
İyi İnsan Sendromu; Herkesi Düşünürken Kendini Unutmak
26 Ağustos 2026 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, iyi insan olmakla kendini unutmak arasındaki görünmez çizgiyi anlatıyor.
Başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymak, zamanla bir karakter özelliğine değil, bir yük haline gelebiliyor. İnsan herkese yetişmeye çalışırken kendi sınırlarını, isteklerini ve yorgunluğunu görmezden gelmeye başlayabiliyor.
İyi olmak başka şeydir, kendini feda etmek başka şey.
Bu bölüm, sürekli veren, alttan alan ve idare eden insanların neden en çok yorulan kişiler olduğunu anlamak isteyenler için.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Terapi odasında insanların kendileri hakkında söylediği bazı cümlelere denk geliyorum.
İlk duyduğunuzda olumlu gibi gelebilirler ama biraz derine indiğinizde aslında büyük bir yorgunun habercisi olduğunu fark ediyorsunuz.
Mesela diyorlar ki ben kimseyi kıramam, hayır diyemem, insanlar üzülmesin diye elimden geleni yaparım, önce karşımdakini hep düşünürüm.
Toplum bu cümleleri genellikle bir övgü olarak görüyor.
Hatta çocukluğumuzdan itibaren bize iyi insan olmanın...
Böyle bir şey oldu öğretilmedi mi zaten?
Uyumlu ol, yardımsever ol, anlayışlı ol, hep idare et, alttan al, sorun çıkmasın.
Fakat yıllardır terapi odasında gördüğüm şey, hayatında en çok yorulan insanların önemli bir kısmının kötü insanlar değil de iyi insanlar olduğu.
Daha doğrusu iyi olmaya çalışan insanlar.
Çünkü bazı insanlar iyiliği bir değer olarak yaşamıyorlar.
Bir hayatta kalma stratejisi olarak yaşıyorlar.
Arada çok önemli bir fark var.
Değerlerinden dolayı yardım eden bir insan yardım etmek istemediğinde bunu yapmayabilir, sınır koyabilir ya da yorulduğunu söyleyebilir.
Kendini de hesaba katabilir ama onaylanmak ve sevilmek için ya da reddedilmemek için iyi olan insanlar daha farklı bir mekanizma seçerler.
Onlar yardım etmediklerinde derin bir suçluluk hissederler.
Hayır dediklerinde kendilerini kötü hissederler, karşı tarafın hayal kırıklığını kendi sorumlulukları gibi yaşarlar ve zamanla...
İyilik artık bir seçim olmaktan çıkıp sanki bir zorunluluğa dönüşür.
Bence birçok insanın hayatındaki kırılma noktası ben gerçekten iyi biri miyim yoksa insanların gözünde iyi biri olarak mı kalmaya çalışıyorum sorusu ile başlıyor.
Bazen terapi odasında bunu ben yöneltiyorum insanlara.
Çünkü bu iki şey aynı değil.
Birinci durumda davranışın merkezinde olmak istediği insan var, değerler var ama diğer durumda başkalarının tepkileri ve onayları var.
Bunu ilişkilerde çok sık görüyorum.
Birisi seni arıyor, aslında konuşacak enerjin yok ama açıyorsun.
Bir arkadaşın senden bir şey istiyor ama zamanın yok kabul ediyorsun.
İş yerinde üzerine ekstra sorumluluklar bırakılıyor, ses çıkarmıyorsun.
Ya da ailenden biri seni zorlayan bir talepte bulunuyor ve istemediğin halde yaparken buluyorsun kendini.
Dışarıdan bakıldığında bunlar bir fedakarlık gibi görünüyor değil mi?
Fakat içinde başka bir şey var.
İnsan kendi ihtiyaçlarını sessizce masadan kaldırıyor.
Bir süre sonra da diyorlar ki bana kimse beni düşünmüyor, herkes benden bir şey bekliyor, ben herkes için varım ama zor zamanında kimse yanında değil.
İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz?
Bu insanlar genellikle çevrelerindeki insanların bencilli olduğunu düşünüyorlar.
Oysa bazen sorun insanların bencilliğinden çok senin sınırlarının görünmez olması oluyor.
Çünkü insanlar çoğu zaman sana davranmayı senin onlara öğrettiğin şekilde öğreniyorlar.
Eğer sürekli veriyorsan, sürekli anlayış gösteriyorsan, sürekli idare ediyorsan zamanla çevrendekiler bunun senin için sorun olmadığını düşünmeye başlıyorlar.
Kimse senin içindeki yorgunluğu görmüyor.
Çünkü sen de onu çok güzel gizliyorsun.
Ben iyileşmek isteyen insanlara eğer suçluluk hissetmeyecek olsaydın ne yapardın diye kendilerine sormalarını istiyorum.
Bu soru çok şeyi ortaya çıkarıyor.
Bazı insanlar hayatlarını gerçekten istedikleri için değil, suçluluktan kaçmak için yaşıyorlar.
Davete gitmelerinin sebebi aslında istemeleri değil, gitmezlerse kötü hissedecek olmaları ya da yardım etmelerinin sebebi gönüllü olmalarından çok etmezlerse kendilerini kötü biri gibi
hissedecek olmaları. Bence iyi insan senürümünün en büyük maliyeti de atan burada ortaya çıkıyor.
İnsan zamanla kendi sesini ve ihtiyaçlarını duyamamaya başlıyor.
Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını dinleyen biri bir süre sonra kendi ihtiyaçlarını ayırt etmekte zorlanıyor.
Ne istediğini bilmiyor, neye kızdığını bilmiyor, neden yorulduğunu bilmiyor.
Çünkü yıllardır bütün dikkatini dışarıya vermiş oluyor.
İşte bu yüzden bazı insanlar 40 veya 50 yaşlarına geldiklerinde hayatında ilk kez ben aslında ne istiyorum sorusunu sormaya başlıyor.
Ve bu soru düşündüğümüzden daha zor geliyor.
Çünkü hayatın sürekli başkalarını memnun etmeye çalışarak geçirdiğinde kendi isteklerin yabancı bir dil gibi hissettiriyor.
Peki insanlar taşıdığı bu iyi insan rolünden nasıl çıkar derseniz birkaç söyleyeceğim şey var.
Öncelikle iyi insan sendromundan kurtulmak, bencil olmak demek değil.
Bu ayrımı yapamadığımız sürece değişim çok zor olacak.
Çünkü birçok insanın zihninde ya herkesi ben düşünürüm ya da kötü biri olurum, kötü anılırım diye bir handikap var.
Ya da ya fedakar olurum ya da bencil derler diye bir ayrıma giriyor.
Oysa psikolojik olarak sağlıklı insanlar bu iki ucun tam aralarında yaşarlar.
Ne kendilerini sürekli feda ederler ne de başkalarını görmezden gelirler.
O yüzden ilk yapılması gereken şey yardım etmeden önce kendinize şunu sormak.
Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum?
Yoksa yapmazsam suçluluk hissedeceğim için mi yapıyorum?
Bu soru ilk başta size basit gelecek.
Ama birçok insanın hayatını değiştirdi.
Çünkü iyi insan sendromunun merkezinde çoğu zaman sevgi değil suçluluk var.
İnsan yardım ettiği için rahatlamıyor aslında.
Yardım etmezse yaşayacağı rahatsızlıktan kaçtığı için rahatlıyor ve yardım ediyor.
Şimdi bir diğer adım hayatında küçük hayal kırıkları yaşama izin vermek.
Çünkü iyi insan sendromu yaşayan insanlar için başkalarının mutsuz olması neredeyse kişisel bir başarısızlık gibi hissedilir.
Mesela bir arkadaşının kırılması, bir iş arkadaşının senden memnun kalmaması, önerdiğin bir kafenin kötü çıkması yemeklerinin ya da bir aile üyesinin istediğini alamamasında hemen
suçluluk hissetmeye başlar bu kişiler.
Oysa yetişkin ilişkilerinin en önemli gerçeklerinden biri senden memnun olunmaması senin yanlış bir şey yaptığın anlamına gelmez demektir.
Bazen insanlar sadece İstedikleri şeyi alamadıkları için üzülürler ve bu onların duygusudur.
Senin sorumluluğun değildir.
Terapi odasında iyi insan sendromundan kurtulmak isteyenlere küçük bir deney öneriyorum.
Diyorum ki bir hafta boyunca hayatında yalnızca bir kez istemediğin bir şeye hayır de.
Büyük bir şeye değil ama küçük bir ricaya.
Sonra ortaya çıkan duyguyu gözlemlemelerini istiyorum.
Çoğu zaman ilk gelen şey suçluluk oluyor.
Ardından endişe hissetmeye başlıyorlar.
Zihin hemen konuşmaya başlıyor.
Bencillik yaptın, kesin kırıldı, işte ayıp oldu.
Ama ilginç olan şu.
Birkaç gün sonra bu hislerin geçtiğini görüyorlar.
İnsanların çoğu hayatına devam ediyor.
Ve sinir sistemi ilk kez şunu deneyimliyor.
Herkesi memnun etmeden de güvende kalabiliyorum.
Ve size şu sırrı da vereceğim.
Hayır dediğinizde insanlar zannettiğiniz kadar da büyük tepkiler vermiyor.
Diğer önerim de şu.
İnsanların duygularını taşımayı bırakın.
İyi insan sendromu yaşayan kişiler, farkında olmadan çevrelerindeki insanların duygusal sorumluluğunda üstlenirler.
Birisi üzülürse kendilerini sorumlu hissederler, stresliyse çözmeye çalışırlar, birisi mutsuzsa düzeltmek isterler.
Oysa psikolojik olarak iyi olmanın önemli bir parçası önce şunu kabul etmektir.
Bir insanı sevebilirim, destekleyebilirim, yanında olabilirim ama onun bütün duygularından sorumlu değilim.
İşte bu ayrımı yapabilen insanlar.
İlişkilerde tükenmezler.
Yapamayanlarsa zamanla herkesin yükünü taşıyan ama kendi yükünü taşıyacak gücü kalmayan insanlara dönüşüyorlar.
İyi insan sendromunun en trajik tarafı da şu oluyor.
Bu insanlar başkalarına karşı son derece anlayışlı ve nazikler ya ama konu kendileri olduğunda acımasızlaşıyorlar.
Bir arkadaşları yorulduğunda dinlenmesini söylüyorlar.
Kendileri yorulduğunda devam etmek zorunda hissediyorlar.
Biri hata yaptığında anlayış gösteriyorlar, kendileri hata yaptığında en ağır eleştirileri yapıyorlar.
İyileşme şurada başlayacak.
Kendine, başkalarına davrandığın kadar iyi davranmak.
Hayatındaki herkesin yükünü taşıyarak iyi bir insan olmayacağını tekrar sana hatırlatmak istiyorum.
Bence gerçek iyilik, başkalarına verdiğin değerin bir kısmını da kendinden esirgememeyi öğrenmekte başlıyor.
Kendini feda etmek, seni daha iyi bir insan yapmayacak ama daha yorgun bir insan yapabilir.
O yüzden gerçek iyilik herkese yetişmeye çalışmaktan çok kendini de insan yerine koyabilmek bence.
Bazen hayattaki en önemli gelişim insanlara daha fazla vermeyi öğrenmek değil de vermeyi bıraktığında da değerli biri olarak kalabildiğini fark etmek bence.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
