
Değersizlik Hissi; Aşk İstemiyorsun Seçilmek İstiyorsun
10 Haziran 2026 · 6 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Klinik Psikolog Merve Tokgöz, bu bölümde aşk ile seçilme ihtiyacı arasındaki farkı konuşuyor. “Hep aşk istiyorum” diyorsun. Ama belki de aradığın şey bağ değil, onay. Biri seni seçtiğinde geçici bir rahatlama olur. Ama biri seni gerçekten gördüğünde…Maskesiz kalırsın. Ve asıl zor olan budur.
Belki mesele aşk istememen değil. Aşkın sana değerini kanıtlamasını istemen.
Gerçek dönüşüm, seçilmediğinde dağılmadığın yerde başlar.
Çünkü değer, tercih edilmekle gelmez.Tercih edilmeden de var olabilmektir.
Ve o noktada aşk bir yarış olmaktan çıkar. Bir paylaşım olur.
Transkript
HepAlt, Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt, dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Konu başlığını ilk okuduğunuzda biraz sert gelebilir.
Çünkü kimse kendini seçilme peşinde olarak görmek istemez.
Hepimiz aşk istediğimizi söyleriz, derin bağ, güven, yakınlık, paylaşım bunları istediğimizi söyleriz.
Ama dürüst bir yerden bakarsak bazen aradığımız şey aşk değil de bir onaydır.
Çünkü bazı insanlar için sevilmek bir bağ kurmak değil de kendine olan değerini kanıtlamak anlamına gelir.
Seçilmek, görünmekten çok farklıdır.
Seçilmek bir yarışın sonucudur.
Birilerinin arasından öne çıkmak, tercih edilmek, yani sen diğerlerinden farklısın cümlesini duymak.
Bu özellikle değerini performansa bağlamış bir zihin için çok güçlü bir dopamin kaynağıdır.
Çünkü içeride sessiz bir inanç vardır.
Ben zaten yeterli değilim ama biri beni seçerse demek ki yeterliyim.
Bu noktada aşk ikinci plandadır.
Birinin seni gerçekten tanıması, duygusu olarak yanında olması, güvenli bir alan yaratması değil de seni tercih etmesi önem kazanır.
Çünkü tercih edilmek çocukluktan kalma bir boşluğu doldurur.
Özellikle sevginin koşullu olduğu bir geçmişte büyüdüysen, yani sevgi iyi olursan, başarılı olursan, uslu bir çocuk olursan geldiyse yetişkinlikte de aynı sistemi sürdürürsün.
Aşk bir bağ değil, ödül gibi algılanmaya başlar.
Seçilmek neden bu kadar güçlü dersen, seçilmek çünkü kıyas içerir.
Onun yerine beni seçti, beni bırakamadı, ben daha değerliyim.
Bu değeri içeride kuramayan bir zihin için geçici bir rahatlama sağlar.
Çünkü seçilme hissi sürekli teyit ister.
O yüzden bu dinamikte olan insanlar genellikle şu döngüyü yaşar.
Bilginin başında yoğun bir haz, sonra kaybetme korkusu, sonra sürekli...
Kanıt arayışı, sürekli test etme ihtiyacı.
Ama aşk isteyen biri yakınlık arar.
Seçilmek isteyen biri ise üstünlük hissi arar.
Aşk isteyen biri yanımda mısın diye sorar, seçilmek isteyen biri beni bırakır mı diye düşünür.
Aşk isteyen biri bağın kalitesine bakar, seçilmek isteyen biri bağın güvencesine takılır.
Buradaki en kritik şey şu, seçilme ihtiyacı genellikle layık değilim ihtiyacından beslenir.
Eğer içeride değer duygusu kırılgansa dışarıdan birinin seni seçmesi geçici bir tamir hissi yaratır.
Ama bu tamir kalıcı olmaz.
Çünkü değeri başkasının tercihine bağlandığında bu tercih seni her sarstığında sen de derinden sarsılmaya başlarsın.
Bu yüzden bazı insanlar aslında aşkın kendisinden çok elde etme sürecine bağımlıdır.
Ulaşılamayan kişilere çekilme, rekabet içeren ilişkilerde kalma, Seni zorlayan birini kazandığında büyük bir zafer hissi yaşama.
Bunlar aşk değil seçilme senaryosudur.
Çünkü o senaryoda bir yarış vardır ve yarış kazanıldığında değer de kanıtlanmış gibi hissedilir.
Ama şu da var, seçilmek için kendini değiştirirsen seçilen kişi gerçekten sen olamazsın.
Daha uyumlu, daha az talepkar, daha güçlü görünen, daha en versiyonun olur ve biri seni seçtiğinde bile içeride bir ses şunu sorar.
Ya beni mi seçti göstermeye çalıştığım kişiyi mi?
Bu yüzden seçilme temel ilişkilerde huzur azdır.
Çünkü değer dış kaynağa bağlıdır ve sürekli içeride sevildiğine dair ikna olmayan bir şüphe barındırır.
Aşk ise farklı bir yerden gelir.
Aşk seçilmekten çok görülmektir bence.
Tüm kusurlarına, korkularına, sıradanlığına rağmen görünmek ve orada kalınmak.
Bu performans gerektirmez.
Rekabet gerektirmez, üstünlük gerektirmez, zaten en zor olan da bu değil midir?
Çünkü görünmek maskesiz kalmaktır ve maskesiz kaldığında sevilmeye layık olduğuna inanmak seçilmekten çok daha cesaret ister.
Şimdi şunu dürüstçe yanıtlamanı istiyorum.
Eğer gerçekten içerlerde bir yerlerde sevildiğine layık olduğunu bilseydin, yine de aynı insanları ister miydin?
Yoksa seni zorlayan, seni bekleten, seni şüphede bırakan dinamikler...
Cazimesini kaybeder miydi?
Çoğu zaman seçilme ihtiyacı bizi yoğun, dramatik ve belirsiz ilişkilere çeker.
Çünkü orada kanıt vardır.
Ama güvenli ilişkilerde çok da kanıt yoktur.
Daha sakindir ve sakinlik değeri içeriden kuramamış biri için çok sıkıcı gelir.
Gerçek dönüşüm bence şöyle başlayacak.
Seçilmekle bağ kurmak arasındaki farkı görmekte.
Birinin seni seçmesi seni değerli yapmaz, üzgünüm.
sadece tercih edilebildiğini gösterir ama değer tercih edilmeden de var olabilme kapasitesidir.
Seçilmediğinde dağılmamak, terk edildiğinde kendini yok saymamak, birinin ilgisi azaldığında kendini küçültmemek, işte gerçekten sevilmeye layık olan biri böyle yapar.
Belki de aşk istemediğini fark etmek bir hayal kırıklığından çok uyanış olabilir.
Çünkü bence aşk seçilme yarışından çıktığında mümkün olabilir.
Seçilmek sana geçici bir rahatlama verecek ama sevilmek derin bir kabul hissi verecek.
Ve kabul performansla değil kendin olarak kalabildiğinde gelir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
