
Transkript
Merhabalar, Kendi Normal'in Dayanılmaz Hafifliği Podcast'ine tekrar hoş geldiniz.
Ben Ferhat Şakiçoz, yine haftalık bölümümüzle beraberiz.
Bu hafta, geçen hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Kötülükten bahsedeceğiz, kötü insanlardan bahsedeceğiz.
Bir parça da kişilikten tabii ki bahsedeceğiz.
Geçen hafta da bahsetmiştim, çok çarpıcı bir şekilde bu konuyla ilgili...
Çok sayıda soru geldi.
Bu kadar fazla soru gelmesi bile başlı başına bir veri.
Bizlere dair çok şey anlatıyor.
52-51 soru gelmişti.
O yüzden ikiye bölüp iki bölüm yapmayı düşünmüştüm.
Geçen hafta ilk kısmını dinlemiştiniz.
Ben yayınlamıştım diyeyim.
Eğer dinlemediyseniz bu bölümden önce geçen haftaki 16.
bölümü dinleyin derim.
Şimdi de soruların geri kalanıyla devam edeceğim.
Daha fazla vakit kaybetmeden başlayayım.
Çok güzel, çok güzel değil aslında yaşayan kişi için tabii ki kötü ama çok hayatın içinden günlük bir soru gelmiş.
Onunla devam etmek isterim.
27. soru, son 26.
soruda bırakmıştım. Kötü insanlara çalışırken...
Ve sürekli mobbinge uğrarken nasıl mental sağlığımızı koruruz demiş bir dinleyici.
Bu tabii ki çok duruma bağlı, kişiye özel bir soru.
O yüzden direkt şunu yapın, bunu yapın diye bir öneri vermekten çekinirim.
Fakat bir prensip, bir ilkeden bahsetmek isterim.
Bir şekilde biri size mobbing yapıyorsa ve siz mobbinge uğradığınızı hissediyorsunuz.
yaptıklarının sizde bir etkisi olduğunu görüyorsanız aynı frekansda buluştunuz demektir.
Bir yerden kötü bir tabir olacak ama sizi kancaladı demektir.
Bir yerden bam telinizi buldu ve basıyor demektir.
Ötekinin davranışları üzerinde bir yere kadar tabii ki kontrolümüz var.
Böyle davranmamasını isteyebilirsiniz.
Açık bir diyaloğa.
bir çözüme, bir orta noktaya davet edebilirsiniz.
Bütün bu yolları her zaman açık.
Fakat bir de kendi kontrol edebileceğimiz bir fasıl var.
O da o buluştuğumuz ve bize iyi gelmeyen aynı frekansdan çıkmanın yollarını aramak.
Biri mütemadiyen benim ne kadar yetersiz olduğuma dair bana mesajlar veriyorsa ve ben ısrarla ne kadar yeterli olduğumu bu kişiye kanıtlamaya çalışıyorsam bahsettiğim
bu aynı frekansta buluşma gerçekleşti demektir.
Buradan çıkıp başka bir yerden iletişim, başka bir yerden ilişki kurmaya ihtiyacınız var.
Ama dediğim gibi bu hem çok genel bir ilke hem de demesi kolay, yapması zor.
Şimdi ben burada rahat rahat çalışma odamının rahatlığından böyle bir öneri...
Veriyorum size. Tabii ki de mütemadiyen böyle bir ortamda çalışınca, böyle kişilerle çalışınca ister istemez kendimizi çok kötü hissedebiliyoruz.
28. soru.
Kötülük ve vicdan ilişkisine dair bir şeyler ötekinin kendimizin kötülüklerimizi abartmak, küçültmek diye böyle tam soru da değil, üç noktalı bir yorum bırakmış
biri. Vicdan biraz...
Tartışmalı bir konu.
Varoluşçular vicdandan bahsettiklerinde aslında halk arasında çok sık kullandığımız elinizi vicdanınıza koyundaki vicdandan bahsetmiyorlar.
Çok farklı perspektifler var vicdanla ilgili.
Vicdan üstüne değil bir podcast bölümü baştan aşağı bir podcast yapabiliriz.
Birkaç farklı şeyden başka farklı boyuttan bahsetmek mümkün en azından böyle bir fikir vermesi açısından nasıl bir yelpaze olduğuna dair vicdan ve varoluşçuluk arasında varoluşçu akımda
vicdandan nasıl bahsediliyor diye.
Örneğin Heidegger vicdanın çağrısından bahseder ama vicdanın çağrısı tamamen otantiklikten çıktığımızda hissettiğimiz rahatsızlığa
verdiği isimdir. Bir şekilde kendimize, hayatımıza, hayatımızın parçalarına sahip çıkmadığımızda bir şeyler ayağımıza dolanıyormuş gibi,
bir şeyler yüke dönüşüyormuş gibi, anlamadığımız bir balçığın içindeymişiz gibi en azından ben öyle hissediyorum.
Belki farklı hisler vardır tabii ki burada.
Gibi hissettiğimizde buna vicdan çağırsılar.
Vicdan çağırsa adı üstünde bir çağrıdır.
Dön, kendine dair olanları gör ve sahip çık.
Bu vicdan o vicdan değil.
Zaten bu yorumda geçen vicdan bu değil.
Bir de Frankl vicdandan bahsedilir.
İkinci vermek istediğim örnek. Dediğim gibi yine bu iki isimle sadece sınırlı değil ama örnek olsun diye.
Frankl da vicdandan bahsettiğinde aslında bir değerler havuzu, bir ilkeler rezervuarından bahseden.
Hepimizin farklı değerleri vardır.
yaşadığımız sürece değer biriktiririz bunların bir kısmı çok ezbere değerlerdir bir kısmı kendi tecrübelerimizle vardığımız değerlerdir ama hepimizin bir değer bir ilke havuzu var ve o
havuz o rezervuarın içinde ister istemez birbiriyle uyuşmayan değerler ve ilkeler de var bütün o havuza rezervuara vicdan der Frank ve Frank'la göre vicdan çok Çok
aktif, çok dinamik bir şeydir.
Böyle tipik etik derslerinde şey soruları vardır işte eşi ölmek üzeredir ve işte bir ilaca ihtiyacı vardır.
Kişinin parası da yoktur, eczane de kapalıdır.
Eczaneyi soyması etik midir değil midir?
Bir tarafta eşini hayatta tutmak işte bir değer.
Öteki yandan...
Aldığı malın, tedavinin, ilacın parasını vermek, verebilmek, eczacıyı mağdur etmemek başka bir değer.
Ama ikisi çatışabiliyor bazen hayatta öyle haller oluyor ki.
Buradan şöyle bir yere varmaya çalışıyorum.
Vicdan dediğimiz şey böyle sürekli iyilik yapmakla ilgili bir şey değil.
Vicdan ilkelerimizle alakalı.
İlkelerimizi... prensiplerimizi, değerlerimizi bilebilmek için de önce kendimizi tanımamız gerekiyor.
Kendimizi tanıyıp, kendimize sahip çıktığımız oranda, otantik olabildiğimiz oranda vicdanımızı da keşfedebiliyoruz.
Vicdanı, Franklca anlamda kullanıyorum burada, vicdanımızı daha niyetli ve istekli bir şekilde kullanabiliyoruz.
Evet, şu anda benim iki tane, üç tane birbiriyle çalışan değerim var.
Ben hangi değerime göre hareket edeceğim?
Sorusunu sorabilmek için duruma baya bir hakim olmak gerekiyor.
Baya bir sahip çıkmak gerekiyor.
O yüzden kötülükle vicdan arasında direkt bir ilişki yok.
Çünkü ben x değerine sahip çıkmaya karar verdiğimde yine karşımdakine kötülük yapmış olabilirim.
Veya karşımdaki bana kötülük yapmış olabilir o x veya y değerine sahip çıktığında.
O yüzden kötülük...
Dediğim gibi karşı tarafın niyetliliğiyle ilgili bir şey ve hepimizin düştüğü bir yer en nihayetinde.
Tabii ki öte yandan işte o yorumun devamında kendimizin kötülüklerimizi abartmak, küçültmek.
Evet genelde şey gibi bir ne derler mailimiz var işte.
Biz bir şeyler yaptığımızda onun adı kötülük olmuyor da işte imkansızlık oluyor, çaresizlik oluyor.
Başka seçeneğim yok da oluyor ama başkaları kötülük yaptığında.
Yine genel bir eğilim o ki işte çılgınlarcasına yerin dibine sokabiliyoruz.
Bu konuda da Kierkegaard'ın bir lafını hatırlatmak, aktarmak isterim size.
İnsan genellikle kendine öznel, ötekine nesnel olur der.
Oysa ki tam tersini yapması gerekir.
İnsan kendine nesnel, ötekine öznel olmalı.
Kendim bir şeyler hissettiğimde, yaptığımda ne oluyor, ne yapmaya çalışıyorum?
Bunu nesnel bir yerden anlamaya çalışmalıyım ki kendime sahip çıkabileyim.
Ve öteki bir şeyler yaptığında da acaba ne yapmaya çalışıyorum, nasıl bir niyeti var diye hiçbir zaman tam olarak onun dünyasına giremeyecek olsak da anlamaya, kavramaya dönük ve yönelik
bir yerde olmam gerekiyor.
29. soru. Kötü olan ve patolojik olan şey farklı mıdır?
Bu bir spektrum mudur?
Bambaşka şeyler midir?
Geçen bölümü dinlediyseniz zaten hani kötülük yoktura neredeyse geldik.
Tabii ki haklı olarak şey diyebilirsiniz.
Hitler'in yaptığı kötülük değil miydi?
Tabii ki büyük bir kötülüktü.
Dünyada çok büyük kötülükler oluyor.
Daha yeni Netflix'te bir seri katil hakkında bir belgesel izledim.
Korkunç. Tek kelimeyle korkunç.
Ama işte...
Kötülük dediğimde buna veya buna patoloji dediğimde farklı şekillerde böyle dememin sebebini temellendirebilirim.
Ama bunu yaptığım anda anlamayı bırakmış oluyorum ve arama bir set koymuş oluyorum.
O büyük bir kötülük yapıyor.
Ben iyi bir insanım.
Ben hayatta yapmam. Onun patolojisi var.
O şöyle hasta, böyle manyak.
Ben çok normalim.
Dediğim anda aslında bütün bağları koparmış oluyorum.
Buluşma şansını.
Anlama şansını, kontrol edebilme şansını ve belki de en önemli, en önemli sistemim ama çok sık gözden kaçan kendimi koruma şansını
da aslında kendimi aklama çabası içerisinde, kendimi o kötülükten bambaşka bir yere koyma çabası içerisinde yok etmiş oluyorum, vazgeçmiş oluyorum.
O yüzden tabii ki yani psikiyatri camiasında, klinik psikolojide, psikopatoloji diye bir şey var.
oturup sizinle bunu tartışmak istemem.
O da yine başlı başına bir podcast konusu değil bir bölüm, bir podcast konusu var.
Ama genellikle bu tip kavramları aa benden ne kadar farklı, kötü anlamda benden ne kadar farklı, ben ne kadar onun gibi değilim demek için kullanıyoruz.
O yüzden lütfen hani birinin yaptığına patolojik derken öyle hasta, böyle manyak, şöyle narsist dediğinizde Bir kendi niyetinizi anlamaya çalışın.
Böyle bir mesafe koyarak ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Otuzuncu soru. Kötü insanlara karşı tavrımız ne olmalı?
Örneğin manipülatif olanı ya da olmayanı inkar eden.
İlişkide kalıp kalmamak sizin özgürlüğünüz.
Önce buna karar vermeniz gerekiyor.
Ben bu insanla bir ilişkide kalmak istiyor muyum?
Bana kötü gelen şeyler yapan bu insanla bir ilişkide kalmak istiyor muyum?
Mecbur muyum? Ne kadarına mecburum, ne kadarına değilim?
Çok derinlemesine bir ne kadar bir özgürlük alanım var ve ne kadarından sonrası artık benim özgürlüğüm değil araştırmasına girmemiz gerekiyor.
Ve ondan sonra seçenekler karşınıza çıkabilir ancak.
Ondan önce çıkamaz hiçbir şekilde.
Bu araştırma yaparken tabii ki de bazı ezberlerimizi yıkmak zorunda kalıyoruz.
karşılaştığımız kötülüğe kendi yaptığımız katkıları görmüş oluyoruz bilerek veya bilmeyerek.
O yüzden bir yandan da çok can yakıcı da olabiliyor.
Tam da bu sebeplerden ötürü çok da gönüllü olmayabiliyoruz bu tip araştırmalar yapmaya.
Bu araştırmayı yaptığınız takdirde gerçekten de tavrınızın ne olabileceğini keşfedip sonra da seçenekler arasından bir şey seçebilirsiniz.
31. soru. Her kötü gördüğümde bendeki kötüyü mü yansıtıyor?
Herkes iyi insan mı?
Dediğim gibi çok niçici bir cevap vereyim.
İyi ve kötünün ötesini görmeye çalışıyoruz en azından biz varoluşlar olarak.
Her kötü gördüğümde bendeki kötüyü yansıtıyor.
Bu kadar basit değil. Yani şey gibi değil.
İşte ne derler yine o seri katil.
belgeseline döneyim.
İşte belgeseli izledim, çok ayıpladım, çok öfkelendim, çok iğrendim.
Aa ben de aslında seri katil olmak istiyordum da işte kendimdeki o potansiyeli uzak tutmak için böyle işte iğreniyorum, öfkeleniyorum.
O kadar basit değil hesap.
Orada çok daha karmaşık ve çapraşık bir şeyler oluyor.
O yüzden her kötü gördüğümde bendeki kötüyü görüyorum.
Yine çok basitleştirilmiş bir formül.
Ve genel anlamıyla varoluşçu terapistler, varoluşçu düşünürler, varoluşçuluğa inananlar olarak bütün indirgemelerden ve basitleştirmelerden elimizden geldiğince uzak durmaya çalışıyoruz.
Onun yerine, okey bunu ben kötü olarak görüyorum.
Neden? Çünkü bir ucu bana değiyor.
Ucun değdiği ucu görmem lazım.
Ve karşımdaki bir şey yapmaya çalışıyor.
Onun bir niyeti var. O ne?
Bu ikisini araştırmaya başladığımda...
İyi ve kötünün ötesinde bambaşka bir dünya gözlerimizin önüne serilebilir.
En azından bu ihtimali yakalayabiliriz.
32. soru, kötü insan yoktur, çocukluğu kötü geçmiş insan vardır diyebilir miyiz?
Yani kötü insan yoktur, çocukluğu kötü geçmiş insanlar vardır diyeceğim ama bu ikisi de birbiriyle direkt ilişkili olmak zorunda değil.
Yine altını çizmek isterim.
Çok ekstrem.
Durumlarda bile akıl almaz kötülükleri imza atan kişilerin bile bir niyeti var.
Bir ihtiyaç karşılamaya çalışıyor.
İhtiyaç karşılamaya çalışmaları eşit değildir.
Bunun yapmaya hakları var.
Bunun altını çizmek isterim.
Ben ihtiyacımı karşılamak için başkasına zarar veriyorsam bu da ciddi bir etik soru devreye giriyor.
Evet benim ihtiyacım çok gerçek, çok geçerli olabilir.
Ama karşı tarafa verdiğim zarar da bir o kadar gerçek ve geçerli.
Ve burada Levinas'cı bir yere döneceğim.
Ötekinin yüzü, ötekinin her zaman üstünlüğü var.
Başkasına zarar vermektense, biraz ahlaki bir yere gideceğim.
Dönüp ihtiyacımı daha iyi saptayıp, kötülüğü yapan insan olarak konuşuyorum şu anda.
İhtiyacımı daha iyi, daha sağlam bir şekilde saptayıp...
Oradan hareket etmeye ihtiyacım var.
O ihtiyacı başka nasıl karşılayabilirim?
Nasıl yollar var? Nasıl ihtimaller var önümde?
Ama tabii ki o ihtimalleri görememek, ihtiyacı görememek, kendimize yabancı kalmak, dünyayı bir savaş alanı gibi deneyimlemek, bir güç çekişmesi
olarak deneyimlemek bunların hepsi tatsız çocukluk deneyimlerinin sonucu tabii ki de.
Zimbardo'nun ünlü işte bu Stanford hapishane deneyini yapmış olan Philip Zimbardo'nun çok ünlü bir lafı vardır.
Psikoloji bir bahane bulma bilimi değil en nihayetinde.
Çocukluklarımıza da sahip çıkıp rehabilite etmek maalesef çok haksızca gelebilir ama yine bize, o kişiye düşüyor.
33. Kötü insan var mı yoksa sadece patoloji mi?
Buna cevap vermiş oldum.
İkisi de kötü insanda patolojide çok tartışmalı kavramlar ve bir taraftan da bunlara sığınmak çok ucuz ve indirgemeci açıklamalar.
Tercih edebilirsiniz ama hiçbir yere vardırmaz sizi.
En nihayetinde böyle anlamsız derecede bölünmüş bir dünyada yaşar gidersiniz.
Anlamsız ve ürkütücü ve kontrolünüzün dışına çıkmış ve özgürlüğünüzden vazgeçmiş olduğunuz bir dünya.
34. soru.
Herkesin iyi olduğunu sanmak, varsaymak.
Yine yani iyi ve kötünün ötesini görmek diyeceğim tekrardan.
35. soru da çok benzer bir yere gidiyor.
Kötü insan yoktur. İyilik ve kötülük vardır.
O bile yoktur.
İnsanlar vardır. İnsanlar eylemde bulunurlar, eylerler.
Birbirimizin üstünde inanılmaz bir etki gücümüz var.
Bir darbe gücümüz var ve eğlerken, dünyada yaşarken eğlerken, eylemlerde bulunurken birbirimizin canını yakıyoruz.
Bilerek ve bilmeden.
Bilerek de yakıyoruz ama bilerek yaktığımızda da yine bir şey elde etmek için bunu yapıyoruz.
İhtiyaçlar var. Varmaya çalıştığımız yerler var.
Garanti altına almaya çalıştığımız şeyler var.
Ve o ihtiyaçlar, garanti altına almaya çalıştığımız şeylerin bir kısmı gerçekten alınabilir, yapılabilir şeyler.
Bir kısmı da ontolojik belirsizlikle ilgili oluyor.
Yani ne yaparsam yapayım kendimi asla tamamen güvende ve garanti altında hissedemeyeceğim bir insan olarak.
İnsan olmanın vazgeçilmez bir parçası bu.
Ona rağmen ama etrafımdaki herkesi manipüle edip, kontrol edip, kontrolüm altına alıp böyle bir garip bir dünya kuruyorsam kendime, ben ve kuklalarım gibi yine
de istediğime ulaşamayacağım.
Ama bunu yapıyorsam ki bunu yaptığım insanlar yaptıklarımı gözlerini açtıklarında, uyandıklarında büyük bir kötülük olarak deneyimleyecektir.
Yine de altında gerçek bir ihtiyaç var.
36. soru da değil, yorum diyeyim.
Narsistler demiş biri.
Yani bütün bu işte narsistler, antisosyaller, onlar, bunlar.
Yine ihtiyaç bazlı düşünmek gerekiyor.
Narsizmin tanımına baktığınızda, yani bunu varoluşçular söylemiyor, bunu psikiyatristler söylüyor, bunu psikolojistler söylüyor.
Ama çok fenomenolojik bir şey söylüyorlar.
Narsizm dediğimiz paternin altında yatan...
Benim içimde kendime dayanabileceğim bir zemin yok.
O yüzden başkalarına tutunmak zorundayım.
Başkalarının bana iyi bakışına tutunmak zorundayım.
Yoksa yok olacakmış gibi hissediyorum kendimi.
Başkaları ancak beni çok severse, bana tapınırsa, beni çok beğenirse, bana hayranlıkla bakarsa...
İyi kötü kendimi hissedebiliyorum ama o da çok sahte bir kendilik.
Çünkü içten dışa çıkması gereken bir şeyi ben dışarıdan almaya çalışıyorum.
Görüyor musunuz nasıl bir ihtiyaç var aslında orada.
Aa ne kadar narsistlik biri.
Doğru olabilir tanımanız, teşhisiniz ama sizi hiçbir yere taşımayacak.
37. İyi insanlar, kötülük kötü insanlar iyilik yapar mı?
İyi insanlar yoktur, kötü insanlar yoktur, iyi eylemler yoktur, kötü eylemler yoktur.
Bir daha tekrar edeceğim. Bir önceki bölümde de tekrar ettim.
Bu bölümde de hiç sıkılmadan bir daha bir daha tekrar edebilirim.
İnsanlar vardır, eylemler vardır, yaptığımız eylemlerin öteki üstünde etkileri vardır.
Aslında aramızdaki ilişkisel transaksiyon, ilişkisel alışverişler nötr'dür.
Birbirimizde yarattığı yankıya göre iyi veya kötü diyoruz.
Bu sadece yüzeyel bir tanımdır.
Bunun ötesini görmeye ihtiyaç var.
38. Kötü olmaktan rahatsız olmamız nasıl mümkün?
Vicdan susar mı? Kötü olmaktan rahatsız olmamız nasıl mümkün?
Vicdan susar mı? Bazı insanlar rahatsız da olmuyorlar.
Ve hatta şöyle söyleyeyim hani kötülük yapınca rahatsız olanlarımız diyeyim o işte vicdanı gelişmiş veya psikanetik tabirle süper egosu olanlar.
Ucunun bize nasıl dokunduğuna daha yakından temas ettiğimiz için aslında bunu görebiliyoruz.
Yine orada çok kendini çal, kendini oyna, kendi kendine kapalı devre bir şey var aslında.
Ben insanlara belli şekillerde davranıyorum.
Bir bakıyorum ki etrafımda insan kalmamış.
Herkes beni terk etmiş.
Herkes mesafe koymuş.
Aa okey bu böyle gitmez diye biliyorum.
O yüzden hani bu...
Ne derler? Vicdanlı insan, vicdansız insan, iyi insan, kötü insan.
Hierarşik düşünmeyi bir kenara koymaya ihtiyacımız var.
Hierarşik düşündüğümüz anda, kendimizi üste koyduğumuz anda başka birilerini aşağı koymuş oluyoruz.
Ve bu ister istemez dev bir körlük yaratıyor.
39. Kötücül yanlarımı değiştirmek istiyorum.
Analizden beklentim bu.
Ne yapmalı? Kötücül yanlarınızı araştırın.
Ve kötücül...
Kelimesinin ötesinde o yanları betimlemekte kalın.
Size görünen, bir daha bir daha kendini ifşa eden, gösteren farklı halleyle, farklı formlarıyla, farklı şekilleriyle.
Örneğin çok sivri dilli biri olabilirsiniz.
Buna kötü Julian diyebilirsiniz.
Ve aniden kontrolsüzce beklemediğiniz yerlerde o sivri dil böyle bap diye ortaya çıkıyor olabilir.
Diyelim ki. Çok kötücül bir yan.
Sivri dilimi yontmak istiyorum.
Hep böyle güzel sözcükler söyleyen biri olmak istiyorum.
Olmaz. Ama o sivri dilin altında neler var?
Neye ulaşmaya çalışıyorsunuz?
Nasıl bir niyetiniz var?
Ve o sivri dilli haliniz o an dünyayı nasıl algılıyor ki ortaya çıkıveriyor?
Bunları keşfettikçe...
Farklı şekillerde davranma ihtimalleri olduğunda görmeye başlayacaksınız.
Laf sokmak yerine örneğin kötü Julian Bush ise insanlara kırıldığınızı söylemeyi keşfedebilirsiniz.
40. Kötüler kötü olduklarının farkında mı?
Bilinçli kötü olmak ya da tam tersi gibi ayrım var mı?
Dediğim gibi kötü insan yok.
Ama farklı derecelerde hepimiz...
Birbirimizde yarattığımız etkilerin farkındayız bir nebze ve farkında değiliz bir nebze.
Bence hiçbirimiz tamamen öteki üstünde yarattığımız etkiye hakim değiliz.
Bilemiyoruz. Ve bu çok ontolojik, çok varoluşsal bir şey.
Çünkü öteki hep gizemli.
Ben mesela şu anda bir bölüm kaydediyorum.
Ağzımdan bazı sözcükler çıkıyor.
Sizler dinliyorsunuz.
Ama sizler de nasıl bir yankı uyandıracak?
Tahmin edebiliyorum. Tahminime göre kelimelerimi seçiyorum.
Ama asla bilemeyeceğim.
Sorsam, sizler bana anlatsanız canı...
Canı gönülden sizi dinlesem de bilemeyeceğim.
Kimimiz daha istekli görmeye, kimimiz daha az istekli.
Zaman zaman daha istekliyiz, zaman zaman daha az istekliyiz.
Bazı konularda daha istekliyiz başkasında yarattığımız etkileri görmeye.
Zaman zaman bazı konularda daha az istekliyiz gibi değişip duruyor.
Kendi gerçekliğinizle ne kadar haşır neşesiniz?
Kendi gerçekliğinizde ne kadar barışıksınız?
Soru aslında buna dönüyor.
41. İyi bir insan yaptığı ve yapmadığı şeylerle birilerine zarar veriyorsa bu onu kötü insan yapar mı?
Yine dediğim gibi sadece insanlar vardır, eylemler vardır, yaptıklarımız vardır.
Bunun ötesi yoktur.
42. Kötülük doğuştan mı gelir?
Yani doğuştan neler getirdiğimiz çok tartışmalı bir konu.
Bir mizah getiriyoruz ama o mizah çok bir şeylerin temeli, çok ham maddesi diyeyim.
Kimimiz daha ihtiyaçlarının karşılanmamasına tolerans gösterebilme yetisiyle doğuyoruz örneğin.
Yetisi daha düşük.
Bebek etrafınızda hiç bebek varsa, bebekler varsa bunu gözlemleme şansınız olmuştur.
Ve hani ihtiyaçlarınızın karşılanmasına toleransınız daha düşük bir mizaçla dünyaya geldiyseniz daha öfkeli biri olma ihtimaliniz de yükseliyor.
Tabii ki daha öfkeli biri olma ihtimaliniz yükseldiğinde de sivri dilli, laf çarpan...
İnsanları kıran, tırnak içinde kötü olarak algılanan biri olma ihtimaliniz de yükseliyor gibi gibi.
Tabii ki bu anlattığım bile çok indirgenmiş ve basitleştirilmiş bir denklem.
Tabii ki doğuştan getirdiğimiz bir şeyler var ama onun üstüne çok daha mayalanıyoruz, çok daha etken biniyor.
Zaten bugün olduğumuz yere nasıl vardığımız sorusu o kadar çok katmanlı ve çok faktörlü ki.
Cevap vermek en azından insan aklının erebildiği bir yerde değil.
43. Kötülükte haz var mıdır?
Kötülüğe bağımlı olunur mu?
Hayır. Kötülükte haz yoktur.
Kötülüğe bağımlı olunmaz.
Kötülük dediğiniz...
şey sonucunda elde ettiklerinizden haz alabilirsiniz.
Yani birini ağlattığınızda, birine özür dilettiğinizde, birini sıkıştırdığınızda haz alabilirsiniz.
Bu haz, hani bağımlılık yapar çok iddialı olur ama birçok ilişkinizde bu hazı almak üzere benzer hallerde, benzer davranışlarda kendinizi bulabilirsiniz.
Yine yani burada kötülük...
Kelimesinin ötesinde ne yapıyorsunuz, ne yapıyor bu kişi ve haz aldığı tam anlamıyla ne?
Adına kötülük demezsek ne?
Onu ortaya çıkartmakta fayda var.
44. Kötülük kişisel irade ile bilinçli bir şekilde iyilik yapmamayı seçmek midir?
Yine altını çizmek isterim.
Şey bile deseniz, ben bugün bu kişiye nazik olmayacağım.
Öyle laflar edeceğim ki canını yakacağım.
Bakın bilinçli bir şekilde tırnak içine kötülük yapmayı seçiyorum.
Altında bir ihtiyacım vardır ve bu ihtiyaç çok insanidir.
Benim ihtiyacım sana, ötekine, ona, buna, dünyanın bir ucunda yaşayana asla yabancı olamaz.
O yüzden de bilinçli mi yaptık, bilinçsiz mi yaptık, öyle mi yaptık, böyle mi yaptık?
Daha ziyade ilişkisel anlamda ben ne yapıyorum, öteki üstüne nasıl bir etkim oluyor?
Yaratmak istediğim etki mi?
Nasıl bir etki yaratmak istiyorum?
Bütün o alışverişin, bütün o transaksiyonun ayrıntılarını keşfetmeye dönük olmaya ihtiyacımız var.
45. soru.
Varlıkçılığa göre her kötü bulunan şey insanın karanlığındaki bir parça mıdır?
Varlıkçılığa göre insanın karanlığı diye bir şey yok.
Bunu bir söyleyeyim. Böyle psikanalizin Hollywood'a sıçramış.
Hollywood'dan ve işte korku romanlarından Stephen King sağ olsun biraz da günümüze gelmiş böyle hafif ne derler köpüklü köpürtülmüş bir yan diyebilirim.
Karanlıkta kalan yanlarımız var.
Sedimente olmuş yanlarımız var.
Ne derler tortulaşmış yanlarımız var bakmadığımız için ama onlar da illa kötü şeyler olmak zorunda değil.
Ama hepimizin...
Ötekinin canını yakma ihtimali var, özgürlüğü var.
Burada altını çizmek istedim.
Hepimizin ötekinin canını yakma özgürlüğü var derken canını yakmaya hakkı var demiyorum.
Varoluşçu anlamda özgürlükten bahsediyorum.
Ben ötekinin canını yakmak üzere hareket etmeye özgürüm.
Bu çok insani bir şey.
Yaptıklarım ötekinde yıkıcı bir etki yaratabilir.
Tabii ki bunun farkında olmamız gerekiyor.
Her şeyden önce ötekine karşı olan sorumluluğumuz nedeniyle.
Çok güzel Hinduizm'de galiba bir şey vardır, bir öğüt vardır.
Bir şey söylemeden önce kendinize üç soru sorun der.
Duymuşsunuzdur belki. Gerçek mi?
Söyleyeceğim şey gerçek mi?
Nazik mi? Söyleme şeklim nazik mi olacak?
Gerekli mi? İlla söylemem gerekiyor mu?
Ancak bu üçüne birden cevap verirseniz onu söyleyin der.
Bence bu ötekini gözetmek adına çok tatlı, çok kolay ve çok sorması kolay, akılda tutması kolay.
Tabii ki derinlikleri olan güzel bir meditasyon, güzel bir kendini sorgulama hali.
Öneririm. Yapın.
Ağzınızdan bir şey çıkacakken.
Gerçek mi? Nazik mi ve gerekli mi?
Biz genellikle sadece gerçek olup olmamasına takılıyoruz.
Naziklik ve gereklilik günümüzde pek gözetilen faktörler değil.
46. Emosyon regulasyonunda yani duygusal regulasyonda zorluk yaşayan kişilerle nasıl ateşkes yapabiliriz?
Onları terapiye yönlendirerek bir...
Çünkü günlük ilişkiler içinde, siz terapist bile olsanız duygularını tutmakta zorlanan, duyguları taşıyan, duygularında boğulan
biriyle diyalogda kalmak çok güç bir şey.
Bunu yaşayanı da çok yoran bir şey, bunun karşısında olanı da çok yoran bir şey ve en tatsızı da diyaloğu yıkan bir şey o an için bile olsa.
Bu şaka yapmak için veya dalga geçmek için söylediğim şey de gerçekten terapiye yönlendirmek.
İyi bir başlangıç olabilir. Terapistler birazcık duyguları hazmedilebilecek küçük parçalara bölmek için varlar.
O küçük parçaları bölüp o kişi için içinde kaybolmaz hale getirmek için.
varlar. Onun dışında da tabii ki bazı ilişkisel teknikler var ama dediğim gibi bu çok ilişkiyi sizi yoran, ilişkiyi yoran ek bir yük getiren çünkü
bir yerde yarı terapistlik yapmanız gerekiyor.
O yüzden böyle insan en azından bir ayna tutun.
En azından çok yoğun büyük bir şey yaşıyorsun.
İçinde kayboluyorsun ve benim sesimi duyamıyorsun.
din, bir soğumaya bırakın.
Ama şimdi bu saydıklarımın hepsini işte az önce söylediğim o yarı terapistlik yapmak dediğim şey.
O yüzden kolay gelsin.
Hayatınızda böyle insanlar varsa hepimizin de var.
Hepimiz zaman zaman böyle hallerde bulabiliyoruz kendimizi.
47. Ben ne zaman kötü olduğumu anlarım.
Bütün çabam diğerini kendimden daha kötü yasak mı?
Tam anlamadım. Ne zaman kötü olduğumu anlayayım.
Kötü değilim.
Ama başkalarına zarar verdiğimi gözümü açıp, kendi varsayımlarımı paranteze alıp, kendime nesnel bir şekilde bakıp, ötekine öznel bir şekilde bakıp, yarattığım
etkinin yıkıcı, yaralıyıcı, zedeleyici olduğunu görerek, okey, iyi bir şey yapma, şu an zarar veren bir şey yaptım demek mümkün olabilir.
Ama haklıydım, yapmam gerekiyordu.
Bilmem neyi... paranteze alıp, okey haklı olabilirim, okey bir yerde hayır demeliyim, sınır koymalıyım, oydu buydu falan.
Ama söyleyiş şeklimle çok zedeledim karşımdakini.
Tek taraf haklı olmak zorunda değil.
O yüzden bu iyi kötü çok berbat bir tuzak.
İşte onu kötü yapınca ben iyi oluyorum, ben kendimi iyi yapınca otomatikman kötü olmak zorunda kalıyor rol paylaşımında.
Aman dikkat bunlar böyle çok iki boyutlu kartondan ayrımlar bizi bir yere getirmiyorlar ne ilişkilerimizde ne kendi içimizde.
48. Kötü nedir?
Mutlak kötü var mıdır? Kötü var mıdır?
Kötü herkese göre değişen bir yargı gibi geliyor.
kesinlikle kötü. Herkese göre değişen bir yargı.
Ve dediğim gibi iki bölümdür.
Bir daha bir daha tekrar ettiğim üzere ve defalarca da tekrar etmeye gönüllüyüm.
Lütfen böyle şey gibi düşünmeyin.
Yoruldu artık adam falan.
Yani kötü.
Herkese göre değişen bir yargı.
Ama kötülük diye bir şey yok.
Bir daha altını çizmek isterim.
Sadece Birbirimizi yaralayıp duruyoruz.
Kötülük kime, neye göre demiş bir dinleyici.
Kötülük o eylemin karşısında duran kişiye göre ve canının yanıp yanmamasına göre ona kötü diyebiliyor o kişi.
Ama tabii ki onun ötesi var.
Onu görmek lazım kesinlikle.
Karşımdaki... Nasıl bir niyetle, nasıl bir ihtiyaçla neye ulaşmak için bana bu kötülük dediğim şeyi yaptı?
Ben nereden zedelendim?
Benim bam telim neydi?
Bana da aynı anlatıyor buradan bu kadar zedelenmem, dalgalanmam, canımın yanması.
Biliyorum çok duygusal olarak tatsız ama bir taraftan da çok keşfedilesi zengin bir alan.
50. soru.
Cehennem başkalarıdır.
Sözünü biraz açar mısınız?
Cehennem başkalarıdır.
Bu konudan bambaşka bir şey tamamen onu söyleyebilirim.
Sartre'ın bir sözü bu.
Bir piyesinde geçer cehennem başkalarıdır diye.
Cehennem başkalarıdır derken Sartre bir Demet Akalın şarkısı söylemiyor bize.
Diğeri hep kötüdür, hep kazıklar sakın güvenmeyin Allah belasını versin falan değil.
Bambaşka bir şey işaret ediyor.
Kendi dışladığımız ihtimalleri, kendi görmek istemediğimiz yanları öteki üstünden görürüz gibi bir yere gidiyor.
Öyle bir dünya yok ama ötekisiz bir dünyada olsaydı çok rahat kendimizi sütten çıkmış ak kaşık olduğumuz yönünde kandırabilirdik.
Ama öyle değil.
Yapacak bir şey yok. Diyim bu kadar.
Bu podcast bölümünün çapında daha fazla konuyu dağıtmadan ve bu bölümün son sorusu.
Kötülük yapma motivasyonu kişi kötülüğünün farkında mı, bilinçli mi, kendini mi kandırıyor?
Hepsi mümkün.
Bir şekilde ben ötekinin canını yakan bir şey yaptığımda bunu isteyerek yapmış olabilirim, farkında olmadan yapmış olabilirim.
Farkında olup kendimi kandırabilirim.
Ama lazımdı ama gerek değildi.
Bir ders vermem gerekiyordu falan.
O sırada işte karşımdakinin zedelenmiş olmasından haz alabilirim.
Hepsi ihtimaller dahilinde.
Hiç farkımda olmadan böyle tamamen yanlışlıkla yapabilirim.
Önemli olan her ne yapıyorsam gözümü açıp kendimle dürüst bir diyalog kurmak.
Niyetim neydi?
Neye ulaşmaya çalıştım?
Ve karşımda ne görüyorum?
Bunun nasıl bir etkisi oldu?
Nasıl bir sonucu oldu? Ve bu benim istediğim bir sonuç mu?
İstediğim bir etki mi? Ve o etkinin bana nasıl bir dönüşü olacak?
Çünkü karşımdaki de bir eylemde bulunuyor bana.
Bulunacak eninde sonunda.
Ve ben hem yarattığım etkiyi istiyor muyum hem de yarattığım etki sonucunda bana dönecek olan şeyi de istiyor muyum?
Gibi insan ilişkileri içinden çıkılmaz bir...
Karmaşa ve çıkamayacağız da.
Yani bununla barışıp devam etmek gerekiyor.
Bununla barışıp ama bir yandan da ipin ucunu bırakmadan araştırmaya, anlamaya, devam ederek yaşamaya devam etmemiz gerekiyor.
Bu bayağı sıkı ve zorlu bir konuydu.
İki bölümde toparlamış oldum.
Önümüzdeki hafta...
Başka zorlu bir konuyla, yalnızlığa dair sorduğunuz sorularla karşınızda olacağım.
O zamana kadar kendinize çok çok iyi bakın.
Haftaya görüşmek üzere.
Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
