
Transkript
Merhabalar, Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği podcastinin bu haftaki bölümüne hoş geldiniz.
Ben Ferhat Çakiçöz.
Her zaman olduğu gibi, her zaman değil gerçi bazı haftalar eski konulardan devam ediyorum, konular bitmiyor.
Genellikle olduğu gibi bu haftada yeni bir konuyla karşınızdayım.
Bu hafta ailelerden bahsedeceğim.
Sizlerden gelen, ailelere dair gelen.
Aile ilişkilerine, aile dinamiklerine dair gelen sorularınızı yanıtlamaya çalışacağım.
Oldukça ilgi çeken bir konu olduğunu görüyorum bunun da.
Bazı konular gibi tabii çılgınlarcasına soru yığılmamış.
Bir 30 sorumuz var yaklaşık bir kısmı birbirinin içine geçmeli, birbirinin devamı gibi.
O yüzden her zaman olduğu gibi vakit kaybetmeden sorulara başlayayım.
Çok fazla laf salatası yapmadan.
Bir. Kendini tanıma, arkadaki motivasyonu görme nasıl olabilir?
Bunu nasıl yapabilirim diye sormuş biri.
Zannedersem çok direkt aileyle alakalı bir soru değil.
Buna verebileceğim iki temel cevap var.
Bunlardan birincisi...
Kendinize dair düşünmeye devam etmek, üzerine düşünme, reflection eylemine devam etmek.
Sadece kendi yaptıklarınızı haklı görmek, temellendirmek yerine neyi ne için yaptığınızı, neye ulaşmaya çabalamak üzere yaptığınızı, niyetinizin
ne olduğuna dair dürüstçe bir araştırmaya girmek kendi içinizde.
Bu birincisi. Tabii ki kendi kendimize bir yere kadar yapabiliyoruz.
Yoruluyoruz, sıkılıyoruz, sürdürmesi zor, imkansız hale geliyor.
Bu nedenle ikinci yöntem de tabii ki psikoterapiye gitmek, terapiye başlamak.
Tercihen daha derinlikli çalışan bir ekolle.
Aileye dair olmadığı için bu soruda daha fazla durmadan ikinci soruya geçeyim.
Anne ile olan ilişkinin duygusal ilişkilere etkisi.
Bir genel anlamıyla şu çerçeveyi çizmek isterim.
Buna da birkaç soru daha var.
Geldikçe yeri bir daha bir daha tekrar ederim.
Hiç sorun değil.
Fakat varoluşu bakış açısına da göre, çünkü bu konuda varoluşu psikoterapi kesinlikle yalnız değil.
Başta psikolojiniz olmak üzere farklı psikoterapi yöntemleri de aynı şeyi iddia ediyor.
Varoluşçu psikoterapiye de göre aile ve erken çocukluk deneyimleri, aile ilişkileri dünyayı nasıl gördüğümüze çok etki
eden bir unsur.
Şöyle düşünün ki doğduğumuzda ailemizin gerçekliğine doğuyoruz, başka bir şey değil.
Ve uzun bir süre...
Okula başlayana kadar ailemizin gerçekliği dışında başka bir gerçeklikle karşılaşmıyoruz.
Ailemizin kurgusuyla yaşıyoruz.
Ailemizin hikayeleriyle büyüyoruz.
Ailemizin baktığı yerden ilk bakışımızı atıyoruz hayata.
O yüzden anneyle olsun, babayla olsun veya çocukluğunuzda diğer önemli kişiler, dayılar, amcalar, teyzeler, halalar, aile dostları, her kim vardıysa etrafınızda
tabii ki onlarla olan, İlişkilerin çok farklı etkileri var ve sadece bir yetişkin olarak duygusal yakın ilişkilerde değil bu etkiler.
Her anlamda etkilerini hissediyoruz.
Aslında biraz kendinizi kontrol ettiğinizde, kendinize baktığınızda ki buna dair de sorular var bir sürü.
Çok anneniz gibi, çok babanız gibi, çok çocukluğunuzdan tanıdık.
Bir perspektiften bir şeylere baktığınızı görebilirsiniz.
Çok çocukluğunuzdan tanıdık bir şekilde bazı şeyleri anlamlandırdığınızı görebilirsiniz.
Yani neredeyse insan olmanın ontolojik bir parçası diyebilirim.
Çocukluğun bu kadar temel ve merkezi bir yerde durması için.
Durması gerçeğiyle daha doğrusu.
Üçüncü soru. Vausça açıdan bireyselleşme sürecinde ebeveynlere yönelik öfkenin rolü ne?
Ne ölçüde lazım? Bu soruyu her kim sorduysa ya çok varoluşlu düşünmeye yatkın ya da zaten haberdar bu konulardan biraz daha bir şeyler duymak istemiş.
Ama çok güzel bir soru gerçekten.
Bir öfkenin rolüne geçmeden önce duygulara dair 3-5 kelam etmek isterim.
Duygulara dair malum iki tane koskoca bölüm var yanılmıyorsam.
Bu podcast'ta aşağı yukarı kış aylarında bu bölümden 6-7 ay önce yayınlamıştım.
Duygular bizi eyleme sevk etmek üzere gelirler.
Duyguların işaret ettiği bir yer vardır, bizi bir yere taşımak isterler.
O yüzden kendi içlerinde bir güçleri vardır, kendi içlerinde bir itkileri vardır, kendi içlerinde bir harekete geçirme kabiliyetleri vardır.
Ve duyguları anlamak, duyguların dilini konuşabilmek, duyguların dilini sökebilmek...
O duyguyu yaşadığınızda o duygunun sizi sevk ettiği yeri görmekten geçer diye iki bölüm boyunca uzun uza diye konuşmuştum.
Bu açıdan baktığımızda tabii ki kişiden kişiye değişebileceği gibi çok andan ana da değişebilecek bir şey ama öfkenin temel yolu herhalde
böyle bir genelleme yapsam en azından bayağı bir çoğunluğu kapsarım diye düşünüyorum.
Öfkenin temel yolu...
Rolü, yönü, yolu değil.
Öfkenin temel rolü tam da mesafe koymakla ilgilidir.
Sınır çekmekle ilgilidir.
Senin yaptığın şey bana hiç iyi gelmiyor.
Ben şimdi sana öyle bir bağıracağım ki bir an için bile olsa, bir saat için bile olsa, bir gün, bir ay için bile olsa veya sonsuza dek seni en azından bu konuda yok edeceğim susturarak.
Seni tamamen hayatımdan uzaklaştıracağım bir şekilde.
Bu açıdan düşündüğümüzde bireyselleşme sürecinde öfkenin çok kritik bir rolü olduğunu iddia edebiliriz.
Öfkelene öfkelene kendiliğimizin sınırlarını çiziyoruz.
Ötekinden ayrışıyoruz.
Kendimizi keşfetmeye başlıyoruz.
Ha öfkeyle çektiğimiz sınırın bizden kalan yanı her zaman genellikle en doğru, en geçerli olmuyor.
Orada daha keşfedilecek, bakılacak, araştırılacak çok şey var.
Ama öfke ayrıştırır ve gereklidir.
Ama tabii ki burada ne bileyim işte şu anda bunlardan bahsederken ister istemez...
Ergenlik yıllarını düşündüm.
Tabii ki öfkenin çok kritik bir rolü var ama o öfkenin de aile içinde nasıl karşılandığı, nasıl işlendiği, o öfkeye nasıl cevap verildiği yine çok dönüştürücü, iyi anlamda
da kötü anlamda da çok dönüştürücü etkilere sahip.
4. Ebeveynlerine acıyan çocuk olmak demiş bir.
Bu bir soru değil, böyle bir yorum bırakmış.
Ben çağrışanı söyleyeyim.
Çok genel bütün varoşçulara atfedebileceğim bir şey değil bu.
Ama bu kısa yorumu okuduğumda üzüldüğümü fark ettim.
Çünkü her ne kadar bir kandırmaca da olsa, gerçeklik payı az da olsa idealmiş gibi gördüğümüz,
bir şeyleri kotarabiliyormuş, bir şeyleri halledebiliyormuş gibi gördüğümüz ebeveynlere Sahip olmak, hayatta aslında kendimizi keşfetmek, yolumuzu, yönümüzü keşfetmek adına
çok çok değerli.
Tabii ki onlar gibi olmak zorunda değiliz ama onlarda gördüklerimiz üstünden biz ne istiyoruz, neye ihtiyacımız var.
Hayatı yaşamak anlamında yetenekli ebeveynlere sahip olmak.
büyük şans bu anlamda.
Ebeveynlerine acıyan çocuk deyince nedense tam da bu tarif ettiğimin aksi yönünde bir ebeveyn var diye düşündüm.
Ebeveynleri var diye düşündüm bu yorumu bırakan kişi.
Biraz böyle yani hayattaki ilk ve en önemli çünkü o yıllar kritik en önemli rehberliği alamadan büyümüş çocuklar yetişkinliğe gelmiş kişiler canlandı
gözümde. Öyle olunca da İnsan biraz kendi kendini büyütmesi gerekiyor.
O da ek bir zahmet, ek bir zorluk.
Çok kolay bir şey değil.
Beş, kayınvalideye hizmet etmek gelinin görevi midir?
Bu soruyu bir bağışçı terapiste sorduğunuzu not etmek isterim açıkçası.
Kimsenin görevi kimseye bir şey değil.
Kayınvalideydi, gelindi bunların hepsi birer sosyal rol.
Sosyal rol olması olmadığı anlamına gelmiyor.
Bunu dinliyorken bir yandan sizin hayatınızda bu ve benzeri rollerin çok büyük etkileri olduğunu fark edebilirsiniz, hissedebilirsiniz.
Kesinlikle bunların gerçekliğini sorgulamak değil amacım.
Ama unutmayın ki bunlar sonradan inşa edilmiş ve sizin içine girdiğiniz veya sizin üstünüze giydirilmiş, sizin giydiğiniz bir yerde de sırf üstümüze giydirilmekle kalınmıyor.
Genellikle biz de giymeye devam ediyoruz, taşımaya devam ediyoruz.
roller ve o rollerin beklentileri de tabii ki birer sartırıcı anlamda, kötü inanç, birer kendini kandırmacı, birer birbirimizi kandırmacı.
O yüzden bu tip böyle genel geçer, ister çok klişe olsun, ister daha spesifik olsun, bu tip genel geçer, onun görevi budur, bunun görevi şudur.
Evet, değil öyle tam olarak.
Ha değil oraya girmiyorum.
O bile değil. Bir an önce şey diyecektim de.
Tabii ki bir ebeveynin görevi işte çocuğuna bakım vermek ve hayatta tutmak.
Vahşi anlamda o bile değil aslında.
Evet ebeveynin çok büyük bir kısmı kendi çocuklarına bakım veriyor olabilir.
Bakım ama bu bir tercih.
Bakım vermeyi tercih ediyorlar, seçiyorlar.
Ha o seçim nereden geliyor, o tercih nereden geliyor ayrı bir soru tabii ki ama.
Zaten oysan bu olur bunu yapmalısın kadar basit değil ama biz öyle olduğuna inanmak istiyoruz bazen.
Bazen de öyle olduğu bize iddia edildiğinde işte bu soruyu soran kişinin yaşadığını tahmin ettiğimizde kendimizi böyle çok fena sıkıştırılmış kıstırılmış bir yerde bulabiliyoruz.
İçimizdeki hiçbir şeyi beğenmeyen ebeveynle ortak yolu nasıl buluruz?
Yani şöyle söyleyeyim.
Bir ebeveynle çocuk aradan yıllar geçtikten sonra iki yetişkin olarak karşılaştığında illa ortak yolu bulmak zorunda değiller.
Bulabilirlerse çok değerli.
Gerçekten değerli.
Çünkü bir yetişkin olarak bile ebeveyninizden alabileceğiniz potansiyel destek, kulak, kapsamma farklı
demiyorum ama değerli ve güzel.
Ama bu her zaman mümkün olmuyor.
Hatta mümkün olması daha azınlıkta bile diyebilirim en azından benim etrafımda gördüğüm unsurlarda.
Ortak yolu bulmak o ebeveyn çocuk çifti için, her ebeveyn çocuk çifti için daha doğrusu değişir.
Ben mesela kendi annemle olan ilişkimden bir örnek verebilirim.
Biz ne zamanki geçmişi bir kenara bıraktık ve bu çok kendiliğinden oldu.
Konuşmadık, tartışmadık, böyle bir konuda ant ant kalmadık ama ne zamanki geçmişi kenara bırakıp beraberce geleceğe bakmaya başladık.
Zaten ortak sorumluluklarımız olduğunun farkındaydık ama bunları birer ortak projeye dönüştürmeye başladık.
O noktada bir ortak yolu bulabildik.
Örneğin bizim için ortak yolu bulmak geleceğe dönmekten geçiyordu.
Bazı ebeveyn çocuk çiftlerindeyse tam da dönüp geçmişi temizlemek, derlemek, toplamak olabilir bu.
Başkalarında bambaşka bir şeyler olabilir.
Birazcık size düşüyor ama eklemek istediğim şu ısrarla bulamayabilirsiniz ve bulmak zorunda da değilsiniz.
Evet, güzel ama zorunlu değil.
Yedinci soru yine bir soru değil.
Romantik ilişkiler demiş biri ve durmuş orada romantik ilişkilere dair zaten birkaç bölüm boyunca konuştum.
Burada geçeceğim artık.
Daha güzel, daha bugünün konusuna, bu haftanın konusuna odaklı sorular var.
Onlara odaklanmak isterim.
Ailemizden bize geçen örüntüleri bilhassa şemaları kırmak ne ölçüde mümkün?
Eğer deneyimlerinize şema veya başka tipte kavramsal isimler veriyorsanız zaten kendinizden en az bir adım yabancılaştınız
demektir. Hele bir de bunların, bu soruyu soran kişi yapıyor mu bilmiyorum kimseyi böyle bir şeyin zannı altında bırakmak istemem ama hele ki bir de bu tırnak
içinde şemaların... sorumluluğunu ailenize yüklüyorsanız çünkü onlar size geçirdiler.
Sanki böyle bir virüsmüş gibi, bir hastalıkmış gibi size onlar bulaştırdılar.
İki adım geriden başladınız demektir.
Bence bunun yerine tabii ki nereden geldiğini bulmak değerli.
Bir şeyleri anladığımızda, kavradığımızda sakinleşebiliyoruz, içimiz soğuyabiliyor.
Bir şeylerin belirsiz olmasının getirdiği kaygı yatışabiliyor.
O anlamda değerli.
Fakat bir voucher terapisi olarak önereceğim yol her şeyden önce bugüne bakmanız olacak.
Bugüne ve geleceğe bakmanız olacak.
Yani bugünkü kurduğunuz ilişkilerde nasıl ilişkiler kuruyorsunuz?
Nasıl rolleri oynuyorsunuz ve kendinizi nasıl durumlarda buluyorsunuz?
Ne kadar memnunsunuz bundan ne kadar değilsiniz?
Memnunsanız bunu sağlamlaştırmak üzere ne yapabilirsiniz?
Ne yapıyorsunuz da o memnun olduğunuz halleri buluyorsunuz?
Ve memnun olmadığınız kısımlarla ilgili nereye dönüştürmek, neye dönüştürmek istiyorsunuz bunları?
Bir de yönünüz olması gerekiyor.
Tamam bir şeyleri kırın, değiştirin ama yerine ne koyacaksınız?
Koymanız gerekiyor. Ben öfke patlamaları yaşayan ve etrafımdakileri sürekli kıran biri olmak istemiyorum.
Ama nasıl biri olmak istiyorsunuz?
Bir de götürüp bunu işte zaten benim babam da hep böyle bağırıp çağırdı.
Ben de ondan gördüm böyle başka türlü işte ilişki kurmayı bilmiyorum falan.
İki adım geriden başlıyorsunuz dediğim tam olarak bu.
O yüzden şu an neredesiniz?
Hangi kısmından ne kadar mutlusunuz?
Memnunsunuz? Memnun olduklarınızı neye borçlusunuz?
Ne yapıyorsunuz? Nasıl seçimler?
Nasıl eylemler? Nelerden memnun değilsiniz?
Nereye doğru dönüştürmek istersiniz?
Bir üzerine düşünme, bir analiz süreci öneririm.
Dokuz. Ailemle sürekli tartışıyorum.
Sert tepkilerle hakaretler edip pişman oluyorum.
Nasıl yeneceğim?
Yani burada bir haklı haksız zaten soruyu soran kişiyi tanımıyorum.
Durumu hiç bilmiyorum. O yüzden hani hakkınızdır değildir.
Size de haksızlık etmişler işte.
Yok siz onlara haksızlık etmişsiniz falan gibi bir yere...
Girecek durumda değilim.
Zaten soruyu soran kişi de hiç oralarda dolaşmamış gibi geldi.
Bazı konularda stoik olmayı öneriyorum.
Çok mu öfkelendiniz?
Tutuverin ağzınıza.
Dalga geçmiyorum. İçinize atın demiyorum.
Ama içinizde bir hazmedin, bir pişirin.
Bir karşı tarafa iletilebilir bir mesaj haline getirmek için çabalayın.
Bir parça hazmetmek, bir parça daha karşı tarafın duyabileceği bir hale getirmek bize düşüyor.
Biliyorum ilişkilerde dürüst olmak, açık olmak çok değerli.
Kendimizi reddetmemek, yaşadıklarımızı olduğu gibi kabul etmek çok çok değerli.
Ama geldiği gibi karşı tarafa yapıştırmak demek değil bunların hiçbiri.
O yüzden önerim gerçekten daha böyle stoik bir şekilde.
çok öfkelenebilirsiniz.
Çok sert tepkiler vermek geçebilir içinizden.
Ama nereye ulaşmaya çalıştığınızı bulun ve karşı tarafın duyabileceği ve siz de iletirken sizi de zedelemeyecek.
Çünkü o sert tepkileri verirken biz de çok sarsılıyoruz.
Bizim de içimizde bir şeyler çalkalanıyor.
Şahsen benim mesela hiç sevmediğim bir hal.
Ben bağırıp çağırıyorum ama bana da iyi gelmiyor benim bağırıp çağırmam.
Bunların ötesinde daha soğuk, daha sakin, daha nazik, daha karşı tarafın duyabileceği bir hale dönüştürebilir misiniz?
Onu araştırın.
İki adım. Ben ne iletmek istiyorum?
Neyi değiştirmek istiyorum?
Nedir vermek istediğim mesaj?
Ve bunu hem bana iyi gelecek hem de karşı tarafa tahminimce duyurabileceğim nasıl bir şekilde sokabilirim?
10. soru yine bir soru değil bir yorum.
İlgisiz ama muhafazakar baba.
Kız ilişkisi. Çok fazla çağrışımım var tabii ki.
Ama şunu söylemek istedim.
O çağrışımlar bir kere çünkü gerçekten bu yorumu bırakan kişiyi tanımıyorum.
Durumu bilmiyorum. Ve bazı şeylerde duruma özel söylenmeyi böyle gökten zembille bırakılmamalı diye de düşünüyorum.
Babanız artık ilgisiz.
Ve o siz çocukken ki ilgisiz ve muhafazakar baba değil.
Hala ilgisiz ve muhafazakar olabilir ama o da değişti, o da farklılaştı.
Ve siz de artık o kız çocuğu değilsiniz, o oğlan çocuğu değilsiniz.
Siz de artık bir yetişkinsiniz öyle ya da böyle.
Bence önce başlangıç noktası burası olmalı.
Bir şekilde evet yani çok kendimizi böyle çocukluğumuzdaki...
çaresizlikleri hissederken, deneyimlerken ve karanlık dehlizlerde bulabiliyoruz.
O anlarda ben artık o çocuk değilim.
Ben bir yetişkinim. Birçok şeyi başardım.
Birçok şeyle baş etmeyi başarıyorum.
Birçok şeyi birçok şeyi ele alabiliyorum.
Deyip biraz daha yetişkin tarafınızdan bakmak iyi bir başlangıç noktası.
Olabilir diye bir çok genel geçer bir şey söylemiş olayım.
11. soru.
Aileyle şekillenmiş pek köklü yanlarımız oraya dönüp bakmadan da dönüşebilir mi?
Buna hiç yuvarlak bir cevap vermeyeceğim.
Muğlak işte yok bağlama bağlı yok işte durumu bilmem lazım falan.
Hayır dönüşmez.
Çok net. Çünkü varoluşçu terapide bile biliyorsunuz varoluşçu terapinin temel amacı kişinin kendini tanıması, kendiyle daha yakın bir ilişki kurması.
Kendiyle tanışıklığı, kendiyle diyaloğunu derinleştirmek, arttırmak.
Bu kadar kendilik vurgusuna rağmen o kendiliğin çok önemli bir parçası da çocukluk deneyimlerimiz ve ailemiz.
Dönüp bakmadan hiçbir şey dönüşmez.
Dönüp bakmadan hiçbir şey değişmez.
Ailenize ve çocukluğunuza bakmak zorundasınız.
Çünkü onlar sizin parçanız.
Sevseniz de sevmeseniz de gurur da duysanız, utanç da duysanız ki genellikle böyle tek bir şeyde hissetmeyiz.
Çok katmanlı bir şeyde hissederiz.
Sizin bir parçanız her parçanıza sahip çıkmaya mesul olduğunuz gibi bunlara da sahip çıkmanız ve yakından bakmanız gerekiyor.
12. soru.
Bu kadar işçe geçmişken ayrışma mümkün mü gerçekten?
Tabii ki mümkün.
Tabii nasıl bir iç içe geçmişlikten bahsediyor bu soruyu soran dinleyici onu bilmiyorum ama her şeyden önce ufak ufak kendinize ait alanlar yaratmakla başlamak gerekiyor.
Bu bazen duygusal alanlar olabilir.
Ailenizle aynı duyguyu paylaşmak zorunda değilsiniz mesela.
Ailenizle aynı şeyleri düşünmek zorunda değilsiniz mesela.
Farklı şeyler düşünüyor ve hissediyorsanız bunu ailenizle de paylaşmak zorunda değilsiniz.
O alanı da kendinize önce bir yaratın.
Dünyaya göstermenize gerek yok.
Beraber mi yaşıyorsunuz?
Biliyorum ekonomi berbat, korkunç bir kira krizi var en azından büyük şehirlerde.
Takip ettiğim kadarıyla.
Eminim ki başka yerlerde de farklı boyutlarda vardır.
Kendinize ait bir mekan, bir şekilde keşke eviniz olsa, o mümkün değilse başka bir şekilde.
Fiziksel olarak, duygusal olarak, düşünsel olarak, tinsel olarak aynı inançları da paylaşmak zorunda değilsiniz.
Önce buralardan ayrışıp kendinizi inşa etmeye başladığınızda zaten geri kalan çorap söküğü gibi gelecek ama zaten soru mümkün mü gerçekten de
gerçekten mümkün.
Kolay mı gerçekten? Hayır, hiç kolay değil.
Onu da ben eklemiş olayım. 13.
soru. Kontrolcü ebeveynlerle başa çıkmak.
Yine durumu ve kişiyi bilmeden genel geçerli bir cevap vereceğim.
Kontrolcü ebeveyn diye bir şey yoktur.
Kontrolcü ebeveyn ve kendini kontrol edilmeye açık bırakmış çocuk ikilisi, çifti vardır.
Buradan yakın.
Buradan başlayın araştırmaya.
Bilerek veya bilmeden o kontrole nasıl kendinizi bırakıyorsunuz, açık tutuyorsunuz?
Diyebilirsiniz özel bir şey yapmıyorum ama hala ortaokul, liseye gidiyor gibi yaşıyorsanız öyle bir şekilde ilişkileniyorsunuz ailenizle.
Siz de o şekilde onlarla ilişkileniyorsunuz.
Sırf onların sizle nasıl ilişkilendiği değil.
Oralardan bakmaya, anlamaya, araştırmaya başlamak gerekiyor.
Lütfen yani bu sadece ailelerle ilgili değil.
Bunun altını ne kadar çizsem azdır.
Herhalde bu podcast serisi boyunca hiç söylemediysem yüz kere söylemişimdir.
Ama bir yüz kere daha çok gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Sadece karşı taraf yok.
O karşı tarafa cevap veren, onunla aynı dinamikte, aynı frekansta buluşan bir de siz varsınız.
Sadece kontrolcü ebeveyn yok.
Kontrolcü ebeveyn ve kendini kontrolü açık kılan çocuk var.
Buradan araştırmaya başlayın.
Nasıl oluyor? Nasıl buraya gelindi?
Ve nereye gitmek istiyorsunuz?
14. soru.
Anneden ayrışma birey olabilme durumlarını nasıl yapacağız hocam?
Aslında önceki iki soruya da cevap verirken bu soruya da cevap vermiş oldum.
Anne baba fark etmez kimden ayrışmak istediğiniz.
Kendinizi keşfederek, kendi düşüncelerinizi, kendi duygularınızı, kendi tinselliğinizi...
İnançlarınızı, ahlakınızı, değerlerinizi, kendi mekanlarınızı içsel ve dışsal anlamda keşfederek bu ayrışma oluyor.
Ama şunu unutmayın.
Ben şimdi ayrışacağım deyip böyle palaları alıp ilişkileri yıkarak olmuyor ayrışmalar.
Onlar kopma oluyor.
İçeriden gelmeli, sizin içinizden gelmeli.
O ilişkide iki kişi arasında ortaya çıkacak mesafe, boşluk önce sizin içinizde oluşmalı.
Ben annemden farklı biriyim.
Ben babamdan farklı biriyim.
Onlar şunu düşünüyor ama ben katılmıyorum onlara böyle düşünüyorum.
Önce sizin bunu kendinize diyebiliyor olmanız gerekiyor.
Kendinizin fark etmesi gerekiyor.
Ve kimseyi de ilan etmek zorunda değilsiniz.
İlan edip etmemek size kalmış.
Bir daha bunların altını çizmiş olayım bu soruyla.
Aileyi özellikle anne babayı kutsallaştıranlar var.
Anne baba doğası anne baba hakkı sinir bozucu demiş bir yorum soru değil.
Var doğru çok da toplumsal bir şey.
Yani yapıyorsanız yapın ve bunu yapmak hayatınızı nasıl etkiliyor nasıl dönüştürüyor nasıl şekillendiriyor ona bakın.
Bu size göre değilse de yapmayın.
Sizden bu talep ediliyorsa her talep edileni yapmak zorunda değiliz.
İşte dediğim gibi benle öteki arasındaki boşluk, mesafe size kutsal gelmiyorsa veya böyle bir bakış açınız yoksa veya sinir bozucu geliyorsa ki
bu benim de daha yakın durduğum bir taraf.
Okey yapmayın.
Bu kadar basit.
Tabi burada şey devreye giriyor yani böyle.
Aileyi kutsal bir yerde tuttuğumda hayatın belirsizliğini ve muğlaklığını da bir nebze yatıştırmış oluyorum.
Annemin doğasını alırsam bütün işlerim rast gider diye inandığımda her ne kadar sahte de olsa bir güvenlik hissi, bir sırtımı dayayabilme, ayaklarımı sağlam bir zemine basabilme
hissi beraberinde geliyor.
Ama bu da yine çok gerçek durumu yansıtan bir his değil.
16. soru.
Aileden birinin kaybı 8 yıl oldu.
Neden bitmiyor? Kayıplara dair başka bölümlerde de konuştum.
Burada da benzer bir şeyi tekrar edeceğim.
Kayıp yaşadığınızda hikaye orada bitmiyor.
Genellikle öyle bir beklentimiz var.
Birini mi kaybettik?
Yasın tutup neredeyse o kişiyi unutmayı bekliyoruz veya sadece adını hatırlamayı.
Sadece arada bir anmayı bekliyoruz.
Kayıp o kişiyle olan ilişkide bir dönüm noktası.
İlişki bitmiyor aslında.
O yüzden bitmeyecek.
Ailenizin yaptıkları size iyi gelmiyorsa orası araştırmaya değer.
Sizin o kaybı yaşama şekliniz size belli bir yerde garip geliyorsa orada araştırmaya değer bir şey vardır.
Kayıpla beraber bir şeylerin bitmesini beklemeyin.
Hayatımıza birileri bir kere girdi mi, biz yaşadığımız sürece hep hayatımızda kalıyor.
Onlar hayatta olmasa da, görüşmesek de, küssek de, zaman içerisinde, İngilizce'de grow apart denir böyle, başka yollara gitsek de, sonuç olarak onlar
hep bizimle kalıyorlar. Bir ilişki devam ediyor.
Kendi içimizde de olsa.
17. soru.
Aileyle ilgili konular ne olabilir?
Aile olmak için kan bağı gerekli mi?
Hem evet hem hayır.
Yani kan bağı olmadan da çok yakın olduğunuz insanlar, gruplar olabilir.
Hatta ne bileyim bir tarafımı itiraz ediyor.
Ailem gibi, benim ailemdendir o.
Niye aileyle karşılaştırıyoruz?
Aslında dostluğun, o yakınlığın da kendine özel...
Kendine özel bir derinliği var.
Böyle aileyle karşılaştırmak hem haksızlık hem de o derinlikten bir parça çalıyor gibi geliyor.
Ama bir yandan da şeyi de unutmamak gerekiyor.
Yani kan bağınızın olması hukuken ve de gelişimsel olarak yani deneyimsel ve gelişimsel olarak aileyi farklı bir yere koyuyor.
Yani 6. ayınızda, 1.
yaşınızda, 3. yaşınızda, 5.
yaşınızda o insanlar vardı sizin etrafınızda.
Sizin üzerinizde... Büyük bir etkiye sahiplerdi.
Bugün belki o kadar büyük bir etkiye sahip değiller ama o zamanlar sahiplerdi.
Evet yani o kan bağı hem deneyimsel hem de hukuksal olarak, hukuki olarak aileyle ilişkileri farklı bir yere koyuyor.
Onu da çok direnmemek, çok tepinmemek gerekiyor.
Yani bunu bir gerçek olarak kabul edip oradan hareketle.
Bir pozisyon almak sanki daha tehdit ettirir gibi.
18. soru.
Aileden birini rol model alma nedenimiz bizle ilgili neye değiniyor?
Yani hayatın ilk yıllarında ailemiz var en temelde etrafımızda.
Zaten başka biri yok ki.
Nereden seçeceksiniz rol modelinizi?
Size dair bir şey anlatmıyor.
İnsan olmaya dair bir şey anlatıyor.
İnsan olmaya dair başka bir şey de ister rol model deyin ister...
İdol deyin ister, rehber deyin ister, destekçi deyin ister, guru deyin ne derseniz deyin.
Böyle bize bizi gösteren, bize rehberlik eden insanlara ihtiyacımız var.
Bu çok insani. Eğer bununla ilgili bir rahatsızlığınız varsa çok ontolojik bir şeyle bir cebelleşme halindesiniz.
Tabi şey başka bir hikaye ne bileyim işte 5 yaşınız derken 6 yaşınız derken annenize çok hayran olabilirsiniz.
Babanıza çok hayran olabilirsiniz ve bugün bir yetişkin gözüyle dönüp o halinize baktığınızda o halinizi farklı hisler uyandırabilir.
Okey orada ona dair bakılacak bir şey var ama böyle rol model almakla ilgili bir mesele değil o.
Biri 19. soru soru değil bir yorum ama yorum da değil çünkü yarım iki kelime insanın dayanıklılığı demiş sadece.
Aile insanın dayanıklılığı mı?
Demeye çalıştı acaba hiçbir fikrim yok.
Bunu geçmek zorundayım çünkü anlamlandıramadım.
Çok üzgünüm soran kişi dinliyorsa eğer bir şey diyemedim çünkü.
20. ve 21.
sorular birleşik uzuncana bir soru.
Ailemde herkes birbirine karşı çok özensiz.
Hani evde eski kıyafetlerinizle oturur dışarı yenileriyle çıkarsınız ya birbirimize karşı da öyle özensiz gibi nedeni nedir ki?
Bu arada bu kişinin örneğe gül, yani duruma gülmüyorum ama verdiği metafor çok çarpıcı geldi.
Evinizde eski püskü kıyafetler giyiyorsunuz da dışarıya sadece şık yenilerle çıkıyorsunuz.
Evde kendinize şık yeni rahat şu aynaya bakınca güzel gelmek üzere özen göster.
Zaten bu baş başına çok şey anlatıyor.
Onu bir eklemeden geçemeyeceğim.
Onu bir an için gülümsedim.
Her ailenin farklı dinamiği var ve bazı aileler bu bağların tarihselliğine güvenerek çok hoyratça ve çok özensiz davranabiliyor
birbirine. Nedeni nedir?
Hiçbir fikrim yok. Kurumsal kültürden vesaire çok bahsediliyor şimdi.
Özellikle endüstriyel ve organizasyonel psikolojide veya aranızda kurumlarda çalışan, şirketlerde çalışan kişiler varsa onlar da gayet iyi biliyorlardır.
Kurum kültürü işte biz burada böyle yaparız, şöyle yaparız.
Aynı şekilde bir aile kültürü de var.
Yani ailede ilişkiler nasıl kurulur?
İhtiyaçlar nasıl dile getirilir, alışverişler nasıl yapılır birbirimizle, düşünceler nasıl açılır, duygular nasıl açılır, anlaşmazlıklar nasıl dile gelir, nasıl gelmez, hangileri gelir, hangileri gelmez.
Bu soruyu soran kişinin ailesine de bir özensizlik kültürü var belli ki.
Bu özensizlik kültürünün nereden geldi sorusundan ziyade bugün nasıl bir daha bir daha yeniden üretiliyor, yeniden ortaya çıkıyor, yeniden ortaya konuluyor.
Ona bakmakta fayda var diyesim geldi.
22. Ebeveynlerinden utanç ve beraberinde gelen suçluk duygusu.
Çok insani demek istedim.
Zaman zaman ebeveynlerimizden utanç duyabiliriz.
Sonra da öyle ya da böyle bu kadar borçlu hissettiğimiz kişilerden utanç duyduğumuz için de suçluluk yaşayabiliriz.
Şöyle bir yerden bakmanız önemli.
Utancınızı ve suçluluğunuzu otomatikman...
Geçirmez hiç zannetmiyorum ama utanıyorsunuz çünkü onlar sizin parçanız.
Aslında kendinize dair bir şeyden utanıyorsunuz.
Öyle görünmek istemiyorsunuz.
Öyle tanınmak istemiyorsunuz.
Aileniz çok göstermek istemediğiniz bir şeyi ortalığa saçıyor.
Onu görüp ben bununla barışık değilim diyerek ben bunu istemiyorum bu görünsün istemiyorum diyerek sahip çıkmak.
Bir önemli yol ve tabii ki de işte bu suçluluk borçluluk ilişkisi ailenize ne kadar borçlu hissediyorsunuz ki ne kadar işte olumsuz duygular beraberinde bir suçlulukla geliyor.
O da çok bakılmaya değer bir şey.
Bu tek kişilik sizden gelen bir şey mi?
Karşılıklı ilişkilerde bir daha bir daha ortaya çıkan bir daha bir daha üretilen bir şey mi?
Bir kavram atmış ortaya dinleyici ama çok çok derin bir yere gidiyor.
23. soru.
Aile ile bağlarımızı sağlıklı bir seviyede tutmak için neler yapmalıyız?
Öncelikle bir dönüp kendinize sağlıklı seviyenin tanımını yapmanız gerekiyor.
Sizin için sağlıklı aile bağları neye benzer?
Nasıl bir şey olurdu?
Ne olursa buna sağlıklı dersiniz.
O tanımları yaptıktan sonra gerçekten de on the ground ne derler ailenizle ilişkilerinizde bir fiil karşı karşıya geldiğinizde neler oluyor onlara dönüp bir bakmak gerekiyor.
Lütfen bu sağlıklı seviye hikayesinde çok dış referanslara başvurmayın.
Ben de size böyle bazı kriterler vermekten kaçınıyorum şu an işte.
Aile bağlarında sağlıklı seviye işte şuna benzer buna benzer falan.
Her ailenin koşulları çok farklı, her ailenin koşulları çok farklı seçimler yapmayı gerektirebiliyor.
İşte bazen aile bağlarını korumak için kendimizin bazı yönlerini aileden gizli tutmak, kapatmak gerekebiliyor.
Ve bu baş başına bir yük, bize kalan bir yük olabiliyor.
Ama yine de o bağların tırnak içinde sağlıklılığı için gerekli olabiliyor.
Neden gerekli? Çünkü o kişi biliyor ki bu tarafını aileye getirirse...
Ailesini kaybedebilir, bu bağları zedeleyebilir ve bağları zedelemek istemiyor.
Bağların orada durmaya devam etmesini istiyor.
Tek açar yol, çıkar yol bu gibi görünebilir.
Başka biri için başka bir şey bu olabilir.
O yüzden sağlıklı bir seviye değil de ben ailemi nereye konumlandırmak istiyorum?
Ailemle nasıl bir ilişkim olsun istiyorum sorusundan başlayarak bunun ne kadarı mümkün?
Unutmayın ki karşınızdakiler de sizden bağımsız birer özne birer insan.
Bunun ne kadarı mümkün, ne kadarını ilişkiye taşıyabilirim, ne kadarını müzakere edebilirim ve ne kadarı mümkün değil.
Bunu da böyle bir seferde karar verip dosyayı kapatıp bir kenara koyamazsınız.
Gözünüz bunun üstünde.
Bu çaba ve müzakereye devam edebilmek.
24. soru kendini sevebilmek, bunu öğrenmenin yolları.
Arkadaşlar kendinizi mutlak bir şekilde sevmek zorunda değilsiniz.
Kendini sevmek, kendini sevmemek yine çok popüler kavramlar bir şeyin üstüne muhteşem güzel örtüyor.
Yapmayın bunu.
Kendimi şu konuda sevmiyorum dediğiniz şeylere yakından bakın.
Kendimi şu konularda seviyorum dediğiniz şeylere yakından bakın.
Sevmiyorum dediklerinizde...
Belki değiştiremeyeceğiniz ama bir şekilde sahip çıkmanız gereken şeylerle karşılaşacaksınız.
Belki de dönüştürebileceğiniz bir şeylerle karşılaşacaksınız.
Ama bil fil 3 boyutlu somut bir şey olmalı.
Kendinizi sevmediğiniz şeyler.
25. soru.
Sağlıklı sınırlar nasıl çizilebilir?
Az önce cevap vermiş bulundum.
Tekrardan geri dönmüyorum.
2 dakika önceki cevabım tam olarak.
26. soru. Ailemize bağımlılığımızı, düşkünlüğümüzü nasıl azaltabiliriz?
Otantik olmaya engel mi?
Otantik olmaktan ne kastediyor burada dinleyici?
Ondan emin değilim ama otantik olmaya engel değil.
Aileyle olan bağların herhangi bir formu.
Ailenize çok düşkün olabilirsiniz, çok bağımlı olabilirsiniz.
Kendinize bir hayat kurmanın özlemini çekerken bir türlü ailenizden kopamaz vaziyette kendinizi bulabilirsiniz.
Bu hali olduğu gibi sahiplendiğinizde zaten otantik olmuş oluyorsunuz.
Evet yani benim bir yandan ben ailemden uzaklaşıp kendime bir hayat kurmak istiyorum ama bir zorluğum var.
Bir türlü o mesafeyi koyamıyorum.
Bir türlü tek başıma yola çıkamıyorum.
Okey çok güzel. Vardır orada bir şey elbette.
Vardır orada bir şey ve otantik olduğumuz bir hal bu.
Aileye bağımlılık deyince tabii çok...
Olumsuz çağrışmaları olan bir kelime.
Düşkünlük hangi boyutta azaltmak istiyorsunuz düşkünlüğünüz?
Yani annenize babanıza sormadan ne giyeceğinizi karar mı veremiyorsunuz?
Kariyer adımlarında plan mı yapamıyorsunuz?
Hangi arabayı alacağınızı, nerede yaşayacağınızı mı tayin edemiyorsunuz?
Nasıl bir düşkünlük?
Bence soruya oradan başlamak gerekiyor.
Ailenizin görüşünü ve desteğini duymakta sakıncalı bir şey yok eğer istiyorsanız bunu.
Orada belki sizi sizden uzaklaştıracak, sizi kendinizden yabancılaştıracak unsur ailenizin görüşünü duyduktan sonra kendi görüşünüzün silinmesine
izin vermek olabilir. Eğer kendi görüşünüz değersizleşiyorsa, geri plana düşüyorsa, anlamsızlaşıyorsa o zaman evet.
Ama işte orada aile ilişkilerinizle ilgili bir şey değil de sizin neyi nasıl konumlandırdığınızla ilgili bir yere doğru gidiyor sanki diyeyim.
Ve bu soruyla ilgili durayım.
Biraz soyut konuşuyorum.
Umarım ki sizlerde bir şey canlanıyordur.
27. soru.
Kayıp ve yaz konusunda çok zorlanıyorum.
Varsal terapi bu sürecime uygun bir yöntem olur mu?
Kesinlikle olur. Sadece Varsuçu.
Psikoterapi değil birçok psikoterapi yöntemi kayıp ve yasla çalışıyor.
Ama varoluş psikoterapinin de çok uygun bir yöntem olduğunu düşünüyorum, inanıyorum.
Defaatle tecrübe ettim.
Çünkü kayıp ve yas değişen gerçekliğimizle alakalı bir mesele.
Kayıp ve yas orada hep olacağını zannettiğimiz zeminlerin ayağımızın altından çekilmesiyle ilgili bir mesele.
Kayıp ve yaz, sahip çıkmakla ilgili bir mesele.
O yüzden kesinlikle faydasını görürsünüz eğer istediğiniz buysa tabii ki.
28. soru veya yorum.
İç içe geçmişlikten ayrışmaya çalışmak, otantikleşmenin sancıları.
Bu bir soru değil yorum.
Sanki daha ziyade o dinleyici kendini ifade etmek istemiş.
Evet, sancılı oluyor.
Doğrudur. Ayrışmak, otantikleşmek, kendimize sahip çıkmak, kendi yolumuzu tayin etmek, ötekileri yok etmeden, ötekileri hayatımızda
barındırarak kendimizi de hayatımızda barındırabilmek.
Sancılı, hem içeride sancılı hem dışarıda sancılı.
Geçen herkesin, herkese tanıdık gelen bir şeyden.
bahsetmiş bu yorumu bırakan dinleyici.
29. soru yine bir soru değil de bir yorum ortaya bırakılmış bir laf.
Evlilik baskısı özellikle kadınlarla yine aynı şeyi söylemek isterim.
Tek başına saf dışarıda dışarıdaki baskı diye bir şey yok.
Her baskının bir de baskı altına gireni var.
Evet yani kadın olmadığım için deneyimsel bir yerden konuşamıyorum.
O yüzden de çok imtina ederim.
İşte şunu yapın, bunu yapmayın falan diye atıp tutmak konusunda atıp tutmak gibi geliyor.
Ama lütfen buradan bakmaya başlayın.
Tamam dışarıdan bir baskı geliyor evlilik konusunda ama o baskının hayatınızda bir etkisi varsa ve o baskıdan yol alarak kararlar veriyorsanız siz de baskının altına giriyorsunuz
demektir. Ve ne oluyor da o baskıya sınırlarınızı açıyorsunuz?
Ne oluyor da giriyorsunuz?
Onu anlamak ve keşfetmek değerli.
Ve bu bölümün son sorusu, 30.
soru. O kaybı yaşadım mı, bastırdım mı, nasıl anlarım, nasıl yaşarım kaybı?
Kayıp geldiği gibi yaşandığında yaşanmış oluyor.
Ve varoluşçu perspektifini herhalde kayıp ve yaz konusunda getirdiği en önemli bakış açısı şu ki...
Kayıp, evet bir kere kaybediyoruz ama yas biten bir şey değil.
Yasımı yaşadım, oh rahatladım artık hayatımı etkilemeyecek deyip böyle paketleyip bir kenara kaldıramıyoruz.
Yaslıyız, insan varoluşu yaslı bir varoluş.
O yüzden kayıp yaşadıktan sonra kayıp bir anda yaşanıyor.
Ben birini kaybettim, öldü, beni bıraktı, terk etti, görüşmüyor benimle her neyse.
O kaybı bir an yaşıyorum ama o kaybın yankıları, dalgaları yaşadığım sürece ortaya çıkabilir ve çıktıkça onlarla karşılaşmak aslında.
Ancak o şekilde yasınızı yaşamaya devam edebilirsiniz.
Yasınızı yaşayabilmek de aslında kendinizle yakın bir ilişkide olduğunuz anlamına gelir.
Otantik olduğunuz anlamına gelir.
Kendinize sahip çıktığınız, yaşadıklarınıza, hayatınızı oluşturan unsurlara sahip çıktığınız anlamına gelir.
Bu haftalık sorularımız bu kadar.
Dilerim ki sizlerde yankı bulan, iyi gelen, kendinizi araştırma yönünde size feyz olacak bir şeyler söyleyebilmişimdir.
Önümüzdeki hafta...
Başka bir konuyla birine bakmak, birinin bakımından sorumlu olmak konusuyla beraber olacağız.
Kendinize iyi bakın.
Çok sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
