
Transkript
Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği'ne hoş geldiniz.
Ben Ferhat Çakıcoz. Bu hafta yemek meselelerini ele alacağım.
Sizlerden gelen yine sorulara varoluşu perspektiften cevap vermeye çalışacağım.
Yemek konusu da tıpkı cinsellik gibi çok ilgi çeken bir konu oldu.
Yine bir sürü sorunuz var.
O yüzden dilim döndüğünce ve vakit yettiğince sizlere umarım ki doyurucu ve sizin kendi araştırmanızı derinleştirebilen cevaplar vermeye çalışacağım.
Bir sorulara geçmeden evvel ufak bir giriş yapmak isterim.
O da şu ki varoluşçu perspektiften baktığımızda yemek aslında dünyayla kurduğumuz en temel ilişkilerden biri.
Hatta nefes almaktan sonraki en temel ilişki demek mümkün bir açıdan baktığımızda.
Çünkü öyle ya da böyle gün içinde bir şeyler yiyoruz, bir şeyler içiyoruz hayatta kalmak için.
Dünyayla alışverişimizin oksijenden sonra en vazgeçilmez ikinci kalemi.
Öyle ya da böyle dünyanın bize sunduğu ürünleri bedenimize almaya ihtiyacımız var ki hayatta kalabilelim, canlı hissedebilelim, enerjimiz olabilsin.
Bununla beraber tabii ki bu kadar temel bir yerde konumlanması nedeniyle yemek yemek dediğimiz olgu başka alanlarda
çözülememiş, başka alanlarda ifade bulamamış bir türlü kelimelerini Bulamamış birçok meselenin kendini ifade etmek üzere indiği, çöktüğü
yere dönüşebiliyor.
Birçok soru da bunun üzerineydi.
Bol bol duygusal yeme, tokken yeme, kaygılıyken yememe gibi sorularla karşılaştım.
Çok fazla vakit geçmeden hemen sorulara bakmaya başlayayım.
Yeme bozukluklarını veya sevilen sevilmeyen yemekleri nasıl değerlendirebiliriz?
İki ayrı soru var burada.
Yeme bozukluklarına nasıl değerlendirebileceğimizi az önce aslında bir parça ifade etmiş bulundum.
Bir parça ipucu vermiş bulundum.
Ama tekrardan bu soruya istinaden cevap vereyim.
Terapide nasıl çalışıyoruz veya çözümünün nasıl olduğunu burada anlatamayacağım.
Fakat yeme bozukluklarına dünya ile ilgili bir hesaplaşmanın yemek üzerinden gerçekleşmesi olarak bakıyoruz.
Bu hesaplaşmanın ne olduğu kişiden kişiye çok değişebilecek bir şey.
Bu hesaplaşma ötekine bir şey kanıtlamak üzere olabilir.
Kendi bağımsızlığını ilan etmek üzere olabilir.
Hayatı ve bedeni üzerinde daha önce sahip olmadığı kontrolü geri kazanma isteği olabilir.
Ama en nihayetinde insanlar yeme bozukluğu adı verdiğimiz davranışları gerçekleştirirken bir şey yapmaya çalışırlar.
Bir niyetlilikleri vardır. Tam da o niyetliliği ortaya çıkartmak ve keşfetmek değerli.
Sevilen sevilmeyen yemeklere var şükreder emin değilim.
Zevkler ve renkler der herhalde.
En azından ben öyle dedim.
Çok da anlamı yok damak tadıyla ilgili bir mesele.
Teorik bilgiye hakim ve nerede takıldığını bildiği halde neden her seferinde bu duygusal yeme diye sormuş biri, bir diyetisyen.
Tam olarak meselenin teorik bilgiyle ilgili olmaması, meselenin daha derin bir deneyimle ilgili olması ve aynı zamanda yemekle ilgili sorunlarımızı ilginç bir şekilde, ilginç değil anlayalım çok çağımıza
uygun bir şekilde direkt yemeğe müdahale ederek çözmeye çalışıyoruz.
Çok mu yiyorsunuz? Yemeyin.
Duygusal mı yiyorsunuz? Yemeyin.
İşte yiyip yiyip kendinizi kusturuyor musunuz?
Kusturmayın vesaire gibi.
Aslında ihtiyacımız olan ve yakından bakmamız gereken onun altında yatan niyetlilik, duygular, sezgiler.
Yani teorik bilgiye hakim olmak sadece duygusal anlamda kendimizi iyi hissetmediğimizde neden yemememiz gerektiğini ve bunun zararlarına
dair bize bir destek sağlayabilir.
Ama yine de içimizden gelen o güçlü...
Yeme dürtüsünün önüne geçmekte çok zorlanacaktır.
Altında yatan niyetliliği keşfetmek gerekiyor.
Yani ben şu anda böyle hissederken kendimi yemeğe vurarak ne yapmaya çalışıyorum?
Tam olarak soru keşfedilmeye muhtaç olan soru bu.
Kaygılı olduğum zamanlarda hiçbir şekilde yemek yemiyorum.
Ne yapabilirim? Yemek yemeye çalışmayın işte.
Tam olarak kastettiğim bu.
Kaygınızla hışır neşir olmaya çalışın.
Ne kadar güzel. Hangi deneyimin sizi zorladığını ve hangi deneyim sonucunda iştahınızın kaçtığını keşfedebiliyorsunuz.
Ve anlamaya çalışın.
Bedeniniz yemeği reddederek, canınızı çekmeyerek acaba ne yapmaya çalışıyorsunuz bu kaygının içerisinde?
Değerli bir araştırma olacak.
Tok olduğumuz sadece stresliyken yemek bize ne anlatıyor, ne yapabiliriz?
Yine işte tokken yemek yemeğe değil odağımız.
Strese. gelmesi gerekiyor.
Nasıl bir stres?
Bu stresin içindeyken ben neler yaşıyorum?
Yerek ne yapmaya çalışıyorum?
Bir örnek vereyim en basitinden.
Mesela çok yorucu ve çok stresli bir günün üzerine hala daha işiniz bitmemişken kendinizi tıka basa doldurabilirsiniz.
İnanılmaz miktarlarda yemek yiyebilirsiniz.
Ve bunun sonucu olarak mesela aniden uykunuz bastırıyor olabilir.
Yemeği Bir şekilde kendinizi uyutmak, uyuşturmak için kullanıyorsunuz belki.
Bunu anlamaya ihtiyacınız var.
Bunu anladıktan sonra aslında stresle, o size stres veren dışarıdaki olay ve onun içerideki yankılarıyla daha yakından haşir neşir olmaya ihtiyacınız var.
Duygusal açlığımızı vars olarak nasıl çözebiliriz?
Duygusal açlık çok kullanılan bir tabir.
Ne yerseniz yiyin duygusal açlığınızın kaynağına bakmaya çalışarak çözülebilirsiniz.
Duygusal açlık çok genel bir kavram.
Çok popüler de oldu.
Ama hangi duyguya açsınız?
Hayatınızda, dünyanızda ne eksik?
Buna yakından bakmaya ihtiyacınız var.
Karnımız tokken, sıkılınca, üzülünce vesaire gelen yeme isteğine Valsuk nasıl bakıyor?
Aslında az önce yine söylemiş bulundum.
Direkt olarak...
O zor olan yerde durmamak üzere bir şey yapıyoruz yiyerek.
Burada yemeğin öyle bir özelliği var.
Yediğimizde deneyimimiz çok hızlı değişiyor.
Uyku bastırabiliyor, kendimizi rahatsız hissedebiliyoruz.
Bir anda işte zihnimizi ne kadar kilo aldığımız, ne kadar bedenimizin bozulduğuyla meşgul etmeye başlayabiliyoruz.
Yemek aslında iyi bir uzaklaşma yöntemi.
Her zaman öyle olmak zorunda değil.
Böyle bir durumda yiyerek ortaya koyduğunuz niyetlilik tam da o zor gelen deneyimden uzaklaşmak olabilir belki de.
Niye sürekli yiyoruz?
Var olmak için geçmiş durumda bence bu hal.
Niye sürekli yiyoruz?
Çünkü ihtiyacımız var. Bir şeyi bir netleştirmek isterim.
Yemek yemeye ihtiyacımız var.
Kendi beslenmeye ihtiyacımız var.
Bundan kaçış yok.
Ama bence...
İşin karmaşıklaştığı yer yemek sezgisel olmaktan çıktı.
Yemek otantik olmaktan çıktı.
Yemek deneyimimizle paralel olmaktan çıktı.
Gerçekten acıktığımızda yemiyoruz.
Gerçekten canımız her ne kadar pis olsa da sağlıksız olsa da bir şey çektiğinde yemiyoruz.
Gerçekten hissederek yesek aslında çok daha kendimizle yakın olacağız.
Yemek yiyerek bir şeyler kanıtlama çabası içindeyim ama ne?
Soruyu soran kişiye sormam lazım.
Ne olabilir sizce? Gerçekten benim buradan bunu tahmin etme şansım neredeyse yok.
Duygusal açlık ile iştah niye birbirine karıştırılır?
Aslında iştah demeyelim de açlık diye cevap vermeye çalışayım.
Açlık ruhsal bir hal değildir.
Yemeğe açlıktan bahsediyorum.
Açlık son derece fizyolojik bir haldir.
Karnınız guruldar, mideniz sinyal verir.
Bunun ötesi gerçekten de başka bir niyetlik için, başka bir niyetlikle yemeği kullanmak.
Bunu ayırt etmek en azından kişisel hayatımda bana çok işe yarayan bir şey.
Doymama hissi diye biri yazmış.
Aslında doymama hissi de kendimizden uzaklaşmakla bir parça alakalı.
Aslında doyuyorsunuz.
Sadece yemek yemekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.
Ne oluyor da yemek yemeye devam ediyorsunuz?
Tam olarak araştırmaya değer olan fası.
Varoluşluk duygusal yemek konusunda ne yaptım onu söyledim.
Bazen kusana kadar yemek yiyorum.
Midem rahatsız olsa bile dinlenip yiyorum.
Ne yapmalı? Burada önemli bir mesaj vermek isterim ki yemekle ilgili içinden çıkılmaz ve bir şekilde kendi...
fizyolojik sağlığınızı tehlikeye atan bir döngünün içindeyseniz size önerim hiç gecikmeden acilen bir psikiyatriste
ve bir klinik psikoloji, psikoterapiste başvurmanız.
Tercihen aynı anda ikisi birden.
Sağlık kontrolünüzü yaptırmanız.
Çünkü yemekle oynadığımızda fark etmeden ve direkt sonuçlarıyla karşılaşmadığımız anlamda bedenimize bazı zararlar, kalıcı zararlar verebiliriz.
Normal şartlar altında yeme bozukluklarıyla çalışırken bir ekip halinde çalışmayı tercih ediyoruz.
Ben terapist değil, üstlenirken bu kişinin bir psikiyatrist olması, icamlı bir daireci olması, düzenli olarak kontrollerini yaptırması ve aynı zamanda bir diyetisyeninin olması ki yemeği
nasıl regüle edecek kısmına çalışabilsin diye.
O yüzden bu soruya direkt cevap veremeyeceğim.
Bu soruyu soran kişiye gerçekten bir an önce yardıma başvurun.
Hali hazırda böyle bir tedavinin içindeyseniz de tedavinizi sürdüren kişilerle bunu paylaşın.
Ne yapmalı? Uzun dönemler sağlıklı beslenmek istemiyorum.
Sürekli artı on, eksi on kilo şeklinde yaşıyorum.
Acaba sağlıklı beslenmekten kastınız ne?
Yine tanınmadığım için, bilmediğim için biraz da benim alanımın dışına çıkıyor.
Niye kilo alıyorsunuz, veriyorsunuz?
Ama şöyle söyleyeyim.
Aslında kendinizi dinlediğinizde, sezgisel anlamda neye ihtiyacınız olduğunu duymaya başladığınızda yediklerinizin size kötü gelmemesi gerekiyor.
Yedikleriniz size kötü geliyorsa anlayın ki orada bir şeyler ters gidiyor demektir.
Özellikle bu dönemde binge eating hata yaşayan çok fazla danışanım var.
Ama neden? Bu dönem derken bu videoyu çektiğim sırada hala karantinadaydık.
Yani zannediyorum evde olmak bir şekilde çoğumuzu hepimizi öyle ya da böyle kendi içimizdeki boşlukla daha yoğun bir şekilde karşı karşıya
bıraktı. göz göze bakmaya başladık.
Ve bu hepimizi öyle ya da böyle farklı şekillerde zorlamaya devam ediyor.
Tahminim o ki bu kişinin danışanlarını hiç bilmiyorum.
Ama genel bir cevap verecek olursam özellikle evde kaldığınız karantina döneminde böyle bir binge eating yani tıka basa yeme gibi bir yere yöneliyorsanız karşılaşmak istemediğiniz
bir şey, bir boşluk, bir Duygu bir şeyden kendinizi uzaklaştırmak için bunu yapıyorsunuzdur.
Kuvvetle muhtemel. Yalnız yemek yemeyen, öğün atlayan, geçiştiren biri yemeği mitsahinle mi anlamlandırmıştır?
Bu soruyu soran kişi bayağı konuda bilgili, anlaşılan.
Muhtemelen. Yemek yemek her şeyden önce bizim fiziksel varoluşumuzla ilgili.
Bedenimizle ilgili ama tabii ki ilişkisel anlamda da birçok anlam taşıyor.
Mesela bazı şeyleri herkes içinde yemiyoruz, gizli gizli yiyoruz.
Aman kimse benim çikolata yediğimi görmesin, cips yediğimi görmesin vs.
Yemek üzerinden bol bol sosyalleşiyoruz.
Yemek üzerinden bir sürü geleneklerimiz var.
Tabii ki yemek yemenin ilişkisel ve sosyal bir boyutu var ve çok incelenmeye değer.
Sürekli doya mama ve şeker bağımlılığı nasıl çözeriz?
Diyetisyene başvurun.
Hiçbir fikrim yok nasıl çözersiniz?
Direkt yemek ve varoluşlukta bu döneme odaklansak diye bir soru gelmiş.
Aslında bu soruya cevap verir gibi oldum.
Bir şekilde kendimizle zor bir hesaplaşma içindeyiz.
Kendimizle fazla baş başa kaldık.
Dış dünyanın öyle ya da böyle envai çeşit dikkat dağıtan unsurları.
Azalınca, çekilince biz de kendi içtiğimizde ne yapacağımızı bilemez bir hale geldik.
Muhtemelen karantinadaki artan yemek bununla ilgilidir diye düşünüyorum.
Bugünlük yavaş yavaş durmamız gerekiyor.
Bütün sorulara cevap veremedim ama çok teşekkürler.
Hepsi çok içi dolu sorulardı.
Özetleyecek olursam, bir kapanış cümlesi söyleyecek olursam.
Yemek yemek aslında çok sezgisel bir yerden gelmeli.
Çünkü çok fizyolojik, çok bedensel.
Fakat ifade edemediğimiz farklı deneyimlerimizi yiyerek veya yemeyerek çözmeye çalışıyoruz.
Yemekle ilişkinizi nasıl değiştirdiğinizi araştırmaya çalışın.
Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
