmedik.
Sıkıntılardan arınmış bir hayata geleceğimizin vaadiyle gelmedik.
Hiçbirimiz acılardan muaf değiliz.
Bu insan olmanın bir doğası.
Acıyı olağan dışı bir durum gibi görürseniz, onunla karşılaştığınızda paniklersiniz.
Ama hayatın bir parçası olarak kabul edersiniz, direnciniz başka bir şeye dönüşür, hayatta kalma moduna dönüşür.
Çünkü acı aslında gitmesini istediğimiz bir hastalık değil, bir mevsimdir.
Onun bir ömrü vardır.
Gelir ve zamanı dolunca gider.
Ama siz istiyorsunuz yerken gitmez.
Aynı siz kışı sevmiyorsunuz diye yazın uzun sürmediği gibi.
İşte aynen zorluklarda hava olayları gibidir.
Siz yönetemezsiniz.
Ona sadece hazırlanabilirsiniz.
Kışın gelişini engelleyemezsiniz ama kalın montlar giymeye çalışabilirsiniz.
Yağmurun yağmasını engelleyemezsiniz ama güzel bir şapka ya da güzel bir şemsiye bulundurabilirsiniz yanınızda.
Hayatta fark ettiğim en değerli gerçeklerden bir diğeri de hiç kimse hep mutlu değil.
Ama bazıları mutsuzken bile şefkatli, hem kendine karşı...
Hem hayata karşı hem de zamana karşı.
Ve işte orası aslında iyileşmenin başladığı yer.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
