
Transkript
Merhabalar, ben Ferhat Şakiçöz.
Kendin Olmanın Dayanılması hafifliği Instagram TV ve podcast yayına hoş geldiniz.
Bu haftaki konumuz beden ve vücut olacak.
Yine sizlerden gelen sorulara vakit yettiğince, dilim döndüğünce varoluşçuluk çerçevesinden cevap vermeye çalışacağım.
Çok vakit kaybetmeden sorulara başlayayım çünkü çok iyi sorular gelmiş bu konuyla ilgili.
Birinci soru, varoluşçuluk beden ve travma arasında bir ilişki görüyor mu?
Görüyorsa nasıl? Aslında bundan sonra cevap vermeye çalışacağım bütün sorularda benzer bir yere dönüp dolaşıp geleceğim.
Belki onu baştan söylemekte bir fayda var.
Ki varoluşçuluğa göre, varoluşçu felsefeye göre biz dünyada vücut bularak varlık gösteririz.
Vücut bularak var oluruz.
Başka bir deyişle bedenimizden, vücudumuzdan bağımsız bir varoluş.
Veya deneyimlemek mümkün değildir.
Başımıza ne geliyorsa, ne deneyimliyorsak, ne hissediyorsak, ne düşünüyorsak bunların hepsi bedenimizde, vücudumuzda olur.
Bu çerçeveden bakınca tabii haklı olarak travma ile beden arasında çok direkt bir bağ görür var bu şu felsefe.
En nihayetinde yaşadığımız her şeyi öyle ya da böyle vücudumuzda, vücutlarımız aracılığıyla yaşarız.
Baya doğru. Vücut kayıt tutar, beden kayıt tutar hikayesi baya baya doğru.
Çok ufak bir örnek vereyim.
Çok stresli bir gün geçirdiğinizde ve işte görece biraz daha rahat bir yere, bir zamana vardığınızda haklı olarak gün boyunca binlerce kilo yük taşımışsınız gibi
hissedersiniz. Ve düşünün ki travmatik deneyimler bunun kat ve kat daha fazlası oranında bir ağırlık yüklüyor üstümüze.
Tabii ki. Bedende bir etkisi olacak.
Hatta bedende bir etkisi olmasının ötesinde direkt olarak bedeni şekillendirmeye ve etkilemeye devam edecektir.
İkinci soru. Beslenme, spor bunları devamlı hale nasıl getiririz?
Kötü ruh hali yemeye mi vurmak demektir?
Yani çok genel anlamıyla ki bu söylemesi kolay yapması zor bir şey.
Bedenimize nasıl baktığımız çok kendimizle olan ilişkimizi yansıtıyor.
Eğer ben bedenimi ihtiyacı olduğu şekilde hareket ettirmezsem, streç etmezsem, benden talep ettiği şekilde onu besleyip bakmazsam aslında
başka bir de işte bu kendime ne kadar yabancılaştığımın işaretidir veya kendime dair belki de bir hıncım olduğuna dair bir işarettir.
O yüzden bu sorunun açılımları çok fazla var ama şu kadarını söyleyebilirim ki Bedense olarak kendinize iyi bakmıyorsanız bu kendinizle ilgili, kendinizle
ilişkinizle ilgili meselelerinizin bir yansımasıdır ve çok araştırmaya değer bir şeydir.
Muhteşem imkansız bir vücudu hedeflemek ve buna dayalı olarak üzülmek nasıl çözülür?
Diğer yine sık sık dönüp dolaşacağım bir noktadan bahsetmem gerekiyor bu soruya cevap verebilmek için.
Bizler vücutlarımızı iki şekilde deneyimleyebiliriz.
Ya bir özne olarak onlar yoluyla dünyada var olup, onlar yoluyla deneyim kazanabiliriz, dünyayı deneyimleyebiliriz.
Ya da onlara bir nesne muamelesi yapabiliriz, dışarıdan bir gözle bakabiliriz.
Varoluşçuluk iddia eder ki biz ne kadar bedenimize, vücudumuza nesne muamelesi yaparsak o kadar kendimize yabancılaşırız.
Bu soruda biraz buna denk geliyor.
Muhteşem imkansız bir vücuda hedeflemek, direkt olarak kendime nesne olarak bakmaktı.
Başkasının gözüyle, adını bilmediğim bir el alemin gözüyle bakmaktı.
Nasıl çözülür?
Aslında içeriden deneyimlemeye çalışmak derdim.
Dışarıdan bakmak yerine.
Çözüm önerim çok kısaca bu olurdu.
Ama tabii ki bunda yine çok büyük açılımları var.
Beden algısındaki kopukluğu iyileştirmek neleri değiştirir?
Uzun süre terapi alınmasına rağmen değişmiyorsa nasıl?
Yalnızca açık kalıyorsa, sonu görünmeyen bir yol gibi.
Zaten beden algısı gibi bir tabir kullanmaya ihtiyaç duyuyorsanız bedeninizden bahsederken, bu zaten bedeninizde çok ayrı kalmışsınız, çok uzak
kalmışsınız demektir. Beden algısı değil de...
Bedeninizi deneyimlemek, kendinizi bir vücut olarak deneyimlemek, vücudunuza sahip çıkmak bütün hayatınızı değiştirecektir.
Neyi değiştirir? Her şeyi değiştirir açıkçası.
Çünkü her şeyden önce kendinizle olan ilişkinizi çok büyük oranda onarmış olursunuz.
Ve bu konuda terapiden, psikoterapiden her şeyi beklememenizi öneririm.
Psikoterapi bedenle ilişkilerimizi onarmak anlamında bir şeyleri anlamlandırmanın ötesinde...
Bazen çok da yardımcı olamıyor.
Bunun yerine bedeninizi hissedeceğiniz, o bedeninizle zihniniz arasındaki kopmayı birbirine bağlayacak aktivitelerde bulunmak çok iyi olabilir.
İşte yoga, plates, yavaş yapılan herhangi bir fiziksel aktivite sayabileceklerim arasında bu anlamda.
Bedenimize dönemememiz, duyumsayamamamız, vavşumuzla ilgili bize ne der?
Aslında buna da üç aşağı beş yukarı cevap vermiş oldum.
Kendimizden çok yabancılaştığımızı söyler.
Bedenimize dönememek.
Yani zaten beden olarak varız bu dünyada.
Başka bir şey olarak değil.
Ben şu anda ne derler görüyorum bedensel bir şey.
Kendi sesimi duyuyorum bedensel bir şey.
Oturduğum yeri hissediyorum yine bedensel bir şey.
Buna dönememek, dönemeyecek noktaya geldiyseniz kendinizden çok uzaklaştınız anlamına gelir.
Ama bu kadar altın çizdiğime bakmayın bundan muzdayıp çok insan var.
Çünkü çok uzun zamandır, yüzyıllardır bedeni arkada bırakmamız ve onun yerine zihnimize, mantığımıza yatırım yapmamız gereken bir söylemle jenerasyonlar boyunca
büyütürdük. O yüzden de kendinizi kötü hissetmeyin.
Şu an yazdıklarınız, bu sorular size yakın geliyorsa emin olun ki birçok insanın paylaştığı sorular bunlar.
Hocam yoga yapmadan olmaz mı bu iş?
Olur. Yoga bedeninizle sağlam ilişkiler kurmanın, deneyiminizi bir bütün olarak hissetmenin bence kral yollarından biri.
Ama az önce de söylediğim gibi yüzme böyle olabilir, koşu yürüyüş böyle olabilir, plates böyle olabilir.
Yeter ki yaptığınız şeyin içinde kendinizden nasıl yabancılaştığınızı fark edebilin.
Bunu fark ettikçe tekrardan bedeninize dönmenin yollarını bulabilin.
Bunun ötesinde birçok farklı yol var.
Açıkçası uzmanlığım olmadığı için de çok girip öneri vermek istemiyorum.
Ama var, onu söylemek isterim.
Ötekiyle her temasımızda ilk kurbanımız neden hep bedenimiz oluyor?
Az önce Aslı cevap vermiş bulundum.
Bu bir parça toplumsallaşma, sosyalizasyon sürecinin sonucu.
Ben bu videoyu çekiyorum, bu ses kaydını yapıyorum.
Video için giyineyim.
Şu anda bu odada kanlı canlı bir öteki olmamasına rağmen bir ötekine göre hareket ediyorum.
Ses kaydında keza aynı şekilde görmeyeceksiniz bile belki beni.
Bir şekilde toplumsal anlamda bazı beklentiler var.
Onların kökenlerine çok sosyolojik, antropolojik bir yerden yaklaşmak mümkün ama şimdilik oraya hiç dokunmamakta fayda var.
Ama evet, ötekiyle karşılaştığınızda ilk kurban bedeniniz olabilir.
Ve bizlere düşen de bunu fark edip bedenimize sahip çıkmaya devam etmek bir şekilde.
Psikosomatik hastalıklarla nasıl çalışır Valsu terapi?
İki soru gelmiş buna dair.
Bir kişi de daha Mörleponti üstünden sormuş.
Psikosomatik yakınmalar, herhangi bir şekilde fizyolojik, tıbbi anlamda sebebi bulunmayan çeşitli ağrılar, sızılar, kasılmalar, paralizasyonlar genel
anlamıyla uzun zaman ifade bulamamış, sistematik olarak yok sayılmış, görülmemiş deneyimlerin kendilerini ifade etme yöntemidir.
Bu konuda okuma yapmak, bilgilenmek istiyorsanız sizlere önerim Merleau-Ponty'e dönmeniz.
Ünlü Fransız fenomenolog Maurice Merleau-Ponty'e dönmeniz.
Birincil kaynakları okumak yine çok güç.
Ama Merleau-Ponty'nin çok güzel iki kavramı vardır.
Vücut bulmak ve tortulaşmak.
Biz öyle ya da böyle karşılaştığımız her şeyi Merleau-Ponty'e göre algılıyoruz.
Ama algıladığımız her şeyi fark edip...
Kelimelere dökme şansımız olmuyor.
Algının hızıyla zihnin hızı birbirine yetişmiyor maalesef.
İnsan olmanın bir parçası demek mümkün.
Ve bir şekilde farkındalık seviyesine ulaşmayan her şey tortulaşmaya kalıyor.
Ama bir kişi hayatı boyunca belli duyguları, belli düşünceleri, belli deneyimleri sistematik olarak çeşitli sebeplerle dışarıda bıraktıysa dev bir tortuya dönüşüyor
diye düşünün ve o tortulaşmak...
En nihayetinde hiç dile gelemiyorsa, dile gelecek bir kanal bulamıyorsa, kelimelerini bulamıyorsa bedensel bir sızı, bedensel bir ızdırap olarak kendini gösterebiliyor.
Bununla ilgili yapılacak en temel şey biri de işte streslenince mideme vuruyor demiş.
Konuşmak, bol bol konuşmak, terapiye gidip unutmayın ki katman katman çok büyük bir tortuyla karşı karşıyayız.
Ve onu katman katman açmak zaman alacak, zor olacak.
Beden algımız ile olan olumsuz ilişkimiz tüm ilişkilerimize ket vuruyorsa ne yapabiliriz?
Aslında yine aynı şey. Bedeninize baktığınızda ona bir nesne muamelesi mi yapıyorsunuz, bir özne muamelesi mi yapıyorsunuz?
Onu dışarıdan içeri mi algılıyorsunuz?
Dış bir göz olarak ona bakarak mı onu algılıyorsunuz?
İçeriden dışarı mı algılıyorsunuz?
Eğer içeriden dışarıya geçiş yapabilirseniz daha az ket vurduğunuzu fark edeceksiniz.
Vücudumuzu olduğu gibi kabul etmek için ne yapmalıyız?
Aslında üç aşağı beş yukarı cevap verdim.
Vücudunuzda daha çok vakit geçirmeniz lazım.
Bir şekilde onu daha çok çalışarak, onu daha çok hareket ettirerek, onu daha çok hissederek, ona daha çok dokunarak, onun farklı fonksiyonlarını daha çok keşfederek.
Başka yolu yok. İnsan bedenini yeterince sevmiyorsa bunun anlamına yine cevap vermiş bulundum.
Psikolojik ve bedensel dayanıklılık ve denge hep kol kola beraber midir?
Güçsüz yatırım yapılmayan bir vücutta dengeli ruhsallık mümkün müdür?
Yani buna bir parça kişisel bir parça uzman cevabı vereceğim.
Bence hayır. Yani bedenimize iyi bakmakla ruhumuza iyi bakmak çok kol kola ayrılmaz şeyler.
Birine iyi bakıp birini yok saymak, birine iyi bakıp...
Birine kötü bakmak gibi bir şansımız olamıyor maalesef.
Hatta biraz daha ileri gitmek isterim ki aslında bu beden-ruh ayrımını modern kafalarımızla yapıyoruz.
Öyle bir ayrım da yok en temelde.
Beden psikoloji, beden ruhsallık diye bir şey.
Bedende olan şey ruhsaldır, ruhsal olan şey her zaman bedenseldir aynı zamanda.
O yüzden kendimize belki de daha bütüncül yaklaşmamız gerekiyor.
Her anlamda. Bununla ilgili ileride farklı şeyler yazmayı veya farklı etkinlikler düzenlemeyi düşünüyorum ama şu kadarını söyleyeyim.
Bu ayrışmışlık, beden, zihin, işte vücut, duygu, o, bu hepsini toparlayacak şeyler yapmaya ihtiyacımız var.
Bedenime haksızlık yapıyorum, farkındayım ve yapmak istemiyorum ama yapıyorum.
Neden? Vardır bir sebebi.
Bedeniniz olarak, vücut olarak kendinizi ortaya koyamayışınızın, koyamamanızın sebepleri vardır.
Koyamayarak, kendinizi gizleyerek, kendinizi geride tutarak, kendi bedeninizi, vücudunuzu ikinci plana atarak bir şey yapmaya çalışıyorsunuzdur.
Onu anlamakta fayda var.
Kabul mü görmeyeceksiniz? Sevilmeyecek misiniz?
Toplumdan mı yabancılaşacaksınız?
Dışlanacak mısınız? Araştırmaya değer bir alan.
Bedenimizin sesine ve bize verdiği mesajlara nasıl kulak vereceğiz?
Belki de bu soruyla bu haftayı noktalandırmak iyi olabilir.
Çünkü sık sık Instagram'daki paylaşımlarımda da yazılarımda da işte kulak verin kulak verin işte o bir ses o bir mesaj vesaire diyorum.
Gerçekten bedeninizin sizi yönlendirdiği yere doğru gidin.
Yorgun musunuz?
Dinlenin. Dokunmak mı istiyorsunuz?
Dokunun, koklamak mı istiyorsunuz?
Koklayın. Bedeninizin sesine kulak vermenin yolu direkt olarak o sesin sizi nereye sevk ettiğini, nereye yönlendirdiğini
görebilmek. Burada ufak bir ayrıntı var.
O anda hemen oraya gitmek zorunda değilsiniz.
Belki hiç gitmek zorunda değilsiniz.
Ama nereye işaret ettiğine dikkat edin.
Bu haftaki sorular için çok teşekkürler.
Bu hafta burada durmamız gerekiyor.
Önümüzdeki hafta farklı bir konuyla cinsellikle tekrardan karşınızda olacağım.
Kendinize çok iyi bakın.
Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
