
Transkript
Merhabalar, ben Ferhat Şekiçöz.
Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği podcastine ve yeni sezonuna hoş geldiniz.
Daha önceden takip edenleriniz biliyordur, bu podcastın ilk sezonunu 2020 yılında yapmayı başarmıştım.
Yaklaşık, yaklaşık değil, tam olarak 9 bölüm kaydedebilmiştim.
Şu an hala Spotify ve Apple Podcast'ı dinlenebilir durumda bekliyor.
Fakat araya ciddi bir zaman girdi.
Bir yılı aşkın bir zamandır bu projeye eğilemedim.
Öncelikle yeni bölümler, yeni podcastler bekleyenlerin sabrı için teşekkür ederim.
Gerçekten de bugün oturup bu kaydı yapıyorsam zannedersem sizin sayenizde bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Sizin verdiğiniz güç, heves sayesinde bu işe, bu projeye devam etmek istediğime karar verdim.
Dilerim ki bu sezon daha uzun soluklu olacak.
En azından kitaptaki bütün bölümleri bitirene kadar devam etmek gibi bir hayalim, bir hedefim var.
Hep beraber göreceğiz.
Kitaptaki bütün bölümler demişken bir parça bu podcastta ne yaptığımızdan bahsetmek isterim.
Yine ilk sezonda bu minvalde devam etmişti.
Bu podcast'ta, bu programda ilk kitabım Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği'nin bölümleri üzerinden gidiyoruz.
Fakat bölümleri ben size özet geçmiyorum, bölümleri size anlatmıyorum hiçbir şekilde.
Daha ziyade bu bölümlerin konularına dair sizlerden gelen sorulara cevap vermeye çalışıyorum.
Tabii ki haklı olarak sizin sorduğunuz sorular çok...
Derin cevaplar talep eden, çok ayrıntılı konuşulmayı, tartışılmayı isteyen sorular oluyor.
O yüzden verdiğim cevaplar zaman zaman bir parça yüzeysel kalabilir.
Belki size tam olarak dokunmayabilir.
Çünkü tam olarak nasıl bir yerden sorduğunuzu anlayamamış olabilirim, bilemeyebilirim.
İnsan olmanın hallerine dair sizin sorularınızdan yola çıkarak aklım yettiğince, anlayabildiğimce gördüğüm, bildiğim
şeyler üzerinden cevaplar vermeye çalışacağım.
Dediğim gibi kitabın bölümleri üzerinden şey söyleyeyim bu arada sizin sorularınız derken sorular nereden geliyor sihirli bir şekilde gelmiyor.
Instagram'da zaman zaman yeni bölüm hazırlığına giriştiğimde anketler düzenliyorum ve işte şu konu hakkında sormak istediğiniz bir şey var mı diye sizlere soruyorum ve oradan gelen cevapları
kaydedip sonrasında sizlerin sorularına cevap vermeye çalışıyorum.
Bu ufak girizgahtan sonra bugünün konusuna geçmek isterim daha fazla bekletmeden size.
Bugünün konusu duygular.
Oldukça fazla sayıda soru gelmiş.
Kaç gelmiş? Bir bakayım.
8, 16, 24, 32, 40'dan da fazla soru gelmiş.
Tabii ki bu soruların arasında kendini tekrar eden sorular var hiç şüphesiz.
O yüzden bazen bir soruya cevap verdiğimde birkaçına birden cevap vermiş oluyorum.
Bazen ben duramayıp fazlasını anlatırken buluyorum kendimi.
O sayede de cevap vermiş oluyorum.
Daha fazla vakit geçirmeden sizden gelen sorulara bakmaya başlayayım.
Son bir dipnot daha.
Ana konuya geçemeden sürekli dipnot düşüp duruyorum.
Bu soruları ne zaman topladınız, nereden geldi diye soracak olursanız 29 Ağustos 2021'de toplamışım Instagram üstünden.
Ancak bu zamanı buldu bu bölümü kaydedip sizlerle paylaşmam.
Birinci soru ki bence güzel bir giriş sorusu da olabilir.
Yetişkinler için duygu regulasyonu hangi yöntemlerle gerçekleştirilebilir?
Duygu regulasyonu tabirine bir parça temkinli yaklaşmaya çalışıyorum.
Bu kavramla haşır neşir olmayanlara ufak bir açıklama yapacak olursam duygu regulasyonu en temelde boğucu fazla gelen duygular yaşadığımızda onları
yatıştırıp bir şekilde o fazla gelen...
Duyguların, yoğun yaşadığımız duyguların gözümüze indirdiği veya bütün algılarımıza indirdiği perdeyi aralayıp tekrardan daha net görebilmek için uygulanan bazı yöntemler
çocuk çalışmaları, çocuklarla çalışan terapistlerin keşfettiği ve daha çok çocuk çalışmalarında bahsedilen bir şey.
O yüzden de soruyu soran kişi yetişkinler adına ne önerirsiniz, ne yapılır diye sormuş.
Bir kere duyguları regüle edeyim derken, şuradan başlayayım her şeyden önce çok pardon en başa alayım.
Birazdan vereceğim cevap duyguların zaman zaman bizi boğan, bize fazla gelen tarafları olmadığı anlamına gelmiyor.
Fakat bunu söyledikten sonra şunu da eklemek isterim ki duyguları manipüle ettiğimiz takdirde, çekiştirdiğimiz takdirde dönüştürmeye çalıştığımız takdirde daha henüz
hazır değillerken daha henüz bize vermek istedikleri mesajları verememişken başka bir şey dönüştürmeye çalıştığımızda kendimize aslında çok
büyük bir kötülük yapmış oluyoruz.
Bunu birkaç ayrı boyutta konuşmak ve tartışmak mümkün ama bunu şimdilik bu kadar bırakayım.
Bu anlamda tabii ki az önce de dediğim gibi duygular bazen gerçekten çok böyle Şey gibi hissediyorum ben de kendi hayatımda danışanlardan dinlediğim
böyle bir jölenin içinde hareket edemez hale geliyoruz, nereye gittiğimizi göremiyoruz, önümüzü göremiyoruz.
Gerçekten de çok çok boğucu bir yere gidebiliyor duygular.
Fakat burada ihtiyacımız olan şey o duyguyu belli bir yere doğru dönüştürmek veya manipüle etmek yerine Vermeye
çalıştığı mesajı duymak.
Kitapta da bundan bahsediyorum aslında tam da.
Duygular aslında birer elçi.
Bize bir mesaj vermek üzere geliyorlar ve vermek istedikleri mesajı iletemedikleri takdirde gittikçe daha şiddetli ve daha yüksek bir sesle, daha yüksek bir tondan...
Bize seslenmeye çalışıyorlar.
Tabii ki bu da bizi bir noktadan sonra rahatsız etmeye başlayabiliyor veya dediğim gibi görüşümüzü kapatmaya başlayabiliyor.
O yüzden baktınız ki çok boğucu bir yerde buluyorsunuz kendinizi.
Öncelikle adını koymaya çalışın.
Ben şu an ne yaşıyorum?
Nedir bu? Ve bu adını koyma çalışmasını yaparken de şunu aklınızdan çıkarmayın.
Hiçbir zaman tek bir duygu yaşamayız.
Her zaman aynı anda birkaç duygu birden yaşarız.
O yüzden de böyle bir halde kendimizi bulduğumuzda bir şekilde katman katman açıp içine bakıp o duyguların ne olduğunu anlamaya ihtiyacımız var.
Ve çok iddialı gelebilir size ama duygunun adını bir kere koyduktan sonra ki regulasyonda da aslında tam bu yapılmaya çalışılıyor.
O duygunun sizi nereye sevk etmeye çalıştığını gördükten sonra duygunun kendisi zaten yatışacak eninde sonunda.
O yüzden regulasyon için izlenilecek en iyi yol duyguyu dinlemek, kendimizi dinlemek.
Unutmayın ki duygular dünyayla aramızdaki iletişimin dili.
Ben kendimi belli bir duygunun içinde bulduğumda aslında...
O anki hayatıma ve o anki gerçekliğime dair bir şey görüyorum o duygunun içerisinde tam da.
Bir sonraki soruya geçeyim.
Annem duygularımı onaylatma ihtiyacı duyduğumu söyledi.
Bu konuyla ilgili yorumunuz nedir diye sormuş bir takipçim.
Annenize sorun demek isterim.
Çünkü anneniz neyi gördü ve neye duygularınızı onaylatma ihtiyacı dedi emin değilim.
Fakat bu cevabın yanına şunu da eklemek isterim ki duygular hem yaşayan tarafından görülmek ister.
Yani ben belli bir duygu yaşıyorsam o duygu benim onu görmemi talep eder ve aynı zamanda başkaları tarafından da görülmek ister.
Dediğim gibi duyguyu onaylatmak dediğiniz şey tam olarak ne?
Bilmemekle beraber yaşadığınız duyguların başkalarınca fark edilmesini, görülmesini istiyorsanız bunda garip bir şey olmadığının altını çizmek isterim.
Dediğim gibi duygular birer elçiye bir mesaj vermek üzere geliyorlar ve o mesajı bazen sadece bize değil bir ötekine de vermek üzere ortaya çıkıyorlar.
Başka bir takipçim şöyle bir soru sormuş.
Duygularımı yoğun yaşıyorum.
Sürekli birileriyle duygu paylaşma ihtiyacı kulağa nasıl geliyor?
Bu soruyu soran kişiye ben bir soruyla cevap vermek isterim.
Size nasıl geliyor? Duygularınızı yoğun yaşarken duygularınızı sürekli ve yoğun bir şekilde ve sık sık başkalarıyla paylaşmak.
Burada kritik olan nokta şu.
Duygularınızı paylaştığınızda karşılaştığınız tavır veya paylaştığınız kişiyle kurduğunuz diyalog sizi kendinize yakınlaştırıyor
mu yoksa sizi kendinizden uzaklaştırıyor mu?
Herhalde en kritik soru bu.
Umarım ki kurduğunuz diyaloglar sizi kendinize yakınlaştırıyordur.
Duygularınızı paylaştığınız kişiler, arkadaşlarınız size bir ayna görevi görebiliyordur.
Umarım ki diyorum çünkü bu görece daha nadiren başımıza gelen bir şey.
Genellikle duygularımızı paylaştığımız kişiler çok kendi arka planlarıyla bizi duyuyorlar.
Bu da çok insani tabii ki.
Çok kendi gündemlerinden yola çıkarak cevap veriyorlar.
Dediğim gibi yaptığınızın iyi ya da kötü olduğunu söylemek benim açımdan çok mümkün değil.
Önemli soru size nasıl geliyor?
Başka bir takipçim şöyle bir soru sormuş.
Duygularımızı fark etmek ya da fark etmemek işte tüm mesele bu mudur hocam?
Hocam dediğinizde nasıl cevap vereceğimi şaşırıyorum gerçekten.
Garip bir sorumluluk hissediyorum üstümde.
Günlük anlamda kullanıyorum sorumluluk kelimesini burada.
Bütün mesele bu olmasa da yani insan olmak bizden farklı birçok talepte bulunsa da insan olmanın işleri bununla bitmese de duygularımızı fark
etmekle bitmese de duygularımızı fark etmek kendimizi tanımak, kendimizi görmek, kendimize yakın kalmak adına önemli bir adım.
O yüzden daha farkında, daha uyanık, daha otantik bir yaşam yaşamak istiyorsanız...
Olmazsa olmazlardan biri derdim.
Yine başka bir soruya geçiyorum.
Her şeyin okey olduğunu düşündüğüm zamanlarda bir şey hissetmeme hali nedendir?
Bu soruya bir düzeltmeyle her şeyden önce cevap vermek isterim.
Varoluşçu bakış açısına göre hiçbir zaman hiçbir şey hissetmediğimiz olmaz.
Çok olumsuzlu, çok negatifli bir cümle oldu.
Başka türlü kurayım.
Bunu ben söylemiyorum, bunu varoluşluk dediğim soyut yere atmayayım.
Bunu direkt olarak ünlü Alman filozof Martin Heidegger söylüyor ki insan her zaman bir duygu durumunun, bir duygu halinin içindedir.
O yüzden hiçbir şey hissetmemek, şöyle derdim siz bir şeyler elbet hissediyorsunuzdur ama ne kadar farkındasınız, ne kadar görebiliyorsunuz bence o bir soru işareti.
Bununla beraber yine bu soruyu soran kişi böyle bir yere mi gidiyor hiç emin değilim.
Ama bazen de ve sıklıkla kendi hayatımda da fark ediyorum.
Huzur gibi, memnuniyet gibi, kendi içimizde kendimizde barışık olduğumuz o nadir güzel anlarda olduğu gibi böyle olumlu duyguları hiçbir şey
hissetmemek gibi de anlamlandırabiliyoruz, isimlendirebiliyoruz.
Öyle bir hal midir?
Onu da merak etmeden edemedim.
Bir sonraki soruya geçecek olursam.
Hayatındaki en iyi ilişki dediği birinin onu sevdiğini neden kabullenemez, inanamaz insan?
Diye sormuş bir takipçim.
Bu bence duygularla ilgili bir soru değil.
Bu ötekine güvenebilmekle ilgili bir soru.
Ne yaşadığınız kritik, ne gördüğünüz kritik.
Ama şöyle bir yere dönüp cevap vermek isterim.
İlişkinizin hayatınızda başınıza gelen en iyi şey olduğuna dair o ilişkiye koyduğunuz pozitif, olumlu yaftayı paranteze alıp o
ilişkide nasıl hissediyorsunuz?
Birazcık bu anlamda duygularınıza kulak vermeye çalışın.
İlişki içerisindeki duygularınız aslında çok ciddi anlamda ipuçları verecektir size.
Diğer bir soruya geçiyorum.
Ölümün bilinmezliğinden dolayı yaşamı seçmek mecburiyetinin getirdiği duygularla nasıl baş edilir?
Bu duygular değil, bunun tek bir adı var.
O da kaygı tam olarak.
Ölümün bilinmezliğinden dolayı yaşamı seçmek mecburiyetinin getirdiği duygularla.
Ölümün bilinmezliğinden dolayı yaşamı seçtiğinizde bir kere her şeyden önce bu bir mecburiyet olmuyor.
Burada çok hassas konulara girmekten imtina etmek isterim.
Özellikle de kelimelerimle, ettiğim cümlelerle veya sizleri hatırlattığım, aktardığım fikirlerle baş başa kalacakken çok iddialı yerlere de gitmek istemem.
Soruyu soran kişi sorunun içinde bir parça kendini ele vermiş durumda.
O da yaşamayı seçiyorsak burada bir mecburiyet yok demektir.
Ve hayatta olmak, hayatı seçmek beraberinde her zaman yoğun bir kaygı getiriyor.
Kaygı üzerine ayrı bir bölüm yapacağım.
Bu noktada şunu eklemek isterim ki insan olmak demek mütemadiyen kaygılı olmak demek.
Ölümün belirsizliği için de geçerli bu, hayatın belirsizliği için de geçerli aynı şekilde.
Ölüm de bizde bir kaygı uyandırır, hayatta olmak, yaşamak da keza aynı şekilde bir kaygı uyandırır.
Başka bir soruya geçiyorum.
İnsanda kaç duygu vardır?
Duygular bize ne anlatmak ister ve duyguları en doğru nasıl yaşamalıyız?
Başta üç soru var.
Birincisi ve üçüncüsünü cevaplamakla başlayacağım.
Sonra ikincisi biraz daha derin bir cevabı hak ediyor.
Ona doğru ilerleyeceğim. İnsanda kaç duygu var?
Bir varoluşçu terapist olarak duyguları kategorize etmeme taraftarıyım.
Duygular akışkan, birbiri üstüne geçen, çok katmanlı, derin deneyimler.
O yüzden kaç duygu var?
Bu konuya meraklı birçok psikolojinin veya sinir bilimin alanı var.
Oraları inceleyebilirsiniz ama ben duyguları nicelleştirmeme taraftarıyım.
Ve duyguları doğru şekilde yaşamak diye bir şey gerçek anlamıyla yok.
Duyguları yaşamak vardır.
Bence temel soru siz duygularınızı yaşamaya izin veriyor musunuz kendinize?
Genellikle belli bir duygunun içindeysek ve o duygu bir şekilde bizi rahatsız ediyorsa, tedirgin ediyorsa onu yaşamamayı
tercih ediyoruz. Çünkü korkuyoruz.
Yok saymayı tercih edebiliyoruz.
Yani sanki böyle bir sel gibi kendimizi bir kaptırırsak oradan hiç çıkaramayacakmışız gibi bir yere gidiyor.
Öyle değil.
Buradan ikinci soruya geçmek isterim.
Bu kişinin sorduğu ikinci soruya.
Duygular bize ne anlatmak ister?
Duygular bize o anda kendimize nasıl bir hayat inşa ettiğimizi göstermeye çalışır.
Ve o hayatın, olduğumuz ortamın, bağlamın bize nasıl geldiğini göstermeye çalışır.
Tabii şunu da not etmek isterim.
Bunu birkaç kere söylemiş oldum.
Bu bölümün başından beri duygunun sevk ettiği yeri görmekle duygunun sevk ettiği yere gitmek arasında da bir fark var.
Yani ben çok öfkelenebilirim ve öfkelendiğim için beni öfkelendiren kişiye bir tane patlatmak isteyebilirim.
İçimden gelen o, duygunun bana söylediği o gibi gelebilir.
Bu sadece...
Nasıl söyleyeyim? Ontik seviyede, günlük seviyede duygunun işaret ettiğidir.
Bir terapist olarak önerim duygunuzun ilk işaret ettiğinin ötesine gidip o işaret ettiği yere nasıl geldiğinizi anlamaya çalışın.
Yani ben bu insana bir tane patlatırsam ne geçecek elime diye düşünmek gerekiyor.
Bir tane patlatacağım ve susacak.
Bir tane patlatacağım.
Ve haklı olduğumu görecek.
Bir tane patlatacağım ve küsüp gidecek oh rahat edeceğim.
Aslında mesele yani öfkemin bana göstermeye çalıştığı, öfkemin beni sevk etmeye çalıştığı yer meğerse ötekine şiddet uygulamak değil de bir mesafe koymaya ihtiyacım
olmasıymış. Anlatabiliyorum durmuyorum yani duyguyu anlamaya çalışmak bu şekilde çok katmanlı bir yerden gelmesi gerekiyor.
Farklı bir yerde kaybolmak çok mümkün.
Yeni bir soruya geçiyorum.
Aklımızın her zaman duygularımızın istediklerine çekilmesi ve sonrasında pişmanlık demiş.
Bu tam bir soru değil ve her zaman böyle olmak zorunda da değil.
Bu soruyu, bu yorumu yazan kişi kendine dair bir şey paylaşmış.
Şunu önerebilirim sadece.
İki şeyi önerebilirim.
Eğer aklınız yerine duygularınızı takip ettiniz, duygularınızla hareket ettiniz diye pişmanlık yaşıyorsanız o pişmanlığa bir kulak vermeye çalışın.
Az önce öfke örneğinde aktarmaya çalıştığım gibi.
Ve bununla beraber eğer aklınızla duygularınız arasında kalıyorsanız bilin ki bu gerçekten olmayan bir ikilem.
Gerçek anlamıyla sezgilerimizi, tabiri caizse iç sesimizi duyabildiğimizde böyle bir çelişki de bulmayız kendimize.
Ortak bir yere işaret etmeye çalışıyordur akılda, duygularda.
Sadece farklı yollar iddia ediyordur o ortak hedefi için.
Belki de o ortak hedefi görmeye çalışmak iyi bir başlangıç noktası olabilir.
Yine aynı kişi tam bir soru sormamış ama bir yorum yazmış diyeyim.
Duyguları derinden hissedememek sürekli donma tepkisi duygusal olarak.
Yani duygularla olan ilişkimiz diğer bütün ilişkilerimiz gibi eğildiğimiz takdirde...
Yakından ilgilendiğimiz takdirde gelişiyor, derinleşiyor, daha keyifli hale geliyor.
Tıpkı bir arkadaşınız gibi düşünün duygularınızı.
Yani siz onu arayıp sorup merak edip haline attığını sorarsınız.
Gerçekten samimi bir yerden merak edip yanında olmak isterseniz, anlamak isterseniz o insanla arkadaşlığınız daha derin, daha keyifli, daha doyurucu, daha anlamlı bir yere doğru gider.
Aynı şey arkadaşlardaki gibi duygular için de geçerli tam olarak.
O yüzden bugün vardığınız yerde kendinizi duygularınızı hissedemez bir yerde buluyorsanız duygularınızla olan
ilişkinizi bir gözden geçirin derim naçizane.
Bir sonraki soruya geçeyim.
Negatif algılanan bir duygunun içinde kalmayı nasıl pratik edeceğiz?
Bu sorunun altında bir varsayım var gibi geldi.
Tabii ki yanılıyor olabilirim soruyu soran kişiyi de tanımadığım için.
Duyguların içinde kalınmalı gibi bir varsayım ki bu varsayımda çok tanıdık geliyor.
Birçok terapi yönelimi böyle bir...
Önermede bulunuyor. Birçok kişisel gelişim yöntemi, kitabı, kişisel gelişimci böyle önerilerde bulunuyor.
Önemli olan duygunun içinde kalmaktır diye.
Ve iş adeta böyle sadomazo bir yere doğru varmaya başlıyor.
Biz çok zorlandığımız bir yerdeyiz.
Ama sırf bu daha iyi diye kendimizi orada tutmaya çalışıyoruz.
Benim size naçizane önerim duygularınızın bir...
Nehir olduğunu hayal etmeye çalışın.
Duygularınız demeyeyim. Duygusal yaşamınız, ruh halinizin bir nehir olduğunu hayal etmeye çalışın.
Ve debisi yüksek, hızlı akan bir nehir bu.
O yüzden tek tek duygularda kalmak yerine duygular...
Nasıl birbirine dönüşüyor, nasıl birbirinin yerine geçiyor veya üstte bir duygu varsa onun altında başka nasıl duygular var?
Daha çok boyutlu bir yerden bakmaya çalışın derim.
Örneğin bir olay oldu ve çok utandınız.
Sonra o utançta kalamayıp işte öyle yapma böyle yapma bak böyle yaparsan böyle olur.
Bu da sana ders olsun diye böyle kendinize çıkışmaya başladınız.
Öfkeli öfkeli kendinizle konuşmaya başladınız diyelim.
Mesela buraya git yani gidebilirsiniz buraya tabii ki ama buraya gittiniz diye bir de kendinizi suçlamayın.
Utandınız sonra kendinize öfkelendiniz.
O duygusal akışı tamamı bir şey anlatıyor.
Dönüp de kendinizi utanca mıhlamaya çalışmayın, çivilemeye çalışmayın.
Utanç da bir şey anlatıyordur.
Sonra size gelen öfke de bir şey anlatıyordur.
Ondan sonra başka bir şey daha geliyordur.
O da bir şey anlatıyordur.
Önemli olan o an ne deneyimlediğinizin bütünü büyük resimde size ne anlatıyor, neyi işaret ediyor onu görmek belki de.
Okey bir sonraki soruya geçiyorum.
Hiçbir şey hissetmemek yani nötr olmak gibi bir durum normal midir?
Az önce buna cevap verdiğimi düşünüyorum.
Hiçbir şey hissetmemek diye bir şey yok.
İnsansınız her an bir şey hissediyorsunuz ama hissettiklerinizi fark etme yetiniz.
O ya da bu sebeple ve emin olun ki çok geçerli sebeplerle.
Körelmiş olabilir. Bu soruyu soran kişi böyle bir yerden mi geliyor hiçbir fikrim yok o yüzden bir varsayımda bulunacağım.
Örneğin çok şiddetin yoğun olduğu bir ortamda büyüdüyseniz duyarsızlaşmak aslında hayatınıza devam etmenin
neredeyse bir ön koşulu haline gelebilir.
Bu sebeple de hayatınızda daha refah içinde yaşadığınız zamanlara gelebildiğinizde de kendinizi bir şeyle hissetmek konusunda, hissedebilmek konusunda tıkanık
hissedebilirsiniz. Hissedemiyor gibi gelebilir, hissedemiyorsunuz gibi gelebilir.
Bir başka soruya geçiyorum.
Bu arada dediğim gibi duygulara dair o kadar çok fazla soru gelmiş ki hepsini birden bir bölümde konuşmak oldukça güç.
Hepsine de eğilmek istiyorum bir taraftan.
O yüzden duygulara dair bölümü, duygular konusunu birkaç bölüme böleceğim.
Bugün ilk bölümü böyle yayınlamış olayım.
Can sıkıntısı bir duygu mu?
En yoğun hissim bu.
Can sıkıntısı da bir duygu, bir his, bir ruh hali en nihayetinde.
Bir dipnot işin felsefi veya teorik kısmıyla ne kadar ilgileniyorsunuz bilmiyorum ama varoluşçular duygulardan bahsetmez de ruh hallerinden bahseder.
O yüzden...
Yani yaşadıklarınızı o hissel, duygusal boyutta yaşadıklarınıza bu duygu mu his mi falan böyle yapay soyut kategorilerle bakmaya çalışmayın da ruh halinizin farklı boyutları,
farklı yüzleri gibi bakmaya çalışın derim.
Ve can sıkıntısı da hiç şüphesiz bir ruh hali tabii ki ve tabii ki bir şeyler anlatıyordur.
Bu arada geri gelmişken şunu da eklemek isterim.
Bölümün başından beri duygular bir şey anlatıyor, onu duymak gerekiyor diye sayıklayıp duruyorum.
Bu konuda size böyle bir hazır bir tablo vesaire vermek çok isterdim ama işte öfke şunu anlatıyor, can sıkıntısı bunu anlatıyor, utanç da şunu anlatıyor.
Ama maalesef böyle genel geçer bir ne derler sözlük duygular, ruh halleri sözlüğü yok elimizde.
Can sıkıntısı elbet bir şey anlatıyordur.
Ama ne anlattığını ancak siz bilebilirsiniz.
Ve bir ruh halinin, bir duygunun ne anlattığını ortaya çıkartmanın en güzel, en tabiri caizse garantili yolu sizi nereye sevk
ediyor? O duyguya kendinizi tamamen bırakacak olursanız, bir saat sonra, bir gün sonra, bir hafta sonra kendinizi nerede bulursunuz?
Ne yapardınız? Ne ederdiniz?
Birazcık bu sorulara yönelmek.
Bir deneyin bakalım. En azından bende bayağı işe yarıyor.
Onu söyleyebilirim. Ve bugünkü bölüm için son bir soruya daha cevap vereyim.
Duyguların bize anlatmak istediğini nasıl anlayacağız?
Bazen neyi neden hissettiğimi bilmiyorum.
Bu soruya da aslında az önce cevap vermiş oldum.
Ama biraz daha böyle bu bölümü kapatırken bir özet geçme mahiyetinde cevabımı yenilemek isterim.
O da şu, duyguların ne anlattığını anlayabilmemizin yolu duyguların bizi sevk ettiği yeri görmekten geçiyor.
Jean-Paul Sartre ünlü Fransız filozof bundan bahseder, tam olarak bu şekilde bahseder.
Bu söylediğim kesinlikle benim fikrim değil, tamamen onun fikirlerini şu an size aktarıyorum.
İngilizce'de duygu kelimesi emotion biliyorsunuz ve aslında yakından baktığınızda emotion kelimesine bir önek ve bir ana kelimeden oluştuğunu fark
edebilirsiniz. E-motion.
Motion, eylem demek, hareket demek.
E-öneki de bir şeyin dışına doğru demek.
Ve Sartre tam olarak bu sözcük incelemesinden yola çıkarak şöyle bir şey söyler.
Bizi olduğumuz halin dışına sevk etmeye çalışan içsel enerjilerdir.
Tam olarak sevk etmeye çalıştığı yeri görmeye ihtiyacımız var.
Birkaç dakika önce söylediğim gibi o yere gitmek zorunda değilsiniz.
Bunu da sıklıkla karıştırıyoruz.
Sanki o yeri görmeye çalışmak demek otomatikman o yere gitmek, o yere gitmekle okey olmakmış gibi gelebiliyor.
Hiç öyle değil aslında. O yeri görün ve o yere ulaşacak olsanız hayatınız ufacık olsa da veya büyük boyutta olsa da nasıl değişirdi, nereye
doğru ilerlerdi onu anlamaya çalışın ve oradaki ontolojik varoluşsal ihtiyacınızı görmeye çalışın.
Yine birkaç dakika önce öfke örneğinde tam bunu anlatmaya çalıştım.
Öfkelendim diye ötekine şiddet uygulamak istiyorsam şiddet uygulamak değil.
Yani zaten ahlaki veya etik boyutta çok büyük bir sorun şiddet.
Ama etik ve ahlaki boyutu da paranteze alacak olursam, öfkemin beni sevk etmeye çalıştığı şiddet, öfkemin anlatmaya çalıştığı değil tam olarak.
Ben şiddet uygularsam ne olacak?
Yalnız kalacağım, haklı çıkacağım, mesafem olacak.
Tam olarak onu görmeye ihtiyacımız var.
Dilerim ki duygulara dair sorular ve verebildiğim cevaplar sizler için zihin açıcı olabilmiştir.
Önümüzdeki hafta bir sonraki bölümde tekrardan duygulardan konuşmaya devam edeceğiz.
Çok soru var dediğim gibi hepsine bir ufacık değinmek de istiyorum.
Bazen kendimi tekrar edebilirim ama önemli çok boyutlu ve derin bir konu benim kendimi tekrar etmem.
Dilerim ki sizlerin duygularınızla olan ilişkinizde daha yakın bir temas kurmanızı duygularınızla sağlar.
Çok sevgiler.
Önümüzdeki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
