
16. Bölüm: Kötülük ve kötü insanlara dair (1)
21 Temmuz 2023 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhabalar, Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği'nin bir bölümüne daha hoş geldiniz.
Ben Ferhat Çakiçoz.
Bu hafta yine çok ilgi çekici bir konuya değineceğiz.
Kötülük, kötü insanlar ve bir parça bu çerçevede işte kişilik, kötü kişilik ne demek bunlardan bahsedeceğiz.
Çok ilginç...
Bir şeyle karşı karşıyayım.
Anladığım kadarıyla bu kötülük konusundan hepimiz öyle ya da böyle bir şekilde muzdaribiz.
Çünkü hiç almadığım kadar çok soru aldım.
Şöyle söyleyeyim. Aşkla ilgili 26 soru gelmişti.
Kötülükle ilgili bakıyorum 51 soru gelmiş.
Neredeyse iki katı. Hatta iki katı.
Bu bile baş başına bizlere dair bir şey anlatıyordur diye düşünüyorum.
Çok fazla Çok fazla ötekiyle meşgulüz.
Çok fazla ötekine bir isim koymakla meşgulüz.
Öteki neden bir şeyleri yapıyor, onunla meşgulüz.
Kendimize bakmak pek içimizden geçmiyor.
Ötekine kötü dediğimizde, bir şeyler dediğimizde sanki biz o sorgulamadan, kendi kendimize yapmamız gereken o sorgulamadan kaçmayı başarabiliyoruz,
uzaklaşmayı başarabiliyoruz.
Birazcık bugünkü sorular böyle bir tavrı yansıtıyor.
Ben de buna karşı hafif ne derler yok öyle değil böyle tadında cevaplar vereceğim.
Ama başlamadan evvel sorulara bir ufak itirafta bulunmak isterim.
Aslında bu bölümün başlığı işte Instagram'da soruları toplarken oldukça şaşırtmacalıydı.
İşte kötülükten bahsettim, kötü insanlardan bahsettim.
İşte bunlara dair nasıl sorularınız var gönderin bana dedim.
Aslında varoluşçu bakış açısına göre ne kötülük ne de kötü insanlar yoktur.
Kötülük dediğimiz şey sadece bizim verdiğimiz bir isim.
Bir şeylere kötü deriz çünkü canımız yanmıştı.
Çünkü doğru bulmadığımız bir şeylere tanıklık etmişizdir.
Yanlış gelen bir şeyler bize yapılmıştır.
Keza aynı şekilde kötü insanlar da yoktur.
Sadece canımızı yakan insanlar vardır.
Hoşumuza gitmeyen şeyler yapan insanlar vardır.
Bütün bölüm boyunca vereceğim cevapları bu şekilde toparlamış bulunayım.
Ve yavaştan sorulara başlayalım.
51 soru dediğim gibi bakalım bir bölümde bitirebilecek miyiz?
Yine daha önce yaptığım gibi belki de bu konuyu da iki bölüme bölmek faydalı olabilir.
Okey. İlk soru, kötülük sadece iyiliğin yokluğu mu yoksa iyi ve kötü normalden sapmış iki duygu mu?
İyi ve kötü duygu değil birincisi, bir adım adım gidelim.
İyi ve kötü birer yafta, birer algı, birer anlamlandırma.
Ben bir şeye kötü dediğimde veya iyi dediğimde onu nasıl anlamlandırdığımı ele vermiş olurum.
O yüzden bunlar birer duygu değil.
Bunların... Normalle de çok bir ilişkisi yok.
Kötülük ve iyilik ötekinin üstünde yarattığı etkiyle, kendi dışının yarattığı etkiyle alakalı bir şey.
Eğer ben doğaya zarar veriyorsam, yaptıklarımla insanların canını yakıyorsam, kötü şeyler yapıyorum denilebilir.
Biri dışarıdan bakan biri bunu söyleyebilir.
Keza işte kendimi ağaç dikmeye vakfettiysem, hayvan hakları savunculuğu yapıyorsam, insanları gözetiyorsam, insanların iyi olma hallerini gözetiyorsam buna da iyilik, iyi
şeyler olarak isim vermek mümkün olabilir.
Ama gördüğünüz gibi aslında iyilik ve kötülük sadece bir yorum, bir katman, soyut bir katman.
Asıl önemli olan iyi veya kötü dediğimiz şeyin ne olduğu ile alakalı ki ona da daha yakından birazdan bakacağım.
İkinci soru, 50 yaşında insan kötülükleri anlar mı?
50 yaşıma gelmedim o yüzden tecrübeyle sabit bir cevap vermem mümkün değil bu soruya.
Niye 50 yaş demiş soran kişi onu da merak ettim açıkçası.
Kötülükleri anlamak ne demek ondan da emin değilim.
Ama burada şöyle bir dipnot eklemek isterim.
Bir parça bana sorulan sorudan sapmış olacağım ama bir açıdan da kendi amaçlarım için kullanmış olayım.
Bu konuyla ilgili bir şeyleri dile getirmek için kullanmış olayım.
Bir şeye kötü dediğiniz sürece anlama şansınız yok.
Öncelikle bir şeye kötü demeyi bırakmaya ihtiyacınız var.
Ne olup bittiğini anlamak istiyorsanız.
Burada durayım. Ama bir şeylere kötü dediğiniz sürece, bu kötü bir insan, bu kötülük yapan biri, bu kötü bir davranış dediğiniz sürece onu
yaftalamış, isimlendirmiş, kendi zihninizde belirli bir yere koymuş, bir güzel paketleyip kaldırmış olursunuz.
Bu anlamanın tam aksi yönünde bir harekettir.
Üçüncü soru. Öteki iyi mi kötü mü burasıyla ilgilenmek gerekiyor sanki.
Biz ne hissediyoruz?
Tam soruyu anladığımda emin değilim ama şöyle söyleyeyim.
Siz etrafınızda bol bol kötülük görüyorsanız.
Bu tabii ki kötülük gördüğünüz kişilere dair de bir şey anlatıyordur ama size dair de bir şeyler anlatıyor.
Çok önemli bir ayrıntı var.
Sonuç olarak anlamlandırma anlamlandıranındır.
Yorum yorumlayanındır.
Ben bir şeye kötü diyorsam kendime dair bir şey anlatmış ifade etmiş olurum.
4. İyi insan olma hali nedir?
Şahane bir soru. Hiçbir fikrim yok.
İyi insan olmak diye bir şey var mı?
Ondan da emin değilim.
Bu da soyut bir kavram.
Kötülük ve iyiliğin olduğu gibi.
Tabii ki farkındayım.
Günlük dilde şeyi çok kullanıyoruz.
Çok iyi insandır, çok şekerdir bilmem ne falan.
Günlük dil birçok deneyimi örtmek, çok fazla üstüne düşünmemek üzere tasarlanmış ve çok da kafaya takmadan yaşayıp gitmek üzere tasarlanmış bir akış.
O yüzden de iyi insan olmak...
İyi insan da sanki bunun bir parçası gibi.
O yüzden bir varoluş terapisi olarak iyi insan olma hali nedir sorusuna cevap vermekten inanılmaz çekinirim.
Siz de bu soruyla çok meşgulseniz, kendinizi bu soruya verdiğiniz cevaplara koşmaya çalışıyorsanız, kendinize de bir parça kötülük yapıyor olabilirsiniz
diyeyim. Böyle bir iyiliğe, kötülükle bir cevap vermiş olayım.
Beşinci soru. Bunu soran kişi baya bir varoluşçu okuma yapmış.
Belki de varoluşçu terapi eğitiminden geçmiş biri gibi geldi.
Neye göre kötü insan?
Partnerim kötüyse kendi algım değil mi?
Nesnel kötü olabilir mi?
Çok güzel. Neye göre kötü insan?
Neye göre kötü bir davranış?
Neye göresi aslında hemencecik ortaya çıkıyor.
Çünkü bana şunu dedi ve benim canımı yaktı.
Ve benim canımı yakmak istiyordu.
O yüzden bu kötü bir insan.
Oysa ki iyilik veya kötülük dediğimiz her şeyin altında anlayabileceğimiz ortak, varoluşsal, ontolojik ihtiyaçlar yatar.
Ben karşımdakini özellikle kırmak isteyebilirim.
Kıracak kelimeler sarf edebilirim.
Kuvvetle muhtemel kendimi çok güçsüz hissettiğim için o ilişkide gücü elde etme çabasıyla bunu yaparım.
Güçlü hissetmek, güçsüz hissetmek, gücü kaybettiğimizde gücü geri elde etmeye çalışmak insan olan herkes için ortak, çok anlaşılır bir dinamik örneğin.
O yüzden de gerçekten neye göre kötü insan?
Nesnel kötü olabilir mi? Hayır olamaz.
Birine kötü diyorsam, bir davranışa kötü diyorsam bana bir yerden dokunmuştur elbette.
Okey. Kötülük bir tercih midir yoksa çocukluğa mı inmek lazım?
Çocukluğa inme meselesi biliyorum çok psikanalizin böyle ne derler, Türkçesi gelmiyor, trademarkını aldığı, işte marka haklarını, isim haklarını
aldığı adeta bir kavram, bir terapötik eylem.
Ama şunu unutmamak gerekiyor ki eğer ben hayata dair söylemlerimi, naratiflerimi daha günlük dilden söyleyecek olursam, hayatı nasıl öykülendirdiğimi anlamak istiyorsam, evet
çocukluğuma dönüp bakmam gerekiyor.
Çünkü çocukluktan itibaren inşa edilen bir algı, bir anlamlandırma bu.
Kötülük bir tercih mi?
Kötülük bir tercih değil.
Bütün eylemler bir tercih, bir seçim.
Ama kötülük bir tercih değil.
dizi izliyorsanız veya romanlar okuyorsanız dikkatinizi çeker.
Böyle sırf kötü olmak için kötü karakterler olur ki genelde böyle karakterlerin olduğu eser eserlerde bir parça kalitesiz olur.
Çünkü gerçek dünyada öyle insanlar yok.
Sırf kötü olmak için kötü olan insanlar yok.
Evet yaptıkları birçok insanın canını yakabilir.
Ama ne oluyor da bu şekilde davranıyor?
Ne oluyor da bunları yapıyor? Hepimizin ortak havuzundan anlayabileceği varoluşlu ihtiyaçlara dayanır.
O yüzden bütün eylemlerimiz bir tercih, bütün eylemlerimiz seçim ve eylemlerimizin bir kısmı istesek de istemesek de altını çiziyorum bazen isteyebiliriz birilerinin
canını yakabiliyor ve biz de buna kötülük adını veriyoruz.
Yedinci soru.
Herkes özünde iyidir gibi kalıplaşmış bir cümle var.
Mümkün mü? Varoluşçu yaklaşım insanı belli sıfatlar dahilinde tanımlamaktan özellikle kaçınır.
İnsan iyidir, insan özünde iyidir gibi tabirler bizi bir kutuya kapatır, sınırlandırır.
Varoluşçu yaklaşıma göre insan insandır, nokta.
İnsan vardır, nokta.
O yüzden özünde iyidir, kötüdür, hayır.
İnsan insandır.
Bu kadar. Ama ben gördüğüm o insanı iyi veya kötü olarak isimlendirebiliyorum zaman zaman.
Az önce bahsettiğim sebeplerden ötürü.
Kötü dediğimiz şey ne tam olarak kim belirliyor bunun anlamını demiş biri.
Çok güzel bir soru.
Ben de size sormak isterim.
Kim bunun anlamını belirliyor?
Söyleyen tabii ki de belirliyor.
Ama bir daha altın çizmek isterim.
Bu kötü bir insan, bu kötü bir davranış dediğimizde biz karşılaştığımız şeyi yorumlamış oluruz.
Yorumlayıp kapatmış oluruz.
Eğer biraz daha kendinize yakınlaşmak istiyorsanız o kötü dediğiniz şeye neden kötü dediğinizi anlamaya, araştırmaya çalışın.
Bir yerden bir sınırınız aşılmıştır, bir yerden canınız yakılmıştır, bir yerden görülmemişsinizdir, bir şeyler olmuştur elbet.
Onu anlamak gerekir.
Dokuzuncu soru.
Kötülüğü bilen insan neden kötülük yapar?
Ben hiçbirimizin ben bu sabah kötülük yapacağım diye yataktan kalktığına inanmıyorum.
Ama bazen hepimiz Ayşe bana şunu yaptı ve ben ona çok öfkeyim.
Bugün ona öyle bir mesaj yazacağım ki perişan edeceğim onu, canını yakmak istiyorum diyerek yataktan kalkabiliriz.
Çeşitli sebeplerle ve çeşitli ihtiyaçlarla birbirimiz üstünde olumsuz etkiler bırakmak istiyoruz.
Bu son derece insani bir şey.
Altını çizmek isterim.
İnsani ama insani olması bunu her zaman yapmaya hakkımız olduğu veya doyasıya yapmamız gerektiği anlamına gelmiyor.
Çünkü sonuçları var en nihayetinde.
Öteki üzerinde kötü bir etki bırakmak istiyorsam, ona kötü demeyeyim de olumsuz bir şekilde etkilemek istiyorsam, o ilişkinin
gidişatı açısından bunun bir sonucu olacak elbette.
Bunu göz önünde bulundurmam gerekiyor.
O yüzden hani kötülüğü bilen insan neden kötülük yapar?
Hiçbirimiz ben şimdi kötülük yapacağım diye yola çıkmıyoruz.
Altını çizmek isterim.
Bu kötülük meselesi böyle çok...
Çok sağlam, çok günlük dile sızmış, devasa bir indirgeme.
Onuncu soru. Başkalarının kötü, mutsuz olması halinden keyif alan insanlar.
Nereden bakmalıyız onlara?
Aslında buna da cevap verir gibi oldum.
Ama tekrardan dönüp söyleyebilirim.
Birinin mutsuz olmasından, iyi olmamasından keyif alıyorsa biri, muhtemelen bir ihtiyacı karşılanıyor sırada.
Belki kendi de son derece mutsuz ve dünyadaki tek mutsuz insan olmadığını fark etmek, tek mutlu olmayı beceremeyen kişi olmadığını görmek iyi gelmiş olabilir.
Belki de kendisi çok mutsuz ve onu mutsuz edeni aynı derecede mutsuz etmek istiyor.
Çünkü ancak bu şekilde bir iletişimin kurulabileceğine inanıyor dipte derinde bir yerde.
Böyle karikatürize öteki resimleri canlandırmayın, çizmeyin zihninizde.
Bu kötü bir insan, başkalarının mutsuzluğundan besleniyor falan.
Yok öyle bir şey. Yok öyle bir şey.
Bu da daha başka, daha çok katmanlı bir şey oluyor.
Buna bu şekilde bir isim verdiğim noktada bütün o katmanları gözden kaçırmış oluyoruz.
11. soru tam anlayamadım konuyla alakası ama beni sevmiyor belki sever diye ümit etmek.
Şeyi söylemek istedim.
Siz sevmediğinden eminsiniz ne işiniz var hala orada.
Belki sever diye ümit etmek tabii ki tercih sizin ama eldeki veriyle hareket etmekte fayda var.
12. soru.
Biz ne kadar kötüysek karşımızdaki de o kadar kötüdür doğru mu?
Yani bu kötülüğü ilk kim başlattı?
Çok direkt doğru demezdim çünkü yine kötülük...
kavramına takılacağım burada.
Ama şey doğru. Bir ilişkide benim canım yandıysa illa ki ben de karşımdakinin canını yakmışımdır.
O yüzden o da dönüp benim canımı yakmıştır.
O kadar sade ve direkt bir ilişki yoktur arada ama o noktaya kadar adım adım beraber geldik ve o adım adım gelişte benim de payım var bunun içinde.
O yüzden Çok canınızın yandığı, birinin size çok büyük bir kötülük yaptığını hissettiğiniz bir yerde buluyorsanız kendinizde bir ilişkide.
Oraya nasıl geldi ilişki?
Dönüp bakmakta fayda var.
İlla tırnak içinde sizin kötülüğünüzün bir yansıması olarak ortaya çıkmak zorunda değil bu.
Kötülüğü ilk kim başlattı değil de bazen kötülüğü başlatmak değil umursamamak, sınır koymamak, hayır dememek bizleri çok...
Darda, çok sıkışık, çok kırılmış yerlere itebiliyor.
Bazı insanlar içimizdeki kötüyü tetiklemesi onlar da kendimizi gördüğümüz için mi?
İçimizdeki kötü de diye bir şey yok.
Yine burada da bir itirazla cevap vereceğim.
Biz bazı yanlarımızdan çok gurur duymayabiliriz.
Biz bazı taraflarımızın olmamasını dileyebiliriz.
Ve bazı insanlarda o sıkı sıkı yasaklamaya çalıştığımız, yokmuş gibi davranmaya çalıştığımız tarafları gayet ortaya çıkarabilir, gıdıklayabilir, sere serpe ortalığa
saçabilir. İnsan olmak diyeceğim buna sadece.
Kendimizi görmekle ilgili değil ama orada tabii kendimizle alakalı bir veri var yine.
Yani karşı taraftan ben ne gördüm de bu yanımı ortaya çıktı, bu yanımı böylesine hortladı.
Yine çok araştırmaya değer.
Bir soru. Gerçekten doğuştan getirdiğimiz bir mizaj var mı?
Bir kişilikle ilgili bir soru sormuş.
Yani etrafınızda sizin bir bebeğiniz olduysa, çocuk sahibiyseniz, bebekliğine tanıklık ettiyseniz veya etrafınızda yine böyle ilk günden
itibaren hayatına tanıklık ettiğiniz bebekler varsa bu sorunun cevabını çok net göreceksiniz.
doğuştan getirdiğimiz bir mizahçı var.
Buna mizahçı diyebiliriz.
Bazı duyguları daha yoğun yaşamak istemek diyebiliriz.
Farklı ilişkisi ihtiyaçlar diyebiliriz.
Ben böyle en yüksüz haliyle şey demeyi tercih ediyorum.
Böyle mizahçı da oydu buydu değil de hepimiz dünyaya bir taraftan kendi renklerimizle geliyoruz ve dediğim gibi etrafımızda bebekler varsa onların renklerini görmek çok da zor değil.
O yüzden bu soruya evet cevabı vermek isterim.
Travmatik kişiliklerle bir arada bulunmamız gerektiğinde nasıl bir yaklaşım izlemeliyiz?
Öncelikle karşınızdaki kişiye travmatik kişilik demeyerek başlayabilirsiniz.
Evet, insanların travmaları olabilir, travmatik deneyimlerden geçmiş olabilirler.
Ama bu onları tanımlayan tek özellik değil.
Bu onların varoluşunun tamamı da değil.
Soruyu şöyle soracak olursanız.
Travmatik geçmişe sahip biriyle nasıl yan yana durabilirim?
Nasıl ilişkide durabilirim?
Bir parça o kişinin zaman zaman çıkan dalgalarına ayak uydurarak.
Bu çok büyük bir soru.
Travmaya dair de ayrı bir bölüm yapacağım.
Birkaç ay var daha ona sıra gelmesine yanılmıyorsam.
O da daha yakından bakmak mümkün.
Fakat travmatik geçmişe sahip kişiler zaman zaman kendilerinin de anlayamadığı şekillerde yoğun iç dalgalanmalar yaşarlar.
Bu bazen çok dışarıdan popüler tabirle tetikleyicisi belli yer, tetikleyicisi belli şeyler olabiliyor.
Bazen tamamen böyle gökten zembille inmiş gibi anlaşılmaz olabiliyor.
Böyle kişilerle durmak istiyorsanız yanlarında onlara ayak uydurarak durmaya çalışın diyeyim sadece.
Ama bence ilk adımda travmatik kişilikler diye bakmayın ona.
İnsan, hepimiz insanız.
Bir oradan hareket etmekte fayda var.
16. soru bir soru değil.
Kitaptaki bölüm çok açıklayıcıydı.
Sorum yok demiş. Bir dinleyici, bir okur.
Çok teşekkür ederim. Gerçekten de eğer okumadıysanız veya bu bölümü dinledikten sonra tekrardan bir göz atmak isterseniz kendi Norman'ın Dayanılmaz Hafifliği kitabında...
Çok uzun bir bölüm değil o yüzden ne kadar açıklayıcıdır bilmiyorum.
Çok teşekkür ederim tabi ki bu dinleyiciye bu şekilde ifade ettiği için.
Ben bilmiyorum ne kadar açıklayıcıdır ama bir bakmakta fayda var.
Burada aslında bahsettiklerimin ilk girizgahını bir parça orada yapmış bulundum.
17. soru. Kötü olmanın olasılığını içimde taşıyorum.
Peki öyle nasıl yaşanır?
İnsan olmak zor. Kötü olmanın olasılığı olarak bakmayın buna da.
Birini incitme potansiyelini içimde taşıyorum.
Bilerek ve bilmeyerek.
Bakın burada özellikle bilerek ve bilmeyerek, isteyerek ve istemeyereklerin altını çizmek istiyorum.
Sık sık da ifade ettim.
Çünkü bazen bile isteye bunu yapıyoruz.
Bazen de fark etmeden yapıyoruz.
Sonuç olarak insan insana ilişkilenmek, birbirimizi etkilemek demek ve bu etki az önce de söylediğim gibi her zaman olumlu olamıyor.
O yüzden kötü olma olasılığım...
Bir kötü olma olasılığı taşımıyoruz içimizde de daha ziyade öteki üzerinde olumsuz etkiler bırakma potansiyeli taşıyoruz diyelim.
Öyle yani böyle nasıl yaşanır?
Yaşanır, yaşanıyor.
Bence buradaki anahtar şu.
İlişkilerde kendimizi ortaya koyduğumuzda...
Neyini niyette yaptığımızı bilmek hem kendimize hem ötekinin çok koruyucu olabiliyor.
Ve bazen o niyeti fark ettiğimizde bir şeyleri kırmadan, dökmeden ifade etmek de mümkün hale geliyor.
18. soru.
İnsan çok sevmesine rağmen terk eder mi?
Yoksa beni en son terk eden adam bana manipülatif mi konuştu?
Çok olay...
Çok spesifik bir olay üstünden bir soru olduğu için emin değilim.
İnsan birini çok severek onu terk eder, niye etmesin?
Ama tabii ki de o rağmen kısmı var ya, okey sevmesine rağmen terk etti.
Ama bir de terk etmesinin bir sebepleri olsa gerek.
Manipülatif konuşmak emin değilim.
Şu manipülasyon kelimesini sözlüğümüzden kaldırsak mı acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Gerçekten çünkü çok yaftalayıcı ve burada kimse manipülatif değil, insanlara öyle şeyler demeyin.
Öyle bir yerden gelmiyorum ama böyle yaftalayıcı bir yerden yaklaştığımızda yakından bakma şansımızı da büyük bir hızla kaybediyoruz.
Karşı tarafta acaba neler oldu?
Ama daha önemlisi sizde asıl neler oldu?
Çok sevilmenize rağmen terk edilmek nasıl geldi size?
Söyledikleri nasıl geldi size?
Karşı taraf sizce sizden ne istiyordu?
Siz ne kadarını vermeye hazırsınız?
Ne kadarını vermeye gönüllü değilsiniz?
Gibi gibi birçok soru var orada.
Böyle hızlı yorumlar, işte severken terk etti beni çünkü çok kötüydü.
Bir de manipülatif konuştu bana falan.
Çok örtüyor, çok kapatıyor.
Bir şeyleri belirli kılarken daha da anlaşılmaz hale getiriyoruz kendimiz için.
19. soru.
Kötülük olduklarını fark ettiğimizde onlara bunu belli etmek ya da gerek duymamak.
Yani birileri kötü değildir ama birileri canınızı sıkıyor olabilir.
Canınızı yakıyor olabilir, öfkelendiriyor olabilir sizleri.
Kendinize haksızlığa uğramış gibi hissediyor olabilirsiniz.
Tabii ki bunları ilişkisel alana, arenaya taşımak mümkün.
Bunları karşı tarafla paylaşmak mümkün.
Ama bazen de paylaşmamak da uygun olan oluyor.
Geçenlerde bir tanıdığımla bunun üzerine konuşuyorduk.
Vakti zamanında şey diye bir öneri vermişim ona.
İş arkadaşlarıyla sorun yaşıyordu.
Gidip benim bir an önce bunu konuşmam lazım diye böyle çok fikse olmuş vaziyetteydi.
Başka çıkış yolu yok.
İlla konuşulması lazım.
Ben de ona o zamanlar gerçekten konuşmak istiyor musun diye sormuşum.
O da hayır demiş.
O zaman konuşma yani deyivermişim.
O dönem konuşmamanın ne kadar iyi geldiğinden bahsetmişti.
Geçen gün konuşmamızda, sohbetimizde gerçekten de ilişkilerde konuşmaya atfedilen rolü biraz abartıyoruz.
Bazen de susmak çok güzel, bazen beklemek daha güzel, bazen bir şeyleri olgunlaşmaya bırakmak daha güzel.
Adeta böyle ağzı salı olmuşçasına...
Ben şunu istiyorum, bunu istiyorum, bunu yaptın, şöyle hissettim.
Bir önce kendi içimizde hazmedelim.
Daha karşı tarafa işlenebilir, temas edilebilir hale getirelim içimizde olup biteni.
Ve sonra eğer istiyorsak gerçekten açılalım.
O yüzden ilişkilerde her şey konuşulmalı.
Konuşmanın değeri falan bir parça enflasyona uğradı, bir parça abartıldığını düşünüyorum.
Abartılsın dert değil tabii ki ama bunun da tabii tatsız sonuçları ve insanlara verdiği bazı zararlar oluyor.
Bir yudum suyumdan alacağım.
20. soru.
Hiç kimsenin kendimiz dahil tamamen kötü ya da tamamen iyi olmadığını fark ettiğimiz o an...
Bilmiyorum bu yorumu yazan kişi o an ne hissetti ama şeyi söylemek istedim.
Hem çok özgürleştirici hem de çok korkutucu bir an.
Hatta ben bir adım daha ötesini söyleyeyim.
Kötü ve iyi diye bir şeyin olmadığını fark ettiğimiz anda sadece hayatta kalmaya çalışan, varoluşunu sürdürmeye çalışan bir grup
insanız. O kadar.
Bir an şeye gitti aklım.
Mesela doğal afetler oluyor.
Gerçekten doğal afetlerden bahsediyorum.
İnsan ihmalinden ötürü son bir sene boyunca yaşadığımız can kayıplarından bağımsız.
Son bir sene ve çok daha öncesi tabii ki.
Son bir seneyle sınırlamak da doğru olmadı.
Mesela onları dışarıda bırakalım.
İnsan ihmali faktörünü dışarıda bırakalım.
Kayak yapıyorsunuz, bir dağ tırmanışı yapıyorsunuz ve bir çığ iniyor üstünüze.
Dağ ne kadar kötü diyor musunuz?
Oysa size çok tırnak içinde kötü bir şey yapıyor.
Belki sizi öldürdü, öldürebilecek, canınızı tehlikeye atacak bir şey yapıyor.
Aynı şey insanlar için de geçerli.
O çığ kar orada çok biriktiği için düşüyor.
O yükü daha fazla fiziken...
taşıyamadığı için o kar kütlesi kendi kendini taşıyamadığı için bir çiğ olarak aşağı iniyor.
Ben birine can yakıcı sözler sarf ettiğimde bende de bir şeyler olduğu için bunu yapıyorum.
Karşı taraftan hakaretler duyduğumda karşı tarafta bir şeyler olduğu için bunları duyuyorum.
O yüzden iyi veya kötü diye bir şey yok.
İhtiyaçlar var. Arzular var.
yönünü belirlemeye çalışan, yerini arayan insanlar var.
Bunu yaparken bazen birbirimizin kuyruğuna basıyoruz ve birbirimizin canını öyle böyle değil, çok fena halde yakıyoruz.
21. soru, kötülük yapanda mı, bakan gözlerde mi diye sormuş biri.
Aslında az önce buna farklı bir yerden cevap vermiş oldum.
Kötülük diye bir şey var mı?
Yine orada duracağım. Kötülük diye bir şey var mı?
22. Bilerek can acıtan, hassas yerinden vuran insan kötü müdür?
Kötü nokta.
Çok güzel bir soru olmuş. Bilerek can acıtan, hassas yerinden vuran insan kötü demiş.
Nokta koymuş. Sonra ikinci bir cümleyle müdür soru işareti.
Kötü müdür? Bence hiçbirimiz kötü değiliz.
Hepimiz iyiyiz demek de değil.
Hiçbirimiz iyi de değiliz. Hepimiz insanız.
Hepimizin ihtiyaçları var.
Hepimiz eksiyiz ki Kierkegaard'cı bir yere dönecek olursak.
Hepimiz kendimize sahip çıkmakta çok zorlanıyoruz ve sahip çıkamadığımız parçacıkları başkalarına itelemek konusunda bir meylimiz var.
Sartre'nin işaret ettiği yüzde Sartre'nin nefretten bahseder bir antisemitenin portresi denemesinde.
Tam orada anlattığı gibi.
Hepimiz bir mücadele içindeyiz ve o mücadeleyi verirken hem kendimizle hem dünyayla hem ilişkilerle o mücadeleyi verirken az önce de söylediğim gibi birbirimizin canını çok fena
halde yakıyoruz. 23.
soru. Bu arada bir bölümde hepsini bitiremeyeceğim.
Çıktı ortaya 26'da dururum diyorum.
Geri kalan soruları da önümüzdeki hafta bir sonraki bölümde cevaplarım.
23. soru.
Kişi kendi kötü tarafını nasıl fark eder?
İnsan kendine dışarıdan nasıl bakar da o karanlık tarafını görür?
Dediğim gibi kötü tarafımız yok.
Hoşlanmadığımız taraflarımız var.
Ve maalesef kendimize bakarak her şeyi fark etmek de mümkün olmuyor her zaman.
Tam bu yüzden psikoterapi diye bir girişim, bir çaba var dünyada.
Niçin çok güzel bir lafı vardır.
İnsan neden bir şeyleri görmez?
Çünkü kendisi yolda durup gölge ettiği için der.
Bir rengi noktasına ihtiyacımız var.
Bir bizim taşımadığımız, yok saydığımız, geride bıraktıklarımızı bizim için geçici olarak saklayacak ve vakti geldiğinde bizi hatırlatacak birilerine ihtiyacımız
var. Algımız, zihnimiz çok ilginç bir şekilde çalışıyor.
Bir bütünlüklü bir hikaye.
çerçevesinde çalışıyor. O hikayenin dışında kalan çoğu şeyi yok saymaya meyil ediyoruz.
Tam da bu sebepten ötürü insan kendi kendine bir şeyleri fark etmekte çok güçlük yaşıyor.
Hiç olmayacak şey değil.
Tabii ki fark ediyoruz. Ama çok çok kolay değil.
Ve her zaman bir parça eksik.
O yüzden kendi kendinize bunu yapmaktan ziyade ötekinin size yansıttığı Yaptıklarına kulak vermek ve tabii ki bu anlamda da en büyük imkan olarak psikoterapiyi düşünmek
hiç de fena olmayan yollar arasında.
Kötülük yoktur da bizim kötü diye etiketlediklerimiz mi vardır acaba demiş biri 24.
soruda. Buna da değmiştim.
Aynen öyle. Kötülük yok.
Bizim sadece kötü olarak isimlendirdiklerimiz, etiketlendirdiklerimiz var.
O kadar. 25.
soru. Kendimizi iyi gösterme çabası neden bu kadar çok?
Kötü olsak ölür müyüz?
Evet ölürüz. Beğenilmek istiyoruz, sevilmek istiyoruz, kabul görmek istiyoruz.
Çünkü ötekine muhtacız.
Ötekinin insafındayız.
O yüzden de bir iyi görünme çabası içindeyiz.
Tabii ki bunu çok ileri boyutlara taşıdığımızda...
Kendimiz için çok açmaz, tatsız yerlere doğru evrilebiliyor.
Kişinin kendinden tamamen yabancılaşmasına doğru gidebiliyor.
Oralardan bir parça uzak durmakta fayda var.
Ama eninde sonunda ötekine nasıl göründüğümüzü hepimiz umursuyoruz.
Yok ben umursamıyorum diyorsanız çok sağlam bir şekilde kendinizi kandırıyorsunuz demektir.
Ve bu bölüm için...
Son soru, herkesin içinde kötülük ve bir parça kötü kişilik olduğuna katılır mısınız?
Bunu da daha önce cevaplandırmıştım ama bir daha bir daha üstünden geçmekte hiçbir sakınca görmüyorum.
Kötülük diye bir şey yok, kötü bir kişilik diye bir şey yok.
Hepimizin farklı ihtiyaçları var ve zaman zaman o ihtiyaçları karşılamak, birilerini rahatsız etmek, birilerinin canını yakmak, birilerini öfkelendirmek demek.
Bu. Bu kadar sadece.
Bugünlük burada duralım.
Çok teşekkürler.
Önümüzdeki haftada aynı konudan devam edeceğiz.
Kötülük, kötü insanlar.
Bakalım başka nasıl sorularla karşılaşacağız.
Önümüzdeki haftaya kadar kendinize çok iyi bakın.
Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
