
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, karar verememenin aşırı aktif bir zihin ve yüksek sorumluluk duygusu olduğunu anlatıyor. Çünkü beyin karar verirken “doğru olanı” aramaz. Güvenli ve tanıdık olanı arar. Ve karar bir tehdit gibi algılandığında… sistem kilitlenir.
Bu bölümde bilimsel ama uygulanabilir yöntemlerle karar vermenin nasıl kolaylaşacağını konuşuyoruz. Çünkü hayat mükemmel kararlarla ilerlemez.Yeterince iyi kararlarla ilerler. Ve bazen en büyük dönüşüm, mükemmel seçimi yapmak değil…hareket etmeyi seçmektir.
---
MERVE30 Koduyla Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’ün seansları Happ Health’e özel %30 indirimli! Hemen Happ Health’ i telefonuna indir. Kupon kodunu kullan. Hazırsan Kendini İyileştirmeye başlayalım…
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Karar vermekte zorlanan insanlar genelde kararsız oldukları için değil, tam tersine çok düşündükleri, çok ihtimali aynı anda görebildikleri ve aldıkları kararın sorumluluğunu gerçekten
taşımak istedikleri için bu zorluğu yaşıyorlar.
Yani mesele zayıf bir irade falan değil, aşırı aktif bir zihin.
Çünkü zihin karar vermeyi basit bir seçim olarak değil, sonuçları olan bir risk hatta çoğu zaman bir tehdit olarak algıladığında kitlenme başlıyor.
Bugün anlatacağım şey böyle doğru kararı nasıl verirsiniz falan değil.
Çünkü zihnin aradığı şey doğru karar da değil.
Bugün konuşacağımız şey karar verme anında zihninizi kitleyen mekanizmayı çözmek ve daha hareket edebilir bir hale gelmek.
Yani karar vermenizi kolaylaştırmak.
Biliyor musunuz en çok kararsızlık yaşayanlar genelde en düşünenler, en çok ihtimali görenler, en çok sorumluluk alan kişiler oluyor.
Kararsızlık çoğu zaman...
Sandığımız kadar gizemli bir süreçte değil.
Beyin bir karar verirken tek bir soruya bakmıyor.
Aynı anda birkaç katmanda hesap yapıyor ve bunların en baskın olanları genellikle farkında bile olmadığımız korkular oluyor.
Yanlış yaparsam ne olur?
Birini üzer miyim? Geri dönüşü olmayan bir şey olur mu?
Soruları arka planda sürekli çalışıyor.
Kararsız insanların ortak noktası da zihnin en kötü ihtimali olasılık olarak değil de.
tamamen gerçekmiş gibi ele alması nörobilimsel olarak şu anlama geliyor.
Karar sinir sistemi için bir tehdit sinyali üretiyor.
Tehdit algısı oluştuğundaysa beyin ilerlemek yerine durmayı tercih ediyor.
Yani aslında sizi yavaşlatan şey tembellik değil de bir koruma refleksi diyebiliriz.
Burada çok kritik bir yanlış inanış devreye giriyor.
Çoğu insan beyinlerinin doğru karar diye bir şeyi aradığını zannediyor.
Oysa beyin doğru olanı değil de Güvenli ve tanıdık olan arıyor.
Tanıdık olan her zaman iyi değildir ama daha öngörülebilirdir.
Bu yüzden güvenli olan her zaman doğru değildir ama risk içermez.
Kararsızlık yaşayan insanlar çoğu zaman fark etmeden şunu arıyorlar.
Kimseyi üzmeyeceğim, kendimi de riske atmayacağım bir seçenek.
Yani yok böyle bir seçenek neredeyse.
İşte zihnin kilitlenmesi de tam bu noktada başlıyor.
Çünkü imkansız bir denge aramaya başlıyor.
Bulamadıkça da hareketsiz kalmaya başlıyor.
Bu problemi tek başına taşımak istemiyorsan ve bir yardıma ihtiyacın varsa HepAlt ekibi benim terapilerimde 31 Mart'a kadar geçerli %30 indirim kodu tanımladı.
Merve30 koduyla bu indirimi kullanabilirsin detaylar açıklamada.
Bugün size şunu anlatacağım.
Karar vermeyi kolaylaştıran, bilimsel olarak çalışan ama kimsenin doğru anlatmadığı yöntemleri.
İlk tekniğimiz şu. Vereceğiniz kararı biraz küçültmek.
Ne demek istiyorum? Beyin büyük, geri dönüşü olmayan kararları sevmiyor.
Çünkü onları kontrol edemiyor ama küçük adımlara son derece açık.
Yani size bilimsel bir hileden bahsedeyim.
Kararı sonuçtan birazcık ayırın.
Mesela bu işte kalmalı mıyım sorusu sinir sistemini çok kitliyor.
Çünkü sonuç çok büyük.
İşsiz kalabilirim, çok kötü şeyler olabilir ama...
Bu hafta bir gün izin alıp gerçekten ne istediğimi düşünsem ne olur sorusu zihninizi açar.
Çünkü henüz hayatınızı değiştirmiyorsunuz.
Çok radikal bir karar vermiyorsunuz.
Sadece bir düşünme alanı açıyorsunuz.
Ya da mesela bu ilişkiye devam etmeli miyim sorusu çok ağırdır.
Yani kararı çok etkiler.
Ama bu hafta ilişkime birazcık sınır koyup kendimi gözlemlesem ne olur sorusu harekete geçmeyi çok kolaylaştırır.
Çünkü zihin şunu sever.
henüz geri dönüşü olmayan bir şeyi yapmadığınızı hatırlamayı.
İşte bu mesaj geldiğinde kilit çözülmeye başlar.
Yani beyin büyük kararları sevmez ama küçük adımlara bayılır.
Karar vermeyi kolaylaştırmak için %100 emin olma şartını kaldırın kendinizden.
Kararsızlığı besleyen diğer kural ise çoğu insanın farkında bile olmadan kendine koyduğu emin olmadan karar veremem şartı.
Ancak bilimsel gerçek bunun tam tersi.
Beyin emin olduktan sonra karar vermez.
Karar verdikten sonra sakinleşir.
Yani süreci zannettiğimiz gibi eminlikten sonra karar şeklinde ilerlemez.
Karardan sonra deneyim, deneyimden sonra rahatlama ve en son eminliğe varır.
Bu yüzden kendinize %100 emin miyim diye sormak zihninizi yine kitler.
Ama %100 değil, %60 yeter mi diye sormak hareket alanı açar.
Çünkü hayat %100 kesinliklerle ilerlemez.
Yalnızca yeterince iyi kararlarla ilerler.
Karar vermeyi kolaylaştırmak için bir diğer teknik, kararı hayattaki önemsediğiniz değerlerle eşleştirmek.
Çünkü doğru karar diye evrensel bir şey yoktur.
Ama benim değerlerimle, yaşamak istediğim hayatla uyumlu karar diye bir şey vardır.
Kendinize şu soruyu sormak bu yüzden çok dönüştürücüdür.
Bu karar benim nasıl bir insan yapıyor ya da nasıl bir insan olmama hizmet ediyor?
Daha dürüst biri mi? Daha özgür biri mi?
Daha kendine saygılı biri mi?
Zihin bu soruya net cevap bulduğunda belirsizliğe tahammülü artar.
Çünkü artık seçim sonuç odaklı değil, kimlik odaklı, karakter odaklı bir hale gelir.
Kazanır mıyım, kaybeder miyim sorusundan ben kim olmak istiyorum ve bu alacağım karar olmak istediğim insana işaret ediyor mu sorusuna geçildiğinde kararlar şaşırtıcı
derecede kolaylaşır. Değerlerinizi nasıl bulacağınızı bilmiyorsanız bir bölümüm var.
Kendimi başkalarıyla kıyaslamayı nasıl bırakırım diye.
Bu bölümün 6. dakikasında bunun nasıl bulacağınızı anlatıyorum.
Oraya bir göz atın derim. Terapilerimde çok sık kullandığım ve insanların en çok şaşırdığı küçük ama etkili bir teknik daha var karar vermeyi kolaylaştırmak için.
Zorlandığınız bir kararda karar kendiniz için değil de çok sevdiğiniz birini anlatıyormuş gibi yazın.
Böyle bir karar almak istiyorum.
Hayatım bu. Ona ne tavsiye verirdiniz?
Hangi riskleri tolere edilebilir bulurdunuz?
Hangi adımı atmasını önerirdiniz?
Bunları yazarak çalışın.
Beyin empati moduna geçtiğinde kendi hayatında bulamadığı netliği başkası için çok kolay üretiyor.
Bilirsiniz yani başkalarına ilişki tavsiyesi vermek de çok kolaydır, yatırım tavsiyesi vermek de çok kolaydır.
Çünkü o anda savunma mekanizmaları azalır, koruma refleksi ortadan kalkar.
çok daha mantıklı, gerçekçi bir perspektif devreye girer.
Bu yöntem terapilerimde şaşırtıcı derecede etkili çalışıyor.
Tüm bunların altında yatan temel şey şu aslında, kararsızlık bir zayıflık değil, aşırı kontrol çabası.
Zihin her ihtimali garanti altına almaya çalıştığında hareket alanını kaybediyor.
Oysa kontrol ihtiyacı azaldığında karar verme kendiliğinden çok kolay olmaya başlıyor.
Çünkü hayat doğru kararı bekleyen bir sistem değil.
Hayat ilerleyen bir sistem ve çoğu zaman insanlar hayatlarının dönüm noktalarını mükemmel kararlarla değil, yeterince iyi kararlarla oluşturuyorlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
