
Transkript
Kendi Norma'nın Dayanılmaz Hafifliği podcastinin bir bölümüne daha hoş geldiniz.
Bu hafta sosyal medyaya dair sorularınıza cevap vermeye çalışacağım.
Yine çok zengin bir sürü soru iletmişsiniz.
31 tane soru var elimde şu anda.
O yüzden yavaştan konuya gireyim.
Konuya gireyim dedim sorularınıza geçmeden ama...
Bir ufak mesaj vermek isterim.
Aslında bölüm boyunca bir daha bir daha tekrar edeceğim bir mesaj bu.
Baştan bilmenizi dilerim.
Baştan duymanızı isterim.
Çünkü aşağı yukarı farklı bağlamlarda, farklı örneklerde benzer bir yere vardığımı fark edeceksiniz.
O yüzden onun adını baştan koymakta fayda var.
O da şu. Sosyal medya, kendi normalin dayanılmaz hafifliğinde okuduysanız, sosyal medya tek başına iyi ya da kötü bir şey değil.
Biz hayatımızda nereye konumlandırıyoruz, nasıl bir yere yerleştiriyoruz, nasıl kullanıyoruz?
Tam olarak sosyal medyayı iyi ya da kötü yapan bu.
Ve tabii ki de içimizdeki bazı iyi ve kötü ihtimalleri, iyi ve kötü potansiyelleri ortaya çıkaran da bir unsur sosyal medya.
Ve unsurlar ortaya çıktıkça, özellikle kötü olan unsurlar ortaya çıktıkça karşılaşmakta bir parça zorlanıyoruz.
Soru soran herkes olmasa da birçok kişi de öyle bir hisse kapıldım ki bu sadece soru soranlarla da sınırlı değil.
Çok sık gördüğüm, duyduğum bir şey.
Sanki bir şeylerin suçlusu olarak da sosyal medyayı göstermeye, sosyal medyayı ilan etmeye fazla yakınız.
Sosyal medyayı şeytan ilan etmeden evvel sosyal medyayla beraber bizim nasıl yanlarımız ortaya çıkıyor bence ona bakmakta fayda var diyeyim ve birinci soruya
geçireyim. Instagram'daki cafcaflı hayatlar bikinili fotoğraflar peki kendimize sahip çıkmak diye sormuş biri.
Instagram'daki cafcaflı hayatlar bikinili fotoğraflar ve 3 nokta sizin kendinize sahip çıkmanız konusunda ne bir engel ne
de bir yardımcı en temelde.
Gördüklerinize özeniyorsanız.
Bu sosyal medyaya dair bir şey anlatmıyor size dair bir şey anlatıyor.
Yine işte beden algısı üstünden birkaç soru gelmiş örneğin işte zayıf, kaslı, tırnak içinde aşırı sağlıklı bedenler ilginizi çekiyorsa onlar
gibi olmak istiyorsanız fakat işte aynada kendinize bakıp oradan uzak olduğunuzu fark ettikçe canınız sıkılıyorsa, kaygılanıyorsanız, depresif hissediyorsanız Bu aslında
o fotoğraflarla ilgili değil sizinle ilgili bir şey anlatıyor.
Tabii ki diyebilirsiniz ki gerek güzellik algısı, yakışıklı algısı olsun, gerek beden algısı olsun, gerek başka konularda dışarıdan hiç mi etkilenmiyoruz?
Çok etkileniyoruz.
Etkilenmemenin yolu o etkinin aslında tabiri caizse şifrelerini.
Yani şu anda ben bunu gördüm.
Ben de bir yankı uyandırdı.
Bu yankı bana dahil ne anlatıyor?
Nasıl bir ihtiyacıma işaret ediyor?
Ontolojik anlamda.
Bu minimalde çok cevap vereceğim için ikinci soruya geçiyorum.
Bunu birazcık da derinleştirme şansım olur diye düşünüyorum.
2. Bataklık gibi içine girip çıkamıyorum.
Geçirdiğim süreyi azaltmak için ne yapabilirim?
Yavaşça telefonunuzun tuş kilidini kapatıp bir kenara koyabilirsiniz.
Gerçekten bunu dalga geçmek için söylemiyorum.
Bunu birinci elden bunu deneyimleyen biri olarak söylüyorum.
Gün içinde çok fazla vakit geçirmiyorum sosyal medyada ama ne derler böyle girdap gibi içine çekildiğimi hissettiğim anlar çok oluyor ve yorgun hissediyorum.
Kafam boşalmış, içim boşalmış ama kötü anlamda böyle pis bir boşalma, pis bir boşluk hissiyle kalakalıyorum.
Direkt kendimden bahsediyorum şu anda.
Farazi bir örnek vermiyorum.
O halimi tanıyorum.
Oraya doğru gitmeye başladım.
Tamam yeter deyip.
Tuş giydiğini kapatıp telefonu yavaşça bir kenara koyuyorum.
Birazcık kendimizi tanımak nereye kadar iyi geliyor.
Çünkü iyi gelen tarafları da var.
Bir ısrar, kıyamet böyle kötü gelen taraflarından bahsediyoruz ama hiç şüphesiz iyi gelen tarafları da var.
Onları aldıktan sonra kenara koymakta gerçekten fayda var.
Veya diyorsanız ki bana iyi gelen hiçbir yanı yok.
Ki zannetmiyorum yani sosyal medyaya nihayetinde arkadaşlarımızdan haberdar olmamızı da sağlayan bir alan.
İlgi alanlarımızı keşfetmek işte onların hakkında daha farklı bilgiler edinmek için de bir alan.
Hani onun ötesinde böyle bizi boşaltan, bizi kurutan bir yere gittiğini fark ettiğimizde bir sınır koyabilmeyi başarmak da bize düşüyor maalesef ki.
3. Merhaba sosyal medyanın kıyas kültürünü beslemesi üzerine fikirlerinizi duymak isterim demiş bir dinleyici.
Bu soruya bir soruyla cevap vermek isterim.
Kıyas gerçekten bir kültür mü yani kıyas kültürü içinde mi yaşıyoruz şu anda?
Yoksa kendimizi kıyaslamak insan olmanın ontolojik varoluşsal bir tarafı mı?
Sıklıkla size böyle sorular soruyorum sonra da vahşi bir cevap veriyorum.
Buna çok net bir cevabım yok açıkçası.
Dediğim gibi dışarıdan gelen mesajların üstümüzdeki etkisini kesinlikle azımsamamamız gerekiyor.
Buna dair birçok bilimsel araştırma var.
Ama bir taraftan da bir kıyas kültürü içinde mi yaşıyoruz yoksa zaten kendimizi kıyaslamaya yatkın tarafımıza hitap eden bir ortamda mı yaşıyoruz?
Kendimizi kıyaslamaya yatkın tarafımızla tanışıp oradan mı bir şeylere müdahale etmemiz gerekiyor?
Şu an için cevabım ikisi de aslında.
Siz kendinizi kıyasladığınızı fark ediyorsanız orada yine aynı yere geleceğin bir ihtiyacınız var demektir.
Ama bu otomatikman gördüğünüz veya özendiğiniz şey olmak zorunda değil.
Bunun altını çizmek isterim.
Yani işte birilerinin çok...
Pahalı yerlerde tatil yaptığını, yaz günlerini de hazır geride bırakıyorken geçerli birçok kişinin ilişki kurabileceği bir örnek oldu.
Çok pahalı yerlerde tatil yaptığını, çok pahalı eşyalar kullandığını görüp bununla ilgili bir zorlanma yaşıyorsanız otomatikman siz de onu istiyorsunuz, ulaşamıyorsunuz.
Bakın bu kıskançlık, haset deyip işin içinden çıkmazdım, siz de çıkmayın.
Bir şekilde orada gördüğünüz ve özendiğiniz şeyler sizin için bazı anlamlara geliyor, bazı bir şeyleri sembolize ediyor.
Onları görmekle ilgili bir yatırım yapmaya ihtiyacımız var, bir hamle yapmaya ihtiyacımız var ki bu döngüyü her birimiz bireysel anlamda kırabilelim.
Sosyal medya etkisinden nasıl çıkabiliriz?
Dördüncü soru aslında buna da cevap vermiş oldum üçüncü sorunun içerisinde.
O etkinin bizdeki karşılığını keşfederek çıkabiliriz.
Ben kendimden bir örnek vereyim.
Bir şekilde işte bileniniz biliyordur sporla ilgileniyorum, koşuyorum, sörf yapıyorum.
Spordan sayılmaz ama işte düzenli bir yoga pratiğim var ve bir şekilde...
Çoğumuzun hissettiği birçoğumuzun en azından hissettiği işte bedensel karşılaştım işte onun bedeni ne kadar esnek ne kadar güzel gibi yerlere gittiğimi çokça gittiğimi
fark ettim. O noktada hemencik de olmadı bu tabii ki fark etmekte zaman aldı o zaman fark ettiğim şeyi anlamlandırmakta zaman aldı.
Neden bu görüntülere, bu bedenlere, bu esnekliğe, bu hareket edebilirliğe, mobiliteye çekiliyorum diye kendi içimde araştırdım da aslında benim hayatıma dair
bir şey anlattığını fark ettim bunun.
Çok hareketsiz kalmak iyi gelmiyor bana.
Çok sorumluluk altında ezilmek iyi gelmiyor bana.
Kısacası böyle akmama engelleyen her şey.
Akışım engellendiğinde yaşadığım frustration'a katlanma toleransım çok düşük.
Ve hareket edebilir olmak istiyorum.
Mobil olabilmek istiyorum.
Her an hareket etmesem bile.
Aynı şekilde kiloyla ilişkim de öyle.
Kilo aldıkça hareket kabiliyetim azalıyor ve ona katlanmak da çok zorlanıyor.
Bunları keşfettikçe çok farklı katman katman farklı yerlere doğru gitti.
Hem sosyal medya daha o yüzeyel etkisini üzerimde kaybetti hem de ben kendime daha bir şeyleri fark ettim.
Size de önerdiğim bu şekilde bir araştırma aslında.
5. Yetersizlik hissi yaratıyor daha fazla demiş biri.
Sosyal medya kesinlikle yetersizlik hissi yaratır.
Ama sadece yüzeyel bir yerden ilişkilenirseniz az önce örneğini verdiğim şekilde sizdeki yankılarını sizin içinizde oluşturduğu dalgalara yakından bakmazsanız yetersizlik,
kıskançlık, haset, öfke, dünyanın adil bir yer olmaması, insanları sahtekarlıkla suçlamak gibi İngilizce'de bitter feelings denir
böyle acı acı. Bir hislerle kala kalırsınız.
Kalıyoruz. Kendimi de dışında tutmayayım.
Bunun ötesi var.
Farklı bir şekilde ilişkilenmek mümkün.
İlişkilenmemek de mümkün bu arada.
Tabii ki onu da söylemek isterim.
Sosyal medya ontolojik bir koşul değil.
Varusal bir şart değil.
Sosyal medyasız da yaşamak mümkün.
Altıncı soru. Herkesin en iyi halleriyle var olduğu bir medya paylaşımlarda etkisine en yüksek anlara ait olunca neler oluyor?
paylaşımlarda etkisini en yüksek anlara ait olunca neler oluyor?
Bu buna da bu minimalde birkaç soru gelmiş yani.
Bir şekilde sosyal medyada sadece en keyifli, en güzel, en estetik anlarımızı paylaşmakla ilgili ben bununla ilgili çok bilmiyorum.
Benim cehaletim olabilir ve bundan atıyorum altı ay sonra bir yıl sonra sorduğunuzda ya çok yanlış şeyler söylemişim aslında şöyle diye Farklı bir cevap verebilirim ama ben bunda çok temelde
kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Yani en iyi anlarımızı paylaşmak isteriz.
Farklı motivasyonlarla tabii ki paylaşan açısından.
Farklı şeyler elde etmek için bunu yapmak isteyebiliriz.
Görenler olarak da o en iyi anlarla nasıl ilişkilendiğimiz, bizde nasıl yankılar uyandırdığı bize dair tabii ki bir şeyler anlatıyor.
O yüzden yine insanlar da ne kadar sahtekar.
Sadece mutlu oldukları en iyi anları, en güzel çıktıkları resimleri koyuyorlar.
Soruyu soran öyle bir yere götürmemiş ama...
Benim çağrışımım buraya gitti.
Ötekini ayıplamak ve bir şeylerle suçlamaktansa daha çok olup bitene yakından bakmak sanki daha sahip çıkmaya daha otantikliğe
yakın bir yer derim.
8. Pardon 7.
Sosyal medyadaki psikolojik gelişim farkındalık içerikleri.
Psikolojik gelişimi bize dayatıyor olabilir mi?
Bu ayrı bir konu.
Bununla ilgili ayrı bir podcast bölümü yapabilirim.
Ama yaparsam da meslektaşlarımın tarafından ne kadar taşa tutulurum emin olamıyorum.
Ama yine de soru gelmiş ve soru gelmişken de bir iki şey söylemek isterim.
Birçok meslektaşımın sosyal medyayı kullanma şeklini beğenmiyorum.
Etik açıdan sorunlu buluyorum.
Etik açıdan sorunlu olmasa bile bir şekilde iki boyutlu karton, bilgiler gerçek ve doğru olabilir.
Yanlış bilgi paylaşımını ayrı bir yere koyuyorum bu arada.
Etik anlamda sorunlu dediğim kısım o.
Doğru bilgiler olsa bile böyle iki boyutlu kartondan manasız şeylerle doluyor etraf gibi geliyor.
Tabii ki de meslek ruh sağlığı çalışanları, uzmanlarının bu platformları bilgi paylaşımı için doğru ve etkin kullanmasının olumlu anlamda büyük bir
potansiyeli olduğuna inanıyorum.
Ama bunun için bir parça daha dikkatli ve temiz olmamız, temiz kullanmamız, temiz bilgi paylaşmamız gerekiyor.
Ben şahsen kendi sosyal medya kullanımlarımı, paylaşımlarımı profesyonel anlamda bu çerçevede yapmaya çalışıyorum.
Ama haklısınız ki bir şeyler oturmuyor diyeyim.
Tam ben de şu anda yanlış anlamayın kendimi sansürlemiyorum ama tam adını koyamadığım için biraz duraksayarak konuşuyorum.
Bir şeyler oturmuyor, bir şeyler iyi gitmiyor diyebilirim.
Dışında dediğim gibi yanlış bilgi paylaşanlar, son derece yargılayıcı, yaftalayıcı perspektifler, görüş açıları sunanlarla ilgili zaten olmaması gereken bir şey
çok üzücü. 8.
Dikkat çeken düşman çeker fikrine katılır mısınız?
Bunu geniş bir versiyona katılırım.
Dikkat çeken... Bir ilişkilenme çeker derim.
O ilişkilenmelerin bir kısmı düşmancı olabilir, bir kısmı dostane olabilir ama kendimizi her ortaya koyduğumuzda ötekinin etkisine ve ötekinin darbesine
açık bir yere de kendimizi koymuş oluyoruz.
Zaten kendimizi ortaya koymakla ilgili en büyük çekince ve en kaygı uyandırıcı şeylerden biri de tam olarak bu.
9. soru. Her seferinde mutlu anın bana kalsın paylaşmayacağım deyip o zaman gelince dayanamamak.
Bir ikilemden bahsediyor sanki bu yorumu bırakan kişi.
Bir taraftan o anları kendine saklamak istiyor.
Bir taraftan da paylaşmak istiyor.
Siz de böyle şeyler yaşıyorsanız veya bu yorumu bırakan kişi dinliyorsa şu anda bu bölümü.
Bu iki tarafı ayrı ayrı araştırmak önerim olacak.
Bana kalsın diyen yanınızın ihtiyacını neler dile getiriyor?
Neden size kalsın?
Size kalınca ne olacak? Neye dönüşecek o?
Paylaşmak isteyen tarafınızın ihtiyaçları ne?
Neye ulaşmaya çalışıyor?
En nihayetinde yüzü nereye dönük?
Bunları birazcık araştırdığınızda eminim ki bu bir ikilem olmaktan çıkacaktır.
Bu arada ikisi de son derece geçerli ve iyi seçenekler.
Mutlanlarınızı kendinize de saklayabilirsiniz.
Etrafta da sosyal medyadan paylaşabilirsiniz.
Yeter ki siz ne yapmak istediğinizin farkında olun.
10. Sosyal medya için yaşıyor gibi hissetmek.
Sosyal medyada paylaşılmayan anı değerli görmemek çok üzücü tabii.
Yani hayatın merkezi sosyal medya paylaşımları olduğu vakit gerçekten üzücü bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Bunu yine yazın son günlerini yaşıyoruz malum.
Yazlık yerlerde çok görüyorum.
İnsanlar gördüğümü düşünüyorum.
Bilmiyorum tabii insanların zihnini okuyamıyorum ama işte bir mekana gidiyorlar.
O mekanın keyfini çıkaracaklarını, arkadaşlarıyla paylaşacaklarını, orayı yemeklerin onun bunun keyfini çıkaracakken bir şekilde paylaşımlık fotoğraf çekmek
üzerine böyle devasa şeyler olup.
Bitiyor işte. Foça'da ailemin bir evi var.
Orada çok vakit geçiriyorum.
Çok güzel bir kasaba.
Çok fotojenik de bir kasaba bir taraftan.
Kimse kasabanın tarihiyle ilgilenmiyor, kimse oradaki hayatta ilgilenmiyor, kimse orada nasıl insanlar yaşıyor bununla ilgilenmiyor, merak etmiyor.
O evler nasıl yapılmış, taş evler var merak etmiyor.
Herkes taş evlerin ve kapıların önünde fotoğraf çektirme peşinde gibi geliyor bana.
Dediğim gibi bu benim tabii ki ön yargılarımla bezeli fikrim.
Ama şunu söyleyebilirim ki...
Sosyal medyaya çıkan vardır geri kalanı yoktur sosyal medyaya koyuyorsam varım yoksa yokum gibi bir yere evrildiyse sizin için sosyal medya kullanımı gerçekten
de kendi hayatınızı ve varoluşunuzu değil iki boyutlu çok bir boyutlu yaşamaya başlamışsınız demektir.
Tekrardan bir bir şeyleri gözden geçirmenin vakti gelmiş olabilir.
11. soru, zihnimizi bulandırdı ve çabucak her şeyi tüketmemize neden olabilir mi?
Az önce aslında bölümün başında kendime dair paylaştığım deneyim de tam bununla alakalıydı.
Benim çok zihnimi bulandırıyor örneğin.
Çabucak bir şeyleri tüketmemize neden oluyor mu?
Olabilir, olmayabilir. Çok emin değilim ondan.
Ama bu kadar yoğun bilgiyle karşılaşınca ve böyle hiç...
dibini görmediğimiz bir bilgi akışıyla karşılaşınca tabi ki bulanıyoruz tabi ki dikkatimizi toplayamıyoruz geçenlerde bir derste bundan bahsettim işte her dönemin bir moda
tanısı oluyor bu döneminde moda tanısı dikkat bozukluğu ve hiperaktivite ayrı veya bir arada bir paket halinde bence bu kadar dikkat konusunda zorluk çeken insan sayısının
artmasının nedeni de odaklanacak bir alan açmayı bıraktık kendimize sosyal medyada bunun çok ete kemiğe sosyal medya tüketimi daha doğrusu bunun çok ete kemiğe büründüğü hallerden
biri o yüzden zihninizi bulandırmaya başladığını görüyorsanız boş boş bakıyorsanız sürekli sayfa yenileyip neye baktığınızı bile fark etmiyorsanız gerçekten de telefonunuzu
Usulca kenara koymanın en azından birkaç saat için en azından o an için hatta sürede vermeyeyim vakti gelmiş demektir.
12. soru gerçek hayat ıskalıyormuş yeni bir alemde var oluyormuş halinden sıyrılmak nasıl mümkün olur?
Bunu paylaşan olarak mı tüketen olarak mı izleyen olarak mı sormuş kişi bilmediğim için iki taraftan da cevap vereyim.
Paylaşan olarak gerçek anlarınızı koyun gerçek hayatınızı yansıtsın.
Ve gerçekten paylaşmak istediklerinizle paylaşın.
Sosyal medya bu anlamda bir sürü araç sunuyor hepimize.
Tüketen olarak da, izleyen olarak da gerçek hayatta karşılığı olan şeyleri takip edin.
Sonuçta sosyal medya evet bize algoritmalar vesaire bir şeyleri dayatıyor ve kesinlikle orada bir manipülasyona uğradığımız gerçeği var.
Ama bununla beraber...
Akışımızda karşımıza neyin çıktığı üzerinde de bir kontrolümüz olduğunu unutmayın.
Ve siz en çok ne tüketirseniz neyi izlerseniz onun benzer şeyler karşınıza çıkacak.
İlgi alanlarınızla ilgili hobilerinizle ilgili şeyleri takip ederseniz bir şekilde sizi size yaklaştıracak şeyleri takip ederseniz.
Kısacası sosyal medyada gördüklerinizde gerçek hayatınız arasında bir ilişki varsa sosyal medyada gerçek hayatınızla alakalı şeyler.
izler tüketirseniz o zaman yeni bir alem kopuk bir alem boş bir alem kendinize yabancılaştığınız bir yer olmaktan çıkabilir en azından kişisel anlamda ben bunu yapmaya çalışıyorum ve bir
yere kadar başardığımı da hissediyorum deneyimden yola çıkarak ilettiğim bir şey çok böyle farazi ne derler soyut bir yerden dile getirmiyorum bunları 13.
soru. Ötekinin bu kadar üzerine oynanmış şekilde görmek çok ürkütücü.
Ürkütücü mü bilmiyorum. Yani kendini oynayıp koyanın meselesi kendini o kadar oynayıp koyması.
O oynanmış görüntü...
beni çeken bir şey varsa dediğim gibi bu bana dair bir şey anlatıyor ben o kadar sosyal medya çok sahte bir yer sanal dünya bir de gerçek dünya sanal dünya şu anda bu podcast
da sanal dünya ben size soyut soyut böyle entelektüel entelektüel bilgiler veriyorum bir uzmanlığım olduğunu iddia ederek böyle ayrışmalar böyle ayrıştırmalar yapmanın bir şeyleri anlama yolunda önümüzü
tıkadığına hep inanmışım sadece bu örnekte değil Bu konuda da yapmamakta fayda var diye düşünüyorum.
Nacizane. 14.
soru. Instagram'a fazla yatırımın üzerimdeki etkileri neler olabilir?
Emek, zaman, enerji gibi.
Çok kişisel bir soru.
Ben size sorayım neler olabilir diye.
Beslenebilirsiniz. Beslendiğiniz yanları vardır diyeyim.
Keza aynı şekilde sizden bir şeyler alıp götürdüğü yanları da vardır.
Daha tükenmiş hissettiğiniz yanları da vardır.
Bir bakın. Ve tabii şey çok önemli yani.
Yatırım kelimesini kullanmış soruyu soran kişi neyi yatırıyoruz?
Kaynaklarımızı yatırıyoruz. Örnekler yazmış kaynaklara dair burada emek, zaman, enerji.
Unutmamız gerekiyor ki nasıl ki dünyanın kaynakları sınırlı bizim kendimize ait veya ruhsal kaynaklarımız da sınırlı.
Zamanımız sınırlı, emeğimiz sınırlı, enerjimiz sınırlı ve ben bunu mu yapmak istiyorum bunlarla?
Bu soruyu sormakta fayda var.
Bu sorunun cevabı evet ise yapmaya devam edin.
Ne kadar güzel. Demek ki beslendiğiniz bir şey var demektir.
Ama ve lakin sizden alıp götürdüğü daha fazlaysa o zaman tekrardan bu kaynakları nereye yatırmak istediğinize dair düşünmeye
başlamakta fayda olabilir.
15. soru.
Hiç kullanmayan insanlarda farklı bir huzur seziyorum ve açıkçası biraz özeniyorum.
Bu biraz tavuk yumurtadan yumurta mı tavuktan hikayesi.
Doğrudur hani bilinçli olarak set koymuş insanlar daha kendi merkezinde gibi görünüyor olabilir.
Zaman zaman ama bir şeylerden çekindiği için de bu mecraya girmemek de söz konusu olabilir.
O yüzden her bu mecraları kullanmayan kişi sağlıklıdır, huzurludur, kendiyle barış içindedir gibi.
Bu yorumu yazan kişinin öyle bir şey iddia ettiğini söylemiyorum ama laf oradan açılmışken ben devam ettireyim.
Öyle bir iddiada bulunmanın biraz fazla büyük olacağını düşünüyorum.
Ve yine seçim sizin.
Siz de hiç kullanmayan bir insana dönüşebilirsiniz.
Bilinçli kullanan birine dönüşebilirsiniz.
Kendini içinde kaybeden birine dönüşebilirsiniz.
Sizin seçiminiz, benim seçimim, bizim seçimimiz bu.
16. soru. Instagram'da uzmanlarla ilgili paylaşım yapmıyorsan yetersiz ve değersiz algılanıyorsun sanki.
Uzmanlarla ilgili paylaşım yapmıyorsan kısmını çok anlamadım.
Ben kişisel sosyal medya hesaplarımda hiç uzmanca olmayan son derece...
Geyik, günlük, sıradan şeyler paylaşıyorum.
Hiç de yetersiz ve değersiz algılandığımı düşünmemiştim.
Kendimden yola çıkarak bir örnek vererek cevap vermiş oldum.
Yine burada acaba nasıl bir etkileşim oluyor?
Siz nasıl bir niyette bunları paylaşıyorsunuz?
Karşı taraf nasıl algılıyor?
Karşı tarafın nasıl algıladığını siz nasıl algılıyorsunuz?
Çok karşılıklı bir transaksiyon ve katman katman bir alışveriş var.
Onu anlamaya çalışmakta fayda olabilir.
17. soru sadece sayfa yenileme yapma ihtiyacımız nereden gelmektedir?
O kadar çok vakit kaybediyorum ki asık yüzlü bir smiley ile beraber gelmiş bu soru ve yorum.
Kafamızı boşaltmak diyeceğim ama kafamızı boşaltmanın yine daha iyi çağrışımları var.
Biraz daha olumsuz bir yerden dile getireyim.
Kendimize hayatı uzaklaşmak için.
Varoluşçu kelimelerle ifade edecek olursam otantik olmamak için sürekli sayfaları yenileyip ne baktığımızı bile anlamayacak noktaya gelecek kadar sürekli bir akışa kendimizi maruz bırakıyoruz.
Hayatınızın geneline bakın.
Ne oluyor da dakikalarınızı, saatlerinizi ve toplamda günlerinizi bir küçücük ekrana ve bir akışa kilitliyorsunuz.
Bunu yaparken neleri yapmamış oluyorsunuz, nelerden uzaklaşmış oluyorsunuz?
Bakmakta fayda var.
18 ve 19. sorular biraz daha zorlu sorular.
Umarım hakkıyla ve haksızlık yapmadan cevap verebilirim.
18. soru, bazen toplumsal sorunların çevrim içi paylaşımı, eylemsel sorumluluğu atmada bir tür mastürbasyon gibi geliyor demiş bir dinleyici.
Buna katılıyorum.
Ama bununla beraber kamuoyu oluşması ve de toplumsal hareketler için sosyal medyanın rolünü de azımsamanın veya rolü olmadığını iddia etmenin, bu sadece işte bir kendimizi
rahatlatma alanı, sadece bir rahatlatma alanı demenin de tehlikeli olduğunu düşünüyorum ama doğrudur ki birçoğumuz bir şekilde...
Konu rahatsız olduğumuz veya toplum tarafından hassas olmamız gerektiği söylenen konularda paylaşımlar yapıp sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi iddia edip bir rahatlama
yaşıyor olabiliriz. Bu rahatlamaya da ama ihtiyacımız var.
Onu da altına çizmek isterim.
Tabi burada çok grift bir yere doğru gidiyoruz ve çok bireysel farkların.
olduğu bir yere doğru gidiyoruz.
Dediğim gibi sosyal medya paylaşımları üzerinden fark yaratan çok insan tanıdığım gibi özellikle işte hayvan hakları işte köpek sahiplendirme camiası daha benim yakın
olduğum daha yakından takip ettiğim taraflar yani sırf sosyal medya ve iletişimle bazen bir köpeği hiçbir fiil görmeden bir yerden alıp kurtarıp
Çok iyi bir eve sahiplendirmek de mümkünken evet doğrudur ki bazen böyle işte çok nasıl söylesem çok jenerik, çok sıradan, çok banal, içi
boş paylaşımlar yapıp kendi kendimizi rahatlatıp hayatımıza da devam edebiliyoruz.
Yine neyi, niçin ve nasıl yaptığımız konusunda bir parça daha bilinçli olursak belki farklı bir yaklaşım geliştirmek de mümkün olabilir.
Dediğim gibi 19. soruda görece daha zorlu sorulardan biri.
Depremde Hatay'da bizim hayatımızı çökerten bazılarının mutlu foto paylaşması üzdü dedi demiş bir dinleyicim.
Üzer, üzülürsünüz.
Hatta ben bu yorumu yapan kişi böyle bir şey yazmamış ama biraz daha genişletmek isterim.
Bu kadar zorlu bir süreç yaşamışken ki yaşamışken demek...
Demeye bile çekiniyorum çünkü yaşamaya devam ediyorsunuz, birçok insan devam ediyor.
Bir yerlerde hayatın normale döndüğünü görmek, insanların mutlu olduğunu görmek, işte tatiller, yemekler bunları görmek kalbinizi kırar, üzer, öfkelendirebilir.
Demiyorum ki hayat normale dönmesin, ateş maalesef düştüğü yeri yakıyor ve ben de kendimi o gruba koyabilirim.
Afet alanının dışındaysanız bir süre sonra normal hayata dönüyorsunuz, dönmeye ihtiyaç duyuyorsunuz, duyuyoruz ve hassasiyetimizi yitiriyoruz.
Hassassız kalarak yaşamaya devam etmek mümkün değil maalesef ki.
Ama bu hayatı normale dönenleri savunuyor gibi kulağa gelmek istemem.
Bu olduğu gibi bunun birileri için yaralıyıcı olması da çok doğal.
Ve çok insani. Ve çok farklı duygular uyandırması da çok, çok beklendik.
O yüzden hani her ne yaşıyorsanız sosyal medya üstünden, her ne yaralanma yaşıyorsanız üzgünüm.
Bu kadarını söyleyebilirim.
Bu arada önümüzde birkaç bölümde bu zorlu konulara gireceğiz.
Kayıptan bahsedeceğiz, travmadan bahsedeceğiz.
Birazcık da oraların alanına girdiği için şimdilik burada durayım bu paylaşımla ilgili.
Ama dediğim gibi sadece size karşı suç işlemiş, hayatınızı çökertmiş insanların mutlu fotoğraf paylaşması zaten öfkelendirir, üzer, her şeyi yaşayabilirsiniz.
Ama onun ötesinde birilerinin tanımadığınız, etmediğiniz veya biraz tanıdığınız, yaşadığınızda bir suçu olmadığını bildiğiniz birilerinin de, Hayatına
devam ettiğini görmek yaralıyıcı olabilir onu eklemiş olayım.
20. soru sosyal medyanın az yaygın olduğu geçmiş yıllarda ilişkiler neden daha köklü değerli ve sağlıklıydı?
Bu bir efsane.
Tabii ki siz öyle deneyimliyorsanız sizin için efsane değil onu söyleyeyim.
Bireysel anlamda deneyiminiz bu yöndeyse bu bir efsane değil.
Böyle bir deneyimiz olmamasına rağmen böyle bir klişeye çok sık başvurabiliyoruz.
Eski yıllarda ilişkiler daha derindi, daha sağlıklıydı, daha köklüydü.
Tabii şimdi tam benim de jenerasyonum böyle sosyal medya öncesinde bol sosyalliği olan...
bir jenerasyonun.
Ben bir yandan sosyal medyanın çıkışına da tanıklık etmiş ve sosyal medyayı da etkin kullanmayı keşfedebilmiş de bir jenerasyon.
Benim jenerasyonum böyle iki tarafı da görebilmiş bir grup.
Şeyi söylemek istedim yani sosyal medya üzerinden de çok köklü ve sağlıklı arkadaşlıklar, ilişkiler kurulabilir.
Keza olan ilişkilerinizi sosyal medyada besleyebilir.
Otomatikman sosyal medyayı bir sosyal aşınmayla suçlamanın ne kadar işimize yarayacağından emin değilim ha sizin bireysel deneyiminiz bu yöndeyse gerçekten
de sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz nelerle karşılaşıyorsunuz karşılaştıklarınız sizde nasıl yankılar uyandırıyor uyanan yankılar size daha ne anlatıyor gibi bir soru dizisi üstünden kendinize
bakmakta fayda olabilir birçok şey göreceğinize eminim 21.
soruda biraz bu 20.
soruyla ilişkili sosyal medya FOMO'ya fear of missing out kaçırma korkusuna bağlı anksiyeti kaygıyı artırıyor mu diye sormuş biri.
Ben de artırmıyor şahsen artıran varsa.
Zaten hani sosyal medya olmasaydı bir arkadaşınızdan bir şey duyduğunuzda yine FOMO yaşayacaktınız, kaçırma korkusu yaşayacaktınız.
Zaten kaçırma korkusuyla sürekli insanların ne yaptığını merak ediyor olacaktınız.
Sizde uyandırdığı dalga, bir şeyleri kaçırma korkusu ve buna bağlı bir kaygı ise bu size dair bir şey anlatıyor.
Bakın sosyal medya bizdeki potansiyelleri uyandırıyor, daha altın çiziyor, açığa çıkartıyor.
Kökü bizde olmayan bir şeyi ortaya çıkaramaz sosyal medya.
Ha tabii ki ortaya çıkışında daha derinden yaşamamızda bir payı olması nedeniyle sosyal medyayı suçlayabiliriz.
Doğrudur. Ama kökü bizde olan şeyler bunların hepsi.
Benim kaçırma korkum yoktur bir şeyleri kaçırma korkum.
Neye bağlı bilmiyorum gerçekten de.
Veya daha iyi bir konum olduğunda iddia etmiyorum.
Bence bir parça daha olsaydı kendi adıma konuşayım biraz daha hayatla sıkı bağlarım olurdu.
Ama kaçırma korkum yoktur ve bende böyle bir şey uyandırmıyor.
Sizi de uyandırıyorsa kaçırma korkusu size dair bir şey anlatıyor.
Buna yakından bakmakta fayda var.
Gelelim 22. soruya.
Sosyal medya ve genel olarak akıllı telefon kullanımı, kitap okuma, odaklanmamı neden baltaladı diye sormuş bir dinleyici.
Az önce bir parça cevap vermiş bulundum.
Eminim ki bilgisayar psikolojiyle ilgilenen, nörobilimle ilgilenen meslektaşlarım daha iyi cevaplar verir.
Fakat dikkatle ilgili bir şey gözden kaçıyoruz.
Belki de onu hatırlatabilirim.
Ve bu hatırlatacağım şey benim uydurduğum bir şey değil fenomenolojik yöntemi geliştiren Edmund Husserl'in aslında ortaya koyduğu bir şeydir.
Burada aynısını bir şekilde fenomenolojik yöntemi şu anda anlatmayacağım korkmayın.
Burayı bir bağışçı terapi dersine çevirmeyeceğim.
Fakat şunu söylemek isterim işte psikoterapide fenomenolojik yöntemle çalışmak istiyorsak gerçekten böyle çok sivri keskin bir dikkatimiz olması gerekiyor.
Şunu da aklımızda bulundurmamız gerekiyor.
Dikkat dağılan bir şey zaten her zaman.
Mesele olan ne kadar sık dağılıyorsa dağıldıktan sonra ne kadar sürede dağıldığını fark ediyoruz ve toparlamak için ne kadar güç bulabiliyoruz kendimizde.
Dikkat döngüsel bir şeydir.
Dikkat toplanır, dağılır, dağıldığını fark ederiz sonra geri toplarız.
Ve aynı şekilde bu döngü tam da böyle vücuttaki kaslar gibi çalıştırıldıkça Güçlenen üzerinde hakimiyetimizin güçlenebileceği bir döngü.
O yüzden dikkat konusunda bir parça daha bilinçli olursak zaman içerisinde tekrardan eski performansımıza kavuşmak veya daha iyi bir yere varmak da mümkün
olabilir. Özellikle fizyolojik boyutta büyük bir sıkıntı yaşamıyorsanız.
Kendimden yine yola çıkarak bir örnek vermek istedim.
Sosyal medya, bilgisayar, sürekli akış benim de çok fazla dikkat süremi kısalttı.
Kitap okumada çok bölünür hale geldim.
Ve şimdi kendimce bazı şeyler deniyorum.
Kitabın o bölümü bitmeden başka şeyle ilgilenmemek.
Aklım kayıyorsa hemen fark edip kendimi kitaba geri getirmek.
10 dakika okuyup, 15 dakika okuyup sonra...
Bir telefonuma bakıp sonra tekrar bir 15 dakika daha okumak.
Çok yapılandırılmış bir müdahale içindeyim aslında kendimle ilgili.
Bir şekilde böyle dikkatimizi hızlıca çeken, parlak ama ona baktığımızda da hızlıca dağılan imajlara, resimlere maruz
kalıyoruz sürekli. O yüzden de dikkatle ilişkimiz değişti gerçekten de.
O ilişkiyi dönüştürmek...
En azından bir kısmımız için hala elimizde bir deneyin derim.
23. soru.
Başkalarının ne düşündüğü bizim için önemli midir?
Kendimiz olmak için başkalarına mı ihtiyaç duyarız?
Başkalarının ne düşündüğü bizim için tabii ki de önemlidir.
Ve kendimiz olmak için tabii ki de başkalarına ihtiyaç duyarız.
Varoluşluk çok sıklıkla böyle bireyselci olmakla, kendiliğe odaklanmakla, ötekiyle ilişkileri yok saymakla suçlanır ama...
Tam da aslında ne kadar öteki üstünden kendimizi var ettiğimizden bahseder.
Sonuç olarak ben bir şey yapmayı sevdiğimde ve o yapmayı sevdiğim şeyi yaptığımda başkalarınınca da takdir gördüğümde yapmayı sevdiğim şeyi daha çok sever oluyorum ve daha çok yapar oluyorum.
Ötekinin gerçekten de bir etkisi var.
Veya yine kendimden bir örneğe gideyim işte son iki yılda çok surf yapıyorum.
Surf. Birilerinde gördüm çok hoşuma gitti deniz doğma fikri çok hoşuma gitti sonra bir deneyeyim dedim vesaire derken bir şekilde hayatım parçası.
Öteki üzerinden hayatıma girdi.
Her şey öteki üstünden hayatlarımıza giriyor.
O yüzden başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü çok önemli ve kendimizi yaratmak için başkalarına ihtiyacımız var.
Bu ontolojik...
Koşulları kabul edip buradan yola çıkarak ötekiyle olan ilişkimizi regüle etmek, bize iyi gelecek şekilde şekillendirmek ve şekillendirdiğimiz ve şekillendiremediğimiz
kısımlarıyla da ona sahip çıkmaya ihtiyacımız var.
24. soru.
Sosyal medyanın da nasıl bir araç olacağını biz seçemiyor muyuz?
Deneyim de açabilirim.
Seçebiliyoruz sosyal medyanın nasıl bir araç olacağını.
Aslında bölümün başından beri bunu tarif etmeye çalışıyorum.
Sosyal medyası hayatınızda nerede duruyor?
Sizin seçiminizde orada duruyor.
Ve sizin seçiminizde başka bir yerde durabilir, hiç durmayabilir.
Bunun altını özellikle çizmek isterim.
Özgürüz bu anlamda.
Birçok anlamda özgürüz. Bu anlamda da özgürüz.
Sosyal medyaya mahkum değiliz.
25. soru mükemmelliyetçilik anlayışına etkisini ve linçleme kültürü hakkında kendimizi nasıl koruyacağız demiş biri.
Evet doğrudur ki böyle sosyal medya çok bizleri darbeye açık hale getiriyor.
Bir şey yanlış söylersek çok hızlı eleştirilebiliyoruz.
O eleştirici çok yıkıcı bir yere gidebiliyor.
Yine sınırlar koyarak bir şekilde sınırlar koyarak ve şunun altını çizmek isterim.
Bu sosyal medyaya özel bir şey de değil.
Kendinize dair her şeyi herkese paylaşmak dürüstlük değildir, sınırsızlıktır.
O yüzden sosyal medyaya ne koyacağınız konusunda gerçekten dikkatli olun.
Bir fikrinizi açıklayacaksanız ve bu fikri açıkladığınızda zedelenebileceğinizi düşünüyorsanız belki sosyal medya onu paylaşmanın yeri değildir ve bunu sosyal medyada paylaşmadığınızda
dürüstlüğünüzden bir şey gitmez.
O yüzden de tabii ki kendimizi korumaya dair bütün çabamıza rağmen...
Sosyal medyada linçlenmek mümkün.
Ama biraz daha dikkatli olabiliriz.
Ve tabii bu arada şeyden de bahsetmedim.
Hangi mecrayı kullandığımız da aslında bize daha çok şey anlatıyor.
Örneğin ben Twitter kullanmıyorum.
Twitter çok agresif geliyor.
Bir şey koyduğumda daha kolay linçlenirmişim gibi geliyor.
İnsanların daha çok birbirini linçlediğini okuyorum.
Ben parçası olmasam da daha çok maruz kalıyorum.
Çok öfkeli, çok agresif bir içerik varmış gibi geliyor.
Muhtemelen Twitter'ımı istediğim şekilde şekillendiremediğimde nötrü olabilir.
Orada yok. Okey.
Sonuç olarak o sınırları belirlemek bizim elimizde.
26. soru.
Bırakmayı gerçekten istesek bile gündem için devam ediyoruz.
Bu bir bahane mi yoksa gerçek mi sizce?
Bırakmayın ama sadece güvendiğiniz haber...
Sayfalarının, kanallarının hesaplarını takip edin.
Olmaz mı? Mesela hem gündemi takip etmiş olursunuz hem sınırlı bir sizin tercih ettiğiniz bir malzemeye maruz kalmış olursunuz.
Şekillendirmek mümkün.
27. soru.
Ötekinin görmesine, beğenmesine dair ihtiyaç ve bununla birlikte oluşan sahici olamama hissi.
Yine... Ötekinin bir şeyleri görmesine, beğenmesine dair ihtiyaçta, ayıp, günah, yasak olmaması gereken bir şey yok.
Beğenilmek ve görülmek isteriz.
Ben de istiyorum. Ama eğer bunu yaptığınızda sizden bir şeyler kopuyor gibi geliyorsa, belki de sadece görülmek
ve sadece beğenilmek için gerçekten kendiniz olmadan bir şeyler ortaya koyuyor olabilirsiniz.
Yani mesele dışarıdan içeri değil de içeriden dışarı olmalı.
Koyduğunuz şey gerçekten siz misiniz?
Eğer sizseniz oradan yola çıkarak.
Tabii ki kendinize dair koyduğunuz şey beğenilsin, birileri güzel şeyler yazsın, like atsın.
İstiyoruz, isteriz. Ben de istiyorum.
28. soru.
Güzellik vs. takıntılı arkadaşım var.
Beni de etkiliyor. Toplum baskısı oluyor ve kendimi beğenmiyorum.
Lütfen sınır koyun.
Sosyal medya haricinde bir şey söyleyeceğim.
Sosyal medyayı da kapsayan bir şey.
Herkes herkes hakkında her konuda yorum yapamaz.
Düşünebilir, düşünce özgürlüğü var.
Ama ben bir arkadaşımla buluştuğumda ve giydiği şeyi beğenmediysem.
Ne kadar iğrenç bir şey giymişsin.
Hiç beğenmedim giydiğini.
Deme hakkım otomatikman yok.
Sizin hakkınızda size çok laf ediliyorsa, çok fazla yoruma maruz kalıyorsanız, özellikle talep etmediğiniz, istemediğiniz ve beklemediğiniz yoruma maruz kalıyorsanız
bir mesafe ve sınır koymanız gerektiğine dair bir işaret olabilir bu.
29. soru.
Sosyal medyada çok vakit geçiyorsak illa bir şeylerden mi kaçıyoruzdur?
Hayır illa bir şeylerden kaçmak için sosyal medyada çok vakit geçirmeyiz.
Bazen bir şeylere ulaşmak kendimizi de karşılaşmak için de vakit geçirebiliriz.
Ama doğrudur ki böyle girdap gibi bir özelliği olduğundan ötürü kendimizden kaçmak için çok verimli bir araç.
Onu da görmezden gelmeyeyim.
Otuzuncu soru. Sosyal medyadan ayrılırken dair sosyal medyada ilan edenleri merak ediyorum.
Ben hiç öyle bir şey yapmadım.
O yüzden böyle birinci elden deneyimlenmiş bir şey aktaramayacağım size.
Yapan birine sorabilirsiniz.
Ama ben bir yandan anlıyorum.
Hani onu merak edecek insanlara dair bir duyuru olabilir.
Sosyal medyayı daha günlük iletişim için çok sık kullananlar var.
Kullanmıyorum o kadar ama kullananlar var.
Hani bana buradan ulaşamazsanız işte telefondan ulaşabilirsiniz demek için bu ilan olabilir.
Hani illaki de böyle içinde bir büyük bir çelişki o insanın ne kadar da işte kendini bilmez olduğuna dair bir işaret olmak da zorunda değil.
Gayet fonksiyonel işlevsel bir sebebi de olabilir bu ilanların.
Ve günün son sorusu böyle sanal dünyada var olma çaba ve gerekliliği aslında ne ifade ediyor?
Gerçek mi? Nasıl bir etki?
Bu benim de kendime çok sorduğum bir soru.
Bu arada parantez için onu söylemek isterim.
Yani sosyal medyayı ağırlıklı olarak profesyonel amaçlar için kullanıyorum ama ve kullanmak zorunda olduğumu iddia ediyorum.
İşte podcast'ı nasıl duyacağım?
Podcast da bir sosyal medya vesaire.
Gerçekten şart mı?
Emin değilim. O yüzden yapmam gerekiyor demek yerine podcast yapmaktan hoşlanıyorum.
Arada bir Instagram'a bir şeyler koymaktan, kendime dair bir şeyler paylaşmaktan hoşlanıyorum deyip sahip çıkmak bana daha iyi geldi.
O yüzden dışarıdan dayatılan bir gereklikmiş gibi ve o dışarıdan dayatılan gerektiğin standartlarını yakalamak için büyük bir çaba içinde olmamız gerekiyormuş gibi bir iddia doğmak yerine ben ne yapmak istiyorum,
nereye gitmek istiyorum?
Nasıl kendimi var etmek istiyorum bununla?
Bu sorulara kendimizce cevaplar verip bu çerçevede hayatımıza sosyal medyayı yerleştirebiliriz.
Bu haftalık benden bu kadar.
Önümüzdeki hafta zor bir konuyla karşınızda olacağım.
Kayıp ve yasa dair sorularınıza cevap vermeye çalışacağım elimden geldiğince.
Önümüzdeki haftaya kadar kendinize iyi bakın.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
