
Hem Kötü Hem İyi Haber; İnsanlar Seni Düşünmüyor
12 Ağustos 2026 · 6 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, hayatımızın ne kadarını aslında var olmayan bir seyirci kitlesine göre yaşadığımızı anlatıyor.
Bu bölümde psikolojide "spot ışığı etkisi" olarak bilinen zihinsel yanılgıyı, insanların sizi sandığınız kadar düşünmemesinin neden özgürleştirici bir gerçek olduğunu ve görünmez bir mahkemenin önünde yaşamayı nasıl bırakabileceğinizi konuşuyoruz.
Çünkü çoğu zaman bizi durduran şey insanların ne düşündüğü değil; onların ne düşündüğünü düşündüğümüz hikâyeler.
Eğer siz de başkalarının ne düşüneceğini hesaplamaktan yorulduysanız, bu bölüm size zihninizin kurduğu görünmez sahneden inmeyi ve kendi hayatınızın başrolüne geri dönmeyi hatırlatabilir.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt, Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt, dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Hayatımızın büyük bir kısmını görünmez bir sahnede geçiriyoruz.
Sabah evden çıkarken, ne giyeceğimize karar verirken, bir toplantıda konuşurken, sosyal medyada bir şey paylaşırken ya da yeni bir ilişkiye başlarken zihnimizin bir köşesinde hep aynı
seyirci kitlesi oturuyor.
Sanki herkes bizi izliyormuş gibi hissediyoruz.
İnsanlar ne düşündü?
Garip göründüm mü? Söylediğim şeyi yanlış anladı mı?
Of keşke öyle demeseydim.
Acaba hala onu düşünüyor mu?
Acaba benim hakkımda konuşuyorlar mı diye düşünüp duruyoruz.
İnsan zihninin en ilginç yanı kendimizi başkalarının zihninde gerçekte olduğumuzdan çok daha büyük bir yer kaplıyormuş gibi hissetmemiz.
Psikolojide biz buna spot ışığı etkisi diyoruz.
Belki duymuşsunuzdur. İnsan kendisini sahnenin ortasında böyle hissediyor.
Sanki güçlü bir projektör tutulmuş gibi kendisine tek ışıkların altında o varmış gibi hissediyor.
Her hareketi görülüyor, her kusur görülüyor.
Her davranışı değerlendiriliyor gibi hissediyor.
Oysa gerçek hayat çoğu zaman bununla alakasız.
Şunu fark ettiğimde yaşadığım rahatlamayı hala hatırlıyorum.
İnsanlar aslında senin düşündüğün kadar seni düşünmüyor.
Çünkü onlar da gününün büyük bir kısmını kendilerini düşünerek geçiriyorlar.
Bu cümle ilk başta biraz garip geliyor insana.
Hepimiz özel olmak istiyoruz değil mi?
Yani iz bırakmak istiyoruz.
İnsanlar bizi önemsesin istiyoruz.
Ama işin özgürleştirici tarafı tam da burada başlıyor.
Çünkü insanların seni düşündüğünü varsaydığın birçok an aslında hiç yaşanmıyor ve hiç murlarında olmuyor.
Bir toplantıda yanlış bir cümle kurduğunu düşünüyorsun.
Eve gidiyorsun, saatlerce onu analiz ediyorsun.
O sırada toplantıdaki insanların büyük bir kısmı eve giderken sadece ne yemek yiyeceğini düşünüyor biliyor musun?
Ya da bir fotoğraf paylaşıyorsun ve insanların onu nasıl yorumladığını merak ediyorsun.
O sırada insanların çoğu kendi hayatındaki sorunlarla ve kendi paylaştıkları fotoğraflarla meşgul.
Bir gün bir hata yapıyorsun ve herkesin bunu hatırlayacağını düşünüyorsun.
Oysa insanlar kendi hatalarını bile bir yıl sonra çok zor hatırlıyorlar.
Terapi odasında sık gördüğüm şeylerden biri şu.
İnsanlar yaşadıkları kaygının önemli bir kısmını gerçek olaylardan değil, Başkalarının kendileri hakkındaki hayali düşüncelerinden üretiyorlar.
Çok ilginç değil mi? İnsanlar gerçekten ne düşünüyor bilmiyoruz.
Ama ne düşündüklerini sürekli tahmin ediyoruz ve çoğu zaman o tahminlerle gerçekmiş gibi yaşıyoruz.
Sana bir sır vereyim. İnsanların büyük bölümü gerçek hayatın içinde yaşamazlar.
Herkes kendi zihnindeki senaryoları gerçek sandığı için onlarla meşgul.
İnsanlar hayatları hakkında ürettikleri hayallerin içinde yaşıyorlar.
Beni yargılıyorlar, benim hakkımda konuşuyorlar, beni başarısız buluyorlar.
Bunların büyük bir kısmı sadece bir düşünce.
Ama biz onları sanki bir kanıt, bir gerçeklikmiş gibi hissediyoruz.
İşin ilginç yanı, insanların seni düşündüğü nazir zamanlarda bile düşündükleri şey sandığın kadar önemli olmuyor.
Çünkü herkes kendi hayatının başrolü.
Çevrendeki herkes kendi hikayesinin merkezinde yaşıyor.
Senin hakkında düşündükleri şeyler çoğu zaman birkaç dakika ya da birkaç saniye oluyor.
Şimdi şöyle bir düşün.
Bundan üç ay önce arkadaşının utandığı bir anıyı hatırlıyor musun?
Sana böyle bahsetti, başıma şu geldi, bence kesin rezil oldum gibi.
Büyük ihtimalle hayır.
Ama kendi utandığın anıları hemen zihnin getiriyor değil mi?
Şu anda bile hatırladım belki de.
Çünkü insanlar senin hayatına senin baktığın kadar dikkatli bakmıyor.
Aynı senin onların hayatına dikkatli bakmadığın gibi.
Ve aslında kötü haber gibi görünen şey hayatın en özgürleştirici gerçeklerinden biri.
Çünkü insanların senin düşündüğünü varsaymayı bıraktığında başka bir şey oluyor.
İlk kez kendi hayatını yaşamaya başlıyorsun.
Bir paylaşım yaparken herkesin ne diyeceğini hesaplamıyorsun.
Bir kıyafeti seçerken kendi beğendiklerini önceliklendiriyorsun.
Hata yaptığında günlerce utanmak yerine hayatına devam ediyorsun.
Çünkü artık görünmez bir mahkeme önünde yaşamıyorsun.
Ve bence yetişkinliğin en büyük özgürlüklerinden biri de insanlar seni düşündüğü için kaygılanmıyorsun.
İnsanların seni düşündüğünü düşündüğün için kaygılanıyorsun.
Bunu fark etmek lazım.
Ve bu ikisi arasında çok büyük bir fark var.
Şöyle bir bak, hayatın kaç kararını, kaç korkusunu, kaç ertelemesini bu görünmez seyirci kitlesine göre şekillendirdiğini düşün.
Kaç kez konuşmak isteyip sustun, kaç kez paylaşmak isteyip vazgeçtin, kaç kez sırf yanlış anlaşılmaktan korktuğun için kendini gizledin.
Şimdi sana biraz sert bir şey söyleyeceğim.
Tekrar hatırlatmak istiyorum.
İnsanlar seni düşündüğünden çok daha az düşünüyor ve bu harika bir haber.
Çünkü bu hata yapabileceğin, mükemmel olmak zorunda olmadığın, kendin olabileceğin anlamına geliyor.
Belki de hayatın büyük kısmı...
İnsanların seni ne kadar düşündüğünü fark etmekle değil, aslında düşündüklerinden ne kadar az etkilendiğini fark ettiğinde değişiyor.
Ve hayatının en rahat günü, görünmez seyirci kitlesinin aslında sandığından çok daha küçük olduğunu fark ettiğin gün olacak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
