
Kalbin İyileşme Rehberi: Kendini İyileştirerek Aşka Hazırlan
12 Şubat 2025 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Aşk hepimizin en az bir kez uğradığı bir durak. Ve bazen onunla tanışmanın bedelini ağır ödüyoruz. Klinik Psikolog Merve Tokgöz, ile kaydettiğimiz 14 Şubat Sevgililer Günü’ne özel bu podcast’te, geçmişin izlerini silmeyi, kendimizi iyileştirmeyi ve aşkı hak ettiğimiz şekilde yaşamayı konuşacağız. Çünkü önce biz iyileşirsek, aşk da en güzel haliyle gelir.💕
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
Hazırsanız, başlıyoruz! 🎧💛
--
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 11 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardımcı oluyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
O halde başlayalım. Bugün ilk yayınımızı yapıyoruz ve 14 Şubat temalı bir başlangıç yapmayı seçtik.
Malum herkesin aşkla tanıştığı bir yer var ve sanırım bu anılar hikayemizin en derin kısmını kapsıyor.
Ama ben aşk olabilen insanları çok şanslı buluyorum açıkçası.
Çünkü gerçekten aşk acı çekmeyi göze alabilen cesur insanların yapabileceği bir şey.
Ve aşk gerçekten kalbin en savunmasız olduğu an.
Bu yüzden galiba onarımı da çok zaman alıyor.
Aşk sanırım insana verilmiş hem ödül hem de bir ceza.
Çünkü beyin aşkın kimyasal birleşenlerinin madde bağımlılığı gibi işliyor.
Yani dopamini, oksitosini, serotinini hepsini bir anda böyle bir kimyasal kokteyl gibi bize veriyor.
Ve inanılmaz bir keyif yüklemesi yaşıyorsunuz.
Tahammülünüz inanılmaz artıyor.
Mesela metrobüste sizi hunharca içen kalabalık artık sizi daha az rahatsız ediyor.
Trafikte kesin bu kadın dediğiniz ve üzerinize doğru süren arabalar sizi daha az rahatsız etmeye başlıyor.
Ofisteki arkadaşınızın o tiz sesi var ya o da daha az rahatsız etmeye başlıyor.
Kuaföre gidip ucundan al dediğiniz ama saçınızı beş parmak kesen kuaföre daha az sinirlenmeye başlıyorsunuz.
Yani normalde katlanamadığınız şeyler umurunuzda olmamaya başlıyor.
Çevreyle ve kendinizle uğraşmaktan sizi alıkoyan müthiş duyguya aslında aşk diyoruz biz.
Galiba bu yüzdendir ki yoksunluğu da dayanılmaz oluyor.
Kalbimizin bu hoşluktan yavaşça aşağı inişini kabul etmek gerçekten bizi çok zorluyor.
Bazen aşk bittiğinde aslında karşımızdakinin gidişinde değil, kendimizin o versiyonunun bitişinin yasını tutmaya başlıyoruz diye düşünüyorum.
Tabii bir yandan da hayatta karşımıza yeni insanlar çıkıyor.
Sağlıklı ve kalıcı bir aşk adım atmadan önce...
kalbimizi onarmamız gerekiyor.
Aslında bu podcast kanalında size kalbinizi nasıl onarırsınız ve nasıl devam edersiniz, bu yüklerden nasıl kurtulursunuz bunları anlatmak istiyorum.
Tabii kendinizi iyileştirmeden de aşk yaşayabilir misiniz?
Kesinlikle evet. Ama çoğunlukla sevildiğinize emin olamazsınız.
Kendinizi tedirgin, kontrolcü ve huzursuz hissedersiniz.
Fakat kendinizi onardığınız zaman bu duygulardan da arınabilirsiniz.
Bence insana verilmiş en büyük lütuf alışabilmek.
Hiçbir acı siz ona sıkı sıkıya tutunmadığınız sürece kalıcı değildir.
Bu benim terapide danışanlarıma en çok anlatmaya çalıştığım bilgilerden biri.
Beyin çünkü zamanla en derin acılara bile alışmaya programlıdır.
Beynimizin müthiş bir uyum sağlama ve değişme yeteneği var.
Hatta nörobilimde de buna sinaptik plastisite diyoruz.
Bunu söylemek gerçekten çok zor.
Hatta burayı 2-3 kere kaydetmek zorunda kaldık siz bilmiyorsunuz ama.
Beyin... Duygusal bir kayıptan sonra yeni bağlantılar kurarak değişiyor ve zamanla acıyı yönetebilir bir hale geliyor.
Aslında bu çok zor değil çünkü bunu otomatik yapıyor.
Aynı diğer tüm organlarımız gibi.
İşte tam da bu yüzden kalp kırıklıkları sonsuza kadar sürmüyor.
Yani iyileşme beynimizin doğasında var.
Tabii bizi iyileştiren şey sadece zaman değil.
O süreç içinde ne yaptığımız da çok önemli.
Şimdi size çok şaşıracağınız bir istatistik vereceğim.
Beynimizin kendini iyileştirmeye kanıtı bu aslında.
Biliyor musun? İnsanların üçte ikisi travmatik deneyimlerde sağlam çıkıyor.
Peki neden üçte biri iyileşemiyor ya da daha geç iyileşiyor?
Bunun detaylarını başka yayında paylaşacağım.
Ama bugün kalp kırıklıklarının neden daha geç iyileştiğini, bazı insanların neden ilişkilerden sonra toparlanmasının zor olduğunu, onun ayaklarına bağ olan davranışların ne olduğunu anlatacağım.
Küçük bir ipucundan bahsedeceğim.
Yeni bağlantılar eskileri daima siler.
Bunu fark ettiğinizde kaybetmekten korkmazsınız.
Artık buradan da ne anlıyorsanız.
Şimdi o zaman kalbimizi iyileştirmenin aşamalarından bahsedeyim size.
Kalbinizi iyileştirmenin ilk aşaması size zarar veren, aşağı çekenlerden kendinizi uzaklaştırmaktır.
İnanın bu insanın kendine yapabileceği üst düzey bir öz bakım türüdür.
Beynimiz maruz kaldığı her şeyle şekillenir.
Negatif insanlar, eleştireli insanlar, manipülatif insanlar, toksik insanlar bunlarla çevriliyseniz onların düşünce biçimi zamanla sizin bir iç sesiniz haline dönüşür.
Sürekli size yetersiz hissettiren, sürekli sizi eleştiren insanların yanında artık kendinizle ilgili şüphe duymaya başlarsınız.
Kimliğinizle alakalı şüphe duymaya başlarsınız.
Kalbimizi ve kendimizi iyileştirmenin ilk adımı o yüzden o seslerin kaynağından uzaklaşmaktır.
Hatta bazen bu...
En yakınlarınız olsa bile.
Birinin sürekli şikayet ettiği, sizi değersiz hissettirdiği veya sizi kullanmaya çalıştığı bir ortamda iyileşemeyeceğinizi kabullenmeniz lazım.
Nörobilimde sinaptik budama diye bir kavram var.
Kullanılmayan sinir bağlantıları zayıflarken sık kullanılanlar güçleniyor.
Yani sürekli toksik ilişkilerin içindeyseniz beyin kendini bir kurban ve bir zavallı gibi görmeye başlıyor.
Kendinizi değerlendirmeyle alakalı algılarınız bozuluyor.
Bu döngüyü kırıp sağlıklı insanlarla, Bağ kurmaya başladığınızda yeni bir gerçeklik inşa etmeye başlıyorsunuz.
İşte burada en zoru sanırım o döngüden çıkmak ve elveda diyebilmek.
Çok sevdiğim bir söz var.
Her merhabanın bir elvedası var.
En iyi ihtimalle ölüm var diyor.
Sanırım birçok insan bitiremediği için yıllarını, emeklerini hatta kendini kaybederek bir ilişkinin çok ağır bedellerini ödüyor.
Yani kalbinizi ve kendinizi iyileştirmede ana kural hayatımızdaki herkesin ve her şeyin misafir olduğunu kabul etmek.
Yaşam mevsimler gibidir.
Siz yazı çok seviyorsunuz diye kış hızlıca bitmez.
Hepsinin bir ömrü ve zamanı vardır.
Aynı hayatımızdaki insanlar gibi gelir ve giderler.
Peki, madem beynin böyle bir kendi yenileme programı var, madem duygular gelip geçiyor, benim acım niye kalıyor dediğinizi duyuyorum şu anda.
Neden hala acı hissediyorum?
Sanırım bir yerde yanlış yapıyorsunuz.
Hadi gelin bakalım nerede yanlış yapıyor olabilirsiniz.
Bazı acılar camın önünde eriyip gidecek bir kar topunu buzluğa koymak gibidir.
Onun sizden gitmesini engeller ve acınızı duraksatır.
Peki o zaman neyi yanlış yapıyor olabilirsiniz ve neyi bırakmalısınız?
Bunları size madde madde anlatacağım.
Bunlardan birincisi ve bence en zoru umudu ve beklentiyi bırakmalısınız.
Umut ve beklenti...
İyileşmeyi geciktiren en büyük faktörlerden biridir.
Çok klişe bir şey var değil mi?
Belki bir gün döner ya dönerse diye geçen günlerinizi bir hatırlayın.
Beyniniz belirsizliği sevmiyor.
Onu bir şekilde doldurmaya çalışıyor ve eğer hala bir umut taşıyorsanız beyninize ayrılığı kabullenmemesi için çok büyük bir sebep veriyorsunuz.
Bu da sizin acınızı uzatıyor ve iyileşmenizi geciktiriyor.
Peki neden acımı uzatıyor derseniz umut dopamin salınımızı arttırıyor.
Yani bir mesaj, bir karşılaşma ihtimali, hatta bazen bir rüya bile dopaminin yükselmesine sebep oluyor.
Ama bu beklenti karşılanmadığında daha büyük bir çöküş yaşıyorsunuz.
Ve sürekli inişler ve sürekli çıkış halinde oluyorsunuz.
Bu da iyileşmenizi gerçekten engelliyor.
Sanırım yüzleşmeniz gereken bir diğer gerçek.
Bu hikaye yarım kalmadı.
Bu hikaye o kadardı.
Bu ilişki bitti. Onu beklemek hayatını beklemeye almak demek.
Peki bir diğer madde ne?
İyileştirmemizi geciktiren.
Size yapılan yanlışları gerekçelendirmeyi bırakmalısınız.
İnsanlar kendilerine yapılan saygısızlıklara sürekli bir mazeret ve gerekçe buluyorlar.
Bana kötü davrandı çünkü zor bir dönemden geçiyordu.
Bana böyle davrandı çünkü onu öfkelendirecek bir şey yapmıştım şeklinde.
Birine bahaneler bulmak hala onu kaybetmek istemediğinizi gösteriyor.
Çünkü eğer o gerçekten yanlış yaptı derseniz onu tamamen bırakmanız gerekecek.
Beyniniz bununla yüzleşmemek için galiba direniyor.
Size yapılan saygısızlıklar için gerekçe bulmayın.
İlk saygısızlıkta tepki koymayı normalleştirin.
Bu, kendisine ve hikayesine saygı duyan herkesin yaptığı bir şey.
Unutmayın, her zaman ama her zaman kendine saygı duyan insanlar daha çekicidir.
Bazen mazeretlere gerek kalmaz çünkü davranışlar zaten size gerçeği gösterir.
Gerekçe bulmayın, insanların size nasıl davrandığının, sizden, sizin yaptıklarınızdan çok onunla ve onunla hikayesiyle alakalı olduğunu.
Hatırlayın, sizin sorumluluğunuz kendinize iyi davranan insanları hayatınıza almak.
İnsanların size doğru davranmasını beklemekle zaman kaybetmeyin.
Sadece seçimlerini gözlemleyin, karakterlerinizi analiz edin ve hayatınızda kalıp kalmayacağına siz karar verin.
İyileştirmenizi geciktiren bir diğer maddeyi söylüyorum size.
Çok basit gelecek ama uyguladığımızda terapilerde en hızlı aldığımız teknik.
Merak ettiğinizi biliyorum şu anda.
Gizli gizli takip etmeyi lütfen bırakın.
İnstagram'a bakmak, story'lere bakmak, kimle takıldığına bakmak, hatta engelli olduğunuzda bir de arkadaşınızdan girip bakmak.
Beyin gerçekten ayrılığı fiziksel bir bağımlılık gibi işlediği için.
Onunla ilgili bir görsel, bir mesaj, bir ses bile eski duygularınızı yeniden aktive ediyor.
İşte bu iyileşme sürecinde sizi geriye atıyor.
Her stalk yaptığınızda eski dopamin yollarınızı yeniden güçlendiriyorsunuz.
Yani takip etmek aslında ayrılığı uzatmanın en kesin yollarından biri.
Acınızı uzatmak istiyorsanız delice stalk yapmaya devam edebilirsiniz.
Ama daha az acı ve daha hızlı bir iyileşme istiyorsanız...
Kesinlikle dijital mesafe koyun, takipten çıkın, engelleyin, hatta gerekirse sosyal medyayı biraz bırakın.
Kendinizi bağımlı gibi hissettiren her şeyi kesin.
İyileşmenizi geciktiren bir diğer şey de kendinizi hatırlatmak için yaptıklarınız aslında.
Ona rastlamak için gittiğiniz mekanlar, WhatsApp'ta sadece onun göreceği şekilde attığınız hikayeler.
Bunları yaptığınızı biliyorum bu arada beni dinlerken.
Ortak arkadaşlara kendinizi göstermek için yaptığınız karşılaşmalar, onun dikkatini çekmek için yaptığınız tüm paylaşımlar.
Bunlar aslında beyninizin beni unutma çığlıkları.
Beyniniz şunu söylüyor.
Bu hareketi yapmazsam, bu paylaşımı yapmazsam tamamen bitecek.
Ama aslında sakinlik en büyük gücünüz.
Eğer biri geri dönecekse...
Onun dönüşü sizin yaptıklarınızla değil, bazen asıl onun için yapmadıklarınız hatta yapmayı bıraktıklarınızla oluyor.
Lütfen bazen insanların sizi özlemelerine fırsat verin olur mu?
İyileşmenizi geciktiren bir diğer madde ve bence aslında insanın kendine yaptığı en büyük kötülüklerden biri, kötü şeyler yaşamamak için iyilere fırsat vermeyi bırakmak.
Çok tanıdık geldi değil mi size?
Bu aslında travmanızın sizi yönetmesine izin vermek demek.
Sizi de anlıyorum. Beyniniz o acıyı tekrar yaşamak istemediği için savunmaya geçiyor ve her ihtimali reddediyor.
Ama bu iyileşmenizi gerçekten yavaşlatıyor.
Beyin... Beni inciten her şey ilişkilerde o zaman kimseyle ilişkiye girmemem lazım, kimseye hayatımı almamam lazım demeye başlıyor.
Ve bunu bir kural gibi size söylüyor.
Ama gerçekten bu sağlıklı bir çözüm değil.
Çözüm acıdan kaçmak değil, iyi seçimler yapmayı öğrenmek.
Ve tabii bu yalnızca pratikle olabilir, insan tanımakla olabilir.
Ayrılık sonrası iyileşmek gerçekten bir süreç.
Sihinde neyi beslerseniz onu büyütürsünüz.
Bunu gerçekten çok seviyorum.
Ve bu mekanizmayı anladığınızda hayatınızın çok kolaylaşacağını düşünüyorum.
Eğer sürekli geçmişi beslerseniz onu canlı tutmaya devam eder beyniniz.
Ama umut yerine gerçeğe, geçmiş yerine geleceğe, yalnızlık yerine sosyal hayat odaklandığınızda iyileşme kaçınılmaz hale gelir.
Kuralımız aslında net.
Eğer iyileşmek istiyorsanız iyileşmenizi engelleyen şeyleri bırakmalısınız.
Ve son olarak bir çiçeğin.
Bir arının peşinden koştuğunu göremezsiniz.
Onu yakalamaya çalışmaz, ona yapışmaz.
Çiçek sadece kendi özünü en güzel haliyle açığa çıkarır, kokusunu yayar, renklerini sergiler ve bu doğallık içinde arılar zaten ona çekilir.
İlişkiler de aynı böyledir.
Gerçek çekim kovalamakla değil, varoluşunuzla olur.
Biri sizi seçsin diye kendinizi zorlamanıza, olduğundan farklı görünmenize gerek yok.
Onu kovalamayın, kendinizi iyileştirerek onu kendinize çekecek yatırımlar yapın.
Ve kendinizi iyileştirmek için çabalamayı lütfen bırakmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
