
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz , aşırı kibarlığın arkasındaki görünmeyen dinamiği konuşuyor.
Kendini “çok nazik”, “çok anlayışlı”, “kimseyi kırmak istemeyen” biri olarak mı tanımlıyorsun?
Peki ya bu nezaket değilse?
Ya korkuysa?
Gerçek bağ, sadece evetlerine değil hayırlarına da dayanır. Ve eğer biri sen sınır koyduğunda gidiyorsa, belki de sevdiği şey sen değildin… senin uyumlu versiyonundu. Nazik olmak güzeldir ama asıl önemli olan kimseyi ezmeden kendin olarak kalabilmektir.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Bugün biraz rahatsız edici ama dönüştürücü bir yerden konuşacağız.
Çünkü bazı insanlar kendini çok nazik, çok anlayışlı, kimseyi kırmak istemeyen biri olarak tanımlarlar.
Ama aslında içeride bambaşka bir sebebi vardır bunların.
Başlığı net koyayım.
Nazik değilsin, korkuyorsun.
Şimdi bunu duyduğunda içinden hemen itiraz eden bir taraf olabilir.
Ama ben gerçekten insanları düşünüyorum, ben empatik biriyim, gerçekten kimseyi üzmek istemiyorum.
Ve evet empatin gerçek olabilir ama aşırı kibarlık, kronik bir alttan alma, sürekli anlayış gösterme, kendi ihtiyacını erteleme hali çoğu zaman yüksek bir ahlaktan değil,
yüksek bir değerden değil, yüksek bir kaygıdan beslenir.
Çünkü gerçek nezaket bir seçimdir, korkudan doğan kibarlık ise mecburiyettendir.
Aşırı kibar insanlar genellikle Ortamın duygusal tansiyonunu herkesten önce hissederler.
Birinin yüzü düştüğünde hemen toparlamaya çalışırlar.
Birinin sesi yükseldiğinde ortamı yumuşatmaya çalışırlar.
Bir talep geldiğinde içleri istemiyorum dese bile ağızlarından tabii olur çıkar.
Dışarıdan bakıldığında bu kişiler olgun, anlayışlı ve fedakar görürler.
Ama içeride çoğu zaman şu çalışır.
Şimdi hayır dersen beni yanlış anlar, sınır koyarsam kırılabilir.
Rahatsızlık çıkarırsam sevilmeyebilirim.
Yani mesele nezaket değil, reddedilme korkusudur.
Çocuklukta öğrenilmiş bir denklem vardır çoğu zaman.
Eğer uyumlu olursam kabul edilebilir ve onaylanırım.
Sessiz kalırsam sorun çıkmaz.
Çok ihtiyaçlarımı göstermezsem kimseye yük olmam.
Bir ebeveynin öfkesinden korunmak için, bir evde huzuru sağlamak için ya da sevgi kaybı yaşamamak için geliştirilen bu strateji yetişkinlikte aşırı kibar bir kişilik
gibi görünmeye başlar. Oysa bu bir karakter özelliği değildir.
Bu insanın ya da bir çocuğun hayatta kalma refleksidir.
Çünkü o çocuk bir zamanlar şunu öğrenmiştir.
Sınır koymak risklidir.
Bu yüzden aşırı kibar insanlar aslında çoğu zaman şunu yapar.
Bilişkide kendi konforunu değil, karşı tarafın duygusal durumunu yönetmeye çalışır.
Birinin hayal kırıklığını tolere edemezler.
Birinin ona kızma ihtimaline dayanamazlar.
ya da birinin yüzünün düşmesi onun iç sisteminde alarm yaratır.
Ve o alarmı susturmanın en hızlı yolu yine çok kibar olmaktır.
Tamam ben yaparım derler, sorun değil derler, önemli değil benim için hiç fark etmez derler ama çoğu zaman fark eder, söyleyemezler.
Gerçek nezaketle korkudan doğan kibarlık arasındaki fark şudur.
Gerçek nezaketin içinde sınır vardır.
Korkudan doğan kibarlıkta herhangi bir sınır yoktur.
Gerçek nezaket, seni anlıyorum ama bunu yapamam diyebilir.
Korkudan doğan kibarlık ise yapamam diyemez.
Çünkü yapamam demek ilişkiyi riske atmak gibi hissedilir.
Ve risk geçmişte tehlikeli olmuştur onun için.
Aşırı kibar insanlar genellikle içten içe çok yorgundur ama bunu asla itiraf edemezler.
Çünkü kızgınlıklarını bile bastırırlar.
Kızmak onlar için ayıptır, tepki vermek serttir, sorun çıkarmak çok kötüdür.
Bu yüzden öfke doğrudan çıkmaz, hep birikir ve sonra ne olur biliyor musunuz?
Pasif-agresif cümlelerle, içe kapanmayla, aynı uzaklaşmalarla ya da fiziksel gerçek hastalıklarla kendini gösterirler.
Çünkü sınır koyamadığı her yerde bedeni onun yerine sınır koymaya ve konuşmaya başlar.
Buradaki en acı nokta şu.
Aşırı kibar insan çoğu zaman sevilmek için değil biliyor musunuz?
Kaybetmemek için kibar davranır.
Bu çok önemli bir ayrım.
Sevinmek için kendini göstermen gerekir, kaybetmemek içinse kendini saklaman.
Ve kronik olarak kibarlık genellikle saklanmaktır bence.
Gerçek düşünceni saklarsın, gerçek ihtiyacını saklarsın, rahatsızlıklarını saklarsın.
Karşı taraf seni uyumlu biri olarak tanır ama aslında seni tam olarak asla tanıyamaz.
Çünkü senin hayırlarını hiç görmemiştir.
Terapide çok sık gördüğüm bir şey var.
Ben çok nazik biriyim ama insanlar beni kullanıyor diye çok sitem edenleri.
Burada sorun insanların seni kullanması değil, senin kendini korumaman.
Çünkü sınır koyamadığın yerde karşı taraf doğal olarak alanını genişletir.
İnsan psikolojisi böyledir.
Sen geri çekilmedikçe onlar daha fazla alan kaplar ve sonra bir gün kimsenin seni düşünmediğinden yakınmaya başlarsın.
Oysa sen de kendini çok uzun zamandır düşünmüyorsundur aslında.
İyileşmek şununla başlıyor.
Nazik olmakla...
Korkarak uyum sağlamak arasındaki farkı görmekle.
Kendine şu soruyu sorman istiyorum.
Şu an bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum?
Yoksa birinin tepkisinden çekindiğim için mi?
Eğer ikinci ise bu nezaket değil.
Bu bir kaygı. Ve kaygı ilişkiyi eşit bir yerden kurmuyor.
Seni tam aşağıya itmeye başlıyor.
Sınır koymak çoğu zaman aşırı kibar insanlar için kaba olmak gibi hissedilir.
Çünkü sistemleri bunu tehdit olarak kullanmıştır.
Oysa sağlıklı bir ilişkide sınır koymak, bağım kopması değil, bağım netleşmesidir.
Bunu yapamam, böyle konuşunca rahatsız oluyorum, şu an buna enerji hissetmiyorum.
Bu cümleler asla sert değildir, hatta çok sahici ve gerçektir.
Sahicilik de korkudan doğan kibarlıktan bence çok daha değerlidir.
Belki de en zor yüzleşme şu, eğer bir sınır koyduğunda o kişi gidiyorsa aslında o senin kibarlığını seviyordur.
Yani gerçek seni değil.
Bu cümle ağır ama çok özgürleştiricidir.
Çünkü o zaman anlarsın ki gerçek bağ senin hayırlarına da dayanabilen bir bağdır.
Nazik olmak güzel bir özellik olabilir ama sürekli kendini silerek, kendini erteleyerek, ihtiyaçlarını bastırarak kurulan nezaket uzun vadede seni tüketir hem de ilişkilerini yüzeysel
bırakır. Kimse gerçek seni tanıyamaz.
Sadece uyumlu versiyonunu tanır, o da ne kadar sen sayılırsan.
Belki de kendine bugün şunu sormalısın.
Ben gerçekten kibar mıyım yoksa sevinmemekten korktuğum için mi bu kadar uyumluyum?
Çünkü cevap ikinci ise mesele karakter değil cesaret meselesidir ve cesaret birini kırmadan da sınır koyabileceğini öğrenmekle başlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
