
Transkript
Dayanılma Safifliği Podcast'ine hoş geldiniz.
Yine ufak bir aradan sonra ilk bölümümüzde karşınızda olduğum için çok mutluyum.
Ben Ferhat Şakiçöz.
Bugünün konusu bir parça ağır bir konu.
Üstelik sizden de çok fazla sayıda soru gelen bir konu olduğu için birkaç bölüm boyunca işlemenin uygun olacağını düşündüm.
Kayıplar hakkında konuşacağız.
Kayıpları nasıl yaşadığımız, nasıl yaşamanın...
iyi olabileceğine dair konuşacağız.
Dilek olay sizlerden tamı tamına 80 soru gelmiş kayıplar hakkında.
Aslında 90'a yakın soru gelmişti ama işte alakasız sorular, tekrar eden sorular.
Biraz ayıklama yapınca 80'e kadar düşürebildim sayıyı.
Fakat anladığım kadarıyla çok konuşmak istediğiniz, bir şeyler duymak istediğiniz bir konu.
O yüzden kayıp meselesini 3 ayrı bölümde işleyecek şekilde bir planlama yaptım.
Umarım 3 hafta boyunca bu konudan ve benden sıkılmazsınız.
Gerçi sıkılıyorsanız o da bir şeye işarettir.
Temas edemeyişinize işaret olabilir.
Hayatınızın, bakış açınızın dışında tutmak istediğinize dair bir işaret olabilir.
Yine de tabii ki bütün benim söylediklerimin sizde uyandırdığı yankılar buna sıkılmakta dahil size dair bir şeyler anlatıyor.
Bunu söylemiş olmakla beraber bu bölümde 23 tane soruya değineceğim ve yavaştan başlamak isterim bu 23 soruya.
Birinci soru. Yıllarca ertelenmiş olan yaz nasıl tutulur diye biri sormuş.
Aslında yaz üzerinde o kadar büyük bir kontrolümüz yok biliyorum.
Psikoloji camiasından çıkmış bir jargon bu ertelenmiş yaz ve yaz tutmak.
Yaz tutmak çok psikolojiden çıkma dili aslında günlük dilin içinde var ama ertelenmiş yaz çok psikolojik bir kavram.
Bu ikisi farklı anlamlara gelebiliyor halk arasında konuşulduğunda.
Ancak bu kullanım tarzı yaz tutmak, ertelenmiş yaz aslında elimizde olmayan bir gücün elimizdeymiş.
hissini veriyor. Bir yanılsamaya, bir kandırmacaya doğru gidebilir.
O yüzden bir onları düzeltmekle başlamak isterim ki baştan hem bu bölüm hem de takip edecek iki bölümde bazı meseleleri düzgün bir yere oturtabilelim.
Yaz tutmak aktif yapılan bir şey değildir.
Heidegger azim ve akış ikileminden bahseder.
Hayattaki olguların bizden zaman zaman Değişmekle beraber farklı ikim, iki tutum talep ettiğini söyler.
Bazı olgularla ilgili azmetmemiz gerekir, bazı olguları akışına bırakmamız gerekir.
İşte bizden azim isteyen olgular bir okulu bitirmek olabilir, başarı elde etmek olabilir, çok çalışmak olabilir.
Ben yaparsam olacak, ben yapmazsam olmayacak diyeceğimiz olgular aslında azim olguları.
Akışı olguları ise...
Benden bağımsız, kendi içinde zamanı olan, kendi bir ritmi ve hızı olan olgular, vadesi olan olgular, ben ne yaparsam yapayım veya ne yapmazsam yapmayayım, kendi zamanında
gerçekleşecek olan olgular.
Yaz bir akış olgusudur.
Zaten kendinizi kayıbın akışına bıraktığınız takdirde yaz tutarken bulursunuz kendinizi.
Aktif, etken bir şey yapmanız gerekmiyor.
Fotoğraflara bakmanız, kendinize sürekli kayıbınızı hatırlatmanız, kendinizi eve kapatmanız gerekmiyor.
Ha, yaz sürecinde yolda giderken bunları yapmak içinizden gelebilir.
Tam olarak bu.
İçinizden gelmesi gerekiyor.
Yaz ve yasın size dikte ettiği eylemler.
Benzer bir şekilde...
Yası ertelemek de mümkün değil.
Daha doğrusu yası ertelediğimizde yasa bir şey yapmıyoruz.
Yasımızı tutmamak için, bu akışa kendimizi bırakmamak için, kayıbın getirdiği akışa kendimizi bırakmamak için dikkatimizi dağıtacak, odağımızı kaydıracak
başka şeyler yapıyoruz.
Kendimizi ilişkilere atabiliyoruz, farklı aktivitelere atabiliyoruz.
Bir an önce kendimi iyi hissetmem gerekiyor deyip...
kendimi başka bir yerlere doğru zorlayabiliyorum.
Yası aslında yasın akışına kendimi bırakmayarak erteliyorum.
Soruya geri döneyim.
Uzun bir başlangıç oldu ama bu iki olguyu tam bir oturtmak istedim.
Bunları oturtmadan sanki sonrasında yapacağım bütün vereceğim bütün cevaplar tam olarak yerine oturmayacakmış gibi geldi.
Bu açıdan baktığımızda yıllarca ertelenmiş yası tutmak için Kayıbın getirdiği akışa kendinizi bırakmanız gerekiyor.
Başka bir şey yapmanız gerekmiyor.
Ve kayıp zaman zaman kendini gösterecektir.
İnsan olmak demek kayıp, kaybeden, kayıpları olan bir varoluşa sahip olmak demek.
Kayıplar kendini gösterdikçe belli şekillerde sizleri bazı eylemlere sevk ettikçe birazcık onlara teslim olmakla alakalı.
Yas tutmak ister ertelenmiş bir yasın yasını tutun.
İsterseniz de taze bir kaybın yasını tutun.
İkinci soru. Hayatımızda var olmayan ebeveynin yasını tutmamış olmak bizi nasıl etkiler?
Güzel bir soru.
Birçok dinleyici şey diyebilir.
Hayatında yoksa zaten o bir kayıp değildir.
Onun bir yası yoktur diyebilir.
Tutulması en zor yaslar.
olmayan kişilerin yaslarıdır.
En zor yaslardan biri diyeyim.
Çok bir sıralama yapmak ağzımdan cümle çıkınca hoşuma gitmedi düzeltmek istedim.
Biri budur.
İhmal edilişimizin ve sahip olmadığımızın yasını tutmak oldukça zorlu bir şey.
Bizi nasıl etkiler?
Herkesi farklı şekillerde etkiler ama elde etmediğini size verilmemiş olanın Bir daha size verilemeyeceğinin yasını tutuyorsunuz.
Kaybettiğiniz şey o güne kadar almadığınız ilgiyi, sevgiyi, şefkati artık alma ihtimaliniz kalmayışı üzerine.
O ihtimali kaybedişiniz üzerine.
Zaten daha soyut, zaten hiç elinizde olmayan bir şeyin yasını tutuyorsunuz.
Bu çok farklı duygular ve deneyimler ortaya çıkarabilir.
Öfke ortaya çıkarabilir, pişmanlık ortaya çıkarabilir.
Kendinizi ve ötekini suçlarken kendinizi bulabilirsiniz.
Çok farklı yerlere gidebilir.
Üçüncü soru.
Birinin kaybını kabullenmekte zorlanmamız, yokluğu idrak etmekte zorlanmamızla ilgili soru işareti.
Aslında kayıp bir yok oluş değil.
Yine burada bir parça varoluşçu felsefeye dönmek isterim.
Malum varoluşçu birinden dinliyorsunuz bütün bunları.
Başka türlüsü olmazdı.
Şöyle tarif edebilirim.
Varoluşçu felsefe yokluktan bahsetmez.
Bir şeyler var olur, bizler var oluruz ve sonra bir noktada var olmayı bırakırız.
Var olmayı bıraktığımız noktada geriye daha önce kapladığımız alanın alan kadar bir boşluk kalır.
O yüzden birinin kaybını kabullenmek, bu arada buradaki kabullenme kelimesi de bence çok şüpheli ve tartışmaya açık ama şimdi tartışmayı açmayacağım.
Birinin kaybını kabullenmek en temelde geride kalan o boşlukla yaşamayı öğrenmekle alakalı.
O boşlukla yaşamaya kendimizi açmakla alakalı.
Bir zamanlar dolu olan o boşlukla yaşamaya Alışmakla alakalı.
Dördüncü soru.
Yalnızca sevdiğimiz insanların kaybı mıdır yaz?
Başarısızlıklarımız da zaman zaman yaz gerektirmez mi?
Sadece insanlar için yaz tutmayız.
Bu doğru. Sorunun birinci kısmına bu şekilde cevap verebilirim.
Sorunun ikinci kısmında ama şunu söylemek isterim.
Başarısızlık yazı tutulacak bir şey değil.
Başarısızlık çünkü kendi içinde bir olumsuzlama.
Ama başarısız olduğunuzda pek tabii bir şeyi kaybetmiş olabilirsiniz.
Tam olarak o kaybettiğiniz şey, yasını tutmanız gerekecek olan şey.
Örneğin işte o bir başarı elde etmek istiyorsunuz ve o başarıyı elde ettiğinizde hayatınızın belli bir şekilde değişip dönüşeceğini umut ediyorsunuz.
Başarısızlığınızla beraber umudunuzu kaybedebilirsiniz.
Bu daha majör, daha büyük bir...
Çerçevede pek tabii ki yaz tutulması gereken bir şey.
Gereken demiyorum ama yaz tutulabilecek bir şey.
Umudumuzu kaybetmek, hayallerimizi kaybetmek, hayattaki anlamlarımızı kaybetmek de bazen bizden yaz talep eder.
Beşinci soru.
Ghosting'de bir tür yaz sayılmaz mı?
Ghosting benim bildiğim kadarıyla iletişimde taraflardan birinin aniden iletişimi kesmesi.
Ve karşı tarafın ulaşma çabalarına negatif bile olsa olumsuz bile olsa bir cevap vermemesi.
Ghosting'de bir yaz sayılmaz mı emin değilim.
Ghosting yani yapan kişi o iletişimi sürdürmek istemiyor.
O ya da bu sebeple haklı ya da haksız sebeplerle.
O yüzden ghosting'in kendisi sadece bir eylem demek mümkün.
Ha ghosting'e uğramak.
Yaz sayılmaz mı?
Ghosting'e uğradığınızda tabii ki o ghosting'in genel çerçevesinde bir şey kaybetmiş olabilirsiniz.
O kaybettiğiniz şey pek tabii ki bir yaz ortaya koyabilir, bir yaz talep edebilir.
Ama baş başına ghosting yaz sayılır mı?
Ondan çok emin olamadım.
Belki soruyu tam anlayamadım.
Bir terapistin sürekli kendi kaybından Instagram'da bahsetmesi diye yazmış biri.
Okurken üstünden geçerken de çok dikkatimi çeken ve böyle çok rahat hissetmediğim yorumlardan biri de yorumun kendinde bir sorunu yok.
Yorumu gönderen kişide de bir sorunu yok.
Eğer yorumu gönderen kişi dinliyorsa lütfen üstüne alınmasın.
Tarif edilen davranış çok içimi gıcıkladı desem yeridir.
Yeri olur çünkü...
Biz terapistlerin, ben de Instagram kullanıyorum.
Muhtemelen Instagram üstünden haberdar olduğunuz bu podcastten de.
Biz terapistlerin Instagram kullanması 10-15 sene önce baktığımız gibi bir mesele değil.
15 sene önce zaten Instagram var mı demin değilim ama Instagram'ın ilk zamanlarında baktığımız gibi bir şey değil.
Instagram'ı terapistler çok faydalı, çok bilgilendirici şekillerde de kullanabilirler.
Fakat kullanırken bazı şeylerden bazı şeylere dikkat etmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Tabii ki Instagram'da paylaştıklarımızın kendi içimizden ve kendi hayatımızdan gelmesi onları farklı bir şekilde gerçek kılıyor.
Kendi içimizden ve kendi hayatımızdan gelmediğinde paylaştıklarımız çok böyle kuru.
Sadece bilgi paylaşmak için bilgi paylaşılmış havası verebiliyor.
En azından bana öyle geliyor.
Kendi hayatlarından yola çıkarak da bir şeyler paylaşması, kendi hayatlarından esinlenerek, ilham alarak bir şeyler paylaşması çok olabilecek bir davranış,
olabilecek bir sosyal medya kullanım şekli.
Hatta benim de birçok paylaşımım bu çerçevede.
Fakat yine de terapistler Instagram kullanırken, Instagram kullanmayı tercih ediyorlarsa ve Instagram kullanırken...
Bunu özenli yapmaları gerekiyor.
Sonuç olarak orada hala daha profesyonel kimliğimizle bulunuyoruz.
Profesyonel kimliğimiz aslında insanları kendileriyle karşılaştırmak üzerine bir görev atfediyor bizlere.
Bu görevi yerine getirirken kendimizden fazla bahsetmek fazla alan kaplamaktır.
O yüzden bir terapistin sürekli kendi kaybından Instagram'da bahsetmesi.
Burada sürekli kelimesinin altını çizmek isterim.
Ben olsam yapmam, yapmayacağım bir davranış diye toparlayayım.
Çok da meslektaşlarıma önermiyorum diyebilirim.
7. Hayatımı devam ettirebilmek için yastığımı erteliyorum.
Hayatın akışı içinde yastığımı nerede yaşayacağım?
Her yerde yaşayabilirsiniz.
Ve az önce tarif ettiğim...
Döngüye uygun bir soru olmuş.
Aslında hayatımızı devam ettirirken, ettirmek zorunda hissederken bunun içine kendimizi gömerek yaslarımızı erteleyebiliyoruz.
Yasları yaşamak için dediğim gibi yaslar aktif bir çabayla yaşanacak şeyler değil.
Arabada tek başınızdayken, toplu taşımadayken, akşam yatmadan önce sabah kalktığınızda...
Kendinizle baş başa kaldığınızda veya kaybınız üstüne biriyle konuşurken aslında yaşasınızı yaşayacak küçük alanlar açılıyor.
Ve yas yaşamak da böyle bir şey.
Yani kendimizi 3 ay boyunca yastı bir halin içine sokmak değil yas yaşamak, yas tutmak.
Zaman zaman kayıbın getirdiği deneyimlere açık durmakla alakalı.
O yüzden hayatınızı devam ettirmek, yaslarınızı tutmanın önünde...
Temel bir engel değil. Ama birçoğumuz bunu yapıyoruz.
Ve bence buradaki asıl mesele yası tutmamak.
Yası tutmaktan kaçınmak.
Yası tutmaktan kaçınmak için yası böyle derler.
Benim yas tutacak kadar vaktim mi var?
Benim yas tutacak lüksüm yok falan diyen birçok insan duymuşluğum var.
Onlar geldi bir anda gözümün önüne.
Yaz bir lüks değil.
Yaz gerçekten özel bir alan istemiyor.
Yaz sadece kendimizle temas istiyor.
Kendimizle temas ederken kaybımızla temas istiyor.
8. Doyasıya yası yaşamak ne demek?
Nasıl oluyor? Sevgiler demiş bir dinleyici.
Doyasıya yaşanır mı yaz?
Ondan emin değilim. Eğer ben böyle bir tabir kullandıysam bir yerde kendimle de çelişebilirim ve kendimi de şu anda bir...
Sorgulamayı alabilirim.
Yaz doyasıya yaşanmaz.
Yaz ağırdır.
Yaz tutması zordur.
Elle tutması zordur.
Böyle sıcak patates gibi bir şeydir.
O yüzden doyasıya hayal edemedim bir yazın doyasıya yaşanabileceğini.
Ama yaz tutabilmek, tekrar edeyim bu bölümünde birazcık ana mesajı bu olmuş olsun.
yaşadığımız kaybın bize getirdiği deneyimlere açık olabilmek açık olduğumuz sürece bunlara yazınızı yaşıyorsunuz demektir ama doyasıya yaşamak nedir
tekrar edeyim çok emin olamadım 9 yaz ve depresyon birbirinden nasıl ayrışıyor baya temel bir şekilde ayrışıyor yaz Kayıba
verdiğimiz tepki, kayıp karşısında yaşadığımız deneyimlerin toplamı, kayıpla alakalı yaşadığımız deneyimin toplamı.
Depresyon ise çok farklı tanımlar var.
DSM'ye göre başka bir yere gidebilir.
Vausut hepsi de başka bir yerden bakıyor.
Ama en nihayetinde depresyon düşük bir ruh hali.
Tabii ki yas tutarken daha düşük hissedebiliriz.
Enerjimiz düşük, isteğimiz düşük, arzularımız düşük.
Anlar, zamanlar, periyotlardan geçebiliriz.
Ama yaz illaki hüzünlü bir şey olmak zorunda değil.
Bazen yaz bize canlılık da getirebilir.
Bazen bize neşe de getirebilir.
Hatta bu konuda ufak bir toplumsal eleştiri yapmadan duramayacağım.
Yazda hep sumurtmamız ve hep kötü hissetmemiz gerekiyormuş gibi bir algı var.
Hiç ama hiç öyle değil.
Yası yaşarken keyifli anlarda yaşayabilirsiniz.
Kaybettiğiniz kişiyi düşünürken mutlu da olabilirsiniz.
O da yas tutmanın bir parçası.
Onuncu soru.
Valsu terapi yasla nasıl çalışır?
Geri kalan her şeyle nasıl çalıştıysa.
Danışanı kendi deneyimle karşılaştırmak üzere sorular sorar, yorumlar yapar.
Danışan kaybıyla nasıl ilişkileniyor?
O ilişki nasıl değişimlere uğruyor?
Nasıl dalgalanmalardan geçiyor?
Bunları anlamaya çalışır ve danışana bunları geri vermeye çalışır.
Danışanla beraber konuşmak ister bunları.
11. soru. Sağlıklı yaz nasıl yaşanır?
Yakınını kaybeden birine nasıl destek olabiliriz?
Bu iki ayrı soru.
Kişisel yazlarımız için ilk kısmını cevaplandıracağım.
Aslında daha önce söylediğim hatta birkaç dakika önce söylediğimi tekrarlayacağım.
Sağlıklı yaz yani sağlıklı diye bir şey var mı emin değilim ama ya yaz tutarsınız ya da yaz tutmazsınız.
Bu kadar basit. Yaz tutmak demek de o kaybın size getirdiği deneyimlere kendinizi açık tutmak ve o deneyimlerin...
Üstünüzden akıp geçmesine, sizi dönüştürmesine, sizi etkilemesine izin vermekle ilgilidir.
Yakınını kaybeden birine nasıl destek olabilirsiniz?
Bu soruyu bence bana sormamanız gerekiyor.
Yakınını kaybeden birine sormanız gerekiyor.
Çünkü genel geçer şu şekilde destek olursunuz, bu şekilde destek olursunuz diyebileceğim bir ortak destek paketi yok.
Altını çizmek istedim bunun.
Herkesin ihtiyaçları farklı oluyor.
Herkesin ihtiyaçları her an farklılık gösterebiliyor.
Yakınını kaybeden biri sık sık sizinle vakit geçirip kaybı üstüne konuşmak isteyebilir.
Öyle zamanlardan geçebilir veya tamamen kendi içine kapanıp yalnız kalmak isteyebilir.
Lütfen böyle birine destek olmak istediğinizde ona sorun ilk önce.
Senin yanında durmak istiyorum.
Sana destek olmak istiyorum.
Nasıl yapabilirim?
Neye ihtiyacın var? Konuşmak ister misin?
Seni kendi halinde mi bırakayım gibi gibi sorular çeşitlenebilir.
Yazısı nasıl yönetebiliriz?
Karnıma yumruk yemiş gibi oldum bu yönetim kelimesiyle.
Arkadaşlar şöyle biraz kendimizi daha az yönetsek falan diye bir isyan belirdi içimde ama isyanıma kapılmayacağım.
Sorunun devamını okuyacağım.
Yeni hayata entegre olurken bu kayıp duygusunu nasıl koyabiliriz?
Yasınızı yönetemezsiniz birincisi.
Yani yasınızı ertelemek için kendinizi başka aktivitelere ve hallere atarak yastan kendinizi uzaklaştırabilirsiniz.
Belki tek yönetim adına söyleyebileceğim şey bu.
Yani tabii ki kayıptan sonra hayatınız bir değişim geçiriyor ve hatta büyük bir değişim geçirebilir.
Baştan sona çok önemli birini kaybettiğinizde.
Hayatı paylaştığınız partileriniz, eşinizi kaybettiğinizde hayatınız baştan sona yeni bir form alabilir, kazanabilir.
Ama yeni hayatınız unutmayın ki kayıp üstüne kurulmuş bir hayat.
Kayıpla beraber ortaya çıkmış bir hayat.
O yüzden kayıp, kaybınız ve yasınız o yeni hayatın bir parçası.
Daha önceki hayatınız o insanın olduğu bir hayattı.
Şimdi de o insanın bıraktığı boşluğun olduğu bir hayat yaşıyorsunuz.
Bununla ilişkilenmek aslında yeni hayata tırnak içinde uyum sağlamak, ayak uydurmak.
13. soru sevdiklerimizi kaybetmekten daha az korkmak mümkün mü?
Yani sevdiklerimizi kaybetmekten daha az korkmak tabii ki mümkün.
Ama bu isteyeceğimiz bir şey mi emin değilim.
Tabii ki sevdiklerinizi kaybetme düşüncesi sizi paralize ediyorsa, çok korkutuyorsa, donduruyorsa o ayrı bir hikaye.
Ama genel anlamıyla birini kaybetmekten korkmak o insana ve o ilişkiye verdiğimiz değeri gösterir ya.
Kaybetmekten korkmak o ilişkiye verdiğimiz değeri gösteriyor ama kaybetmekten korkup o korkuyla...
Bütün eylemlerimizi şekillendiriyorsak belki orada daha büyük bir mesele var diyebiliriz.
İkisini birbirinden ayırt etmekte fayda var.
14. soru.
Ahiret inancı olmayan bir terapist inanan danışanlarının kayıplarıyla nasıl çalışmalı?
Ben bu ayrımı da duyunca böyle bir karnıma bir yumruk daha yemiş gibi hissediyorum.
Lütfen hani soruyu soran...
Bir şeyle suçladığımdan ötürü değil.
Lütfen sorularınızı, yorumlarınızı özgürce ve istediğiniz gibi iletin.
Ama şu ortaya çıkıyor.
Yumruk hissi nereden geliyor diye soracak olursanız şu ortaya çıkıyor.
Ne kadar kategorik, bölünmüş, ben başkayım o başka gibi bir yerden bakıyoruz.
Oysa ki kayıp kayıptır.
Ahiret inancı kaybı anlamlandırmak için sadece...
bir yoldur. Bir çerçevedir.
Ahiret inancı olan biri kaybını bu inanç çerçevesinden de anlamlandırır.
Ve tabii ki de o kaybı ve nasıl yaşadığını bu çok büyük oranda şekillendirir.
Ama sadece bununla yaşamaz.
Onun altını çizmek istemiyorum. Birinin ahiret inancının olması kaybı sadece dinin gösterdiği şekilde yaşayacağı yası sadece bu şekilde tutacağı anlamına
gelmez. O yüzden Varsu terapi tam da bu yüzden çok çok kusura bakmayın şimdi birazcık bir yönelim fanatikliği yapacağım ama Varsu terapi tam olarak
bu yüzden çok iyi bir terapi yöntemi.
Çünkü bu tip konularda bir değer yargımız yok Varsu terapistler olarak.
Benim ahiret inancımın olmaması Danışanla çalışmam babında zerre kadar önem taşımıyor.
Vavsute hepsi olarak benim amacım ve benim görevim amaçtan da öte danışanın getirdiklerini açmak, açtırmak ki danışan kendi deneyimiyle, kendi
hayatıyla, kendi inşa ettiği dünyayla karşılaşabilsin.
Danışan yaşadığı kaybı ahiret inancı üstünden anlamlandırarak getiriyorsa ben de bunu açtırmakla kalırım.
Benim ahiret inancıyla ilgili hislerim, duruşum, pozisyonum ne olursa olsun.
Vouchu terapide terapistin kendini paranteze alması gerektiği söylenir.
Terapistin varsayımlarını, deneyimlerini bir yere kadar paranteze alması gerektiği söylenir.
Tam olarak öyle bir andan bahsetmiş sanki bu soruyu soran kişi.
15. Ölüm ile ayrılığı...
Tarttılar ellidir hem fazla geldi ayrılık öyle midir gerçekten?
Çok güzel bir sözmüş bilmiyorum bu soruyu gönderen kişi mi bulmuş bunu yoksa ortakta olan bir sözlü de ben mi daha önce duymadım.
Ölümle ayrılığı tarttılar ellidir hem daha fazla geldi ayrılık öyle midir gerçekten?
Bence ikisinin farklı yarıkları ve acıları var.
ölümle kaybettiğimizde ona dair ihtimallerimizi yitirmiş oluyoruz.
Kaybettiğimiz şey ihtimaller.
Biri bizi terk ettiğinde orada kaybettiğimiz şey o insan, ilişki ve onunla beraber istenmediğimiz gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
O ilişki babında. Hangisi daha zor emin değilim.
Yani bu söze ben kişisel olarak katılırım.
Çünkü ölümle kaybettiğimde birini Yazısı ben tek başıma yaşayacağım.
Artık iki kişi değiliz orada.
Tek kişiyiz ve bu bana çok kişisel bir cevap veriyorum şu anda.
Bana daha güvenli geliyor.
Daha bilindik, daha rahat geliyor.
Kimisine daha zorlayıcı gelebilir.
O ihtimalle dışlamıyorum kesinlikle.
Öte yandan biri tarafından terk edildiğimde ve istenmediğimde orada hala iki kişilik bir hesap var.
Hala karşı taraftan alınması gereken cevaplar, alınabilecek cevaplar var.
Çünkü karşı taraf hayatta yaşıyor ve bir şeyler deneyimlemeye devam ediyor.
Bu söyleme kişisel olarak katılırım ama herkes katılır mı veya bu genel geçer böyledir diyeceğimiz bir prensip midir?
Ondan çok çok emin değilim.
Okey. 16.
soruya geçecek olursak.
Kaybın içinde kalabilmek için onu yok sayıp yük gibi taşımak sadece iki seçeneğimiz mi var?
Teşekkürler. Pardon.
Kaybın içinde kalabilmek ile onu yok sayıp yük gibi taşımak sadece iki seçeneğimiz mi var?
Teşekkürler. Kesinlikle iki seçeneğimiz yok.
Onun altını bir daha çizmek isterim.
Kayıp dediğimiz şey ve yas dediğimiz şey çok dinamik bir...
Dinamik bir olgu.
Kaybın içinde kalmak da yine böyle çok çabalı geliyor kulağa.
Tam aksine yaz kaybın getirdiklerini açık olmak, onun tatlı tatsız spontan şekilde farklı tezahürlerini göstermesine
açık olmakla ilgili bir şey.
O yüzden aslında seçenek açık o iki seçenek var diye indirgemek zorunda olacak.
Kaybın getirdiklerine açık olup kaybı yok saymak diye özetleyebilirim.
17. soru.
Ben olaylarla, kişilerle, şehirlerle vedalaşmakta çok zorlanıyorum.
Kabullenici bir veda nasıl mümkün?
Kabullenici bir veda ne demek diye sormak isterim.
Bu soruyu soran kişi keşke karşımda olsaydı.
Yani kabullenici bir veda hiç etkilenmemeyi hayal etmek mi?
Yoksa bir şekilde o derinden hissettiği hüznü, acıyı daha az hissetmek mi?
Başka bir şey mi?
Sonuçta hani eğer birine Bir olaya, bir kişiye, bir şehre veda ediyorsanız ve veda ederken çok buruk hissediyorsanız zaten kabullendiniz ve veda
ediyorsunuz, edebiliyorsunuz demektir.
Bazen şey gibi bir hisse kapılıyorum.
Bu soruyu soran kişiyi direkt töhmet altında bırakmak istemem.
Öyle bir yerden mi soruyor, deneyim nedir hiçbir fikrim yok ama bazen...
Kaybın ve yasın beraberinde gelen o ağırlığı ve yükleri azaltmak için böyle çok şık kavramlar ortaya atıyoruz, yaratıyoruz.
Ve sonra onların peşlerinden koşmaya başlıyoruz.
Kabullenici bir veda gibi örneğin.
Kabullenici bir veda nedir?
Hiçbir fikrim yok. Ama açık yüreklilikte söyleyebilirim ki ben de vedalaşmak konusunda çok zorluk yaşıyorum.
Vedalaşırken içim her zaman bir burkuk oluyor.
Anlayamadığım bir çok anlam yüklemediğim zannettiğim yerlerden ayrılırken bile anlayamadığım bir ufak bir karanlık bir sıkkınlık içimde olabiliyor.
Bu tabii ki bana dair bir şey anlatıyor.
Tam da dışarıdaki olay belki bana bir şey hatırlattı, vedalaştığım şey, kişi belki bana bir şeyler hatırlattı.
Çok araştırmaya değer, anlamaya değer.
Bunu anlamak veya araştırmak yerine deneyimimizi manipüle etmeye çalıştığımızda, ben bunu daha az hissedeyim demeye çalıştığımızda tam da kendimize
yabancılaştığımız o döngüye girmiş oluyoruz.
18 yasımızın bittiğini nasıl anlarız diye sormuş bir dinleyici.
Yasın bittiğini anlamazsınız çünkü yaslar bitmez.
Ama bununla beraber yaslar bitmez çünkü kaybettiğiniz şeyi, kişiyi kaybetmiş halde kalırız sürekli olarak.
Tekrardan geri kazanma şansımız olmadığı takdirde veya geri kazanmadığımızda.
Bu sebepten ötürü o kayıplarla beraber yaşamayı öğrenmek, o kayıplarla yaşamanın yollarını bulmak, kayıplarla yan yana dururken rahat ettiğimiz bir yer bulmak
çok önemli, çok değerli.
Bu anlamda düşündüğümüzde yasın gerçekten bir sonu yok.
Ama bu şu anlama gelmiyor.
Kaybettiğiniz, çok sevdiğiniz birini kaybettiniz.
İlk gün hissettiğiniz, ilk hafta hissettiğiniz, ilk ay, ilk yıl, ilk birkaç yıl hissettiğiniz acı aynı korlukta, aynı tazelikte, aynı kanırtıcı özelliğiyle orada olmayacak.
Dönüşecek, değişecek, farklı bir form alacak tabii ki de.
Ama farklı bir form alması veya daha rahat ettiğiniz bir yere varmış olmanız Yasınızın bittiği anlamına gelmiyor.
Yas, yaslı olmak adeta antolojik bir koşul.
Adeta insan olmanın vazgeçilmez bir parçası.
Belki bunu yüklenip yürümeye devam etmek önemli olabilir.
19. soru.
Anlamlı gelen şeylerin anlamını yitirmesi, süreçte baş edememe hali, çaresizlik.
Anlam bulunduğu gibi kaybedilen bir şey, yaratıldığı gibi.
İnşa edildiği gibi yıkılabilen bir şey.
Anlamlı bir hayat peşinde koşarken aslında kendimizi ister istemez ve kaçınılmaz bir şekilde o anlamları yitirdiğimiz bir hayatta da yaşamaya koşmuş oluyoruz.
O yüzden anlamlar yitirilir, kaybolur.
Ne oldu da baş edememe hali ve çaresizlik olarak tanımladığınız bir ruh halinde buldunuz kendinizi?
O anlamın hiç yok olmayacağını mı düşündünüz?
Öyle bir evlilik yaptınız ki hayatınız kurtuldu.
Bir daha ilişkisel anlamda kimseye muhtaç kalmayacaksınız.
Artık bambaşka bir sayfa açılıyor mu zannettiniz?
Hayallerinizin içini buldunuz.
Hep orada çok mutlu olacağınızı mı zannettiniz?
Genellikle anlamın yitirilmesiyle gelen...
Kayıp ve yaz hissi o anlama atfettiklerimizle alakalı oluyor.
Kalıcı bir kurtuluş, sonsuza dek bir düzelme vs.
vs. Biraz öyle bir gözle bakmanızı öneririm.
20. soru. Geçiyor mu?
Yıllar geçti sindiremiyorum.
Sanki patinaj çekiyormuşum hissi, süresi.
Yaz az önce söylediğim gibi biten bir şey değil.
Ama şekil değiştirmesi gereken bir şey.
Hep aynı korlukta, aynı içinizden kanırtma hissiyle, içinizden kanırtılıyormuşsunuz hissiyle hep aynı zorlukla ve ağırlıkla
kalmaması gerekiyor.
Sindiremiyorum demiş bu soruyu soran kişi.
Sindirememekten kastettiğini onu çok merak ederdim.
Belli ki zorlu, ağır bir deneyimin soyut cana olan adı.
Onu bir somuta indirgemek çok önemli.
Sindirememek, kabul mü etmemek, isyanda olmaya devam mı etmek, çok öfkeli olmak mı örnekleri çoğaltabilirim.
Örneklerin ne olduğundan bağımsız tabii ki bu kişinin ne kastettiği önemli.
21. soru.
Hem annem hem babamı kaybettim.
Neden benimkiler x kişininki...
Neden benimkiler neden x kişininki hala yaşıyor diye şikayet ediyorum demiş biri.
O kadar normal ki kaybettiklerimizi kabul etmek çok zor bir şey ve belki de bir ömür boyu sürecek bir şey.
Benimkiler öldü neden onunkiler yaşıyor.
kabul edemediğimiz anlardan, isyan ettiğimiz, öfkelendiğimiz anlardan biri olabilir.
Bu da aslında kayıba verdiğimiz bir tepki.
Yaz neydi?
Yaz bir şekilde kayıbın bizde uyandırdığı, oluşturduğu deneyime kendimizi açık tutmak.
Bazen o deneyimin bir parçası da bu şekilde öfkeli bir isyan şeklinde kendini gösterebilir.
O yüzden de böyle üstünü örtmek vesaire için değil ama gerçekten içimden hissederek söylüyorum ki böyle hissetmekte son derece normal, son derece olağan,
son derece insani.
22. soru.
Kronik hastalık sebebiyle senelerdir yaşanan ciddi derecede işlev kayıpları için tutulan yasa ne iyi gelir?
Yasa yani bu veya başka bir şeyin...
Başka bir kayıbın yasına yaşamak iyi gelir sadece yası.
Çünkü yası yaşadığımızda, yası yaşayabildiğimizde yeni koşullarımızla karşılaşma ihtimalini kendimize açık hale getiriyoruz.
Kronik hastalık sebebiyle işlev kayıplarında da bu geçerli.
Tabii ki de bunu yaşayan kişinin bu kayıp karşısındaki bütün deneyimleri hissedebilmesi gerekiyor yaşayabilmesi gerekiyor kendi hızında kendi hazır olduğu
şekilde kendi sırasıyla ancak bu şekilde kaybedilenin geride kalan boşluğu tam olarak görebildiğimizde içsel
anlamda tam entegratif bir şekilde hala elimizde olanları görebiliyoruz benim için artık sınırın ötesinde kalan şeyi görebildikçe Hala özgürlük alanımın
içinde olanı fark etme şansına sahip olabiliyorum.
O yüzden yasa ne iyi gelir?
Yasa, yası yaşamak iyi gelir.
23. soru ve bu bölüm için son soru.
Kaybettiğimizde kendimize acıma sarmalına girmemek için neyi hatırlatmalıyız?
Hatırlamalıyız olacaktı herhalde.
Bence kendimize acıma sarmalı kayıp veya yasla direkt ilintili bir şey değil.
Kendine acıma sarmalına girmeye teşne biri başka bağlamlarda, başka olaylar karşısında da kendini orada buluyordur.
Ve unutmayın ki kendine acıma bir kendini kandırmadır, bir kötü inançtır.
Sartırıcı bir kavram kullanacak olursam.
Bu açıdan bakmakta fayda var.
Kendime acıma sarmalına girdiğim noktada aslında etrafımda olup bitenle teması da azaltmış veya tamamen kesmiş oluyorum.
O yüzden de evet kendime üzülebilirim.
Kendime üzülmek de değil.
Üzülebilirim, öfkelenebilirim, isyan edebilirim.
Ama neden benim başıma geliyor sorusu.
Çok manidar bir soru değil.
Frankl bu soruyu çok böyle öfkeyle challenge eder diyecektim Türkçesini bulamadım.
Öfkeyle karşılar ve şey der yani neden benim ben diye soruyorsanız bir de neden ben olmayayım diye sorun.
Çünkü ikisinin de cevabı aslında yok.
Önümüzdeki hafta kaldığımız yerden...
Kayıp meselesiyle devam edeceğiz.
Kendinize iyi bakın.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
