
Neden Yalnızsın Ve Bundan Nasıl Kurtulabilirsin?
6 Mayıs 2026 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
“Doğru insan yok.”
“Kimse ilişki istemiyor.”
“Erkek kalmadı / Kadınlar değişti.”
Bu cümleler rahatlatıcı. Çünkü sorumluluğu dışarı bırakıyor.
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz , yalnızlığın görünmeyen psikolojisini konuşuyor:
Yalnızlık çoğu zaman kader değildir. Konforlu bir savunmadır.Ve iyileşme yalnızlığı terk etmekle değil, küçük riskler almaya başlamakla olur.
Çünkü bağ risk ister. Ve risk almadan temas olmaz.
Kendinize şu soruyu sorun ve podcasti açın; Ben gerçekten görülmek mi istiyorum… yoksa sadece incinmemek mi?
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt, Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt, dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Merhabalar, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Bu sorunun cevabını çoğu insan şöyle veriyor.
Doğru insan yok, artık erkek kalmadı, kadınlar değişti, kimse ilişki istemiyor gibi bu cümleler rahatlatıcı.
Çünkü sorumluluğu dışarı bırakıyor.
Sorun dış dünyadaysa senin yapabileceğin pek bir şey yoktur diye görünüyor.
Ama dürüst bir yerden konuşacaksak yalnızlığın büyük kısmı sadece dış koşullarla açıklanamaz tabii ki.
Evet biliyorum ilişkiler zorlaştı.
Evet beklentiler değişti, bağ kurmak eskisinden daha zor ama mesele sadece iyi insan kalmaması değil.
Çoğu zaman mesele farkında olmadan senin kendini sabote ediyor olman.
Bugün bunu dürüstçe artık konuşmak istiyorum.
İnsanlar hiç olmadığı kadar bağlantıda ama hiç olmadığı kadar temassız.
Mesajlaşma var, flört var, inanılmaz bir alternatif var ama bağ çok az.
Çünkü bağ kurmak risk ister.
Ve bugünün insanı evet risk almak istemiyor.
Daha doğrusu incinme riskini tölere edemiyor.
Bu yüzden zihinsel olarak bağ kurmadan yakınlık yaşamaya çalışıyor.
Bu mümkün mü dersen geçici olarak mümkün ama uzun vadede kesinlikle hayır.
Bir ilişki terapisti olarak en sık gördüğüm tablo şu.
İnsanlar yalnız çünkü ilişki istemiyor değiller.
Kontrolü kaybetmek istemiyorlar.
Çünkü ilişki demek, belirsizlik demek, mesaj beklemek demek, açılmak demek, reddedilmeyi göze almak demek, görülmeme riskini de göze almak demek tabii aynı zamanda.
Ve bunların hepsi sinir sistemi için tehdit gibi algılanıyor.
Bu yüzden insanlar ilişki istiyor ama riskli alanları gördüğü anda geri çekiliyor.
İşte kendini sabote etmek tam da burada başlıyor.
Mesela biri onunla ilgileniyor, mesaj atıyor, günlük hayatta ona bir yer ayırıyor.
Ama o kişi sana gerçekten yakınlaştığında zihnin devreye giriyor.
Bu kadar kolay olmamalı demeye başlıyor.
Bir yerde sorun var, benimle neden ilgilensin ki?
Ve bir anda soğumaya başlıyorsun.
Ya da tam tersi, hiç ulaşılmaz, çok müdanasız birine çekiliyorsun.
Seni bekleten, kararsız bırakan, belirsizlik yaratan biri.
Çünkü orada tanıdık bir duygu var.
Mücadele. Mücadele edince değerli hissediyorsun.
Bu bir tercih değil, bu bir bağlanma stili.
Kaygılıysan seni zorlayana çekilirsin.
Kaçıngansan seni gerçekten isteyenden uzaklaşırsın.
Güvensiz bağlanan biri için sağlıklı ilişki ilk başta asla çekici değildir.
Yabancı hissettirir hatta çünkü dram yoktur.
Belirsizlik yoktur, takip etme yoktur, testten geçme yoktur ve beyin şunu der bu çok sıkıcı.
Oysa sıkıcı olan güvenli olandır.
Bence bugün insanların yalnız olmasındaki en büyük faktörlerden biri de seçenek ilizyonu.
İnsanlar sürekli daha iyisi olabilir hissiyle yaşıyorlar farkında mısınız?
Birine bağlanmadan önce zihinde şu liste çalıyor.
Daha yakışıklısı, daha başarılısı, daha uyumlusu, daha güzeli, daha eğlencelisi.
Bu ilişkiyi bir deneyim alanından çok bir seçim yarışına çeviriyor.
Ve seçim arttıkça, seçenek arttıkça karar çok zorlaşıyor.
Karar zorlaştıkça da bağı çok erteleniyor, bağı kurmak çok zorlaşıyor.
Ama asıl zor olan kısmı söyleyeyim, yalnızlığın en görünmeyen sebebi de kendinle kurduğun ilişki.
Eğer içten içe, sevilmeye layık değilim inancın varsa, biri sana yaklaştığında huzurdan çok kaygı hissedersin.
Çünkü o yakınlık inancınla çelişmeye başlar ve zihnin bunu töre edemez.
Ya karşı tarafı değersizleştirirsin ya da kendini geri çekersin veya ilişkini başlamadan bitirirsin.
Ve sonra şöyle söylersin, denedim olmadı.
Oysa olmadı değil, sen sürdürmeye çalışmadın.
Bu çok sert bir cümle biliyorum ama bence bunu fark etmelisin.
Çünkü sorunun bir kısmı sendeyse çözüm de sende demektir.
Yalnız insanlar genelde üç yerden kendilerini sabote ederler.
Birincisi, çok erken vazgeçerler.
Birkaç mesaj, birkaç buluşma, biraz uyumsuzluk ve hemen zihinsel karar.
Biz olamayız. Onun bütün negatif yanlarını kendine hatırlatıp ondan kaçmak ister.
Çünkü derinleşmek zaman alır.
Ama sabırsızlık kendini korumanın onun için en alışılmış yoludur.
İkincisi, karşı tarafı çok idealize eder.
Ya mükemmelini arar ya da karşı tarafı olduğundan çok daha büyük görür.
İki uç da gerçek bağ kurmana izin vermez.
Üçüncüsü ise görünmez olur.
Duygusunu söylemez, ihtiyacını belirtmez.
Bekler ki karşı taraf onu görsün de anlasın.
Anlaşılamayınca da hemen geri çekilir.
Sonra yalnızlık kader gibi hisseder.
Güncel ilişkilerde bambaşka bir gerçek daha var.
Herkes güçlü görünmek zorunda hissediyor gerçekten.
Kimse sana ihtiyacım var demiyor.
Kimse ya ben biraz korkuyorum demiyor.
Ya da kimse bağ kurmak istiyorum, anlamlı bir şeyler yaşamak istiyorum demiyor.
Kimse bağ kurmak istiyorum, anlamlı bir şeyler yaşamak istiyorum demiyor.
Çünkü kırılganlık onun için çok riskli.
Ama bağ kırılganlık olmadan kurulmuyor.
İki tarafta güçlü durmaya çalışınca kimse gerçekten yaklaşamıyor.
Şunu sana söylemeliyim.
Yalnızlığını o kadar konforlu bir hale getirdin ki artık kimse seni oradan çıkaramıyor.
Çünkü yalnızlık artık sadece bir eksiklik değil.
Düzenli, kontrollü ve güvenli bir yaşama alanına dönüşmüş durumda.
Kendi ritmin var, kendi alanın var.
Kimseye hesap vermiyorsun.
Kimsenin duygusunu taşımıyorsun.
Kimsenin iniş çıkışları seni sarsmıyor.
İlk bakışta bu çok kulağa hoş geliyor olabilir.
Derinde başka bir şey oluyor.
Yalnızlık hissediyorsun. Konforlu yalnızlık çoğu zaman incinmemeyi garanti eder sana, evet.
Kimse seni hayal kırıklığına uğratamaz.
Çünkü kimseye o kadar yakınlaşmazsın.
Kimse seni terk edemez.
Çünkü kimseyi içeri almazsın.
Kimse seni yanlış anlayamaz çünkü kendini tam olarak açmazsın.
Bu güvenli bir yaşamdır, katılıyorum.
Ama temas içermeyen bir güvenliktir.
İlişki ise teması seviyor ve temas konforu bozan bir şey.
Birinin seni tanıması demek zayıf yanlarını görmesi demektir.
Birinin seni sevmesi demek bazen seni anlamaması demektir.
Birine bağlanmak, kaybetme ihtimalini kabul etmek demektir.
Uzun süre yalnız yaşayan bir zihin için bunlar çok gereksiz riskler gibi görünür.
Bu yüzden insanlar ilişki istemiyor değil, konforunu kaybetmek istemiyor diye düşünüyorum.
İşin paradoksu şu, yalnızlığın konforu arttıkça bağ kurma isteği azalmaz.
Sadece ertelenir.
İnsan sosyal bir varlık.
İçeride bir yerde hala görünmek istiyor, dokunulmak istiyor, anlaşılmak istiyor.
Ama üstüne bir kabuk geliyor.
O kabuk da kontrol kabuğu.
Böyle daha iyi diyor, böyle daha huzurlu.
Aman kimseye ihtiyacım yok diyor.
Bunlar çoğu zaman acıdan korunma cümleleridir.
Ama şunu hatırlamanı istiyorum.
Birine alan açmak hemen hayatını değiştirmek demek değildir.
Sadece kapıyı aralamaktır diyebiliriz.
Bu yayını dinliyorsan kendince yalnızlığın bir sorgulamasındasındır ve sanırım bir çıkış arıyorsun.
Şunu net söylemeliyim.
Neyi açarsan onun meraklısını çekersin.
Bu sözü çok seviyorum.
Mesela eğer sürekli bedenini açarak dikkat çekiyorsan gelen insanların büyük bir kısmı bedeninin meraklısıdır, vücudunun meraklısıdır.
Bu kötü bir şey demiyorum ama gerçek bu.
İnsanlar senin en görünür tarafına gelir.
Eğer bütün stratejin fiziksel görünürlük üzerine kuruluysa ilk teması hep ondan alırsın.
Ve sonra insanların neden vücudun için, güzelliğin için geldiğini sorarsın.
Ama aslında şudur olay.
Sen kapıyı ilk oradan açmışsındır.
Sen kendini vitrinine en çok onu koymuşsundur.
Mesela diğer bir yerden de sürekli acını açıyorsan, travmanı anlatıyorsan, kırılganlığını kontrolsüzce insanlara sunuyorsan bu sefer de kurtarıcı meraklılarını seçersin.
Seni iyileştirmek isteyen, seni sürekli toparlamak isteyen ama eşit bir bağ kuramayan insanları kendine çekersin.
Ya da sürekli başarıyı, gücünü, statünü, maddi gücünü sergiliyorsan Bu sefer güç meraklılarını kendine çekersin.
Seninle değil, sunduğun şeyle ilgilenenleri.
Eğer sürekli ulaşılmazlığı açıyorsan, ritrine bunu koyuyorsan, yani soğukluğunu, mesafeni, gizemini, bu sefer de kovalamayı sevenleri kendine çekersin.
Ama yaklaştıklarında ne yapacaklarını bilmeyenleri.
O yüzden neden hep aynı şeyleri yaşıyorum, neden hep aynı tip insanlar geliyor sorusu aslında bence şunu sormakla değişmeli.
Ben hangi kapıları açık tutuyorum?
İşte bence çıkış burada başlıyor.
Mesela bedenini sakla demiyorum ama sadece bedenini açma.
Derinliğini de aç, hobilerini aç, sınırlarını aç, zekanı aç.
Misah duygunu paylaş, duruşunu da paylaş.
Mesela kırılgan olma da demiyorum, travmalarını paylaşma demiyorum ama herkese değil.
Mesela güçlü olma demiyorum, gücünü tek kimliğin yapma diyorum.
Çünkü sadece güçlü görünen insanın yanına çoğu zaman rekabetçi ya da bağımlı kişiler gelir.
Önce kendine şu soruyu sor.
Ben gerçekten neyi çekmek istiyorum?
Arzu edinmek mi istiyorum?
Seçilmek mi istiyorum? Kurtarılmak mı?
Kovalanmak mı? Ya da görünmek mi?
Sonra şuna bak. Davranışlarım bu istediklerimi mi çağırıyor?
Sorun iyi insan kalmadı değil bence.
Sorun bazen senin yanlış şeyi çektiğin, yanlış şeyi açık tuttuğun.
Kapıyı bilinçli açmaya başladığında yalnızlık belki hemen azalmayacak ama bence aynı döngüler tekrar etmeyecek ve tekrar etmeyen yalnızlık dönüşmeye başlayacak ve seni iyileştirecek.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
