
Transkript
Merhabalar, ben Ferhat Çekiçöz.
Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği'nin yeni bir bölümüne hoş geldiniz.
Bu ikinci bölümde sizlerden gelen vaaz şu psikoterapiye dair sorulara cevap vermeye çalışacağım.
Umarım ki yeterince, en azından sizi daha çok meraklandıracak veya biraz daha zihninizdeki soruların sayısını arttıracak kadar iyi cevaplar vermeyi başarırım.
İlk soru çok yerinde bir soru.
Valsçı psikoterapiyi diğer terapilerden ayıran en önemli üç özelliği nedir diye sormuş biri.
Teknik anlamda fenomenoji derdim birinci en temel ayıran özellik.
İkinci özellik ise felsefi kökenlere dayanıyor olması derdim.
Üçüncü özelliği ise insan deneyimini bölmeden bir bütün olarak anlamaya çalışıyor ve isim...
Koymadan evvel ayrıntılı olarak neyin ne olduğunu betimlemeye çalışıyor derdim.
Bunların hepsi ayrı ayrı açılabilir.
Fenomenolojiye dair ayrıca bir soru var.
Onu ayrıca cevaplandırırım.
Felsefi kökenlerden kastımız malumunuz psikoloji yeni bir alan.
Psikoterapi Freud'dan beri ortada olduğu söyleniyor.
Fakat insanlar hayatlarında ilk defa son 130-140 yıldır depresif veya kaygılı hissetmiyorlar.
Aslında uzun zamandır bunları yaşıyoruz.
Bundan 2400 yıl önce de insanların benzer deneyimleri olduğunu tarihsel kayıtlardan görebiliyoruz.
Bazı şu psikoterapiler sadece psikoloji kuramlarıyla kalmıyorlar.
Bunun yanı sıra felsefi anlamda da kullanabilecekleri bütün bilgi birikimlerinden faydalanmaya çalışıyorlar.
O yüzden bir şekilde insan olmaya dair fikirler yürütürken felsefeye dayanıyoruz.
Son olarak insanı isimlendirmeden veya bölmeden anlama çabası da aslında çok kendini tarif eden bir şey.
Birine sen depresifsin, sen borderlinesin, sen osun, sen busun demeden hiçbir noktada o insanın gerçekten ne yaşadığını anlamaya çalışıyoruz.
Nasıl bağlamlar, nasıl yankılara yol açıyor bunları ayrıntılı bir şekilde incelemeye çalışıyoruz.
İkinci soru, varoluşçu psikoterapi kaç seans sürer?
Yani ideal hakkı verilen bir varoluşçu psikoterapi uzun yıllar sürer.
Ben size ideal resmi söyleyeyim.
En azından 3-5 sene veya daha uzun sürmesini bekliyoruz.
Haftada bir veya daha sık seans yapılması yine ideal resmin parçası.
Çünkü kolay bir süreç değil.
Varoluşçu terapist yaz süreciyle nasıl çalışır?
Yaz konusunu ayrıca bir noktada konuşacağız ilerleyen haftalarda.
Ama şu kadarını söylemek isterim ki, psikoterapist olmak için her harekarda yaz çalışmayı bilmek gerekir.
Yaz sadece önemli insanları kaybettiğimizde, bizim için büyük kayıplar yaşadığımızda içinden geçtiğimiz bir hal, bir süreç değil.
Aslında her an, her gün ufak ufak kayıplar veriyoruz.
Her an yasını tutacak yeni boşluklar oluşuyor içimizde.
O yüzden aslında varoluşçu terapi başlı başına bir yaz çalışması demek mümkün.
Her geçen gün, her biten kitap, her arkadaşlarımızla geçirdiğimiz keyifli vaktin sonu kendi çapında bir kayıp.
İnsan olmak demek bir parça kaybederek yaşamak demek.
yaptığımız için de bol bol boşluklarla yaşamayı öğrenmek demek.
Vouchu terapide tam olarak bunları ortaya ve açığa çıkartmaya çalışıyor.
Bir sonraki soru, Vouchu terapi bağlanma stilleri nasıl inceler?
İncelemez. Az önce söylediğim gibi Vouchu terapi insanları kategorize etmekten özellikle intina eder.
Bağlanma stilleri gibi çok deneysel anlamda, emplik veri anlamında kanıtlanmış Kur'an'ları dahi kullanmaktan çekinir.
Bunun en temel sebebi, biz bir danışana X veya Y veya Z ismiyle baktığımızda, o güvenli bağlanıyor, o bilmem ne yapıyor dediğimizde, ona
dair bir şeyleri varsaymış oluyoruz ve deneyimini daha yakından anlamak üzere açtığımız alanı maalesef kapatmış oluyoruz.
Danışana isimler vermek yerine, etiketler vermek yerine, ne yaşadıklarını ayrıntılı olarak dinlemeye çalışırız.
O yüzden bağlanma stilleriyle çok bir işimiz olmuyor açıkçası.
Bir sürü vahuşçu terapiyle psikanaliz, psikodinamik terapi karşılaştırması sorusu gelmiş.
Bu iki yönelim birbirine benziyor.
Benzerliği aslında deaf psychology dediğimiz yani derinlemesine çalışan terapi yönelimleri olması.
Uzun dönemli terapiler olmaları.
Ve aynı zamanda çözüm odaklı olmaktan ziyade insanın kendini daha yakından tanıması, daha yakından anlaması odaklı yönelimler olmaları.
Ama bunları söylemekle beraber eklemem gerekiyor ki çok ciddi farklılıkları da var.
Bir soru, varoluşçu terapi eğitimi alırken psikodinamik terapi eğitimi de almamız gerekir mi gibi bir soru.
Hayır, gerekmez.
Varoluşçu psikoterapi tek başına münferit bir ekoldür.
Tek başına kullanılabilir.
Siz entegratif çalışmak istiyorsanız tabii ki.
Neden olmasın? Siz istediğiniz gibi kendi terapistliğinizi zenginleştirebilirsiniz.
Diğer bir yine psikanalizle ilgili soru var.
Şu terapi ile klasik psikanaliz hangi açılardan farklılaşıyor?
Muhtemelen en çok insana bakış açısından farklılaşıyor.
Klasik psikanaliz kuramlarının insanın...
Hangi koşullarda başının derde girdiği, hangi koşullarda ızdırabın başladığı, temel takılmalarımızın sebebinin nereden geldiğine dair çok net fikirleri var, çok net
formülleri var. Bunun aksine varoluşçu terapi de bizler net fikirlerle başlamıyoruz.
Tam aksine Sokrates'in bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmiyorumdur desturuyla başlıyoruz ve orada da kalmaya çalışıyoruz.
Danışanlara dair bir şeyleri bildiğimizi iddia eden bir yerden hareket etmek yerine onlarla beraber onların yaşantılarını araştırmaya, incelemeye çalışıyoruz.
Tabi ki bunun sonucunda terapistin danışanı ne kadar anladığının çok bir önemi yok.
Asıl hedef danışanın kendini daha yakından anlaması ve tanıması.
Başka psikanalizle ilgili bir soru daha vardı.
Harmanlanabilir mi diye de biri sormuş aynı zamanda.
Tabi ki. Yani varoluşçu psikoterapiyle psikanaliz, psikodinamik terapiler, BDT, yine o sizin terapistliğinize, odada nasıl bir duruş sergilediğinize bağlı ama kesinlikle
harmanlanabilir eğer ilginiz bu yöndeyse.
Ama bir daha ekleyeyim, varoluşçu psikoterapi münferit bir ekoldür.
Başka bir ekole ihtiyaç duymaz ve tek başına varoluşçu olarak çalışmak mümkün.
Diğer bir soru, varoluşçu terapideki danışana ne olur, terapist için nasıl bir deneyimdir?
Buna çok öznel cevaplar verebilirim maalesef.
Danışana ne olur hatta hiç öznel bir cevap değil bir varsayım sunabilirim.
Danışan gittikçe kendini daha yakından tanır hale gelir.
Ama lütfen yanılmayın veya şaşırmayın.
Bu kendini daha yakından tanıma hali her zaman iyi olmak zorunda değil.
Her zaman iyi gelmek zorunda değil.
Her zaman danışanları mutlu etmek zorunda da değil.
Başka bir deyişle bağış psikoterapi herhangi bir şekilde mutluluk vaat etmiyor, herhangi bir şekilde çözüm vaat etmiyor.
Ama bunun yerine kendimizi ve içinde yaşadığımız dünyayı daha yakından tanırsak, daha iyi anlarsak, o zaman bu dünyada daha mutlu olabileceğimiz, daha rahat edebileceğimiz,
daha çok huzuru ve akışı bulabileceğimiz bir yer bulabileceğimize dair bir varsayımla hareket ediyor.
Bu açıdan bakınca...
Evet yani danışan için zorlu bir süreç ama dayanınca çok güzel meyveleri olacağından da emin olduğumuz bir süreç.
Terapist kısmını işte oraya öznel cevaplandırabilirim ki ben açıkçası bağışçı terapist olmayı çok özgürleştirici buluyorum.
Çünkü zaten hiçbir şey bilmediğimle başlıyorum.
O yüzden hani danışana bir eksper, eksper servisi...
sunmak üzere bir baskıdan kurtulmuş oluyor.
Beraber araştırıyoruz, beraber anlamaya çalışıyoruz.
Bilmem, benim için çok özgürleştirici bir deneyim gerçekten var şu psikoterapist olmak.
Ciddi anlamda terapist olarak performans kaygımı azaltan, hatta tamamen yok eden bir deneyim.
Bunun yanı sıra tabii ki şey de var, insan olmanın binbir haliyle karşılaşıyoruz ve O bin bir hal ile karşılaştıkça kendi ihtimallerimizle de daha yakından tanışmış oluyoruz.
Yine bu ihtimaller her zaman güzel ve keyifli ihtimalleri olmayabilir.
Ama varoluşçu bir terapist olarak çalıştıkça hayatımın zemininin daha sağlamlaştığını ve daha geniş bir tabana yayıldığını hissediyorum ki bu bile baş
başına kendi adıma çok çok büyük bir kazanç.
Eğitimler uzun yıllar sürüyor.
Nasıl tercih yapmalıyız?
Çok haklısınız. Bunu geçenlerde bir soru cevaplı da cevaplandırmıştım.
Öncelikle okumakla başlayın.
Eğitimlere başlamak için acele etmeyin.
Ve sizi özellikle çeken kuramların kitaplarına yönelin.
Onları daha çok okuyun, daha çok tüketin.
Öyle bir nokta gelecek ki kitaplar yetmemeye başlayacak.
Öyle bir nokta gelecek ki bu işi...
İyi bilen birilerinden duymaya, öğrenmeye ihtiyaç duyacaksınız.
Öyle bir nokta gelecek ki sizin gibi bu alana ilgi duyan insanlarla beraber olmaya ihtiyaç duyacaksınız.
O nokta eğitime başvurmak ve başlamak için iyi bir noktadır.
Ama o nokta gelmeden gerçekten de kendinizi bu kadar büyük adanmışlıklar isteyen eğitimlere atmamanızı naçizane olarak öneririm.
Terapi tekniklerinden kısaca bahseder misiniz?
Aslında varoluşçu psikoterapinin tek bir temel tekniği var.
O da fenomenoloji.
İlk soruda kısaca adını geçirmiştim.
Fenomenoloji aslında bir felsefi inceleme yöntemidir.
Edmund Husserl tarafından bulunmuştur.
Ve resmi tanımı da olguların kendilerini bize gösterdikleri şekilde görmeye çalışmak, betimlemek.
Terapideki fenomenolojinin iki önemli ayağı var.
Biri betimlemek, diğeri varsayımları parantaz.
terapiste düşen kendi danışanına dair varsayımlarını paranteze alarak, bilmiyormuşçasına,çasına demek yanlış, bilmiyor aslında, danışana
betimleme soruları sormak veya soru sormasa da bir şekilde betimleme için alan açmak ve bu bağlamda danışanın da kendi deneyiminin mümkün mertebe en ayrıntılı, en üç boyutlu şekilde
betimlemesi.
insan kendini daha yakından tanıyor, daha yakından görüyor dediğimiz fasıl tam olarak burada devreye giriyor.
O sorulara cevap verdikçe, betimleme derinleştikçe danışan kendine nasıl bir dünya yarattı, nasıl bir dünyanın ve hayatın içinde yaşadığını daha yakından görmüş oluyor.
Çocuklarla çalışırken varoluşçu terapi nasıl bir yol izler?
Çocuklar maalesef uzmanlığın değil, sıfır eğitimin var, sıfır tecrüben var.
Bu konuya da hiçbir şey söylememeyi tercih ederim.
Ama varoluşçu ekolde çocuklarla çalışan birçok meslektaşım var.
Belki onlarla bir gün bir şeyler yaparız ve bu sayede biraz bu konuyu beraberce tartışma ve benim de biraz haberdar olma şansım olur.
O yüzden girmeyeyim bu soruya hiç.
Bugün için son soru ise bilissel kapasitesi zayıf veya entelektüel seviyesi düşük olan bir danışanla etkinliği nasıl?
Soruyu nereden başlasam, neresinden tutsam emin olamadım.
Soran meslektaşımı da tanıyorum.
Çok sevdiğim bir meslektaşım.
Ancak bu soru zaten kendi içinde çok varoluşçu bir yerden sorulmuş bir soru değil.
Bu sebepten ötürü ilk önce soruyu ele almakta fayda var tamamen cevap verebilmek adına.
Bu soruda çok ciddi anlamda bir varsayım var ki o da bilgisayar kapasitesi zayıf veya entelektüel seviyesi düşük olan kişilerin kendi hayatları üzerine düşünemeyeceği,
bir şeyleri fark edemeyeceği, kendilerine dair farklı süreçleri ele alamayacaklarına dair bir varsayım.
Buna katılmıyorum.
Hepimiz insanız.
Hepimiz bu hayatta kalmaya çalışıyoruz.
Hayatlarımızı bir şekilde sürdürmeye çalışıyoruz.
Bu anlamda bakınca hiç şüphesiz hepimiz aslında yaşadıklarımıza bakıyoruz ve anlamlandırmaya çalışıyoruz.
Bu sebepten ötürü entelektüel seviye, bilsel kapasite var artık her ne demekse.
Bunlardan tamamen bağımsız bir süreç ve varoluşlu terapi isteyen, ilgi duyan, ilgilenen herkes için mümkün, herkes için bir ihtimal.
Bu haftalık bu kadar.
Çok teşekkürler sorularınız için.
Önümüzdeki hafta farklı bir konuyla beden konusuyla devam edeceğiz.
Dilerim ki sizler için de keyifli bir kayıt olmuştur.
Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
