
30 Yaş Sonrası Geç Kalmışlık Hissi ve Doğurganlık
3 Aralık 2025 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Klinik Psikolog Merve Tokgöz,ve Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Ekici, bu bölümde 30’lu yaşlarını yaşayan birçok kadının sessizce hissettiği “geç kalmışlık” duygusunu masaya yatırıyor. Bu bölümde; “biyolojik saat” kavramının kadınlar üzerindeki baskısını, geç kalmışlık hissinin öğrenilmiş bir inanç olduğunu ve eyleme geçmenin umutsuzluğun panzehiri olduğunu öğreneceksiniz. Belki geç kalmadınız... Sadece artık beklememeyi öğreniyorsunuz.
Görüşmelerinizi %15 indirimle planlamak için IYILES15 kodunu kullanabilirsiniz.
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Merhabalar, ben Merve.
Yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalında da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Bu sefer kendinizden çok iz bulacağınız, özellikle 30'lu yaşlarını yaşayan birçok kadının sessizce hissettiği bir konuyla karşınızdayız.
30 yaş sonrası geç kalmışlık hissi ve doğurganlık.
Bugün çok değerli bir konuğum var yanımda.
Kadınların hem bedensel hem de duygusal dünyasını çok iyi bilen kadın doğum uzmanı, operatör doktor Sibel Ekici.
Sibel hoş geldin. Hoş bulduk Merve.
Öncelikle bu nazik davetin için teşekkür ederim.
Bugün konuşacağımız konu benim de meslek pratiğimde oldukça önemsediğim bir durum.
Çünkü birçok kadının yönetmekte zorlandığı ve birçok yönüyle ele alınması gereken bir durum.
Biliyorsun ikimiz de bu yaşlardayız ve hem cinslerimizle empati kurabileceğimiz bir durum.
Merve, sana gelen danışanlarının bu konuyla ilgili en sık sorduğu soru, geç kaldın mı sorusu?
Sibel, o kadar güzel bir yere değindin ki.
Evet, biz de 30 yaşların başında iki kadınız, bir psikolog, bir kadın doğumcu.
Aslında kendi aramızda konuşurken bu konuya karar verdik.
Terapi odasına gelen 30 yaşlarının başındaki kadınlardan çok duyduğum bir şey var.
Gerçekten geç mi kalıyorum?
Ama oradaki geç kelimesi aslında zamana değil kendilik algısına dokunuyor bence.
Kendine geç kalma korkusu yaşıyor kadınlar.
30 yaşlarında biyolojik saat, çevresel baskı, sosyal medya karşılaştırmaları birleşince bence bir tür psikolojik menopoza giriyor insanlar.
Hala doğurgan ama artık umutsuz hissediyor doğru kişiyi bulmakla alakalı.
Oysa hiçbir duygu bence biyolojik değil.
Geç kalmışlık hissi de öğrenilmiş bir duygu diye düşünüyorum ben.
Biz ona inanmazsak o da bizi yönetemez.
Ama bu işin biyolojik kısmının uzmanı da sensin.
Ne dersin? Biyolojik saat kadınlarda sence nasıl işliyor?
Tıbbi olarak bir biyolojik saat var.
Bu gerçeği göz ardı edemeyiz.
Ancak bu gerçeğe karşı kuşanabileceğimiz birçok silah da var.
Doğurganlık için biyolojik açıdan en uygun yaşlar 20'lerin ortaları da olsa.
Günümüz dünyasının bu yaşlarda anne olmak isteyen ve buna hazır olan kadın sayısı da oldukça az.
Kadının kendini gerçekleştirmesi bence annelik deneyimini de daha da taçlandıran bir şey.
Dolayısıyla bu konuyu sağlıklı yönetebilirsek avantajı bile dönüştürebileceğini düşünüyorum.
Senin gözünden bu farkındalıkla kaygı arasındaki çizgi nerede başlıyor?
Sibel gerçekten öyle.
Bence artık kişiler biyolojik saat onlara geç kalmış hissettirdiğinde kaygı miktarları da artıyor.
Kaygı aslında farkındalığın bozulmuş hali.
Gerçek farkındalık benim bedenim şu anda neye hazır diye sorarken kaygıysa toplum benden ne bekliyor diye sormaya başlıyor.
Bir kadının doğurganlığı sadece bence yumurtalık rezerviyle ölçülmüyor.
Psikolojik olarak da doğurabileceğine inanmak çok güçlü bir biyolojik mesaj diye düşünüyorum.
Vücudumuzun güvenli hissettiği bir ortamda sen de biliyorsun vücudumuz da çok sağlıklı çalışmaya başlıyor.
Özellikle stres seviyesi, stres hormonu yüksek bedende yumurtaların bile kalitesinin düştüğünü gözlemliyoruz.
Yani kaygı bazen biyolojiden çok daha önce doğurganlığı kapatabiliyor.
Korku, baskı, yetersizlik duygusu bence o hatta da zayıflatıyor.
Ne dersin? Kesinlikle çok güzel bir noktaya değindin.
Biz özellikle infertilite tedavisi gören ancak gebe kalmasına engel bir durum saptanmayan hastalarda bu kaygılı ve stresli duruma çok sık rastlıyoruz.
Üreme hormonları stresör faktörlere oldukça duyarlı.
Yani aslında bu durumda kaygının kontrol altına alınması doğurganlığın biyolojik ayağının da çok önemli bir parçası.
Peki sence bu geç kalmışlık hissiyle nasıl başa çıkabiliriz?
Özellikle otuzlarını geçen ama hala benim zamanım geçti diyen kadınlar için.
Sibel aslında geç kalmış ikisi bence bir duygu değil bir karşılaştırmanın sonucu.
Bir başkasının hızını kendi yolumuzun ölçüsü haline getirdiğimizde ortaya çıkıyor.
Bazı insanlar yirmi yaşında yola başlıyor ve yoruluyor.
Bazıları kırkında başlıyor ama koşuyor.
Geç kaldım dediğin şeyin çoğu toplumsal zaman aslında.
Biyolojik, duygusal ya da bilişsel zaman değil.
Beyin hala öğrenebiliyorsa, kalp hala hissedebiliyorsa, vücut hala hareket edebiliyorsa bence asla geç değil.
Geç kalmışlık hissiyle baş etmek artık başlamanın önündeki bahaneyi fark etmek demek.
Eyleme dönüşmeyen sıkışmışlık hissi, bitmeyen bahaneler, geç kalmışlık hissinin tohumları.
Burada rota hep nereye çıkıyor biliyor musun?
Hep depresyona çıkıyor.
Doğurganlık hep yaş üzerinden konuşuluyor ama ben şuna inanıyorum.
Bir kadının doğurganlığı sadece yumurtalıkla değil, yaşam enerjisiyle de ilgili diye düşünüyorum.
Peki sence bedenin doğurganlığıyla zihnin doğurganlığı arasında bir bağ var mı?
Kesinlikle var bence.
Beden ve zihin bir bütün.
Bunları birbirinden bağımsız düşünemeyiz.
Zihin iyi hissetmeyince bedenin de sağlıklı işleyebileceğini düşünmek mümkün değil.
Sibel sana çok can alıcı bir soru soracağım.
Aslında hepimizin sorduğu ama kimsenin sesli söyleyemediği bir şey soracağım.
Evet sor bakalım. Birçok kadın 30 yaşından sonra geç kalma korkusuyla ani kararlar alıyor.
Çevrende var değil mi bunu yapanlar?
Çok var evet. Evlilik, hamilelik, tüp bebek denemeleri.
Kadınlar 30 yaşından sonra sence bu konuyla ilgili ne yapmalı?
Gerçekten kadın için yaş önemli mi?
Evet yaş önemli bir faktör.
Bu gerçek tartışılamaz.
Ancak 30'lu yaşlarla beraber alacağımız birçok önlemle aslında bu durumu daha sağlıklı yönetebiliriz.
Buna kısaca üreme sağlığı danışmanlığı diyebiliriz aslında.
Bence her kadın bu konuda bilinçlenmeli.
Kaygı yerini bilinçlenmeye bırakmalı.
Öncelikle ayrıntılı bir jinekolojik muayene şart.
Bu muayenelerle beraber yaptığımız bir takım testlerle yumurtalık rezervi hakkında fikir sahibi olabiliyoruz.
Gerekirse yumurta dondurma önerebiliyoruz.
Sigara, alkol bunlardan kesinlikle uzak durulmalı.
Özellikle çağımızda sık maruz kaldığımız kısene östrojen dediğimiz kimyasal östrojenler diye bir gerçek var.
Bunlara nereden maruz kalıyoruz bunları kısaca bir konuşalım.
Bunlar özellikle kullandığımız tüm kozmetikler, ev içerisinde kullandığımız deterjanlar, içtiğimiz su şişeleri bile hatta marketten aldığımız fişlerde bile var.
Bunları bilinçli bir şekilde minimalize etmemiz gerekiyor bunlara maruz kalmayı.
Bazı toksin atıcı alışkanlıkları edinmek gerekiyor.
Spor, savunma gibi. Bunlar çok önemli noktalar.
Özellikle beslenmemize dikkat etmemiz gerekiyor.
Ben bazı hastalarıma gerek görürsem antioksidan ajanlar bile önerebiliyorum.
Bu süreci sağlıklı yönetebilirsek aslında sadece doğurganlık için değil, ideal yaşlarda menopoz sürecine girmemiz için bile çok faydalı olabilecek çok önemli noktalar bunlar.
Sibel aslında çok bildiğimiz şeyler ama senden duymak farklı oluyor bir kadın doğum uzmanından.
Peki ben sana hiç hazırlanmadığımız bir soru sorabilir miyim?
Sorabilirsin tabii. Şimdi biz kadınlar jinekolojik muayene dediği zaman direkt bir korku hissetmeye başlıyoruz.
Çünkü yeni nesil doktorlara bence alışamadık.
Çünkü eski nesil doktorlarda hep aklımızda azıcık böyle hani kaygılanırsam sanki terslenecekmişiz gibi.
Muayene olurken birazcık sorun çıkartırsam kötü bir...
Doktor görüşmesi geçecekmiş gibi hissediyoruz.
Ama ben sende ve yeni nesil doktorlarda çok daha yüksek bir tahammül ve psikolojiye, kaygıya dair çok daha böyle esnek, şefkatli bir bakış görüyorum.
Kadınlar bundan korkmalı mı?
Yani hala eski nesil muayeneler devam ediyor mu sence?
Bu örnekleri çok hastamdan da duyuyorum.
Bu olumsuz deneyimleri.
Tabii burada bence kişinin kendi deneyimlerinin ön plana çıkması için ilk jinekolojik muayene çok önemli.
Burada hastayla empati kurabilmek, onun yerine kendini koyabilmek bence hekimliğin olmazsa olmaz kutularından bir tanesi.
Yani hastanın jinekolojik muayenesi aslında doktorluğun, hekimliğin birçok noktasından farklı.
Çünkü çok fazla mahremiyet içeren bir alan.
Bu açıdan hastaları olabildiğince daha empatiyle yaklaşmayı ben tercih ediyorum.
Yani sana geldiğimizde böyle kaygılandığımızda tam o zaman dışarı çık falan demiyorsun doğru mu?
Tabii ki de. Seni rahatlatmak için bir kahve, bir çay ikram edebilirim.
O kadar mı? Evet. Çok güzel.
Bütün dinleyiciler sana gelecek şu an.
Arkadaşlar jinekolojik muayene ek kahve hizmeti var.
Gerçekten bunu duymak bence benim yaşımdaki kadınların hepsine çok iyi gelmiş olabilir.
Geç kaldığım kısmına dönecek olursam, psikolojik olarak geç kaldım diyen zihin aslında bence şunu söylemek istiyor Sibel.
Benim içimde hala yaşamak isteyen bir taraf var ve ona geç kalmaktan korkuyorum.
Yani bu duygu umudun ters yüz edilmiş hali diye düşünüyorum.
Kendimizi suçladığımız yerde aslında hala inanmaya çalışan bir yanımız var.
Ve o inanç bizim doğurgan tarafın hala biyolojik değil, üretken dönüştüren bir tarafı.
O yüzden geç kalmışlık hissi geldiğinde ben insanlara şunu yapmasını öneriyorum.
Bir şeyleri sorgulama.
Sadece artık bir şey yap.
Eyleme geçir o kaygı, umutsuzluk hissini.
Küçük bir eylem bile olabilir.
İstediğin şeyle alakalı bir adım atmak, mail atmak, araştırmak, yeni biriyle artık tanışmak, bunun için sosyal ortamlara girmek.
Zihin o anda yeniden aktif olduğunu hatırlıyor eyleme geçtiğimiz zaman ve umut gerçekten tekrardan yeşermeye başlıyor.
Bu yaş grubu kadınların, bizler gibi kadınların çoğu işten eve gidip birilerinin, hayatının, aşkının onu evde bulmasını bekliyor.
Bu gerçekçi değil bence.
Kesinlikle değil. Bence gerçekçi ve radikal adımlar atılmalı eğer bu gerçek bir arzuysa.
Yani buradaki istek ve beklentilerine uygun olmayan tüm seçenekleri bir bir elemek gerekiyor bence önce.
Değil mi? Denememiz gerekiyor.
Kesinlikle. Eylem umutsuzluğun panzehiri diye düşünüyorum.
Hiçbir şey yapmazsak o geç kalmışlık hissi bizi içine çekiyor.
Ama adım atarsak o his bize bir yakıt oluyor, bir güç oluyor.
Yani bu duyguyu susturmayalım, onu harekete dönüştürelim.
Çünkü bence geç kalmadık, sadece artık beklememeyi öğreniyoruz.
Evet. Teşekkür ederim bugün geldiğin için.
Ben teşekkür ederim. Çok keyifliydi.
Bu davetin benim için çok değerli.
Konuştuğumuz konuda çok değerli.
Umarım herkese faydalı olmuş oluruz.
Birilerinin hayatına minik de olsa bir dokunuş yapabilirsek ne mutlu bize.
Eğer dokunursak bize yazın o zaman.
Evet. Böyle mi dinledikten sonra?
Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
