
Transkript
Merhabalar, ben Ferhat Çakıçöz.
Kendi Normal'in Dayanılmaz Hafifliğinin bir başka bölümüne hoş geldiniz.
Bu hafta canlılıktan konuşacağız.
Geçen haftaki ağır konunun üstüne belki birazcık daha bir enerji verdiği düşünüyorum.
Gerçi sorular genellikle canlılığı nasıl kaybettiğimiz veya canlılığı nasıl yakalayamadığımız üstüne sorular.
Vakit kaybetmeden başlayayım.
Genel bir açıklamam da yok.
Sorularla birazcık işi doğrultmaya çalışalım.
Canlılığımızı kaybetmek bize ne anlatır diye sormuş bir takipçim.
Canlılığımızı kaybetmek hayatta doğru yerde olmadığımızın en önemli işareti.
Canlılığınızı kaybettiyseniz gerçekten hayatınıza dönüp yakından bakmaya ihtiyacınız var.
Bir şeyler yolunda gitmiyordur.
Size iyi gelen tercihleri yapmıyorsunuzdur.
Size iyi gelen bir bağlamda kendinizi var etmiyorsunuzdur kuvvetli burada.
Gün içinde ruh halimizde iniş çıkışlara bağışık nasıl bakar?
Ruh bu, iner de çıkar da.
Önemli olan, duygularda bunu çok konuşacağız, duygumun, ruh halimin, inişlerin, çıkışlarının bana ne anlattığını anlamaya çalışmak.
Sevdiğimiz, sohbetinden keyif aldığımız birinin yanında ortada bir neden olmaksızın birdenbire canlılığımızı yitirmemizi nasıl anlamlandırırız?
Bu çok spesifik bir soru, spesifik bir deneyime dair.
O an bir şey olmuştur elbet ve bu sebepten ötürü...
Kendimizi o kadar da canlı hissetmemişizdir.
Ama o an ne olduğuna bakmak lazım.
Bunu yaşayan kişinin yakından bakması gerekiyor.
Her şeyden soyutlanmışlıktan, hissizlikten, canlılığa geçme, bağ kurma konusunda ne derdi?
Soru değil gerçek anlamıyla iyi bir açıklama bence.
Canlılık hayatla bağ kurmak ile mümkün olabiliyor.
Canlılığı kazanmanın yolu hayatla bağlar kurmaktan geçiyor.
Kendimizi soyutladığımızda hayattan, etrafımızdan, hislerimizi kapattığımızda canlılığımızdan vazgeçmiş oluyoruz.
Kendinizi cansız hissediyorsanız dünya ile ilişki kurmaya ihtiyacınız var acilen.
Yapısal olarak karamsar biriyim, canlılığımı tüketiyor.
Çok canlı yaşam dolu olmanın çözümü nedir?
Zaten kendinizle ilgili yapısal olarak ile başlayan bir cümle kurduğunuz anda, Orada canlılığa dair pek bir şeyin yeşermesi mümkün değil.
İnsan olarak yapılarımız yok, ruhumuzun yapısı yok.
Alışkanlıklarımız var, ezberlerimiz var.
Belli şeylere belli cevaplar verebiliyoruz.
Yapısal olarak karamsarlık diye bir şey yok.
Sıklıkla karamsarlıkta kendini bulmak lazım.
Demek ki hayatla başka bir yerden, başka bir şekilde bağ kurmaya ihtiyacı var.
Uzun zamandır nadiren canlı ve enerjik hissediyorum ama anlamlandıramıyorum nedenini.
Canlı hissetmiyorsanız hayatınızın tamamına dönüp bakmaya ihtiyacınız var.
Spesifik bir olaya da değil.
Canlılığın mütemadiyen kaybı en temelde hayatta size iyi gelmeyen bir yerde durduğunuza dair çok önemli bir işarettir.
Canlı hissettiğim eylemlerin zararlı oluşu ikilemi kendimi canlılığa bırakmamak sonucu.
Canlı hissettiğiniz olaylar, canlı hissettiğiniz eylemler zararlıysa orada hissettiğiniz şey canlılık değildir.
Heyecan olabilir, haz olabilir.
İngilizce'de rush denir.
Bir anda böyle bir heyecan kaplar insanın içine.
Ama canlılık değil.
Kendimize zarar vererek canlı hissetme şansımız yok.
Orada başka bir şeyin peşinden gidiyorsunuzdur.
Daha anlık sizi ödüllendiren, haz gibi bir şeyin peşinden gidiyorsunuzdur.
Canlılıkla ilgili değil. Canlılığınızın kaynağı muhtemelen başka bir yerde.
Var olma mı yoksa olmama kaygısından mı kaynaklı çözemiyorum?
Bir önceki sorunun devamı.
Canlılık üstüne çok soyut düşünmemenizi öneriyorum.
Eğer cansız hissediyorsanız kendinizi gerçekten hayatınıza dönüp sıkı bir şekilde, alakalı alakasız, şüphelenip şüphelenmediğinizden bağımsız her alanına
ayrıntılı bir şekilde bakmanız gerekiyor.
Belki bir... Bir de şöyle sormalı, ölü hissetmek nasıl yorumlanabilir?
Aynı şekilde, ölü hissetmek en temelde özgür değilmişiz gibi yaşamak, seçim yapmayı reddetmek, hayatımızın iplerini bırakmak, hayatımızı inşa etmekten
vazgeçmekle ilgilidir.
Ne oldu da bıraktınız?
Ve muhtemelen bunun...
Tek ve basit bir cevabı yok.
Muhtemelen bunun daha tarihsel bir cevabı var.
Çocukluğunuza, ergenliğinize, günümüz koşullarınıza sirayet eden cevapları vardır.
Canlı hissettiğimiz anlar bir döngüye bağlı mıdır?
Yani niçeci bir yerden bakacak olursak, hayat zaten döngülerden oluşuyor.
Döngülerin dışına çıkma şansımız yok.
Ve canlı hissetmenin yolu bize iyi gelen döngüler yaratmak.
O yüzden evet döngülere bağlıdır bir taraftan ama bazen de sürpriz hiç beklemediğimiz anlarda da canlık hissedebiliriz.
Yani hiç tahmin etmediğiniz veya hayatınızda o anlamda kendinizi canlı hissetmediğiniz bir yerden de gelebilir canlık.
O anlamda daha spontane ve daha istisnai durumlara da açık durmak gerekiyor.
Kitabınızda beni etkileyen bölümlerdendi ama öyle hissetmiyorsak ne önerirsiniz?
Canlı hissetmiyorsanız bunu bölüm boyunca defalarca söyleyeceğim soru geldikçe.
Canlı hissetmiyorsanız bütün hayatınızı gözden geçirmeye ihtiyacınız var.
Sokrates'in bir lafını hatırlatmak isterim size.
Üzerine düşünülmemiş hayat yaşamaya değer değildir der.
Buradaki anlamı şey değil yani hayatınız üstüne düşünmüyorsanız ölmeyi hak ediyorsunuz yaşamayın değil.
Hayatınızı öyle bir hale getiriyorsunuz ki yaşamaya değmez hale geliyor.
O yüzden yaşamınızın tamamına...
Dönüp bakmaya ihtiyacınız var demektir.
Ötekiyle uğraşmaktan bazen kendimizi, canlılığımızı unutuyoruz.
Bunu nasıl koruruz? Ötekiyle uğraşmayın.
Geçen gün bir meslektaşımla bu konuda bir konuşma yaptık.
Ne kadar kötü işler yapıldığı, ne kadar etik dışı uygulamaları olduğu bizim alanda, psikoterapi alanında ve bunun onun ne kadar moralini bozduğu, nasıl savaşacağını bilemediğini vs.
söyledi. Haklı kaygılar, benim de paylaştığım kaygılar ama bununla beraber sadece ötekine odaklandığımızda kendi canlılığımızdan geriye hiçbir şey kalmaz.
Benim stratejim kendi işime bakmak, kendi önüme bakmak en temelde.
Yaşama sevincini diri tutmak mümkün mü?
Nasıl? Size iyi gelenleri keşfederek, size canlılığı getirenleri keşfederek ve bunu yapmak için de sürekli olarak hayatınızın üstüne düşünmeye ihtiyacınız var.
İhtiyacı olan saatin fazlasını uyumak diye sormuş biri.
Belki yorgunsunuz.
Belki uyandığınızda uyanacağınız hayata dönmek istemiyorsunuzdur.
Belki arkasında duramadığınız seçimler yapmışsınızdır ve şimdi onun sonuçlarıyla karşılaşmak istemiyorsunuzdur.
Size bağlı. Uyuyarak ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Bunun cevabı çok basit.
Enerjinizi toplamak, dinlenmek de olabilir.
Veya daha derin ruhsal anlamlara da sahip olabilir.
Var olmak için canlı hissetmeli miyiz?
Hayır, varsınız.
Bu videoyu, bu bölümü, bu ses kaydını dinlediğinize göre varsınız.
Canlı hissetmek zorunda değilsiniz var olmak için ama canlı hissetmeden geçen hayat gerçekten işkence var oluyor.
Ölüm korkusu yok olmak için ne der varoluşluk?
Ve ya bu canlı hissetmemizi engelliyorsa?
Walsh'un iddiası tam aksine ölümünüz de yüzleşti.
Haydi gerici bir yerden hatta direkt haydi gelin kelimeleriyle cevap vereyim.
Ölümünüzü alıp, ölümlülüğünüzü alıp karşınıza koyup direkt gözlerinin içine baktığınızda zaten hayatınızın geri kalanını nasıl geçireceğinize dair bir sürü fikir oluşmaya başlayacaktır.
O yüzden ölümün kendisi canlılık getirir.
Ölüm ihtimalimizle karşılaşmak canlılık getirir.
Ölüm ihtimalinizden kaçmak da yaşarken ölülük getirir.
Bayağı çelişkili.
Hissetmeyi bıraktığımızda ve baş edemediğimizde ne yapalım?
Duygularda bundan daha çok bahsedeceğim ama şu kadarını söyleyeyim şimdilik.
Hissetmeyi bıraktığınız yani mesela üzülmeyi bıraktığınızda aslında bütün duygularınızı da geride bırakıyorsunuz.
Veya duygularınızın çoğundan bir sürü şey çalıyorsunuz.
Hissetmenin yollarını bulmanız lazım.
O hissedeceğiniz duygular bazen acı, kötü, ağır olsa da...
Hissetmeye devam etmeye ihtiyacınız var.
Canlı hissetmek deyince yaratılık, spontanlık geliyor aklıma.
Vazıklı spontanlık için ne der?
Çok güzel, spontane olun.
Spontanelik içinde yeni anlamlar keşfetmek mümkün.
Spontanelik içinde kendimizi keşfetmek mümkün.
Kendimize dair daha önce görmediğimiz boyutları keşfetmek mümkün.
Güzel der. Nasıl canlı hissederiz?
Bağ kurarak mı? Doğayla bağ kurmak bana bu dönemde iyi geldi.
Kesinlikle hayatla bağ kurarak canlı hissedersiniz.
Bu doğayla olur, başka insanlarla olur, bir kitapla olur, edebi bir eserle olur, fikirlerle olur, hayvanlarla olur.
Ama bağ kurmak buradaki anahtar kelime tam olarak.
Bir insan sadece yaşamında sık ve büyük değişiklikler yapınca canlı hissediyorsa bu bize ne anlatır?
Az önce verdiğin cevap yani size iyi gelmeyen, size zararlı şeyler canlılık getiriyor, getirmez demiştim.
Bu da aynı şey için geçerli.
Bu bir canlılık değil. Bunun adı heyecan.
Belki de en önemli işlerimizden biri heyecanla canlılığı birbirinden ayırmaktır.
Basit bir örnek vereyim.
Bunu çok sık eğitimlerde veriyorum.
Yazı yazmak ve çeviri yapmak bana çok büyük bir canlılık veriyor.
Sıfır heyecanlı bir iş.
Sıfır zevkli bir iş.
Tam aksine üretim süreci son derece işkenceli geliyor bana.
Ama inanılmaz bir canlılık veriyor.
Çünkü orada başka bir niyetliliğimle buluşmayı başarıyorum.
Heyecanla canlılığı birbirinden ayırmaya ihtiyacımız var.
Tabii ki canlılık beraberinde heyecan getirebilir.
Heyecanlı şeyler canlılık getirebilir.
Ama ikisi eş anlamlı değiller.
Vavşuluğa göre canlılık nedir?
Canlı hissettiğimiz zamanlar Vavşuk nasıl yorumlar?
Vavşuk yorumlamaz her şeyden önce.
Vavşuk canlılık nedir?
Canlılık bir histir, bir deneyimdir.
Tanımlanamaz. Hissedersiniz, hissettiğinizde de bilirsiniz.
Kendi hayatınıza dönüp örneklere bakmanızı öneririm.
Kendimizi canlı hissetmek için seçtiğimiz yolla uzun vadede zararlıysa?
Yine aynı cevabım.
Tam olarak tabii burada kişinin aklından geçen örnek nedir bilemediğim için tam bir cevap veremiyorum ama zararlıysa onun getirdiği canlılık değildir kuvvetle muhtemel.
Açık net şekilde kendimizi ifade edemiyorsak yine de manipülasyon var.
Bu canlılıkla ilgili bir soru değil.
Bunu geçiyorum. Varoluşçulukta insana canlılık veren şey nedir?
Canlı hissetmek ne demektir?
Bir kısmına cevap verdim.
Canlılık veren şeyleri siz kendiniz için keşfetmeniz gerekiyor.
Kendi hayatınız için keşfetmeniz gerekiyor.
Varoluşçuluk buna dair bir şey söylemez.
Tek söyleyeceği şey...
Kendi zihninizin içindeki o klostrofobik küçük dünyadan çıkıp dışarıdaki gerçek dünyayla bağlar kurmak.
O bağlarda canlılığı yakalayacaksınız.
Dürtüsellikle canlı hissetmeyi nasıl ayırt edebiliriz?
Kolay karışılabilir şeyler gibi geliyor.
Tam olarak birkaç soruda cevap vermeye çalıştığım buydu.
Canlılık beraberinde huzuru da getirir.
Beraberinde tam olma hissini de getirir.
Ben başka bir yerde olmak istemiyorum şu an için hissini de getirir.
Dürtüsellikle bunların olduğunu zannetmiyorum.
Artık canlı hissettirmeyen eylemlere karşı nasıl uyanık olunabilir?
Aslında sorunun içinde cevabınız canlı hissetmiyorsanız bir şey yaparken bu şeye yakından bakma vakti gelmiş demektir.
İlla vazgeçin demiyorum ama başka bir boyuttan başka bir şekilde ilişkilenmeye ihtiyacınız olabilir.
Bütün mesele var olmak, pekiye olmak istememek.
Bunu geçen hafta ölümle ilgili bölümde cevaplandırmıştım.
Var olmayı istememek mümkün değil.
Çünkü varlığı biliyoruz sadece, var olmayı biliyoruz.
Var olmamayı bilmiyoruz.
Bilmediğimiz şeyi isteyemeyiz.
Var olmamaya bir şeyler atfediyorsunuz ve onu talep ediyorsunuz, ona yöneliyorsunuz.
Ne atfediyorsunuz var olmamaya?
Onu keşfedin.
Huzur mu? Meselelerin çözülmesi mi?
Belki de bunu gündelik hayatınızda tam anlamıyla olmasa da yaratma imkanınız olur.
Ve canlılığı bunun üstünden yakalama imkanınız olur.
Sorularınız için çok teşekkür ederim.
Güzel ve çok zihin açıcı sorulardı.
Umarım bu bölümü izlemek, dinlemek de aynı şekilde size iyi gelmiştir.
Önümüzdeki hafta sosyal, ilişkisel meselelere geçiş yapacağım.
İzlemeye devam edin.
Keyifli cumartesiler dilerim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
