
Klinik Psikolog Merve Tokgöz ve İstinye Üniversitesi’nden Öğretme Öğrenme Mükemmeliyet Merkezi Uzman Eğitimci ve Yönetici Elif Vardar Solak, bu bölümde sosyal ortamlarda fark edilmeden merkez haline gelen insanların psikolojisini inceliyor. Bazı insanlar bir ortama girdiğinde dikkat çekmeden güven yaratır, sadece varlıklarıyla ortamı yumuşatır. Peki bu nasıl olur? Bu bölümde, beynin sıcaklık ve yetkinlik algısını nasıl ölçtüğünü, karizmanın aslında sakinlik ve duygusal yansımayla başladığını, sosyal zekânın “öğrenilebilir” bir beceri olduğunu öğreneceksiniz. Merve Tokgöz, insan ilişkilerinde etkileyici olmanın en güçlü yollarını; “ayna nöron”, ve “duygusal yansıma” teknikleriyle açıklıyor. Elif Vardar Solak ise öğrenciler ve genç profesyoneller için pratik 24 saatlik görev kartıyla sosyal görünürlüğü artırmanın bilimsel yollarını paylaşıyor. Ortamlarda sevilmek, herkesin dikkatini çekmek değil; insanların yanında huzur bırakabilmektir.
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Eğitimci Danışman Elif Vardar Solak Linkedln: Elif Vardar Solak
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt, Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt, dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Ben Elif. Bu bölümde iş, okul veya sosyal ortamlarda nasıl sevilen ve aranan biri olursunuz, bunu konuşacağız.
Bazı insanlar bir ortama girdiğinde Evet müthiş dikkat çekmezler ama fark edilmeden bir merkez haline gelirler.
Sadece varlıkları bile etraflarındaki gerginliği azaltır.
Kelimelerle değil, enerjiyle güven verirler.
Ve çoğu zaman onlar da bunun nasıl olduğunu bilmezler.
Bu bölümde psikolojik olarak çekim yaratan insanların farklarını konuşalım dedik.
Değil mi Elif Hoca? Evet kesinlikle yeni bir hayata adım atmaktan bahsetmiştik, yeni bir ortama girmekten bahsetmiştik.
Bugün özel olarak yeni bir ortama girmenin ve ortamlarda hem kendin kalmanın hem de görünür olabilmenin yollarını konuşalım istedik.
Yeni bir çevre, yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni bir iş bütün bunlar heyecan verdiği kadar belirsizlik de getirebilir.
İlk vurgulamak istediğim konu sosyal ortamlarda hayalet gibi dolanmak, turist gibi gelip geçmek değil, kendimizi doğru şekilde taşımak ve görünür olmak konusu.
İş ortamı, okul ya da diğer sosyal ortamlarda görünür olmak aslında zannedildiği gibi bir popülerlik yarışına girmek değildir.
İnsanların sizi tanıması, sizin de insanları tanımanız demektir.
Burada kazanan tavır nedir?
Sosyal bağ kurmaktır.
Kendi değerlerimizi ve kişiliğimizi koruyarak sosyal çevre kurmamız mümkündür.
Bu bazen merak ettiğimiz bir konu üzerine yaptığımız araştırma, fikir paylaşımı, grup çalışmasındaki zihindaşlıkla olur.
Bazen ortak bir hobi, spor dalı ya da etkinlik paylaşımındaki arkadaşlıkla kendi markamızı, kendi imzamızı oluşturmaya başladığımız yer aslında yönelimlerimizi netleştirdiğimiz, farkındalıklarımızı geliştirmeye
başladığımız yerdir. Kilit nokta nedir?
Kim olduğumuzu saklamadan başkalarıyla ortak alanlarda buluşabilmek olacaktır.
Ne diyorsun Merve? Elif Hocam kesinlikle öyle.
Bence insanlar bizi değerlendirirken iki şeyi ölçüyorlar.
Bunlar saniyeler içinde oluyor.
Zihnimiz bunu otomatik yapıyor.
Sıcaklık ve yetkinlik.
Yani bu kişi bana karşı iyi niyetli mi, bu kişi güvenilir mi buna bakıyoruz.
Ortamlarda aranan insanlar güven duygusunu çok iyi uyandıran sinyaller veriyor.
Bunu tabii ki kelimelerle yapmıyorlar.
Biraz beden dilini kullanıyorlar.
Mesela göz temasını kısa ama samimi kuruyorlar hafif bir tebessümle.
Dinlerken başlarını hafifçe eğiyorlar.
Ellerini gizlemiyorlar, açık pozisyonlu tutuyorlar.
Ses tonlarında aceleci bir tavır takınmıyorlar.
Daha sakin ve dingin bir ses tonu kullanıyorlar.
Çünkü beynin limbik sistemi hızlı, gergin, bastırılmış bir enerjiyi tehlike olarak algılıyor.
Ve bu kişilere otomatikman bir mesafe koymaya başlıyor.
Sakinlik en güçlü karizma biçimidir aslında.
Biliyor musunuz? İnsanlar sizi nasıl hissettirdiğiniz üzerinden hatırlarlar.
Kendilerini sizin yanınızda nasıl hissettiklerine odaklanırlar.
Yani birinin... sizi sevip sevmemesi yanında nasıl hissettiğine göre şekillenir.
Ne kadar doğru söylüyorsun Merveciğim.
İnsanlar bizi değerlendirirken gerçekten ilk iki şeyi ölçüyorlar.
Sıcaklık ve yetkinlik dedin.
Bu değerlendirmeyi de ilk görüşten itibaren yapıyorlar.
Araştırmalar diyor ki ilk izlenim kişilerle ilgili fikrimizin %87'sini belirliyor.
Çok yüksek. İnanılmaz, inanılmaz bir istatistik.
Burada dinleyicilerimize onları zorlayan sosyal uyum konusunda ilk adımları atarken iletişimin Ve ilk izlenimin gücünü hatırlatalım isterim.
İlk izlenim için 3 sihirli davranış var.
Bu stratejiyi paylaşalım.
Gülümse, selam ver ve soru sor.
Örnek olarak departmanınızdaki bir yöneticiyle veya fakültenizdeki bir üst sınıf öğrenciyle diyalog kurmak için şöyle yaklaşabilirsiniz.
Merhaba, ben burada yeniyim.
Bu giriş kartımızla ilgili bir sorun yaşıyorum.
Nereye danışabileceğimizle ilgili bir öneriniz var mı?
Gibi basit cümleler kapıları açacaktır.
Sosyal kaygı normaldir.
küçük adımlar atmak kazandırır.
10 saniyelik cesaret göstermek aslında 10 dakikalık sohbeti getirecektir.
Gülümsemek, soru sormak, iletişim için açık olduğumuzu ve hazır bulunurluğumuzu gösterir.
İnsanların bence en sevdiği kişilik özelliği koşulsuz özgünlük.
Yani birinin kendini rol yapmadan gösterebilmesi.
Sürekli doğru cümleyi seçen biri, sürekli kontrollü biri, beynimizde hepimize hesaplı görünür.
Ama hata yapabilen, gülebilen, Kendiyle çelişebilen, kendiyle bazen dalga geçebilen, esprili bir dili olan insanlar daha sıcak ve insani bir görüntü sergilerler ve insan beyni insani
olana bağlanır. Bu yüzden kendinizi bence mükemmel anlatmaya ve mükemmel sunmaya değil, samimi ve içten hissettirmeye odaklanmalısınız.
Mükemmellik mesafe yaratırken samimiyette yakınlık yaratıyor.
Peki sosyal ortamlarda ne yaparsanız sevilen ve aranan bir kişi haline gelirsiniz sizce?
Valla ben şöyle açıklıyorum Merve'ciğim.
Bence sevilen insan olmanın sırrı bizim klasiğimiz üçlü formül.
Gör, onayla, nezaket göster.
Birini görmek sadece bakmak değil aslında kişiyi gerçekten fark etmektir.
Onaylamak, evet seni duydum söylediğini önemsiyorum mesajı vermektir.
Nezaket ise bütün ilişkilerin görünmez köprüsüdür.
Daha önce de konuşmuştuk nezaket göstermek aslında nedir?
Çok gizli bir güçtür. Bu üçlü bir araya geldiğinde insanlar kendilerini senin yanında güvende hisseder.
Çünkü sevilen olmak dikkat çekmek değil, dikkatini verebilmektir.
Üstelik bu formül çalışanlar, yöneticiler, eğitmenler, öğrenciler, ebeveynler kısaca söylemek gerekirse iletişim kuran herkes için geçerlidir.
Görmek dediğimizde farkındalık, awareness.
Onaylamak dediğimizde duygusal doğrulama, validation.
Nezaket dediğimizde toplumsal zerafet, civility dediğimiz.
kavramları tetiklemiş oluyoruz.
Bu üçlü bir araya geldiğinde ortaya öğrenilebilen bir beceri çıkıyor.
Bu çok önemli. Öğrenilebilen bir beceri.
Yani buradan müjde vermiş oluyoruz.
Bunu hepimiz yapabiliriz, öğrenebiliyoruz.
Bu beceriyi geliştirebiliriz.
Sosyal zekanın eğitsel bir versiyonu gibi düşünün.
Ve bu versiyon insan ilişkilerini hem daha insancıl hem de daha sürdürülebilir kılar.
Sevilmek bir sonuç değildir.
Bir etki bırakma biçimidir.
O zaman ben de birazcık...
Psikolojik hileler vereyim mi hocam?
Lütfen. En sevdiğim soru.
Nasıl böyle bir insan oluruz?
Şimdi bence çok bilindik ama çok işe yarayan bir strateji var.
Karşıdaki ismini tekrar etmek.
Birinin adını sohbet içinde doğal bir yerde kullandığınız zaman beynin dopamin sistemi aktive oluyor.
Ve karşıdaki göründüğünü hissediyor.
Burada parmak kaldırıyorum.
Dinleyicilerimiz görmedi ama tabii ki Merve gördü.
Bir ekleme yapabilir miyim?
Bu benim. 30 yıllık meslek hayatımda kullandığım en önemli, en büyük strateji.
Daha birinci derste öğrencilerimi tanıdığımda isimlerini öğrenirim.
İkinci derste herkese ismiyle hitap ederim.
İsimlerini nasıl öğrenmeye çalıştığımı onların gözlerinin önünde yaparım.
Bana yardımcı olurlar. Böylece çok daha fazla bir mülkiyet oluyor.
Ortamı paylaşmak oluyor. Müthiş bir bağ kurulmuş oluyor.
Yani boşuna sevmiyorlar sizi.
Öğrenmiş olduk. Teveccühünüz diyelim.
Sağ olasın. sevilen insanlar ve ortamların aranan insanları kişilere değerli hissettiren insanlar oluyor.
Diğer bir psikolojik strateji aynalama.
Bunu diğer bölümlerde de çok anlatmıştım.
Konuştuğun kişinin oturuşunu, el hareketini veya temposunu, beden dili temposunu hafifçe yansıtmanızı öneriyoruz.
Bu aynı nöron sistemini senkronize ediyor.
Bağ kurma hissini çoğu zaman sözcüklerle değil ritimle oluşturuyor.
Diğer bir teknik kendinizle ilgili minik kusur ve hataları rahatça söylemeniz.
Mesela şöyle, ya ben de bazen çok utanıyorum sunum yaparken, ben de çok heyecanlanıyorum, ya geçen gün şöyle bir aksilik yaşadım gibi söylemler psikolojik savunmaları düşürür.
Yani karşınızdakinin gart almasına, temkinli davranmasına gerek kalmaz.
Karşıdaki kişi sizi kusursuz değil, daha ulaşılabilir biri gördükçe bağ kurar.
Bir kere daha parmak kaldırıyorum, bunu ben de yapmayı çok seviyorum.
İlaveten yeni nesil liderlikte, Israrla altı çizilen teknik bu.
Aslında kusursuz değiliz.
Bizim de öğrenmeye açık olduğumuz, geliştirmemiz gereken yönlerimiz var.
Bunları paylaştığımız zaman biraz önce söylediğim gibi ortaklık ve bağ oluyor ve aslında el birliğiyle daha iyisini yaratmaya bir çağrı vermiş oluyoruz.
Kesinlikle öyle. Bir de iltifat.
İyi hissettirmek dedik ya ama bunun çok önemli bir kuralı var.
İçten bir iltifat.
Gerçekten sevdiğiniz ve beğendiğiniz bir şey.
Mesela söylediği bir cümleye.
Dikkat gösterip ya bu bakış açını gerçekten sevdim diyebilmek.
Bu sosyal etkileşimde değer görme sistemini aktive ediyor.
Çünkü kimse sürekli eleştirildiği, cümlelerinin sürekli düzeltildiği birinin yanında olmak istemez.
Bunlar negativist insanlar ve gerçekten çok itici bulunuyor.
Ya da tepkisiz, tedirgin, sürekli böyle söylediklerine sadece bakan, tepki vermeyen insanların yanında gerçekten iyi hissetmiyorlar.
En can alıcı strateji, bunu hep vurguluyorum.
Duygusal yansıtma, bu dünyaca ünlü psikologların karizmanın sinir sistemi düzeyindeki temeli olarak tanımladığı beceridir.
Yani bir insanı etkilemek değil, onun sinir sistemiyle senkronize olmaktan bahsediyorum.
Zihinler kelimeden önce mikrosinyallerle konuşurlar.
Mesela nefes ritmi, ses tonu, yüz kaslarındaki böyle minik saniyelik hareketler.
Ve eğer siz karşıdakiyle bilinçli olarak bu ritme girerseniz...
Yani yine duygusal bir yansıtma yaparsanız beynin aynı nöron sistemini aktifleştiriyorsunuz.
Bu da sadece benzerlik değil, güven hissi oluşturmanıza yardım ediyor.
İşte tam bu noktada karizma doğmaya başlıyor.
Çünkü insanlar sizi etkileyici bulduklarında değil, kendilerini sizin yanınızda daha iyi hissettiklerinde bağ kuruyorlar değil mi?
Kesinlikle. Kendiniz olun, görünür kalın diyoruz bu yüzden.
Çünkü bağ kurmak sosyal hayatımızın en değerli yatırımı olacaktır.
Bugünün... enerjisi bağ kurmakta ve bağlantıda kalarak üretimde olmakta saklı.
Bunu bütün eğitimlerde söylüyoruz, her yerde de duyuyoruz.
O yüzden de bunun altını çizelim.
Bağ kurmak sosyal hayatımızın en değerli yatırımıdır.
Hazır mıyız? Kendimize meydan okuyalım mı?
Harekete geçmeye başlayalım mı?
Podcastimizi dinledikten sonra uygulamaya geçmek üzere 24 saatlik görev kartımız var.
Bu bizim bir alışkanlığımız, geleneksel oldu.
Hazırsak açıklıyorum.
İki yeni kişiyle konuş ve isimlerini not et.
Bir sosyal etkinlik başvurusu ne olabilir?
Araştır ve ortak ilgi alanına sahip birini bulup bir sohbet başlat.
Üç görevimiz var. 24 saatimiz var.
Ertelemesinler. Erteleyenler benim bir önceki bölümümü dinlesinler.
Ertelemeyi bitiren bilimsel yöntemler değil mi hocam?
Kesinlikle. Bir de bu görev kartının da bilimsel bir yöntemi vardı.
Hemen onu da hatırlatalım. 10-20-30 formülü.
İlk 10 dakika. Neden 24 saatlik görev veriyoruz?
Ne gibi bir sıkıntımız var?
Bir sıkıntımız yok. Amacımız şu.
24 saat içinde 10 dakikalığına yeni öğrendiğimiz bir konuyu tekrar edersek biz bunu uzun hafızaya atma ihtimalimizi %80 oranında çoğaltıyoruz.
Eğer bir hafta içinde bu konuştuklarımızla ilgili bu 24 saatlik görev kartını 20 dakikalığına ziyaret edip bu şeyleri yapmaya çalışırsak ve bir ay içinde de bir 30 dakika ayırarak bunları yapmaya çalışırsak
bunlar bizim refleksimiz oluyor.
Biz artık bunu öğrendik diyebiliyoruz.
Yani aslında öğrendik demek kendi karakterimize kattık demek.
Kesinlikle. Ben nöropsikolojiyi çok seviyorum biliyorsunuz.
Anlattığınız her şeyin nöropsikolojiyle bir bağlantısı var.
Gerçekten değişmek ve gelişmek isteyenler için rehber niteliğinde bir sunum oluyor, bir konuşma oluyor.
Şimdi diyoruz ki o zaman ortamlarda sevilmek herkesin dikkatini çekmekle olmuyor.
İnsanlarda huzur bırakmak demek oluyor.
Ve oraya ulaşmanın yolu...
Kendini kanıtlama çabasından değil, nezaketten, güler yüzden ve şefkatten geçer.
Diyelim mi? Diyelim.
Teşekkür ederiz. Teşekkür ederiz.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
