
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, kadınların güçlü olmak zorunda kalırken kaybettikleri asıl güçlerini hatırlatıyor.
Güçlü olmak, mücadele etmek mi demek? Yoksa esneyerek, zarafetle var olabilmek mi?
Kadın ruhundaki gerçek gücün nerede saklı olduğunu keşfediyoruz.
💫 Bazen en büyük güç, yumuşak ve esnek kalabilmektir.
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
🎧Dinle, kendini hatırla.
Happ’i indirmek tıklayın
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Transkript
HepAlt, Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt, dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 11 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
O halde başlayalım.
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel bir bölüm yapmak istedim.
Bu bölüm kadınlara özel ama sadece kadınlar için değil, kadın ruhunun derinliklerine inmek, onun gerçek doğasını anlamak isteyen herkes için.
Bu bölümde güçlü olacağız diye unuttuğumuz en büyük gücümüzü yani zarafetimizi hatırlayacağız.
Ve belki de kadın olmanın ne anlama geldiğini sadece biz değil, bizi gerçekten anlamak isteyen herkes öğrenecek.
Biliyorsunuz... Feminist akım şüphesiz ki kadınlara olağanüstü fırsatlar, özgürlükler ve haklar kazandırdı.
Ancak acaba erkeksi özellikleri kadınsı özelliklerden üstün tutarak istemeden kadınsılığı bastırmış olabilir mi?
Hadi gelin bugün bir kadın neden güçlü olmak zorunda kalır?
Bunlara bakalım. Bence hiçbir kadın ben güçlü olayım diye yola çıkmaz.
Hiçbir kadın güçlü doğmaz, güçlü olmak zorunda kaldığı bir hayat yaşamıştır diye düşünüyorum.
Çünkü dünya ona başka bir seçenek bırakmamıştır.
Kırılmamak için güçlenmiştir.
Çünkü en saf haliyle sevdiğinde incitilmiştir.
Kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmiştir.
Çünkü sırtını yasladığı duvarlar yıkılmıştır.
Bağımsızlığı öğrenmiştir.
Çünkü kimse ona kalıcı bir güvence vermemiştir.
Savaşmayı öğrenmiştir.
Çünkü barış içinde yaşamasına hiç izin verilmemiştir.
Ve sonunda kadın, evet güçlü olmayı öğrenmiştir ama sanırım yumuşak olmayı unutmuştur.
Bence kadını En çok yoran şey kendi gibi olamaması oldu.
Yani doğasına uygun davranamaması.
İşte tam da burada zerafet devreye girmeli.
Çünkü zerafet kadının kendini hatırlaması demek.
Güçlü olmak için kendinden vazgeçmemek demek.
Ben varım diyebilmek ama bunu savaşarak değil, nezaketle yapabilmek demek.
Biliyor musunuz? Sanılanın aksine şefkat, sevgi, hoşgörü gibi duygular zayıflığın değil, gücün ifadesi.
Çünkü bence ancak kendini tehdit altında hissetmeyen, korkmayan, zengin ve cömert bir gönülden çıkabilir bu duygular.
Çevrenize bir bakın lütfen.
Korkan, çaresiz, huzursuz ruhlar hep hırçın ve hoyrattırlar.
Çünkü bunlar düşük bir ego gücünün çıktılarıdır.
Böyle insanlar genellikle yaşadıkları hayattan razı değillerdir, mutlu değillerdir.
Fakat bize hep güçlü kadın olma baskısı uygulandı.
Ama bakıyorum ki güçlü kadınlar yalnız ve yorgun kadınlar olmaya başladı.
Erkeğe ihtiyacım yok fikrini biliyorsunuz değil mi?
Gerçekçi ilişki dinamiklerini öldürdüğünü düşünüyorum bunların.
Kadın ve erkek arasındaki rollerdeki uyum kayboldu.
Bunu siz de fark ediyorsunuz değil mi?
Şu an çevrede çok fazla prenses erkek olduğundan yakınıyorsunuz bana.
Birazdan bunlardan da bahsedeceğim.
Kadınlar duygusu olarak çok yoruldu.
Çünkü her şeyi tek başına yapmak zorunda kaldılar.
Hem de bunu güçlü kadın olmak uğruna yaptılar.
Biliyor musunuz? Günümüzde özgür ve güçlü kadınların yalnızlık oranı çok artıyor.
Çünkü artık ilişkilerde tamamlayıcı olmaktan çok kendimizi rekabet ederken buluyoruz.
Bunu anladığınızı biliyorum.
İlişkinin içinde kendimizi bir savaşın içinde gibi hissediyoruz.
Erkeklerle yarışıyoruz.
Her ilişkide bir dişi bir de erkek vardır.
Biz erkeksi özellikleri üstlendikçe kadın olmak kime düştü biliyor musunuz?
Erkeklere düştü. Kadınlar bağımsız olmak adına erkeği hayatlarından gereksizleştirdi.
Onlara ihtiyaç duymamayı güzel bir şey zannetti.
Oysa kadın ve erkek farklıdır ama eşittir.
Kadın duygusu olarak daha derindir, erkek daha yönlendiricidir.
Kadın besler, büyütür, erkek ise korur ve tamamlar, destek olur.
Biz bunların hepsini tek başımıza yapmaya çalışıyoruz.
İşte tam da bahsettiğim şey bu.
Erkek korur, tamamlar ve destek olur.
Peki kadınlar güçlü oldu ama mutlu olabildi mi?
Kendinize bunu bir sormanızı istiyorum.
Bence cevap galiba hayır.
Araştırmalar da bunu destekliyor biliyor musunuz?
Güçlü ve bağımsız kadınların mutluluk oranları beklenenden çok daha düşük.
Yalnız yaşayan kadınların oranları son 5 yılda çok fazla arttı.
Tükenmişlik sendromu yaşayan kadınların sayısı son zamanlarda çok yükseldi.
Kadınlar kendilerini güçlü ama izole hissetmeye başladı.
Güçlüyüz ama galiba biraz yalnızız değil mi?
Her işi yapma kabiliyetimiz olduğunu tüm dünyayı yeterince kanıtladıysak artık her şeyi tek başımıza yapmak zorunda olmadığımızı lütfen kabul edebilir miyiz?
Kadınlar olarak yüzyıllardır mücadele ediyoruz.
Eğitim hakkı için, çalışmak için, seçme ve seçilme hakkı için bizi sınırlandıran her duvarı yıktık.
Sadece ev dünyasında değil, işte, siyasette, sanatta, bilimde varlığımızı kanıtladık.
Yapamazsın dedikleri her şeyi yaptık, biliyorum.
Ama şimdi farklı bir şeyi fark etmenizi istiyorum.
Güçlü olmanın, ben bunu yapabilirim ama yapmak zorunda değilim diyebilmek olduğunu fark edin.
Yardım istemekten lütfen utanmayın.
Her şeyi yapabiliriz ama her şeyi yapmak zorunda değiliz.
Size gerçekten bir soru soracağım.
Sert bakışlı, dominant, duygularını göstermeyen, belki de kendi kadınsı yanlarından ödün vermiş biri olmaktan gerçekten mutlu musunuz?
Biliyor musunuz, büyük bir fırtınada ilk devrilen ağaçlar gövdesi en kalın ve sert olanlardır.
Bir dal düşünün, ince, narin.
Rüzgarda hafifçe eğilen bir dal.
İlk bakışta ne kadar kırılgan görünüyor değil mi?
Ama sonra bir fırtına çıkıyor.
O narin dediğimiz dal rüzgara uyum sağlıyor.
Eğiliyor, bükülüyor.
Ama biliyor musunuz kırılmıyor.
Peki ya gövdesi kalın sert ağaçlar?
İşte onlar asıl esniyemedikleri için devriliyor.
Darbeyi en çok onlar alıyor.
Tarkovski'nin çok güzel bir sözü var.
Bunu Dücane Cündoğlu'ndan sayısız kere dinledim.
Belki sizin de karşınıza çıkmıştır.
Kütükler büyük ama güçlü olur çünkü cansızdır diyor.
Fidanlar yani fideler zayıftır, çıtkırıldımdır ama canlıdır diyor.
Fideler iri iri kütüklere dönüşmekten gerçekten mutlu mu?
Ben bu kadar güçlü olmaktan mutlu olduğumuzu zannetmiyorum.
Evet her şeyi yapabiliriz ama neden bir başkasının eline ihtiyaç duymayalım?
Biz kadınlar da o fideyiz aslında.
Kırılgan gibi görünebiliriz.
Ama içimizde yeniden doğma, büyüme ve hayat verme gücü var.
Hayatın sert rüzgarlarıyla defalarca karşılaştık biliyorum.
Bazen iş hayatında, özel hayatımızda, bazen de hayallerimizin peşinden koşarken.
Güçlü olmamız gerektiğini öğrendik ama gücü nasıl kullanacağımızı galiba yanlış öğrettiler bize.
Galiba en büyük güç esneyebilmekte.
Çünkü esneyebilmek kırılmamak demek.
Biz hayatta en çok yıkan şeyler değişime direnmemiz değil mi?
En çok ne zaman acı çektiğinizi lütfen hatırlayın.
Olmayacak bir şeye tutunmaya devam ettiğinizde veya kontrol edemeyeceğimiz bir şeyi değiştirmeye çalıştığımızda.
Bir kadın ben güçlüyüm diyorsa ama orada sürekli tükeniyorsa, sürekli savaşıyorsa, sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissediyorsa o güç onu korumak yerine onu yoruyordur.
Çünkü gerçek güç eğilmeden, bükülmeden dimdik durmak değil, akışta kalabilmek.
Doğaya şöyle bir bakın lütfen.
Kuru ve sert hale gelen her şey ölüdür.
Esnek ve kırılgan olan şey yaşamın, tazeliğin ve varoluşun bir belirtisidir.
O yüzden zarafet gerçek gücümüz.
Zarafet bu arada sadece şık olmak değil, iyi görünmek değil.
Zarafet bir kadının ruhundan gelen bir güç.
Mesela ses tonunuz. Sakin ama etkili konuşabilmeyi öğrenmemiz lazım.
Mesela tavrınız. İnat etmek yerine esneyebilmek sizi her zaman daha çekici yapacak.
Mesela yumuşak ama kendinden emin olmak.
İnanın bu sandığınızdan daha havalı.
Kavga etmek yerine sınır koyabilmek.
Ama yıkmadan, yakmadan.
Duruşunuzla yani sadece mesafeyle.
Yani asıl güç bazen kırılgan olduğunuzu kabul etmek demektir.
Ve sadece bazen güçsüz olduğunu kendine itiraf edebilen sağlam egolar yardım isteyebilir, yorulduğunu söyleyebilir, başka bir elin varlığına ihtiyaç duyabilir.
Yani sadece sağlam insanlar kırılgan olduğunu itiraf edebilir.
Size hatırlatmak istediğim birkaç şey var.
Güçlü olabilir ve çuvallayabilirsiniz.
Kararlı olabilir ve yanlış seçimler yapabilirsiniz.
Çok özgüvenli olabilir ama kendinizi bazen kaybolmuş gibi hissedebilirsiniz.
Bağımsız olabilir ve yardıma ihtiyaç duyabilirsiniz.
Çok sevebilir ama yanılabilirsiniz.
Planlı olabilir ama hiçbir şey yolunda gitmediği günler yaşayabilirsiniz.
Dürüst olabilirsiniz ama çok yanlış anlaşılabilirsiniz.
İnsanları affedebilir ama bazen kendinizi affedemeyebilirsiniz.
Hatırlamanız gereken şey şu, belki de en büyük yanılgımız güçlü olmak için kadınsılığımızdan, zarafetimizden, inceliğimizden uzaklaşmamız gerektiğini sanmak.
Ve galiba kadın gibi güçlü olmayı öğrenmemiz lazım.
Yani hem incelikli, hem akıllı, hem sezgisel, hem esnek ama hem de sınırlarını bilen bir güçten bahsediyorum.
Bir kadın güçlü olmak zorunda kaldığında en büyük gücünü hatırlamalıdır.
Yani kendi doğasını.
Unutmayın, zarafet kaybettiğiniz değil hatırlamanız gereken gücünüz.
Kendinizi iyileştirin ama kabalıkla değil, şefkatle ve zarafetle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
