
Transkript
Merhabalar, ben Ferhat Uçak İçöz.
Malumunuzdur bundan 3-4 ay önce yeni bir kitabım çıktı.
Hatta ilk kitabım. Kendin Olmanın Dayanılma Safifliği.
Tam da bu kitapla paralel ilerleyecek bir şekilde bir seriyi başlatmak istedim.
Kitabı okuyanlarınız bilir, kitapta 40 ayrı hepimizi ilgilendiren, hepimizin hayatında karşılaştığı meseleyi ele almıştım.
Bu seride de aslında bu 40 meseleye dair sizlerden gelen sorulara cevap vermeye çalışacağım.
Bu cevaplarla beraber belki kitaptaki bazı şeylerin altını çizmiş oluruz.
Belki zihninizdeki araştırmayı veya aranızdaki tartışmaları bir parça derinleştirmiş oluruz.
Böyle naçizane bir hedefim var.
Umarım bir işe yarar. Bu arada ufak bir not.
Eğer başka konularla ilgili sorularınızı iletmek isterseniz belli aralıklarla Instagram'da anket, anket değil de işte bana soru sorum zımbırtısını açıyorum.
Onun dışında soruları kabul edemiyorum.
Belli zamanlarda alıyorum. Bu şekilde eğer beni takip ederseniz ve storylerimi, hikayelerimi takip ederseniz Instagram'da görebilirsiniz nereden soru sorabileceğinizi.
Bu serinin, bu arada serinin adı da kitapla aynı, Kendin Olmanın Dayanılması Hafifliği.
Serinin ilk bölümünü sizlerden gelen Vausçu felsefeye dair soruları ayırmak istedim.
Çok güzel sorular gelmiş, bayağı da bir sayıda soru var.
Umarım ki hepsini cevaplandırmayı, doyurucu bir şekilde cevaplandırmayı başarırım.
Arada bir yukarı bakacağım, sorular orada yazılı, kopya çekmem gerekiyor.
Burada herhangi bir konu veya tema etrafında toparlamadım soruları.
Siz ne sırayla sorduysanız ben de o sırayla cevap vermeye çalıştım elimden geldiğince.
İlk soru, nereden başlamalı?
Bu sorunun vaazçı felsefeye dair olduğunu düşündüm.
Felsefe okumak çok zorlayıcı olabilir.
Özellikle orijinal metinlerden başlamak insanı gerçekten hayattan soğutan bir deneyime dönüşebilir.
Sizlere önerim her şeyden önce ikincil kaynaklardan başlamanız.
Valsu felsefeye dair bir şeyler öğrenmek istiyorsanız ikincil kaynaklar iyi bir başlangıç.
En çok önerebileceğim isimlerden biri Sarah Bakewell ve onun Varoluşçular Kahvesi kitabı.
Çok güzel bir çeviride çıktı.
Maalesef kopyam ofiste olduğu için sizlere gösteremiyorum.
Sarah Bakewell, Varoluşçular Kahvesi.
Onunla başlamak iyi bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum.
Antik Yunan felsefeleri ki içinde varoluşluğa dair bir sürü köken, bir sürü kök görüyoruz.
Antik Yunan felsefelerine dair Daniel Klein'in kitapları, epikücülük hakkında, Aristoteles hakkında, Platon hakkında ve birçok isim hakkında yazdığı kitaplar iyi bir başlangıç olabilir.
Genel anlamda kesinlikle küçük görmeyin, or görmeyin.
Her güne bir Nietzsche gibi, pratik hayatta Kierkegaard gibi, şu an isimlerini uyduruyorum.
Kitaplarla karşılaştığınızda alın ve okumaya çalışın.
İyi başlangıçlar. Ana fikirlere hakim oldukça orijinal metinlere doğru hareket etmek mümkün hale gelir.
İkinci soru anda kalmak ne demek?
Mümkün mü anda kalmayı bencilik diye düşünenler var.
İçinde bir sürü soru var. Bu anda kalma meselesini özellikle yer vermek istedim.
Çünkü varoluşçu bakış açısına göre aslında an dışında bir yerde yokuz.
Her an andayız. Anda kalmak diye bir şey yok.
Zaten anın dışına çıkamıyorsunuz.
Henüz zamanda yolculuk keşfedilmedi malum.
Geleceğe veya geçmişe gitmek mümkün değil şu aşamada.
O yüzden anı yaşıyoruz.
Ve sadece anı yaşama şansımız var.
Mümkün mü? Zaten tek opsiyon.
Diyebilirsiniz ben şu an geçmişi düşünüyorum, geleceği düşünüyorum, ileride ne olacak kaygılanıyorum.
Doğrudur ama onları da anda yapıyorsunuz ve andaki bağlamanızla alakalı olarak yapıyorsunuz.
Ne oldu da ben şu anda çocukluğumu düşünüyorum?
Ne oldu da ben şu anda işte karantinadan çıktığımızda, karantina günlerinde kaydettim bu kaydı.
Karantinadan çıktıktan sonra hayat ne olacak diye endişeleniyorum.
O anınıza dair bir şey anlatacaktır.
Bencilik meselesi bambaşka bir mesele.
Yani andan çıkamadığımız için de otomatikman benciliz.
Demek mümkün. Aslında bencilli olmaktan başka bir opsiyonumuz yok.
Çünkü hayatı sadece kendimiz olarak bir ben merkezinden yaşayabiliyoruz.
Tabii ki kendi düşüncelerimiz, kendi duygularımız en önemli olan.
O yüzden bencillik dışında gidebilecek bir yerimiz yok.
Ama bu konuya eminim ki geri döneceğiz.
Varoluşçu felsefe bağlanma stillerini nasıl inceler?
İncelemez. Yani varoluşçuluğun, varoluşçu felsefenin, varoluşçu akımın bütün olayı insanları bölmemek, insanları kategorize etmemek ve her ne kadar bir
psikolog, bir klinik psikolog olarak çok işe yarar bulsam da malumunuz bağlanma stili de çok kategorize edici.
Varoluşçu felsefe ne değildir?
Baya güzel bir soru.
Aslında varoluşçu felsefe nedir sorusu bile başlı başına çok zor.
Çünkü varoluşçu filozoflar arasında...
Bildiğim kadarıyla sadece Jean-Paul Sartre varoluşçu olduğunu kabul ediyor.
Geri kalan bütün isimler onlara sorulduğunda, sorulanlar en azından, varoluşçuluk, varoluşçu etiketini reddediyorlar.
Varoluşçu akımın karşı çıktığı temel bazı şeyler var.
Az önce de cevap vermiş bulundum bir kısmına.
Bunlardan biri insanları kategorize etmek, kategoriler üzerinden değerlendirmek.
Diğeri insan deneyimini bölüp arasında bir hiyerarşi kurmak.
İşte düşünceler daha önemlidir, duygular daha önemlidir.
Düşünce duygudan önce gelir, duygu düşünceden önce gelir falan gibi.
Hayır, deneyim tektir.
Bunlar deneyimin farklı renkleri ve farklı boyutlarıdır.
Ve hep beraber olurlar.
O yüzden herhangi birinin önceliği yoktur.
Hangisini ele alırsanız ötekilere doğru hareket etmek, ötekilerini keşfetmek mümkündür bir şekilde.
O yüzden varoluşçuluk ne değildir dediğinizde varoluşçuluk kategorize etmek değildir derim.
Varoluşçuluk bölmek demek değildir derim.
Varoluşçuluk insanları belli kalıplara sokmak değildir derim.
Yaşamdaki varoluşsal tesellileri sizden dinlemek isteriz.
Size çok kötü bir haberim var ki varoluşçuluk bize hiçbir teselli sunmuyor.
Hatta varoluşçuluğun en temel noktalarından biri bize tabi olduğumuz ontolojik.
Varoluşsal koşulları hatırlatmak.
Carl Jaspers üstünden gidecek olursam, Carl Jaspers ünlü bir Bağusçu filozof ve aynı zamanda psikiyatrist ve terapist.
Bize beş tane sınır durum tanımlar.
Bunlar ölmek zorundayız, acı çekmek zorundayız, suçluluk yaşamak zorundayız, şansa, kadere tabiyiz.
Sürekli olarak bir tanesini unutuyorum.
Bir beşincisi daha var.
Aslında varoluşçuluk teselli vermekle ilgili değil, teselli sunmakla ilgili değil.
Varoluşçuluk insan olarak nasıl bir hayatta yaşadığımızı fark etmek, içinde yaşadığımız dünyayı, kendimize kurguladığımız dünyayı fark etmek ve ayağa
kalkıp hem değiştiremediklerimize karşı pozisyon almayı öğrenmek hem de değiştirebileceklerimize dair seçimler yapmayı keşfedebilmekle ilgilidir.
O yüzden size verebilecek hiçbir tesellim yok.
Bir tesellim var. Öleceğiz.
Hepsinin bir sonu var. Her şey geçici.
Bilmiyorum ne kadar teselli gibi gelir.
Sahip çıkmak ne demek?
Gerçekten sahip çıkıyor muyuz yoksa öyle mi sanıyoruz?
Bu seriyi devam ettirmeyi başarırsam sahip çıkmaya dair bir sürü şey konuşacağız muhtemelen.
Sahip çıkmak ne demek?
Tanımlamak çok zor. Sahip çıkmak bir deneyim.
Genellikle eğitimlerde şu şekilde tanımlıyorum.
Bu bana ait, bu bana dair, bu benim, benim parçam diyebildiğimiz anda sahip çıkmış oluyoruz.
Ve sahip çıkmak anlık bir deneyim.
Yani işte karantina halime bugün sahip, şu anda sahip çıkıyor olabilirim ama beş dakika sonra canım çok sıkılıyor olabilir.
Evden çıkmak isteyebilirim.
Bu çok doğal, çok olağan.
Sahip çıkmak sadece anlık olan bir şey ve sahip çıkıyorsanız çıkıyorsunuzdur.
Çıkamıyorsanız da çıkamıyorsunuzdur.
Kandırılacak bir şey yok.
Ha derseniz ki işte ben çocukluğuma, geçmişime çok sahip çıkıyorum.
Olduğu gibi kabulleniyorum.
Evet muhtemelen kendinizi kandırıyorsunuz.
Çünkü her zaman, her konuyla ilgili sahip çıkamadığımız anlar olacak.
Kabullenemediğimiz anlar olacak.
Varlışımız kendimizi kabul etmeyi söylerken bir taraftan da sürekli değişmeye çalışıyoruz.
Çeşkili değil mi? Varoluşumuz bize bir şey demiyor.
Varoluşumuz kendimizi kabul etmemizi söylemiyor.
Varoluş bize hiçbir şey söylemiyor.
Var oluyoruz.
Nokta. O yüzden de varolurken de farklı seçimler yaptığımız için, sürekli farklı koşullara
tabi olduğumuz için değişiyoruz.
Hem içeriden yaptığımız seçimler hem dışarıdan bize gelenler bizi dönüştürüyor ve değiştiriyor.
O yüzden bir çelişki yok.
Ama önemli bir unsur var ki Vowschuk bize hiçbir şey söylemiyor.
Sadece varız. Vowschuk felsefi bir metaforla anlatsaydınız nasıl anlatırdınız?
Çok orijinal bir metaforum yok.
Bu konuda Albert Camus'u okumanızı çok öneririm.
Özellikle Sisyphos.
mitine, söylemine dair yazdıklarını okumanızı çok öneririm.
Ona referans verirdim.
Bir metafor şeklinde anlatmak isteseydim.
Varoluşçu felsefeye dair önerileceğiniz kitaplar.
İlk soruda cevap vermiş oldum.
İkincil kaynaklar çok önemli.
Sarah Bakewell'in Varoluşçular Kahvesi kitabı çok çok değerli.
Bunun haricinde kitapçılarda görüyorum çok satanlarda veya öndeki standlarda duran birçok işte Kierkegaard'a göre hayat işte her güne bir niçey vesaire gibi kitapların ismini atıyor olabilirim
şu anda kitaplar var.
Hiç hor görmeyin hiç bununla mı başlayacağım demeyin basitten başlamak ve de filozofların genel çerçevede ne iletmeye çalıştığını.
Anlamak önemli bir başlangıç.
Ancak bu genel çerçeveyi anladığınız takdirde devam etmeniz mümkün.
Ancak ondan sonra orijinal metinlere geçmek mümkün.
Bu arada bir önerim de orijinal metinleri çok tek başınıza okumamanız yönünde.
Eğer çok sağlam bir felsefi eğitiminiz, arka planınız yoksa.
Genellikle yorumlanarak, üstüne düşünerek okuyabilirsiniz.
Daha çok felsefi metinler kendini açıyor.
Farklı boyutlarda farklı şeyler gösteriyor bize.
Felsefi incelikleri kavramayan bir zihin varoşu anlamı haline nasıl geçer?
Bir insandan bahsediyor değil mi bu soruyu soran kişi?
Kavramayan zihin, felsefi incelikler.
Bu soruyu soran insanın insana bakışı hiç varoşlu değil.
Maalesef bunu söylemek zorundayım.
Felsefi incelikler diye bir şey var ama varoluşlukta bu yok.
Yani yaşıyorsanız, hayattaysanız, bir şeyler deneyimliyorsanız zaten hayatın incelikleri hayatınızda demektir.
Bütün mesele bunlar üzerine düşünebilmek ve aralardaki bağlantıları kurabilmekte.
Kavrayan bir zihin değiliz, deneyimleyen, yaşayan insanlarız.
Varoluşçu terapiye dair aldığım sorularda da buna benzer sorular gördüm.
Orada da daha ayrıntılı bahsederim.
Ama varoluşçuluğun en karşı çıktığı şeylerden biri insanın kendi hayatı üzerine düşünmesi için ve kendini daha yakından tanıması için özel bir entelektüel birikime
ihtiyacı yok. Evet bir entelektüel birikim üstünden konuşuyor olabilirim.
Terapi bunun üstünden kurgulanmış olabilir.
Ama bu uzmanlar için.
Ve etrafınızdaki insanlara bakın ve dinlemeye çalışın.
Sizleri çok şaşırtacak iç görüler veya dış görüler sunabilirler size.
Tüm cevaplar sizde gibi bir resim, popüler psikoloji var, bir söylem var.
Çatıştığını düşündüğünüz oluyor mu?
Neyle çatışıyor?
Bu onu çok anlamadım.
Ama bu söyleme bir parça katılırım.
Özellikle de her şey dışarıdan.
Aradığımız, dışarıdan talep ettiğimiz bir dönemde yaşarken özellikle katılmak ve altın çizmek isterim.
Yemeklerimizi bile dışarıdan söyler olduk.
Kendimizi beslemeyi unutmaya yaklaşmaya başladık.
O yüzden evet, cevaplar her kişinin kendinde.
Bu sabah mutlu uyandım, hafif uyandım, keyifli uyandım.
Bu bana dair ne anlatıyor, şu anki bağlamıma dair ne anlatıyor, bunun cevapları bende.
Ne Nietzsche'de, ne Kierkegaard'da, ne Heidegger'de, ne terapistimde, ne süpervizörümde, ne bu işleri öğrendiğim hocalarımda, ne arkadaşımda, ne eşimde, ne dostumda.
Sadece ve sadece bende.
Yeter ki bakmayı bilelim, yeter ki nereden araştıracağımızı bilelim.
Vazucu felsefi ile vazucu terapi arasındaki bir farklılık var mı?
Soruyu tam... Düz cümle toparlayamamışım.
Varsa ne tür farklılık var?
Çok büyük bir farklılık var. Bağışçı felsefe bir felsefi akım.
Bir felsefi ekol.
En temelde bağışçı terapi ise bu felsefi akımı, bu felsefi ekolü insanı anlamak üzere kullanan ve bunun üstüne inşa edilmiş bir ruh sağlığı hizmeti
veya ruh sağlığı müdahaleler silsilesi denilebilir.
Tabii ki çok büyük bir fark var.
Bağışçı felsefe bir felsefe.
Her şeyden önce. Bağışçı terapi ise aslında bir uygulama felsefenin uygulanmış hali.
Son soru.
Bunu nereye koyacağımdan emin olamadım ama nedense bağışçı felsefeye giriş başlığı altında iyi olur diye düşündüm.
Çünkü içinde önemli varsayımlar barındırıyor.
Kötü bir çocukluk bütün yaşamı mühürlüyor.
Özgür olmak nasıl mümkün?
Soruyu değiştirerek ancak cevap verebileceğim.
Kötü bir çocukluk bütün yaşamı mühürlemiyor.
Kötü bir çocukluk, kötü bir çocukluk.
Evet, hayata kötü bir yerden başladığını gösteriyor kişinin.
Evet, çok iyi deneyimlerden geçmeden buraya, bugünlere vardığını gösteriyor.
Evet, bugünü çok etkiliyor ezberden yaşandığı takdirde.
Ki böyle ezberden yaşamayı aşağılayıcı veya küçümseyici bir şey olarak kullanmıyorum.
Hepimiz öyle ya da böyle gündelik hayatta çoğu zaman ezberden yaşıyoruz.
Ama kötü bir çocukluk en nihayetinde sadece kötü bir çocukluk.
Ve siz kötü bir çocukluktan çok daha fazlasısınız.
Özgür olmak mümkün mü?
Kısmına gelecek olursam sorunum.
Zaten özgürlük dışında bir opsiyon yok.
Özgürüz. Hatta Sartre göre özgürüz demek bile hatalı bir tabir.
İnsan olmak eşittir özgür olmak en temelde.
Özgürlük demektir insan.
Ama bu bizi çok korkutuyor.
Buna özgürlük konusunda daha yakından bakarız.
Seçimler konusunda daha yakından bakarız.
Özgür olduğumuzu fark etmek bizi çok ürküttüğü için bir şekilde özgür değilmişiz gibi.
Elimizde seçim yapmak yokmuş gibi davranıyoruz.
Kötü bir çocukluk sadece kötü bir çocukluk.
Onun üstüne nasıl bir hayat inşa ettiniz?
Evet onun üstüne inşa ediyorsunuz.
bizim yaptığımız seçimlere kalıyor.
Umarım bu ilk bölümü sevmişsinizdir, beğenmişsinizdir.
Her hafta yeni bir konu ve yeni bir bölümle devam etmeye çalışacağım.
Önümüzdeki hafta varoluşçu terapiye dair sorularınızı cevaplandıracağım.
Maalesef bu soruları aldım.
Şu anda liste hazır.
Önümde yeni bir soru alma şansım yok.
İlerleyen konularda, kitaptaki konulardan ilerleyeceğim.
Kendin olmanın...
Dayanılmaz hafifliğindeki konulardan ilerleyeceğim.
Oradaki konulara bakarsanız ve takip ederseniz sorularınızı iletebilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
