
Transkript
Ferhat Çakıçöz, Kendi Normal'in Dayanılma Safifliği Podcast'ine hoş geldiniz.
Bugün 12.
bölümle karşınızdayım.
Bağ kurmak, bağlanmak üzerine konuşacağım, konuşacağız.
Yine her zamanki gibi sizlerden gelen sorulara cevaplar vereceğim.
Günün, bölümün konusuna geçmeden evvel ufak bir açıklama yapmakla başlamak isterim.
Bazı yorumlar duydum ki işte ne derler sorular işte önden iyi hazırlanmamış, işte çok tekrar var vesaire.
Şeyi not etmek isterim.
En prensipte sizlerden gelen soruları gerçekten değiştirmeden podcast'e alıyorum.
gelen sırayla alıyorum.
Çünkü bir şekilde bir edisyon sürecine girecek olursam, bir şekilde kesip biçmesi sürecine girecek olursam çok soruları da kendi cevap verebileceğim hale getirebilirim gibi geliyor.
O yüzden biraz onunla önüne geçebilmek için sizlerden gelen soruları olduğu gibi bırakıp, olduğu sırayla bırakıp Bir parça aslında spontan olarak bende nasıl cevaplar uyanıyor, ben neler derdim.
Onları size aktarmaya çalışıyorum.
Tabii ki bu bazen bir şeyleri iki kere, üç kere söylemek anlamına geliyor.
Fakat unutmamak lazım ki bir şeyleri birkaç kere duymak da hiç fena bir fikir değil.
Bir kere duyuyoruz ama bir şeylerin yerli yerine oturması birkaç kere...
Duymamız birkaç kere görmemizden sonra olabiliyor.
O yüzden onu bir not etmek istedim.
Birazcık böyle doğal bırakmaya soruları biraz hani her ne kadar karşımda sizler olmasanız da bunu bir diyalog olarak tutmaya çalışacağım.
Umarım keyifle dinlemeye devam edersiniz.
Günün konusuna geçelim.
Oldukça fazla soru gelmiş bir konu bu.
Bağlanma, bağ kurma konusu.
Bakıyorum şu anda 40 pardon 40 soru gelmiş.
Hepsini bir bölümde toparlayamayabilirim.
Çok uzun da tutmak istemiyorum bölümü.
En kötü ihtimalle iki bölüme ayırırız.
Sorulara geçmeden hemen son bir not daha eklemek isterim ki bu not aslında genel podcast'ın işleyişiyle ilgili değil benim konuyla alakalı hislerimle ilgili
olacak. İtiraf edeyim.
Sorulara cevap vermeye başlamadan bağlanma konusu bir parça tepkili olduğum bir konu.
İnsanların bağ kurması, bağlanma diye bir olguya sahip olmamız değil tepkili olduğum şey.
Güncel psikoloji tartışmalarında bağlanmanın oturduğu yer, nasıl bahsedildiği...
Tabiri caizse bir metale dönüştürülüp bir kavram olarak pazarlanması, satılması bir parça eleştirel olduğum, bir parça tepkisel olduğum bir mesele.
O tepkiselliği cevaplarımda duyar gibi olursanız baştan bir kendimi ortaya koymak istedim.
Bilin ki ben böyle bir yerden yaklaşıyorum.
Ona göre alacağınızı alın, bırakacağınızı da bırakın.
Ama bunu söylemekle beraber şunu da eklemek isterim ki, Psikanalizden çıkmış olan bağlanma kuramı işte Bobby'nin deneyleriyle
sonra Ainsworth ve onun ekibinin yaptıklarıyla ortaya çıkmış olan bağlanma kuramı da bir o kadar sevdiğim bir şeyleri anlarken bir şeylere bakarken sağlam
bir zemin sağlayan bir kuramdır.
O yüzden karışık hislerim var cevaplarımda duyacaksınız.
Yani bağlanma diye bir şey var ve...
Kesinlikle kendimize bakarken, ilişkilerimize bakarken neyi nasıl yaptığımıza dair çok önemli ana hatlar
görebiliyoruz bağlanmayı kullanarak.
Ama günümüzde bağlanmanın geldiği yer, konuşulma şekli, tartışmanın döndüğü yer bir parça...
Aslında şeyi de baştan söyleyebilirim.
Nedir eleştirel olduğum konu?
Bunun bir metaya dönüştürülmesi, pazarlanması vs.
değil sadece. Aynı zamanda deneyimden uzak bir yerden artık konuşmaya başladık.
Çok soyut bir yerden konuşmaya başladık.
Aslında bağlanma dediğim şey çok deneyime yakın bir şey.
Ben ötekiyle yakın bir ilişki halindeyken, bu sevgilim olsun, partnerim olsun, eşim olsun, yakın arkadaşlarım olsun, aile üyelerim olsun.
Ben neler hissediyorum?
Bir şekilde ilişkide, etkileşimde boşluklar olduğunda, muğlak noktaları olduğunda ki bütün ilişkilerde oluyor, bütün diyaloglarda, bütün karşılıklı konuşmalarda
oluyor. Ben o muğlaklıkları, o boşlukları nasıl dolduruyorum?
Ne hissediyorum?
Nasıl anlamlandırıyorum?
Bunların hepsi çok bağlanmayla alakalı ve çok deneyime yakın.
Direkt deneyimin içinden.
Hatta konular bunlar ama bir şekilde işte kategorileri kullanarak işte böyle güvenli bağlandım kaygılı bağlandım dezorganize bağlandım vesaire
iş deneyimden kopmaya başladı en temelde eleştirim.
Bu eleştiriyi de ara ara duyacaksınız.
Lakin sorularınızda çok fazla o güncel ana akım tartışmanın izlerini gördüm.
Bir parça da ona öyle bakmayın, buna böyle bakmayın vs.
diyeceğim. Bütün bu ön açıklamalarla beraber sorulara başlayalım.
Birinci soru oldukça ilginç ve soran kim bilmiyorum ama çok...
Izdırabını hissettim diyebilirim soruyu okurken.
Kurduğumuz bağlardan kopamamak, gitmen gereken yerde kalmak demiş bir dinleyici.
Tam bir soru da değil.
O yüzden bu durum tespitine dair ben de çalışımlarımı paylaşmak isterim.
Bağların en önemli özelliği kopamamakla alakalı.
Her şeyden önce onu söylemekte fayda var.
Zaten o kadar kolay koparılır olsaydı.
Bağ kurmak dediğimiz olgu bu kadar derin bir deneyim olmazdı.
Bağlarımızı ister istemez derin bir şekilde kuruyoruz.
Ve bu sayede aslında tamamen belirsiz, muğlak, anlamsız bir dünyada ayağımızı basabileceğimiz zeminler yaratıyoruz.
Ama bazen o zeminler...
Sağlam ayağımızı basabildiğimiz zeminler bir balça, bir bataklığa dönüşebiliyor.
Tam aksine o zemine basmakla kalmayıp yapıştığımızı hissedebiliyoruz.
O zeminin bizi yuttuğunu hissedebiliyoruz.
Ve tam da varoluşun, ontolojinin getirdiği zorluklar için kullandığımız, zorluklara karşı en önemli olan müttefikimiz, müttefiklerimizden biri
olan bağlar bazen ayağımıza dolanabiliyor.
O yüzden bir kere her şeyden önce şeyi söylemekte fayda var.
Gerçek bağlar kolay kolay kopmuyor.
Kolay kolay koparılamıyor.
Kolay kolay gevşetilemiyor.
Kolay kolay gündemden düşemiyor.
Bu cümledeki bu tespitteki ikinci kısma da odaklanmak istedim.
Gitmem veya gitmen gereken yerde kalmak.
Tabi dinleyici ne yaşıyor?
Ne yaşayarak bunu söylüyor?
Hiç emin değilim.
Ama bu gereken, gerekli gibi kalıplar duyduğumda istesemez şey söylüyorum.
Kime göre gerekli? Neden gerekli?
Ne açıdan gerekli?
Gidince ne olacak? Ve sanki böyle bir cümleyi eden kişi bir ikilemle karşı karşıya.
Bir taraftan bu cümleyi eden, bu cümleyi işte bana gönderen tarafı gitmesi gerektiğinden emin.
Bu bağı koparması gerektiğinden emin.
Ama bu ikilemin bir de öbür tarafı var ki hala bu bağı öyle ya da böyle korumak istiyor.
bir şekilde hayatında barındırmak istiyor.
Bir şekilde yapmak isteyip yapamadıklarımızla karşılaştığımızda kendimize iyi gelen bir şey olduğunu düşünüp onu bir türlü gerçekleştiremediğimizi
gördüğümüzde o gerçekleştiremeyen tarafımıza da dönüp bakmakta fayda var.
Bu durumda o bağı koparamayan, o bağdan ayrılamayan Ayrılmak istemeyen tarafı acaba ne demek ister bu kişinin?
Onu merak ederdim.
İkinci soru, bağ kurmak bir süre sonra daimi bağımlılığa ve alışkanlığa dönüşür mü?
İnsanların yüreklerine salınan bir korku bağ kurmak bağımlılıktır falan.
Tabii ki bağımlılık etkisi var.
Tabii ki alışkanlığa dönüşür.
Mahallenizde 20 yıldır gittiğiniz bakkal kapandığında da hüzün hissedebilirsiniz.
Bir boşluk hissedebilirsiniz.
Bakkalla ve bakkalı işleten amcayla hiçbir...
Tırnak içinde derin ilişkiniz olmayabilir.
Sadece günaydın günaydın dediğiniz, iki üç günde bir uğrayıp süt aldığınız bir yer bile olabilir.
Ama insan bağımlıdır.
İnsanın bağımlılığa yatkınlığı vardır.
Neden diye soracak olursanız yine cevabı götürüp varoluşa ve varoluşun belirsizliğine dayandıracağım.
Çünkü bunlar hayatı belirli kılan ufak tefek şeyler.
Ufak tefek belirli kılan şeyleri bulduğumuzda onları bırakmak istemiyoruz.
Onlara tırnak içinde bağımlı hale geliyoruz.
Alışkanlık yapıyorlar.
Ama bunda kötü hiçbir şey yok.
Çok insani bir şey.
O yüzden kurduğunuz bağlar tırnak içinde zamanla bağımlılığa dönüşebilir.
Bunu insanlar genellikle şu sebeple bir mesele haline getiriyor.
O bağı koparmak gerektiğinde, o bağ koptuğunda, kaybedildiğinde...
Geride bıraktığı yara çok büyük oluyor.
Kötü bir haberim var size ki hayatta olduğumuz sürece canımız yanacak.
Bağlar kurduğumuz gibi bağlarımızı kaybedeceğiz ve kaybetmek hiçbir zaman kolay olmayacak.
Zaten kolayca kaybettiğiniz bir bağsa gerçekten bir bağ mıydı orası şüpheli.
Üçüncü soru 0-7 yaş arası yaşadıklarımız bağ kurma şeklimiz üzerinde etkili midir?
Tabii ki çok etkilidir. Buna bir parça psikanitik bir yerden cevap vereceğim ama sadece böyle getirip burnumuza bir psikanist kuramı dayayarak yapmamaya çalışacağım elimden geldiğince.
Şu anlamda etkilidir.
Çok basit düşünmeye çalışalım.
Çok deneyimsel düşünmeye çalışalım.
Okul öncesi çağ.
0-6 yaş, 0-4 yaş.
Evet çocuklar anaokuluna başlıyor.
Okul öncesine başlıyor.
Ama hala daha...
Hem maruz oldukları, maruz kaldıkları hem de ilişki kurma kapasiteleri icabı çocukların gerçekliği, küçük çocukların gerçekliği büyük ölçüde
içinde yaşadıkları ev, o evi paylaştıkları insanlar ve ebeveynlerinin, ailelerinin sosyal gerçekliği oluyorlar.
Başka bir de işte çocukken...
Bunu bir Steven Mitchell'da galiba bir psikanistin bir makalesinde okumuşum.
Çocukken vizyonda tek bir film var.
Ailemizin gösterdiği film.
Ve o filmi öğreniyoruz.
O filmi defalarca izliyoruz.
O filmden bir şeyler öğreniyoruz.
O filmi hayatın tek gerçekliği zannediyoruz.
Ve bu tek gerçeklik bilinciyle dünyaya açılıyoruz.
Yetişkinliğe doğru hareket ediyoruz.
O yüzden tabii ki 0-7 yaşın inanılmaz bir etkisi var bağ kurma şeklimiz üzerinde.
Ama buradan yola çıkarak böyle kaderci ve ne derler pesimist bir resim çizmek istemem kesinlikle.
0-7 yaş çok şeyin şekillendiği ve yetişkinliğe adım atarken ilk kalıplarımızın, ilk ezberlerimizin, ilk anlamlandırmalarımızın, ilk kurgularımızın geldiği
yer ve hepimiz için bu böyle.
Ama onlara mahkum değiliz.
Hayat çok uzun.
7 yaştan sonrasında ve bir şeyler yer değiştirebiliyor.
Her ne kadar çocukluktaki kadar hızlı kolay olmasa da.
Dördüncü soru. 24 yaşındayım ve kimseyle aynı evde yaşamak istemiyorum genel olarak da.
Hep yalnız kalma isteğim var.
Okey kalın yalnız kimseyle yaşamayın.
Yani özellikle günümüzdeki konut barınma ve...
Kira krizinde bunu da karşılayabiliyorsanız öyle ya da böyle kendinize ait bir daireniz, eviniz, odanız varsa ne âlâ ve istemiyorsanız bunu paylaşmak ne
âlâ gerçekten de.
Biriyle yaşamak zorunda değilsiniz.
Sürekli sosyalleşmek zorunda da değilsiniz.
Hep yalnız kalma isteğim var demiş dinleyici.
Tabi buradan araştırmaya değer bazı şeyler var.
Neyi tercih etmiyor da yalnız kalmayı tercih ediyor acaba?
O tercih etmediklerinin içinde çekici gelmeyen, iyi gelmeyen neler var?
Bir parça belki onlara bakılsa güzel, anlamlı, soruyu soranın kendini keşfedebileceği bir şeyler ortaya çıkar ama çok olağan.
Kendimden bir örnek vereyim.
Ben arkadaşlarımla olmayı, çevremi severim.
Ama geçenlerde bir yerde okudum.
Sosyal bateri, sosyal pil diye bir kavram.
Gerçekten bir sosyal pilim var ve o pilimin bittiğini hissediyorum bir noktadan sonra.
Ve yalnız kalmaya ihtiyacım oluyor.
Çok olağan, çok insani yine.
Beşinci soru. Başka bir bağ kurmadan kopan bağ tam olarak kopmamış mı olur?
Aynı anda birden fazla bağ kurarız.
Bazı bağlar kurulurken bazı bağlar kopar, bazı bağlar güçlenirken bazıları arka plana kayar gider.
Ha şey derseniz yani işte çok aşıktım ama terk edildim veya bana iyi gelmediğini fark ettim bu ilişkinin ayrıldım.
İşte o çok aşık olduğum kişiyi unutmadan işte yeniden aşık olabilir miyim?
Ama olabilirsiniz de eğer soru öyle bir şeyse hani daha böyle ne derler toplumsal söylemin tekil olması gerektiğini, tek bir tane olmayan, tek bir kişiye aşık olmasınız, tek bir kişiye karşı romantik
cinsel hisler beslemesiniz falan gibi bir yargı tarafından şekillendiren bir alanla ilgili de soruyorsanız insan deneyimi öyle değil.
O yüzden tabii ki bir bağ kurmadan başka bir bağ kurulur.
Pardon bir bağ kopmadan başka bir bağ kurulur.
Bir bağ koptuktan sonra yerine o nitelikte, o özelliklere sahip bir bağ gelmeyebilir.
Bir süre çok farklı kombinasyonlar var.
Tabii ki. Burada vakte bakıyorum.
Gerçekten de bu konuyu iki bölüme bölmekte fayda var.
Şu an 6. soruya geçeceğim.
Bir 15. dakikayı geçtik.
Güzel. Daha fazla tartışmış olursun.
6. soru. Saplantılı şekilde bağlanma neden olur?
Psikoterapi süresi maksimum ne kadar?
İki tane soru. İkinci soru biraz böyle konudan alakası sıkıştırılmış araya gibi geldi ama tabii ki memnuniyetle cevap veririm.
Saplantılı şekilde bağlanma...
Bir kez zaten bu Türkçe adına çok şeyim...
Ne kadar yargı yüklü, saplantılı bağlanma.
Gerçekten de bu arada birçok kişi bu şekilde çevirip kullanıyor bu kavramı.
Saplantılısın sen böyle hastalıklı bir şey gibi.
Aslında saplantılı bağlanma en temelde çok kaygılı, çok endişeli bağlanmakla alakalı.
Yani bağ kurduğumuz...
İnsanların hep yanımızda olmasını istemek hep bir şekilde bir dirsek temasına sahip olmak istemek elimizi uzattığımızda hemen ulaşmak istemek bir şekilde hani hemen ulaşamadığımızda veya o insanlar
müsait olmadığında zihnen zamansa olarak aynı mekanda bulunmadıklarında bir şekilde yine de sırtımızı ruhen götürüp onlara yaslayamamakla
alakalı bu.
Tırnak içinde saplantılı bağlanma bunu ben kaygılı diyeceğim.
Çok özür dilerim ki.
Bir şekilde neden olur diye sormuşsunuz.
Çok bağlanma kuramına gidip cevap verecek olursam.
Bir şekilde çocukluğumuzda sırtımızı dayayabileceğimiz bir şekilde bize mümkün olan
en iyi derecede bir sabitlik sunamadığında.
Hayatımızdaki önemli ötekiler kaygılı bağlanıyoruz.
En temeldeki sebebi bu.
Bir şekilde çocukluğumuzda annemizin, babamızın, büyük kardeşlerimizin etrafımızda olduğundan bize ihtiyacımız olduğunda hemen yetişecek birilerinin olduğunu hissettiğimizde
daha güvenli bağlanıyoruz.
Bundan sistematik olarak...
mahrum bırakıldığımızda, bir şekilde hiç ulaşamadığımızda kaygılı bağlanmış oluyoruz.
İkinci soruya geçecek olursam, bu altının içindeki ikinci soruya, psikoterapi süresi maksimum ne kadar sürer?
Yaşadığın sürece sürebilir psikoterapi.
Yaşadığın sürece sürmek zorunda değil.
Ama psikoterapinin bir maksimum süresi yok.
Psikoterapiyi, en azından valsu psikoterapiyi pratik sebepler bitirir.
Bir şekilde danışan alacağını almış hisseder ve bitirir.
Zaman ayıramaz bitirir.
Ayırdığı maddi kaynağın sonuna gelir bitirir veya o maddi kaynağı başka bir şekilde değerlendirmek ister bitirir.
Daha fazla hayatına bu özel şekilde bakmak istemeyebilir.
Bazı meseleler çözülmüştür, yerli yerine oturmuştur.
Kurcalamamayı. Bunu da kötü bir şekilde söylemek istemiyorum.
Bence kurcalamamak da çok güzel bir şey zaman zaman.
Bir şekilde kurcalamamaya, o dönem için artık kurcalamaya, araştırmaya, bakmaya bir ara vermek isteyebilir.
O yüzden bitebilir. Ama genel anlamda psikoterapinin en azından benim çalıştığım ekollerde bir maksimum süresi yok.
Yedinci soru. Sevdiği birinden partner olma noktasında uzaklaşan birinin bağlanma sorunu olabilir mi?
Arkadaşlar... Partnerlerinizden ayrılabilirsiniz, partnerlerinizle ilginizi kaybedebilirsiniz, aşkınız bitebilir veya aşk değilse bile aranızdaki o güven olabilir,
yoldaşlık, hayatta yoldaşlık olabilir.
Her ne buluyorsanız ilişkinizde onu bulamamaya başlayabilirsiniz.
Bu otomatikman neden bir bağlanma sorunu olsun?
Ben de böyle bir soruyla cevap vermiş olayım.
Sekiz. Bağ kurmak bağlanmak arasındaki ince çizgide yürümeyi becerebilme farkındalığı için tavsiyeleriniz nedir?
Soruyu tam anlayamadım çünkü bence bağ kurmak bağlanmak yani arada bir fark yok ki ince bir çizgi olsun.
Ha diyorsanız ki hani...
Benim hayatıma birileri giriyor bu.
Arkadaş olur, partner, sevgili olur ve hayatımın böyle merkezine oturuveriyorlar.
İşte onlar olmadan hayatıma devam edemiyorum, kendimi kaldıramıyorum, aklım fikrim sürekli onlar.
Bir anda hayatıma birileri girdiğinde merkezine oturuyor ve geriye hiçbir şey kalmıyor hayatımda gibi bir deneyiminiz varsa okey demek ki yoğun bir...
İlişkisel ihtiyacınız var, yoğun bir bağ kurma ihtiyacınız var.
Tabii ki bunun avantajları var, dezavantajları var, belli başlı zorlukları var.
Konuşmaya değer, araştırmaya değer eğer böyle bir deneyim yaşıyorsanız ama onun dışında bağ kurmak son derece insani.
O kadar insani bilmiyorum sadece ben miyim ama ben aynı kişi ne bileyim işte bir yoga dersine gidiyorum.
Diyelim dört hafta üst üste aynı derse gittiğimde iki üç tane aynı kişiyi gördüğümde zaman içinde onları hiç muhabbet etmesem bile onları görmeye devam etmek istiyorum.
Bir şekilde o derste onların varlığı bir bilinirlik, bir belirlilik, bir netlik veriyor.
Hoş bir şey oluyor. Kendimi oraya ait hissediyorum.
Dediğim gibi tanışmasam da muhabbet etmesem de bir bağ kurmuş oluyorum.
Ufak da bir bağ olsa.
Ve bu çok insani.
Bunda yürünecek ince bir çizgi var mı emin değilim.
Tabii bütün bu sorular biraz şeyden geliyor gibi bir hissede kapılmıyor değilim.
İnsan dediğiniz ruhsal olarak ayakları üstünde durmalı.
Bir şekilde başkalarına ihtiyaç duymamalı.
Kendi yağında kavrulmalı falan gibi böyle.
Yine bazı şehir efsaneleri var.
Ürkütücü ve tehlikeli şehir efsaneleri.
Lütfen öyle bir yerden geliyorsa bu tip sorularınız.
Kendinizi oralardan alıkoyun.
Bağ kurmak güzeldir.
Bağ kurmak doğaldır.
Bağ kurmak insanidir.
Dokuzuncu soru. Unutamıyorum.
Uzun süre aklımda kalıyor.
Neden acaba? Çok klişe bir cevap vereceğim ama hala kapatamadığınız bir hesap var muhtemelen.
Çünkü hesaplarımızı kapatabildiğimizde o ilişkileri, o insanları unutmuyoruz.
Ama tarihimizin tozlu sayfalarını da yerine alıyorlar.
O duygusal yükü hafifliyor.
Tabii ki hatırlıyoruz.
Tabii ki arada bir içimizi cız ettirir.
Ama çok aktif bir şekilde zihninizde hala kavga ediyorsanız, hala bir meseleyi çözmeye çalışıyorsanız, hala bir şeyleri derleyip toplamaya çalışıyorsanız bir hesap görmeye çalışıyorsunuz
demektir. Lütfen bu cevaptan yola çıkarak şey gibi düşünmeyin.
O insanla bağlantı kurup hemen hesabınızı dürümeye çalışın.
Öyle bir şey değil. Başkalarıyla bitmeyen hesaplarımız, kapanmayan meselelerimizi kendi kendimize de kapatabiliriz.
O ötekini karşımıza koyup onunla konuşmak zorunda değiliz.
Psikoterapi de kapatabiliriz.
Ve çoğu zaman Ayşe ile Ahmet ile bitmeyen meselem...
Nadiren direkt olarak Ayşe veya Ahmet'le alakalı oluyor.
Nadiren de hiçbir zaman olmuyor aslında.
Tabii ki onlarla yaşadığım bir şey sonucunda bu haldeyim.
Tek başıma kendi kendime uydurmadım.
Ama en nihayetinde mesele benim meselem.
Kapanmayan hesap benim hesabım.
Karşılanmamış bir ihtiyacın karşılanmasını ısrarla istiyorum.
Benim ihtiyacım.
O yüzden biraz dönüp kendimize bakmaya ihtiyacımız var.
Bir yerden... Ama gidemiyorsak, bir yerden ilerleyemiyorsak, bir yerde takıldık gibi deneyimliyorsak daha henüz orada bakmaya değer bir şeyler vardır.
Ama doğru şekilde bakmayı bilmemiz gerekiyor.
Onuncu soru.
Karşı cinse kısa sürede bağlanıyorum.
Gerektiğinde bağı koparabiliyorum ama unutamıyorum.
Hepimizin farklı bağlanma şekilleri var bu arada.
Bunu söylerken klasik bağlanma kuramının dört kategorisinden bahsetmiyorum.
Kimisi daha hızlı samimi olur.
Daha hızlı o krediyi açar.
Daha hızlı bağ kurar.
Daha hızlı derinleşir.
Derinleşmek de ne demekse.
Daha hızlı kendini açar.
Kimisi ise biraz daha yavaş ısınır.
Isındı ama çok sağlam durur.
Sağlam bağlar talep eder.
Kimisi ötekini 5 metre mesafede tutmak ister.
Kimisi 50 santim mesafede tutmak ister.
O yüzden çok klişe olacak ama belki de sizin tarzınız bu diyeceğim.
Tabii ki tarzınız size dair bir şey anlatıyordur.
Ama en nihayet de sizin tarzınız demek ki bu.
Bunda bir mesele olmak zorunda değil.
Tabii ki dönüp bakacak olursanız.
Kendinize dair fark edeceğiniz, keşfedebileceğiniz birçok şey görebilirsiniz.
11. soruya bakalım.
Çocuklukta anne babayla bağ kuramamış çocuk için bazı şu perspektifler sunar mısınız?
Sunarım. Birincisi çocuğun annesiyle babasıyla bağ kuramaması diye bir şey söz konusu değil.
Kurduğu bağ güvenli olmayabilir.
Bu bir ihtimal, sağlam bir ihtimal.
Ama bağ kuramamak diye bir şey yok.
Çocuk olan sizseniz eğer, kendi çocukluğunuzda anne babanızla nasıl ilişkilendiniz ve bu ilişkilenme şeklinin bugünkü iz düşümlerini merak ediyorsanız, nasıl bir bağ kurduğunuzun niteliğini
anlamaya çalışın.
Sizin gözünüzden anneniz nasıl bir anneydi, babanız nasıl bir babaydı, o annenin çocuğu olmak.
O babanın çocuğu olmak.
O anne ve babanın yani o bebeğin ikilisinin çocuğu olmak.
Ve bunların her biri bu arada farklı kategoriler.
Şu an lafı uzatmıyorum.
Nasıl bir deneyimdi?
3-5 kelimeyle, 3-5 sıfatla değil ayrıntılı bir şekilde bakmaya çalışın.
Ve ortaya çıkan resimden memnun değil bu soruyu soran kişi.
Bağ kuramamış çocuk için şu perspektifler sunar mısınız demiş soru.
Bağ kuruyoruz ama o kurduğumuz bağ ve ilişkisi olarak öğrendiklerimiz sonra yetişkinliğe vardığımızda bizi biraz böyle kör topal bir yerde bırakabiliyor.
Bir bakıyoruz ki çok kör topal, çok zorlanıyoruz, çok insanlara güvenemiyoruz veya işte hızlı güveniyoruz ve sürekli kazık yemiş hissediyoruz.
Yetişkin olarak bize düşen şey çocukluktan sonra bağ kurma şekillerimizi çeşitlendirmek ve zenginleştirmek.
Hep aynı ilişkisel kalıpla, hep ötekini aynı yere koyarak bağlar kurmak değil de biraz daha çeşitli bir yerden, bir yerlerden bağ kurmak.
Atıyorum herkeste hemencecik çok samimi olmak istiyorsunuz.
Bazı insanlarla da daha samimi olma ihtimalini kendinize göstermek örneğin.
Direkt çocukluk çağıyla ilgili verebilecek bir önerim yok.
Uzmanlığım değil çünkü çocukluk.
Ama dediğim gibi çocuklar içine doğdukları ailenin, çevrenin koşullarına tabidir.
O koşullar...
Nasıl koşullarda nitel anlamda onu incelemekte fayda var derim.
O çocuk bir yetişkin olduğunda ve çocukluğunun etkilerini araştırmak istediğinde.
12. Birine bağlı mıyım, bağımlı mıyım, nasıl anlarım?
Çok basit.
Ne kadar katı ve fokuslanmış düşünüyorsanız o kadar bağımlısınız demek.
Sürekli olarak acaba beni seviyor mu?
Acaba beni seviyor mu? Acaba beni seviyor mu?
Başka soru sormadan.
Bu sorular çeşitlendiği noktada aslında çok sıradan bir bağlanmanın sıradan derken kötü bir şey demiyorum.
Hepimizin yaşadığı tip.
Daha ortalama bir bağlanmada endişelerinizi dillendiriyor olabilirsiniz.
Acaba ayıp mı yaptım? Acaba işte onun gözünde iyi bir yerim var mı?
Ama sürekli aynı soruyu soruyorsanız.
Beni seviyor mu? Beni seviyor mu?
Ve sürekli Aynı kişiye odaklıysanız veya benzer kalıplardaki kişilere odaklıysanız o zaman daha bir bağımlılığa doğru hareket etmişsiniz.
Gerçek anlamıyla bir bağımlılığa doğru hareket etmişsiniz demektir.
Hayatınızda herhangi bir olgu çok uzun bir süre zihninizin, duygularınızın, hayatınızın merkezine oturuyor.
Ve oradan hiçbir yere gitmiyorsa.
İnanılmaz bir alan işgal ediyor.
Ve hayatınızda başka geriye hiçbir şey bırakmıyorsa veya çok az şey bırakıyorsa.
O zaman gerçekten bir mesele var demek olabilir.
Çok terapide konuşulası bir mesele var demek olabilir.
O yüzden bence buna bakmakta fayda var.
Ama hani birine yine aşktan gideceğim.
Çünkü aşk böyle çok sarsıcı bir bağlanma şekli.
Birine çok aşıksınız.
Sürekli aklınıza geliyor.
Aklınıza geldikçe bazen iyi hissediyorsunuz.
Bazen kaygılanıyorsunuz.
Okey. Bağ kuruyorsunuz.
Keyfini çıkarın. Okey.
13. soru. Kişiyle ya da hayvanla bağ kurduğumu nasıl anlarım?
Canlı hissetmem yeterli midir?
Yani içinizde taşıyorsanız bağ kurmuşsunuz demektir.
Biraz arabesk bir cevap verdim ama gerçekten öyle.
İçinizde taşıyorsanız, ihtimam gösteriyorsanız, vakti geldiğinde...
Uygun yerde endişeleniyorsanız.
İyiliğini istiyorsanız.
Spontane onunla bir şeyler yapmak istiyorsanız.
Evime gideyim de köpeğimle işte bugün uzun bir yürüyüş yapayım.
Veya evet ya sevgilimi şuraya götüreyim.
Orada çok keyif alırız bence.
Orada yemek yersek falan.
Ya böyle çok anlatması zor ama böyle çok temel işaretleri var bağ kurumun.
Evet, bu kadarını söyleyeyim.
Başka bir şey daha söyleyecektim ama daha fazla suyu bulandırmayayım.
14. soru, insanın kendisiyle kurduğu bağı nasıl tanımlarsınız ve nasıl güçlenir?
İç sesle sohbet, fiziksel egzersiz gibi mi?
Bu konuya daha sonra geleceğiz.
Bağ kurmak, bağlanmak derken...
Bu kadar bir açıklama yapmamıştım soruları toplarken ama ötekiyle olan bağ kurmayı, bağlanmayı kastederek bir bölüm tasarlamıştım.
Ama yine de geldiyse bu soru bir ufak cevap verebilirim ama dediğim gibi bu konuya daha uzun dedike bir bölüm yapmayı düşünüyorum ilerleyen aylarda.
Kendimizde hep bir bağımız var.
Çünkü hep kendimizdeyiz.
Kendimizden başka vazgeçilmez.
hep bizimle olan başka bir ilişkimiz yok.
Güçlendirmek için ne yapmak lazım?
Çok yine genel ve soyut bir cevap vereceğim ama bu soyutluğu somut bir şeye dönüştürmek çok size kalmış.
O yüzden oraya gitmekten bir parça çekiniyorum.
Çok zevkler, renkler faslına gidecek.
Ama soyut vereceğim cevap şu.
Kendinize eşlik etmekten memnun musunuz?
Keyif alıyor musunuz?
Değil. Her zaman keyif almayabilirsiniz.
Ama siz kendiniz için iyi bir yoldaş mısınız?
Bunun bir cevabını araştırmaya çalışın.
Ve nasıl daha iyi bir yoldaş olursunuz kendinize?
Bu soruya vereceğiniz cevaplar, yani işte kendinizle sohbet mi, fiziksel egzersiz mi, o mu bu mu biraz daha sizi ihtiyacınız olan cevaplara doğru yönlendirecektir.
15. soru. Bağlandığımız her şeyin kaybı kaçınılmaz mı?
Evet, kaçınılmaz.
Çok üzgünüm. bunu söylediğim için.
Çünkü sadece bağlandığımız şeylerin değil, hayatta her şeyin sonu var.
Varoluşu muhtemelen en en tırnak içinde söyleyeceğim ama en adi taraflarından biri bu.
Her şeyin sonu var ve biz etrafımızdaki şeylerin, insanların sonunu gördüğümüzde onları kaybetmiş oluyoruz.
O yüzden bağlandıklarımız da bundan bağımsız değil.
Bağlandığımız her şeyin Kaybı kaçınılmaz.
Bir bağ kurduysanız bir yatırım yaptınız demektir.
O artık sizden bir parça olmuş demektir.
Siz de artık o kişi için, o şey için bir parça olmuşsunuz demektir.
Ve kaybettiğinizde bu bir kayıp olacaktır tabii ki de.
Ve kaçınılmaz maalesef ki.
16. soruya geçelim.
Nietzsche'ye atıp da bulunursanız sevinirim.
Bulunmadığınızdan değil ama buraya özgü istek.
Bir önceki soruyla mı bağlantılıydı acaba?
Bağlandığımız her şeyin kaybı kaçınılmaz mı?
Emin değilim. Ama Nietzsche'den aklıma gelen bir şey söyleyeyim bağımsız olarak.
Madem bir Nietzsche isteği geldi.
Kağıt peçetede yazılı.
Nietzsche, bengi dönüş veya sonsuz döngü diye bir şeyden bahseder.
Daha psikolojinin...
Psikoloji biliminin P'si piyasada yokken Nietzsche insanlık tarihinin ilk modern psikolojik testini geliştirmiştir.
Ama anladığınız veya tahmin ettiğiniz şekilde bir psikolojik test değil bu.
Şöyle bir soru sorar Nietzsche okuyucularına.
Diyelim ki bir gün karşınıza bir cin, bir ruh, bir canavar çıktı ve size dedi ki şimdi sana öyle bir büyü yapacağım ki...
Bugüne kadar yaşadığın hayatı sonsuza dek bir daha bir daha yaşayacaksın.
Bu canavara ne yaparsınız?
Boynunu atlayıp sen ne güzel yaratıksın, iyi ki bana bu büyüyü yaptın, çok teşekkür ederim mi dersiniz?
Yoksa gırtlağına yapışıp Allah belanı versin, sakın bana öyle bir büyü yapma, ben hayatta bu hayatı bir daha bir daha yaşayamam deyip ona saldırır mısınız?
Tabii ki birincisine canı gönülden cevap vermek, ben bu hayatı hep sonsuza dek bir daha bir daha her parçası ile yaşarım demek çok ideal bir konum.
Bu cevabı bu kadar verebilecek biri var mı emin değilim.
Ama Nietzsche bu soruyla şunu gündeme getiriyor tam olarak.
Bir şekilde hayatımızı öyle unsurlarla, öyle insanlarla, öyle nesnelerle, öyle aktivitelerle...
Donatmalıyız ki sonsuza dek onu yaşamaya mahkum olsak bile bunu gocunmadan yapabilelim.
Bir şekilde büyük bir keyifle, büyük bir zevkle o hayatı sonsuza dek tekrar tekrar yaşayabilelim.
Buradan bağ kurmak ve bağlanmaya şöyle bağlamak isterim.
Kimlerle ve nelerle bağ kurduğumuza dikkat etmemiz gerekiyor.
Çünkü kurduğumuz bağlar bizi tanımlıyorlar.
Kurduğumuz bağlar bizi şekillendiriyorlar.
Niçin? Yine çok güzel bir lafı vardır, çok güzel bir dörtlüğü vardır daha doğrusu.
Yeterince uzun süre boşluğa bakarsan, boşlukta sana bakmaya başlar.
Savaştığın canavarlara dikkat et.
Bir gün o canavarlara dönüşebilirsin.
Tam olarak bu.
Bağ kurduğumuz insanlar, hayatımızı aldığımız insanlar...
Bizi şekillendiriyorlar.
O yüzden kimi barındırıyorsunuz, kiminle bağ kuruyorsunuz, dikkatli olmakta fayda var.
17. soru.
Güvenli bağlanmanın dengelerini ilerleyen yaşlarda erişebilir miyiz?
Kesinlikle erişebilirsiniz.
Güvenli bağlanma kazanılabilinen bir şey.
Hatta literatürde bunun bir karşılığı da var.
Gained secure attachment diye, sonradan kazanılmış güvenli bağlanma diye.
Kesinlikle olabilir. Eğer bağlanma konusunda, ilişki kurmak konusunda yoğun endişeleriniz ve yoğun meseleleriniz varsa, tekrardan...
güvenli bağlanma kurabilir hale gelmenin temelde iki yolu olduğundan bahsediliyor.
Birincisi şanslıysanız o güvenli bağlanmayı tesis edecek bir ilişki yaşarsınız ve böylelikle güvenli bağlanmanın
zeminine kavuşabilirsiniz.
En yakın arkadaş bir dostluk ilişkisi olabilir, bir sevgili partner eş ilişkisi olabilir veya hayatta olan aile mensuplarınızla, annenizle, babanızla ilişkiniz öyle
bir dönüşür ki inanılmaz bir saltım gelir oradan, saltım yaşanır.
Ama bu nadiren olan bir şey, spontane bir şekilde bunu yaşayabilmek, buraya varabilmek.
İkincisi de psikoterapi.
Dediğim gibi yoğun bağlanma meseleleriniz varsa, bağ kurmak, ilişkiler, insanlarla ilgili meseleleriniz varsa psikoterapiden çok fayda görebilirsiniz.
Ama soruya geri dönecek olursam güvenli bağlanmaya tabii ki ilerleyen yaşlarda erişebilirsiniz.
Hatta bununla ilgili ufak bir iddiam bile var.
Bu çok nacizane benim iddiam.
Bence bütün ilişkisel...
mücadelelerimizde o güvenli bağlanma alanına kavuşmaya çalışıyoruz.
Hepimizin çırpınışı bu yönde.
Bu naçizane küçük kuralımı götürüp varoluşsal bir yere dayandırabilirim.
Çünkü hayat çok belirsiz. Başta da söylediğim gibi.
Bu kadar büyük bir belirsizlik içinde aynı belirsizliğe tabi, aynı belirsizlikten muzdarip ötekilerle korkuva girip Az
da olsa sağlam bir zemin inşa etmeye çalışıyoruz.
Güzel güvenli bağlanmaya bence bir meylimiz var zaten.
Sadece nasıl ulaşacağımızı bilemeyebiliyoruz.
18. soru.
Bir seviyeye nasıl getirebiliriz?
Herhalde bir önceki soruyla alakalıydı.
Cevap vermiş bulundum.
19. soru.
Biriyle çok fazla bağ kurduğumuzda onunla olan ilişkimizi, iletişimimizi sağlıklı...
Bir seviyeye nasıl getirebiliriz?
Galiba bu iki soru öyle birleşikti şimdi anladım.
Fazla bağ kurmak ne demek ben onu anlamak isterdim her şeyden önce.
Keşke bu soruyu soran kişi karşımda olsaydı veya bu soruyu soran kişi danışanım olsaydı ve bu bir seans olsaydı ilk soracağım soru bu olurdu.
Bir de çok fazla demiş.
Çok fazla bağ kurmak ne demek?
Orada o çok fazla olan kısmını anlamak isterdim.
Sonra da sağlıklı bir seviyeden ne kastediyor?
Zihninde belli ki bir ulaşılmak, ulaşılması gereken, ulaşılmak istediği bir yer var.
Nerede duruyor? Neyden muzdarip?
Nereye ulaşmaya çalışıyor?
Bakın bu konudan bağımsız olacak bir parça ama bir varoluş terapisi olarak şu an bir varoluşluk dersi vermek zorunda hissediyorum kendimi.
Dilerim sabırla dinlersiniz.
Başta da söylediğim gibi bağlanmaya dair güncel tartışmayla ilgili ana eleştirim kavramlar üstünden konuştuğumuzda deneyimimizden uzaklaşıyoruz.
Çok soyut bir şeyler konuşmuş oluyoruz.
Ve bu soru bence çok güzel bir örnek.
Bu soruyu soran kişiyi kesinlikle suçlamıyorum.
Lütfen yani dinliyorsa soruyu soran kişi umarım beni yanlış anlamaz.
Çünkü... Modern zamanlarda hepimiz bunu yapıyoruz öyle ya da böyle.
Kendimiz üstüne kavramlarla çok soyut bir şekilde düşünüyoruz.
Ve kendimiz üstüne kavramlarla bu kadar soyut düşündüğümüzde yaşadığımızdan uzaklaşıyoruz.
Kendinizle ilgili anlamadığınız bir şey olduğunda yakından, deneyiminize yakından bakmaya çalışın.
Soyut kavramlarla.
İsimlendirdiğiniz şeylerin deneyimsel karşılıklarını ortaya çıkarmaya çalışın.
Az önce onu yapmaya çalıştım.
Çok fazla bağ kurmak.
Ne demek bu? Belli ki soruyu soran kişi bir şey yaşıyor.
Ve çok da memnun olmadığı bir şey.
Ne yaşıyor? Ulaşmak istediği bir yer var.
Sağlıklı bir seviye. İletişimde sağlıklı bir seviye.
Nasıl bir resim canlanıyor?
sağlıklı bir seviye iletişiminde nasıl da olur?
Bana sorsanız ben kendi kafamdaki resmi sizlere anlatacağım ama burada önemli olan hepimizin kendi resimlerini bulmamız.
Ben neredeyim?
Onu deneyimsel olarak araştırmak ve nereye gitmek istiyorum?
Onu açmaya çalışmak.
Bugünkü podcast bölümünün son sorusuna gelmek istiyorum.
Dediğim gibi... Bayağı uzun bir bölüm oldu.
Bu full bütün soruları yaparsak bir buçuk saatlik bir bölüme doğru gideriz.
İkiye bölmekte fayda var.
O yüzden bu bölüm için son soruya bakmak istiyorum.
Bağ kurmak zamanla geliştirebileceğimiz bir şey mi?
Yine birkaç itirazla cevap vereceğim bu soruya.
Bir, hep bağ kurarız.
Bağ kurmanın iyisi kötüsü yok aslında.
Bağ kurmak son derece insani bir şeydir.
İki, kurduğumuz bağlar, bağ kurma hallerimiz, şekillerimiz bazen veya sıklıkla bize iyi gelmeyebilir.
Orada iyi gelmeyene ne olduğunu anlamaya ihtiyacımız var.
Üçüncü olarak da soruya cevap vermiş olayım.
Tabii ki de zamanla daha iyi hissettiğiniz bağlar kurabilirsiniz.
Niçeden alıntı yapmam istendiğinde söylediğim şeyi hatırlatmak isterim tekrardan size.
Kurduğumuz bağlar...
Hayatımız oluyor, gerçekliğimiz oluyor, bizleri şekillendiriyor.
Çok da kenara atılacak bir mesele değil bu.
O yüzden bugünün kısadan hissesi ne olur diye soracak olursanız, hayatınızı nasıl bağlarla donattınız?
Bir onu fark etmeye çalışın.
Ve bu bağlarla mı devam etmek istiyorsunuz?
Cevabınız hayırsa illaki o bağ kurduğunuz insanları hayatınızdan çıkarmak zorunda değilsiniz.
Ama belki bir şeyleri dönüştürmeniz gerekebilir.
Nereye doğru dönüştürmek istersiniz?
Size ne iyi gelirdi?
Çok basitmiş gibi görünen üç soru ama çok eminim ki çok derin cevaplar olacaktır.
Bir kere sorup bir kere de cevaplanacak sorularda değil bir taraftan.
Bir daha bir daha yeniden yeniden geri dönüp bakıp...
odaklanmamız gereken sorular.
Bugünlük burada duralım.
Bu bölüm için burada duralım.
Umarım ki bir parça bir şeyler belirmiştir zihninizde.
Bir sonraki bölümde de yine bağlanma, bağ kurmak üzerine devam edeceğiz.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
