
20. Bölüm: Kendinden başkasından sorumlu olmaya, başkasına bakım vermeye dair
18 Ağustos 2023 · 47 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhabalar, Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği podcastinin bu haftaki bölümüne hoş geldiniz.
Ben Ferhat Şakiçöz, yine yeni bir konuyla karşınızdayım.
Bu haftaki konumuz kendinden başkasına bakmak, başkası için sorumlu olmak.
Yine birçok yorum gelmiş sizlerden, birçok da soru gelmiş.
Bakıyorum şu an 46 tane bir kısmı, bir soru ikiye bölünmüş o yüzden tam olarak 46 soru yok.
Bazı kişiler küçük yorumlar bırakmışlar.
Hepsinin üstünden geçeceğim tabii ki.
Ama sizlerden gelenlere başlamadan evvel genel bir giriş yapmak isterim.
Genel bir girişten kastım şu.
Varoluşçu felsefe ve varoluşçu psikoterapi bazı açılardan çok yanlış anlaşılan bir yaklaşım, bir felsefi ekol.
Ve bu ekole dair, bu yaklaşıma, varoluşçuluğa dair...
En büyük yanlış anlaşılma ise varoluşçuluğun bir şekilde bireyselliği çok savunduğu ve bizlerin mutluluğunun ancak kişisel özgürleşmeden ve bireyselleşmeden
geçtiğine dair bir varsayımı olduğuna dair aslında öyle değil.
Varoluşçuluk genel anlamıyla tabii ki farklı filozoflar farklı şekillerde bakıyorlar bu meselelere ama varoluşçuluk genel anlamıyla Aslında ötekini hesaba katar, ötekiyle hareket
etmemiz gerektiğini söyler.
Ötekini yok sayarak bir yere varamayacağımızdan bahseder.
Özellikle bugünün konusu yani kendinden başkasına bakmak, kendinden başkası için sorumlu olmak konusunda sanırım en fazla lafı Levinas,
Emmanuel Levinas etmiştir.
Levinas'a göre kendi otantikliğimi ve kendimi...
Başkasına olan etik sorumluluğum aracıyla ancak bulabilirim.
Başkasına bakım vererek, başka bir deyişle bulabilirim.
Sadece kendime bakarak, bireysel çıkarlarım, bireysel keyfime bakarak yaşadığım takdirde çok çürümüş bir hayat yaşamış olurum.
Tabii ki bütün varoluşçu filozoflar Levinas'a %100 katılmıyorlar ama sadece bir örnek vermek istedim.
Bugünkü vereceğim cevaplar da çok Levinas'cı bir yerden gelecek.
Onu da eklemek isterim şimdiden, şaşırmayın.
Ama en temelde benim kendimi keşfetmem, kendi otantikliğime ulaşabilmem, ötekiyle sağlam ilişkiler kurmamdan geçiyor
ve bunun ötesinde de...
ötekine olan sorumluluklarımı yerine getirmekten, ötekine olan sorumluluğuma sahip çıkmaktan geçiyor.
Başlayalım. Bir. Bir insandan vazgeçmek demiş biri.
Sorum şeydi kendine, kendinden başkasına bakmak, kendinden başkası için sorumlu olmak.
Nasıl, neler sormak istersiniz demiştim.
Bir başkasından vazgeçmek demiş bir dinleyici.
Tam olarak ne kastettiğini anlayamadım.
Bir insandan vazgeçmek derken.
Bir insandan vazgeçtiğimizde aslında kendimizi seçmiş oluyoruz.
Ve tam da Levinasçı anlamda.
Acaba ötekine olan etik sorumluluğumuzdan kaçmış mı oluyoruz?
Çünkü biriyle gerçekten göz göze geldiğimizde, o kişinin gözünün içine baktığımızda Bir anda kendi öznel varlığımız, kendi benliğimiz bir an için bile olsa eriyip
yok olup gider. O kişinin varoluşu bizim bütün bünyemizi, benliğimizi sarar.
Ve bu çok korkutucu bir haldir.
Belki ben tarif ederken aklınıza kendi yaşantınızdan örnekler geliyordur bununla ilgili.
Tam da bunun korkutuculuğundan kaçmak için insanlardan vazgeçiyoruz.
İki. Benden beklentisi var hisse olmadan sorumluluk duygusunu taşıyabilmek mümkün mü?
Demiş bir dinleyici. İnsanların bizden beklentisi var.
Bence bunu kabul etmekle başlamamız lazım.
Bunu bir yere gömüp hareket etmeye çalışmakla değil.
Eğer ilişkideyseniz, eğer sizin hayatınızdaysa o insanlar sizden beklentisi var.
Benim de hayatımda olduğum insanlardan beklentilerim var.
Sizlerin de hayatında olduğunuz insanlardan beklentileriniz var.
O yüzden benden beklentisi var hissi olmadan sorunluk duygusu taşımak diye bir şey yok.
Tam olarak ötekinin sizden beklentisiyle beraber kendi varlığınızı bir arada var edebilmek
önemli bir mesele.
3. Erkekler neden baba olmak istemez?
Babalarına benzememek için mi?
diye sormuş bir dinleyici. Bu çok spesifik bir soru.
Yani çok spesifik derken çok kişisel bir soru.
Erkekler baba olmak istemez diye bir şey yok.
Bazı erkekler baba olmak istemez.
Nasıl ki bazı kadınlar anne olmak istemediği gibi.
Ama aynı şekilde nasıl ki bazı kadınlar anne olmak ister, bazı erkekler de baba olmak ister.
Bu tip düşünceleriniz varsa her şeyden önce karşınızdaki insanın bağımsızlığıyla Öznerliğiyle beraber onları görmeye çalışın.
Bu tip genellemeler maalesef ki sizi hiçbir yere taşımayacaktır.
Ha diyelim ki partneriniz bir erkek ve baba olmak istemiyor, baba olmayı reddediyor.
Bunun da sebebi babasına benzememek için olmak zorunda değil.
Herkes aynı yolları takip etmek zorunda değil.
Ve hepimizin emin olun ki belli tercihler yaparken çok geçerli sebepleri var.
Bir öteki benim beklediğim ve istediğim gibi bir tercih yapmıyorsa götürüp bunu bir sorunmuş, bir meseleymiş, patolojik bir şeymiş gibi bir yere bağlamaya çalışmak hem
benden eksiltir hem ilişkiden eksiltir hem de karşımdakine büyük bir haksızlık.
Dördüncü soru ki galiba aynı sorunun devamı.
Veya anne baba sorumluluk almak neden zor geliyor?
Ha yok bu soru başka birinin devamı.
Biraz karmaşık. Çıkmış sorular çok üzücü.
Çok ilginçtir aslında böyle başkasına bakmak, başkasının sorumluluğunu almak konusunda sorularınızı iletin derken böyle birkaç örnek söylemiştim.
İşte çocuk demiştim galiba, evcil hayvan demiştim, bitki demiştim.
Özellikle ebeveynler dememiştim.
Çünkü bu arada kişisel hayatımda benim için bir tema işte ebeveynlerin sorumluluğunu almak, ebeveynlerden sorumlu olmak.
Belli bir yaşı geçmiş dinleyiciler hayattaysa ebeveynleri anlayacaktır ne demek istediğimi.
Çok kendi gündemimi sokuşturuyorum diye örneklerin arasında onu koymamıştım ama çok ilginçtir.
Anne babanın ebeveynlerin sorumluluğunu almak, yaşlanan ebeveynlerin sorumluluğunu alma ya da sorular, yorumlar çok geldi.
Neden zor gelir?
Çünkü yine çok kişiden kişiye değişecek bir şey ama...
Tam kendi hayatımıza sahip olmuşken bir bakıyoruz yepyeni bir sorumluluğumuz var.
Bence orası böyle hesapta yok kendiyim tırnak içinde bir şeyin çıkmasıyla alakalı sanki.
Ve şeyi de unutmamak lazım yani böyle çok anne baba çocuk ilişkileri tek taraflı tanımlanıyor.
Yani anne baba çocuğa bakım vermelik ki doğru yani çocuğun hayatının ilk...
X yılı kadar şimdi burada bir tanımlama yapıp daraltmayayım ama X yılı kadar tam olarak anne baba çocuğa bakım vermeli.
Ama az tartıştığımız kısım öyle bir zaman geliyor ki çocuk anne babaya bakım vermek zorunda kalabiliyor.
Öyle bir durum ortaya çıkıyor ki çocuk anne babaya bakım çocuğun hayatındaki ihtimaller arasında da bu yer alıyor.
Tabii ki çocuk bunu reddedebilir.
Demek istediğim anneniz babanız bakıma muhtaç bir durumdaysa onlara bakmak zorundasınız değil.
Hayır öyle bir zorunluluğunuz yok.
Hiçbirimizin yok. Ama hayat bir soru sormuş oluyor.
Senin annen senin baban bu durumda şimdi ne yapacaksın diyor.
Ve sanırım o soruyla karşılaşmak çok güç bir çoğumuz için.
5. Kendine bakma işi hallolmadan olmaz gibi geliyor.
Neden acaba? Özellikle çocuk ve hayvan.
Buna katılmıyorum biliyor musunuz?
Bazen de kendimizden başka birinin sorumluluğu hayatımıza ihtiyacımız olan yapılanmayı iskeleti getirebiliyor.
Danışanlarımda bunu çok gördüm.
Keza kendimde de gördüm.
Köpeklerim olduktan sonra, onların bakımlarına dair sorumlu olduktan sonra kendime de daha iyi bakar hale geldim.
Günde iki kere çıkartmak zorundayım onları ayda bir veterinere gitmek zorundayız.
Hayatıma bir yapı bir iskele geldi.
O yüzden yani eğer böyle bir çocuk sahibi olmadan evvel bir işte hayvanınız olmadan evvel önce kendinizle ilgili çok büyük meseleleri halletmeniz gerekiyor.
Daha düzenli organize olmanız gerekiyor.
Bir daha bir düşünün derim.
Tabii ki hazır hissetmiyorsanız o bambaşka bir konu ama hazır hissediyorsunuz ama işte.
Daha düzenli spor yapayım öyle bir de köpeğim olsun sonra onunla yürüyüşlere daha rahat çıkarım falan diyorsanız Nietzsche'nin, Nietzsche'nin miydi?
Kierkegaard'ı mıydı? Bakın şimdi karıştırdım.
Leap of faith. İnanç sıçraması der.
İnanç sıçraması yapmak gerekiyor bazı konularda.
6. O canlıya bakarken sıkılmaktan ya da yorulmaktan korkup bu ilişkiye hiç girmemek demiş biri.
Şimdi burada ufak bir ipucu vereceğim.
Bir püf noktası diyeyim daha doğrusu.
O da şu.
Külfet anlamında hatta şöyle söyleyeyim.
Eğer o sorumluluğu bir külfet, bir yükümlülük hatta bir hükümlülük gibi yaşıyorsanız yorulursunuz ve sıkılırsınız.
Yine kendimden yola çıkarak bir örnek vereceğim.
Yürümeyi severim.
Köpeklerimle... Evde geçirdiğim kadar dışarıda da vakit geçirmek istiyorum.
Evet bazen hava çok berbat oluyor, öyle oluyor, böyle oluyor.
Keşke çıkmasaydık, keşke çıkmak zorunda olmasaydık falan filan.
Çok insani bunları da hissetmek.
Ama onlar benim hayatımın bir parçası ve onlarla işte her gün iki kere yürümek benim günlük döngümümün bir parçası.
Bir şekilde rutininizin içine dahil olduğunda.
Burada Nietzsche'ye bir referans vereceğim.
Nietzsche'ye göre insan hayatı döngülerden oluşuyor.
Kendinize öyle bir döngü yaratın ki o döngüyü sonsuza dek tekrar etmeye mahkum olsanız hiç sıkılmayın, hiç gocunmayın, hiç ağır gelmesin der.
Tam böyle bir şey.
Zaten bir külfet gibi gelecekse yapmayın, girmeyin oraya.
Veya girdiyseniz bir kere sahip çıkmaya bakın.
Hayatınızın parçası yapmaya bakın.
Başkasına bakmak ancak böyle bir yerden geçer.
Öf ya bir de bir çocuğum var.
Öf ya köpeği bir de çıkarmam.
O zaman pek bir yeri uzayıp kısalmıyor.
7. Hata yapıp ölümüne sebep olmam demiş bir dinleyici.
Çok üzüldüm bunu okuduğumda.
İlk Instagram'da gördüğümde de çok üzülmüştüm.
Ama bir yandan çok insani bir şey.
Bazen hata yapıyoruz ve yaptığımız hatalar ölümüne sebep verebiliyor.
sorumlu olduğumuz bakımından sorumlu olduğumuz canlıların çok insani bir taraftan.
Varoluşun, hayatın kırılganlığıyla ilgili alacağınız dersi alın.
Tabii ki yasınızı tutun.
Kendinize öfkeliyseniz öfkeli olun.
Duygularınızı, deneyiminizi değiştirmek istemem.
Şöyle hissedin, böyle hissedin diye yönlendirmek istemem ama bir yandan da çok Çok insani, çok hayata dair.
Kendinize çıkışırken ve kendinizi kırbaçlarken, kendinizi kahrederken bir kenarda da bunu hatırlamaya çalışın lütfen.
Kendi normanın dayanılmaz ağırlığına nasıl katlanılır demiş bir dinleyici.
Tam olarak bu haftanın konusuyla alakalı değil.
Ama aslında bir cevap vermiş oldum.
Bu Nietzsche'nin döngü hikayesi.
Yeni kitabımda Nietzsche ile ilgili bölümü yeni yazmayı bitirdim.
Muhtemelen o yüzden bu kadar çok böyle Nietzsche zihnime gelip duruyor.
Böyle sözcük baloncukları halinde.
Kendinize öyle bir döngü yaratın ki o döngüyü tekrar etmekte ustalaşın ve niçin tabiriyle artık yükler yük olmaktan çıksın, döngün içinde dans etmeyi başlayın der.
Ama bu başka bir haftanın konusu.
Hatta canlılık konusunda bunu işlemiştim diye hatırlıyorum.
İstiyorsanız bir oraya bakabilirsiniz.
9. Bakıma muhtaç haline bakmak hem üzücü hem de hem insan zorunlu hissediyor.
Nasıl baş etmeli?
Kabul etmekte baş etmeniz gerekiyor.
Benim... Bakıma muhtaç bir annem var artık.
Ve şimdi ben bununla ilgili ne yapacağım?
Nasıl hissediyorum?
Duygularım bana ne anlatıyor ve ne yapacağım?
Ve mümkün mertebe günlük hayatınızın bir parçası haline getirin.
Günlük hayatınıza çelme takan, günlük hayatınızı bozan, arada bir ilgilenmek zorunda kaldığınız sorunlar çıkaran bir şey olarak görürseniz çok
çok çok zor bir yola.
girmiş olursunuz. Bakmayın böyle atıp tutuyorum.
Benim de şu anda ceberleştiğim bir konu.
Ama baş etmekten ötesi mümkün.
Baş etmekten ötesi mümkün.
Yani böyle anne baba şeyi yapmak istemem.
İşte anneler kutsaldır, babalar bilmem nedir falan ama bir yandan da sonluluğu hatırlayın.
Hepimizin vaktinin bir sonu var.
Beraber geçirdiğimiz vakitler kendi hayatımızdan da kısa çoğu zaman.
Onu hatırlamak da belki bir dayanma gücü verir.
Onuncu soru yine ebeveynlerle ilgili.
Ebeveynlere kendinden öte bakmak, hep onları düşünmek, öbür türlü suçlu hissetmek.
Ya orada suçluluğu bir ayarlamaya çalışın.
Yani o suçluluk gerçekten ontolojik varoluşsal sorumluluğu hissediyorsunuz.
Ona dair bir suçluluk mu?
Yoksa böyle dışarıdan gelen, ilişkilerden gelen, toplumdan gelen bir suçluk mu?
Evlat dediğin annesine bakar, babasına bakar falan gibi bir suçluk mu?
İkisini birbirinden ayırmak belki, belki bir parça işleri sizin için netleştirebilir.
Ve umarım ki birincisidir.
Yani o Levinas'ın tarif ettiği yüz yüzelik, birinin gözünün içine baktığınızda...
Göz göze geldiğinizde aniden kendi varoluşumuzun o an için silinip gidip onun varoluşunun bütün deneyimimizi kaplaması oradan gelen suçluksa çok insani yine çok hayata
dair. On birinci soru neden fazla sorumluluk alırız?
Bu benim de yıllardır kelime sorduğum bir soru ve daha henüz cevabını bulabilmiş değilim.
Bilmiyorum. Şöyle cevap aslında cevabını bulabilmiş değilim.
Tam doğru cevap olmadı.
Size dürüst davranmadım.
Şimdi dürüst cevabımı veriyorum.
Hazırsanız. Ben arzulu bir insanım.
Ben canlılığı seven bir insanım.
Ve durdukça içime çöktükçe o içime çökmüş halimden hoşnut olmayan bir insanım.
Eylemsellik beraberinde fazla sorumluluk getiriyor benim hayatıma en azından.
Kabul ettim.
Bir gün umarım olmam.
Bir gün biraz daha rahat olayım.
Mesela şu anda çok keyifli bir yaz akşamüstü.
Ondan sonra işimi gücümü bitirip artık ne derler bahçede keyif yapasım var ama oturdum podcast bölümü çekiyorum.
Çünkü bu haftada bir podcast bölümü yayınlanması gerekiyor değil mi?
Seçimler. Şu anda bunu yapmayı tercih ediyorum.
Belki başka bir gün başka bir şey tercih ederim.
Siz de öyle bakmaya çalışın.
Böylelikle en azından özgürlüğünüzle karşılaşabilirsiniz.
Belki aynı şeyi seçmeye devam edeceksiniz.
Çok güzel. Sahip çıkarak seçersiniz.
Veya değiştirmeyi tercih edersiniz.
O zaman değişime doğru gideceksinizdir.
12. soru.
Soru değil daha ziyade yorum.
Köpeğimin benden daha kısa zaman yaşayacağını bile bile ona bakmak beni zaman zaman üzüyor.
Beni de üzüyor. Ama bu konuda Vavşular hem tek ne derler?
Hem fikir oldukları nadir konulardan biri.
Sonluluk hayata anlamını katıyor.
Tam da beraber geçireceğimiz zamanın bir sonunu, sonunun olduğunu bilmek, bugünü dolu dolu yaşamak üzere bir çağrı.
Üzülürsünüz, ben de üzülüyorum.
Geçen gün Instagram'da öyle bir post gördüm.
Neden köpeğimle yaz tarihine gidiyorum?
Çünkü onunla geçirebileceğim 12 yazdan biri bu.
Demiş biri. Hiç öyle bakmamıştım.
Ama tam olarak öyle.
13. soru.
Başka bir sorunun devamı galiba.
Nasıl aşılabilir? Neden olabilir?
Demiş. Başı yine karıştığı için bulamıyorum şu anda.
14. soru.
Çocuk. Demiş biri.
Çocuk gerçekten ontolojik sorumluluğumuzun herhalde en zirve yaptığı yerlerden biri.
Bakıma muhtaç olma süresinin uzunluğu olsun.
O gözümüzün içine bakışı olsun.
Lütfen hani çocuk sahibi olmayan sahibi olmamayı tercih edenlerin kulağına şey gibi gitsin istemem.
Romantize ediyorum işte çocuk sahibi.
Yok öyle bir şey. Ama evet yani büyük büyük büyük bir yük.
Kötü anlamda bunu söylemiyorum.
Büyük büyük bunun böyle olduğunu kabul edip sahiplenip beraber yaşamaya başlamak.
15. Ben hep sorumluyum.
Alkol bağımız bir sevgili.
Köpekler, kediler ve muhtaç olan her canlı.
Demiş biri. Tabi burada ufak bir püf noktası var.
Yani bütün dünyadan sorumluyuz ama bütün dünyanın meseleleriyle biz ilgilenemeyiz.
Bırakın çözmeyin. O yüzden hangi sorumluluğumu öne çekmek istiyorum?
Hangi sorumluluğumu ele almak istiyorum?
Hangilerini bırakmak istiyorum?
Ona bakmak gerekiyor.
Çok canımı yakan bir mesele bu benim örneğin.
Bir sürü köpek sahiplendirme ilanı görüyorum.
Zaten dört köpeğim oldu.
Hadi beşinciye de yarayacağım. Ama bir sonu yok altıncıya, yedinciye.
Şu anda çiftlikte yaşayıp elli, altmış, yetmiş köpeğe bakan tanıdığım insanlar var.
Onun da bir sonu yok. Bu hayattan vazgeçeyim, o hayata geçeyim.
60 köpeğim olsa 61.sine de yine gözüm kalacak.
Sorumlu hissedeceğim.
O da insan olmanın eksikliğiyle alakalı.
Eksik olduğumuzu kabul edebilmekle alakalı.
Dünyanın bütün meselelerini biz çözemeyeceğiz.
Bütün sorumlu. Evet sorumluyuz.
Gördüğümüzden sorumluyuz.
Ve hep eksik ve hep suçlu kalmaya da mahkumuz.
Buna da sahip çıkmamız gerekiyor.
İnsan olmanın herhalde en can sıkıcı kısımlarından biri.
16. soru.
Partnere verilen bakımın sınırı ne olmalı ebeveyn rolüne girmeden?
Yetişkin yetişkine bakım vermenin içinde ne varsa bence her şey kabuldür.
Sizin yetişkin yetişkine ilişki tanımınız ne?
Ona bakmakta fayda var.
18. Ne kadar uyusam dinlenemiyorum.
Bu ülkenin gerçekleriyle nasıl baş edebilirim?
Yine çok yakından etkileyen bir soru oldu.
Soran kişiye teşekkür ederim.
Eminim ki dinleyen birçok kişi de yankı bulmuştur.
Buna dolaylı bir cevap vereceğim.
İkarus'un öyküsünü anlatarak bir cevap vereceğim.
İkarus kanatları bal mumundan olan bir at Yunan mitolojisinde ve güneşe çok yakın uçuyor bir gün.
Çünkü güneşin ne olduğunu çok merak ediyor, nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyor.
Tabiri caizse güneşin gerçekliğini keşfetmek istiyor, keşfetmeye çalışıyor.
Ama güneşe çok yakın uçtuğu için bal mumundan kanatları eriyor ve yere çakılıyor.
Gerçekler orada, sorumlu olduklarımız orada.
Ne kadar ve nasıl temas edeceğimize biz karar vermek zorundayız.
Hepsini birden maalesef yüklenemeyiz.
Yüklenemiyoruz da. Altını çizmek isterim.
19.sü bazen güç veriyor, bazen çaresiz hissettiriyor.
Başkasına bakmak, başkasından sorumlu olmak.
Tam olarak öyle. Karışık hisleri harekete geçiren bir hal.
Bazen güçlü hissettirir, bazen çaresiz hissedersiniz.
Meseleler çıktığında ne yapacağınızı bilmez hallerde kendinizi bulduğunuzda.
O yüzden de birçok insan başkasına karşı olan sorumluluğu minimuma indirdiği hayatlar kurmayı tercih ediyor.
Tam olarak bu dalgalı halden uzak durmak için.
Benzer bir soru.
Ömür boyu sorumluluk hem ulaşılası hem yük gibi ürkütücü nasıl cesaret edebiliyorlar?
Neye dair sorulduğunu çok anlamadım ama herhangi bir şey diye düşünebilirim.
Çünkü o ilişki, o bağda kendinizi bambaşka hissediyorsunuz.
Çocuk olur, köpek olur, kedi olur, bitki olur.
Bakıma muhtaç ebeveynle farklı bir yerden ilişkilenmek olur.
O bağın içinde bambaşka hissetmeye başlıyorsunuz kendinizi.
O bambaşkalığın içinde de kendinize dair farklı bir şey keşfediyorsunuz.
Bence tamamen bunun üzerinden bir şekilde böyle işlere girişiyoruz diye düşünüyorum.
Okey bir sonraki soruyla devam edelim.
Bu da bir soru değil bir yorum.
Çok güzel bir paylaşım.
21. soru paylaşım.
Ne oluyor da bir köpeğe bir kediye bakarken anda kalabiliyorum, kendim olabiliyorum?
Soruymuş meğerse çok pardon.
Çünkü o bağı hissediyorsunuz.
Gerçekten de insan bağlarıyla var ve kedi ve köpeklerle kurduğumuz bağ da eğer seviyorsanız çok ayrı, çok bambaşka bir bağ.
Sebebi budur muhtemelen.
22. soru. Birine bakım vermek benim hangi ihtiyacımı karşılıyor olabilir?
Neden ihtiyacınızı karşılamak zorunda olsun birine bakım vermek?
Ben de bir soruyla cevap vereyim.
Tabii ki karşılıyor olabilir.
Daha hesaplı, daha alışveriş üstünden bir şey de yapıyor olabilirsiniz.
Hepimiz bunu yapıyoruz.
Ama öyle olmak zorunda da değil.
Örneğin... Yine ben kendimden yola çıkacağım.
Köpeklerime bakım vermek bir ihtiyacımı karşılamıyor.
İyi geliyor. Çok iyi gelen yanları var.
Otomatikman bir ihtiyacımı karşıladığını zannetmiyorum.
O yüzden illaki ihtiyaç üstünden tanımlamamak, belirlememekte fayda var.
Çok büyük sorumluluk.
Bu sorumluluğu alamam diye hepsinden de uzak duruyorum demiş biri.
Tam olarak az önce kastettiğim buydu.
Uzak durabilirsiniz ama...
Hayatınızı sadeleştirdiğinizde nerelerinden hayatınızı alıp götürüyorsunuz, yontuyorsunuz, neleri hayatınızın dışında bırakıyorsunuz.
Onlara da bakmakta fayda var diye düşünüyorum.
Şunu unutmayın ki öyle ya da böyle bağ kuruyoruz ve bütün bağlar bizi sorumlu kılıyor.
Eninde sonunda hissediyoruz bu sorumluluğu.
Kaçış yok. Bu kadar kapalı bir hayat kurduğunuzda kaçtığımızı zannedebiliriz ama gerçekten de öyle mi acaba?
Ben soru işareti olarak bırakayım ortalıkta.
33, yok pardon 24.
soru. 33 yaş, oradan 33 gelmiş.
33 yaş aile evi ve aileyle yaşamanın getirdiği hallerde başartma metodu soru işareti.
Bunda da Virginia Woolf'dan bir cevap vereyim sizlere.
Koskoca bir denemesi vardır, bağımsız kitap olarak basılmıştır.
Virginia Woolf çok daha feminist bir yerden ele alır meseleyi ama bence bir insan meselesinden bahseder.
Kendine ait oda diye bir kitabı vardır Virginia Woolf'un.
Bu tip meselelerle başınız ağrıyorsa, bu tip meselelerle ilgili bir açmazlığı hissediyorsanız kendinizi bu kitaba sizi yönlendirmek isterim tam olarak.
Virginia Woolf kendine ait bir oda.
Bir şekilde kendimize ait küçücük bile olsa yani bir evin bir köşesi bile olsa kapalı bir alana ihtiyacımız var ki kendimizi
çok özür dilerim.
Kendimizi bulabilelim.
Kendimizi inşa edebilelim.
25 Sadece bir kısacık bir yorum.
Ebeveynler demiş biri ve asık yüzlü smiley koymuş.
Evet, ebeveynlerimizin bakıma muhtaç hallerine tanıklık etmek ve o bakımda sorumluluk sahibi olmak, sorumluluk almak oldukça zorlayıcı olabiliyor.
Diyeceklerimi demiştim, daha iyi diyecek şu an için bir şeyim yok.
Eğer öyle bir durumdaysanız sahip çıkın, durumunuza, koşullarınıza sahip çıkın demek isterim sadece.
26 sorumlu olduklarımız bizden bir şeyler götürdüğü hale gelirse dengeyi nasıl buluruz?
İşte burada benden şunu götürdü, bana şunu getirdi gibi bir hesaba girerseniz oradan çıkmak mümkün değil.
Çok kötü geliyordur.
Hayatınızı çok işgal ediyordur.
Nefes alacak yeriniz kalmamıştır.
O zaman o bağı, o ilişkiyi tekrardan gözden geçirmekte fayda var.
Tabii ki. İlla ki o kişiyi, o şeyi hayatınızdan çıkartmak zorunda değilsiniz.
Ama benden çok şey götürüyor.
İşte bana ne kazandırıyor?
Nasıl bir ihtiyacımı karşılıyor?
Bu kadar benle senin ayrıksı olduğu, benle ötekinin ayrıksı olduğu ve bu kadar alışveriş hesabın döndüğü yerlerde zaten canlılığı bulmak pek mümkün değil.
Altını çizmek isterim.
Tabi bu arada bu soruyu soran kişinin bahsettiği koşullardan bir haber.
Bu yorumları yapıyorum belki çok uygunsuz bir şeyler söylüyor olabilirim ama en azından çağrıştırdıkları bunlar.
27. Annelikten sonra geride kalan hayatının yasını tutmak sakin ve sessiz sabahların özlemi.
Yani ben malum anne değilim anne olamam ama etrafımda anne olmuş birçok kişi var ve anlayabiliyorum.
Tanıklık ettiğim bir halden bahsediyorsunuz.
Ve ne güzel demişsiniz.
Tutun yasını. Artık tek değilsiniz.
Artık sizin dünyaya getirdiğiniz bir insan, bir canlı, bir varlık, bir varoluş var.
Ve bunun yüküyle bir ömür boyu yaşayacaksınız.
Ve özleyeceğiniz çok şey de olacak.
Tabii ki özlemek çok doğal.
Hatta ben ekleyeyim bu yorumu yapan kişi böyle şeyler söylememiş onu atfetmeyeyim ama zaman zaman pişman olabilirsiniz.
Hata yaptığınızı düşünebilirsiniz.
Geri dönmek isteyebilirsiniz.
Keza çok doyduğunuz anlar olabilir.
Hepsi bu deneyimin bir parçası.
Ama geride kalan hayatınızın yasını tutun çünkü bir şey kaybettiniz.
28. Yorum soru.
Çocuk belki çiçek demiş biri.
Doğrudur. Bu arada hep böyle çocuklardan, hayvanlardan, çiçeklerden bahsettik ama belki aklınıza başka bir şey daha geliyordur.
Lütfen bu söylediklerimi o aklınıza gelene uyarlayarak da dinlemeye çalışın.
29. soru çok ilginç bir soru.
Zorunda mıyız diye sormuş.
Başkasından sorumlu olmaya, başkasına bakım vermeye zorunda mıyız?
Hem evet hem hayır.
Bir kere insan olduğumuz için ve insan olmak bir böyle bağlar topağı yumağı olduğu için farkında olmadan da başkasından sorumluyuz ve başkalarına
bakım veriyoruz. Farkında olmadan da.
Yani birine nazik davrandığınızda, birine bir iyilik yaptığınızda, tanıdığınız veya tanımadığınız, bir sefer karşılaştığınız veya hayatınızda kalıcı olan.
Zaten bunları yapmış oluyorsunuz.
En büyük örneklere gitmek zorunda değilsiniz.
Ama bununla beraber tabii ki çocuk sahibi olmak zorunda değilsiniz.
Bir çocuktan sorumlu olmak zorunda değilsiniz.
Bir hayvandan sorumlu olmak zorunda değilsiniz.
Bir bitkiden sorumlu olmak zorunda değilsiniz.
Ama bu yolu seçerseniz, bu zorunda olmayışı seçerseniz, hayatın bir boyutunu kendinize kapatmış oluyorsunuz.
Onu bir not olarak düşmek isterim.
Kendime, kendi kendime, ben bana bakım verdim, ben kendi iyilik halimi araştırdım.
Bu kadar ben, ben, ben, ben bir dünya.
Er oraya doğru gidiyorsa iş.
Bu kadar ben, ben, ben bir dünya.
Kuraklaşmaya mahkum bir yer.
Sadece bunu not etmiş olayım.
30. Bakım veren alan için koşulsuz sevgi diye bir şey var mıdır?
Not bence yok.
Güler yüzlü bir smiley.
Koşulsuz sevgi diye bir şey yok.
Evet, aynen öyle. Bütün sevgiler koşulludur.
Çünkü birbirimizden bir şeyler bekliyoruz.
Bence bunu da, yani böyle çok romantik, psikoloji de bazen ortaya böyle çok romantik fikirler atıyor.
Koşulsuz kabul, koşulsuz sevgi de o romantik fikirlerden biri.
Yok. Yapacak bir şey yok.
Yok. Birbirimizden bir şeyler bekliyoruz.
Birbirimize karşı sorumluyuz.
Ha koşulsuz kabul veya koşulsuz sevgiden aslında kastedilen, psikolojide bu kavramın çıkış noktasına geri dönecek olursak, o kişinin veya o varlığın, varoluşun
varlığını koşulsuz kabul etmekten bahseder.
Yani o var, ben bunu koşulsuz kabul ediyorum.
Ha onun şu yana hoşuma gitmiyor, bu yana hoşuma gidiyor, şu şöyle oluyor, bu böyle oluyor.
Onlar ayrı bir mesele.
Ama hepimizin birbirinden beklentisi var.
Gerçekçi bir yerden bakmaya ihtiyacımız var kurduğumuz bağlara.
Aksi takdirde çok olmadık sıkıntılara kendimizi sokuyoruz.
31. yorum ilginç geldi bana.
Bu konuda böyle varoluşçu bir terapist olarak cevap veremeyeceğim maalesef.
Daha ziyade ne derler?
Hayvan hakları savuncusu veya hayvan sahibi olan biri olarak cevap vereceğim.
31. soru muhtemelen en sondaki yorumla birleşik.
Hayvanlara bakılmamalı bence zaten.
Tüm hayvanlar doğada özgür olmalı.
Çiçekler de öyle doğada özgür olmalı.
Çok güzel, çok romantik ama maalesef ki hiçbir şekilde gerçekliği yansıtmıyor.
Vahşi hayvanlar zaten...
Vahşi hayvanları kesinlikle evinize almamanız lazım.
Kesinlikle evcilleştirmemeniz lazım.
Duymuşsunuzdur işte böyle evcili olmayan vahşi kuşlar, sürüngenler vs.
işte zaman zaman yaralı halde bulunurlar.
Bir süre bakım verirler ama doğaya geri salınırlar.
Çünkü onlar vahşiler.
Vahşi kelimesi de doğruma emin değilim.
Böyle çok beraber illaki vahşet olmak zorunda değil o vahşiliğin içinde.
Ama onlar evet doğanın parçası.
İnsan... Dünyasının, insanın çevresinin parçası değiller ve ait oldukları yer orası.
Ama bununla beraber evcilleştirdiğimiz hayvanlardan sorumluyuz bütün insanlık olarak.
Çok üzgünüm ama köpekler ormana atıldığında avlayarak hayatlarını geçiremiyorlar.
Hayatta kalamıyorlar. Bir kedi sokağa atıldığında kendi kendine bakamıyor.
Evcilleştirdiğimiz hayvanlar bu.
Atalarımızın, büyük büyük büyük atalarımızın bize mirası iyi mi kötü mü tartışırız.
Ama bizim sorumluluğumuz da onları insanlarla yaşamaya alıştırdık, eğittik.
Dualarını bu şekilde yonttuk ve değiştirdik.
Ve bizimle yaşıyorlar ve bize muhtaçlar.
O yüzden doğada özgücü yaşayalım falan filan.
Lütfen böyle fikirleri ortalıkta paylaşmadan evvel bir parça daha araştırın, bakın, anlamaya çalışın ne olup bittiğine.
Doğada köpekler hayatta kalmaz, doğada kediler de hayatta kalmaz.
Doğada hayatta kalamayacak birçok hayvanda saymak mümkün.
Biri zor demiş sadece başkasına bakmak, başkasından sorumlu olmak kesinlikle zor.
Başka biri 33.
soru birinden sorumlu olmak psikolojik sağlamlılık ve aitlik duygusundaki rolü nedir demiş.
Psikolojik sağlamlık kavramı ve aitlik duygusuna takıldım tabii ki bu soruda beni tanıyanlar bunlara takılacağımı bile okuma tahmin etmişlerdir soruyu duyarken.
Arkadaşlar psikolojik olarak sağlamız zaten.
Yani bu psikolojik sağlamlıkla beraber böyle işte gözümden yaş akmadı, duygularımı hemen regüle ettim falan böyle olmadık, fantastik yerlere doğru gider gibi oluyor bu kavramlar.
Çıkışları hiç öyle yerlerden değil.
Lütfen öyle yerlere gitmeyin.
Ha, psikolojik sağlamlık yerine şu ise kastedilen, evet başkasından sorumlu olmak, başkasına bakmanın kesinlikle rolü vardır diyebilirim.
Değişen hayat koşullarına hızlı uyum sağlayabilmek.
Gelen dalgalar arasında boğmadan yüzebilmek.
Rahatça surf yapabilmek falan.
Evet kesinlikle öyle. Aitlik duygusu aitlik bir duygu değildir.
Aidiyet bir ihtiyaçtır.
Bir yerlere ait olmak istiyoruz.
Bağ kurmaya ihtiyacımız var.
Onun altında yatan ontolojik ihtiyaç da budur tam olarak.
Tabii ki onda da bir rolü vardır.
Birinin bakımından...
Bir hayvanın bakımından sorumlu olduğunuzda hem esnemek zorunda kalıyorsunuz.
Öyle söyleyeyim. Hayat o kadar da sizin kontrolünüzde değil.
Bunu fark etmeye başlıyorsunuz.
Aslında hiçbir zaman değildi ama bununla beraber insan daha iyi fark ediyor.
Hem de evet doğrudur o bağdan besleniyoruz.
O bağlar iyi geliyor. Vavuş'a anlam katma yolculuğu mudur?
Kesinlikle. Birinden sorumlu olmak, birine bir hayvana bakmak vahuşu anlam katar eğer tercih ettiğiniz buysa.
Vahuşu anlam katmanın tek yolu budur demiyorum.
Lütfen öyle anlamayın. Ama önemli bir kriter.
Kesinlikle önemli bir kriter.
35 inanılmaz bir sorumluluk diye başlamış.
Ya yanlış yaparsam korkusu hatta kesin yanlış yapıyorum bazı şeyleri.
Tabi durumu bilmediğim için çok bir yorum...
Yapmaktan çekindim. Ama şunu söyleyebilirim.
Bir taraftan kendimizi gözlemlemeye devam etmekte fayda var.
Gerçekten de yanlış yapıyor olabiliriz bir şeyleri.
Doğrudur. Ama şimdi yanlış yaptım.
Bu da mı yanlış? O da mı yanlış?
Kendimizi terörize edip kitleyecek bir yere taşımamakta fayda var bu meseleyi.
36. soru bir yorum.
Birinden sorumlu olmanın vermiş olduğu zorunluluk demiş biri.
Aslında sorumluluklarımızı seçiyoruz.
Bunun altını bir daha çizmek isterim.
Çok ekstrem örnekler vereceğim.
O yüzden bir zorunluluk değil.
Onu bir tamamlayayım. Sorumluluklarımızı seçiyoruz.
Sorumlu bir varoluşumuz var ama sorumluluklarımızı seçiyoruz.
Ve bunlar birer zorunluluk değil.
Çok ekstrem örnekler vereceğim.
Kesinlikle önerdiğimden değil.
Hatta bu örnekleri verirken içim cız ederek veriyorum ama ne bileyim ben köpeklerimi barınağa terk edebilirim.
Sokağa bırakabilirim.
Onları terk edebilirim.
Zorunlu değil. Ama sorumluyum ve hayatıma giren her şeyin bende bıraktığı bir iz var ve yük var.
Böyle bir şey yaparsam bunun yüküne katlanamadığım için hala daha onlarla yaşamaya devam ediyorum değil.
Ama zorunda değilim.
Keza bir anne de çocuğundan vazgeçebilir.
Birçok anne o ya da bu sebepten ötürü ve bence kimsenin dönüp de bunu temellendirmek, gerekçelendirmek gibi bir sorumluluğu yok.
Birçok anne, birçok kadın çocuklarından vazgeçiyorlar, vazgeçebilirler.
Zorunluluk yok. Sorumluluk var, zorunluluk yok.
Altını bir daha çizmek isterim.
37. Soru değil ama hem bana yük geliyor bu durum ama kendimi yük gibi hissediyorum.
Çok güzel bence bir yorum.
Nasıl ki ötekine olan sorumluluk bir yük, biz de başkalarına yüküz.
Aynı şekilde. Biz de başkalarına yüküz aynı şekilde.
Ve bunun da açarı, kaçarı, çıkarı pek yok.
38. İnsan önce kendinden mi sorumludur?
Maddi, manevi, fiziksel güç azalır, yorgunluk artarsa ne olur?
Kendi öteki ayrımı çok yapay, modernizmin kafamıza soktuğu oldukça yapay bir ayrım.
Onun altını çizmek isterim özellikle.
O yüzden önce kendimden sorumluyum, sonra ötekinden sorumluyum, önce ötekinden sorumluyum, sonra kendimden...
Girmeyin bunlara.
Ben... Benden ve etrafımdakilerden sorumluyum.
Nokta. Ve kaynakların paylaştırılması, ilginin dağıtılması o anın talepleriyle gerçekleşmek durumunda.
Altın çizmek isterim.
39. soru muhtemelen daha önce gelen ve cevap verdiğim bir yorumun devamı.
Onu atlıyorum.
40. Sorumluluğun fazlasının sebep olacağı durumlar.
Sorumluyuz ama sorumluluklarımızı seçmek zorundayız demiştim.
Altından kalkabileceğimizden çok daha fazlasını seçip taşımaya çalışırsak kendimizi boğma ihtimalimiz çok yüksek.
O yüzden gerçekten, garip bir cümle oldu, gerçekten gerçekçi olmamız gerekiyor.
Gerçekten gerçekçi olmamız gerekiyor.
Tükendiğimiz, sonunda kinlenmiş, öfkeli, elimizden bir şeyden alınmış hissetmeyeceğimiz şekilde seçimler yapmamız gerekiyor sorumluluklarımız konusunda.
41 yük gibi geliyorsa bu benimle ilgili bana ne söyler?
Başkasından sorumlu olmak, başkasına bakım vermek yük gibi geliyorsa bu benimle ilgili ne söyler?
Sahiplenmediğinizi söyler. O sorumluluğunuzu sahiplenmediğinizi söyler.
Bu kötü bir şey değil ama sahiplenmediğiniz şey ötekine dair bir şey değil, kendinize dair bir şey.
Kendi hayatınızın bir parçasını...
Yok sayıyorsunuz. Yok saymaya çalışıyorsunuz.
Kuvvetli muhtemel. Yine durumu tam bilmediğim için farazi bir cevap veriyorum.
Eminim ki durumu tam duyma şansım olsaydı biraz daha net bir şeyler söyleyebilirdim.
42. Köpeğimi 10 dakika dışarı çıkarmaktan aciz hissediyorum.
Kendimi motivasyonum yetersiz.
Buna da aslında fark etmeden cevap vermiş bulundum bölümün başında.
Kendimden yola çıkarak yine cevap vereceğim.
Ben köpeklerimi gezdirmek için motivasyona ihtiyaç duymuyorum.
Çünkü onlar benim gündelik hayatımın bir parçası.
Beraber bu anı paylaşmaktan zevk ve keyif alıyorum.
Bu şanslı olduğum için böyle değil.
Köpek gezdirmekten hoşlanmak gibi bir gen sahibi olduğum için de böyle değil.
Kendime bu döngüyü, bu tekrarı...
Keyifli hale getirecek elimden gelen ne varsa yapmaya çalışıyorum.
Hala daha cebelleştiğim şeyler var.
O yüzden de nedir sizi iten?
Onu bulmaya çalışın.
Ve onu nasıl dönüştürebilirsiniz?
Onu düşünmeye çalışın.
Sorumluluklar da veya verdiğimiz bakımlar da dışarıdan dikte edilen şeyler değil.
Bizim de bir payımız var.
Yani evet köpeğimden sorumluyum ama nasıl bir sorumluluk?
Ve onu nasıl dönüştürebilirim?
Neye dönüştürebilirim? Basit bir örnek vereyim.
Çok basit bir örnek. Mesela köpeklerim çok çekiştirerek geziyorlardı.
Ve bu bayağı canımı sıkan bir konuydu.
Anlatamam ne kadar canımı sıktığını.
Bu kadar yürümeyi seviyorum bilmem ne.
Şimdi burada atıp tutuyorum size podcast'ı.
Bayağı hani zehir ediyorlardı.
Sokak ortasında bağırışlar, çağırışlar.
Çekme, etme, dur, hayır, ötme falan.
çekiştirmeyi önleyen tasmaları olduğunu keşfettim.
İki tanesi işe yaramadı.
Üçüncüsü işe yaradı. Şu anda daha keyifli yürüyoruz.
Gibi mesela. Bu çok basit bir örnek ama orada bir özgürlük payı, orada bir şeyleri dönüştürme alanı mevcut.
Onun altını çizmek istedim.
43. Kedi sahiplendim birkaç ay önce.
İyi bir annemiyim diye sorguluyorum.
Hep yetersizlik. Kediniz hayattaysa.
Bir sağlık sorunu yoksa, sizinle iyi bir ilişki halindeyse, iyi bir kedi annesisiniz.
Bence bazı şeyleri basit düşünmekte fayda var.
Tabii ki her zaman daha fazla yapacak bir şeyler var.
Ama ben ne kadarını ortaya koyabiliyorum?
44. Çok korkutucu.
Ya yeterince sorumluluğunu alamazsam, yetersiz gelirsem?
Bölümün de sonuna doğru yaklaşıyoruz.
Altını çizmek istedim.
Zaten yetersiz kalacaksınız.
Çocuk sahibi mi olacaksınız?
Zaten yetersiz bir anne ve baba olacaksınız.
Bunu sahiplenerek yola çıkın.
Yetmeyeceksiniz, yetemeyeceksiniz.
Bu sizden kaynaklı bir mesele değil.
Sizin eksikliğiniz değil.
İnsan olmanın eksikliği.
Köpek kedi mi sahiplendiniz?
Yetemeyeceksiniz. Tabii ki yetemeyeceksiniz.
Ama bu... Otomatikman sizden kaynaklı değil.
Tabii ki de bizden kaynaklı olan yetersizlikler de var.
Ama siz elinizden geleni yapıyorsanız, koşullarınızın izin verdiği kadarını yapıyorsanız, geri kalan yetersizlik de varoluştan geliyor, varoluşumuzdan geliyor.
Son soru.
Bakmaktan sorumlu olduğum hiçbir canlıyı hayatımda istememek bir tür fobi midir?
Fobi olarak isimlendirmezdim ama gerçekten bir şey korkutuyor.
Muhtemelen yutulmakla ilgili bir korkunuz var.
Muhtemelen bir şeylere hapis olmakla, bir şeylerin sizi ele geçirmesiyle, çevrenizi sarıp saymalayıp özgürlüğünüzü elinizden almasıyla ilgili bir korkunuz var.
Buradaki mesele bakım vermek, sorumlu olmak değil de bu yutulmak, özgürlüğü kaybetmekle ilgili bir şey.
Sanki eğer böyle hissediyorsanız lütfen terapinize taşıyın diyeyim.
Ve bugünlük burada durayım.
Önümüzdeki hafta yine çok ilginç bir konuyla karşınızda olacağım.
Boş konuşmak, Lagaluga üzerine bir bölümle karşınıza geleceğim.
Gelen sorular da oldukça ilginç.
Onları da önümüzdeki hafta konuşuruz.
Lütfen kendinize iyi bakın ve çok sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
