
Söylediklerin değil, yaşadıkların gerçek.
Bu bölümde öncelik dediğimiz şeyin aslında ne olduğunu konuşuyoruz. Neye değer verdiğini değil… neye zaman ayırdığını.
Ve belki de en dürüst soruyla yüzleşiyoruz:
Gerçekten önemli olanı mı seçiyorsun…
yoksa sadece kolay olanı mı?
Bu bölüm sende bir şey uyandırdıysa,
instagram: @kendimlepodcast
twitter: @kendimlepodcast üzerinden bana yazabilirsin.
Transkript
Merhaba. Bu bölüm biraz rahatsız edebilir.
Baştan uyarmak istiyorum.
Çünkü bugün ne istediğini değil, nasıl yaşadığını konuşacağız.
Ve bazen insan anlattığı şeylerle değil de tekrarladığı şeylerle yüzleşince bu durumdan pek hoşlanmıyor.
Ama yine de sorayım.
Hayatında gerçekten önemli olan şeyleri söylesen, söylediklerinle yaşadıkların aynı olur mu?
Çünkü hayat şunu anlamaz.
İstemiyorum ama yapıyorum. Hayat şuna bakar.
Yaptın mı, yapmadın mı?
Ve burada çok kritik bir şey var.
Öncelik belirlemek aslında seçim yapmak değil vazgeçmek.
Burada hepimizin bildiği bir örnek var aslında.
Kavanoz deneyi. Bir kavanoz düşün.
Boş bir kavanoz. Ve yanında şunlar var.
Büyük taşlar, küçük çakıllar, kum ve su.
Eğer o kavanozu önce kumla doldurursan sonra çakılları eklersin.
Belki biraz daha yer açılır.
Ama büyük taşlara geldiğinde yer kalmaz.
Ama tersini yaparsan önce o büyük taşları koyarsan sonra çakıllar aralara yerleşir.
En son kum. ve su hepsinin arasını doldurur ve bir şekilde hepsi sağır.
Bu deney hep şunu anlatır.
Hayatındaki büyük şeyleri öncelik sırasına koy.
Ama bence asıl mesele bu da değil.
Çünkü kimse sana gelip bu senin büyük taşın demiyor.
Asıl zor olan şey senin büyük taşının ne olduğunu bulman.
Sağlığın mı? Huzurun mu?
Kendinle olan ilişkin mi?
Gerçekten istediğin hayat mı?
İşin mi? Ve daha da zor olan şey şu.
Bunu biliyor olsan bile gerçekten öne onu koyuyor musun?
Çünkü çoğu zaman biz kavanozu kumla dolduruyoruz.
Bildirimlerle, gereksiz konuşmalarla, ertelemelerle, başkalarının beklentileriyle.
Ve günün sonunda dönüp diyoruz ki benim önemli olan şeylere zamanım kalmıyor.
Zaman bana yetmiyor.
Ama mesele zaman değil.
Sen kavanozu çoktan doldurdun.
Ve hayat sana sürekli aynı şeyi söylüyor aslında.
Eğer en önemli olanları en başta koymazsan onlara hiçbir zaman yer kalmayacak.
Çünkü günün sonunda hepimiz o kavanozu dolduruyoruz.
Ama herkes aynı şeylerle doldurmuyor tabii ki.
Bazıları başkalarının beklentileriyle dolduruyor.
Bazıları ertelemelerle, bazıları kaçışlarla.
Çok az insan gerçekten kendi seçtikleriyle dolduruyor.
Yani benim için sağlık önemli diyorsan gerçekten ona göre mi yaşıyorsun?
Benim için huzur önemli diyorsan hayatında huzur var mı?
Benim için kendim önemliyim diyorsan gerçekten kendini seçiyor musun?
Çünkü çoğumuzun hayatında şöyle bir çelişki var.
Söylediğimiz öncelikler var ve yaşadığımız gerçekler var.
Ve bu ikisi çoğu zaman aynı şey değil.
Öncelik dediğin şey...
Aslında neye değer verdiğini söylediğin şey değil.
Neye zaman verdiğin, neye enerji verdiğin, neyi kaybetmeye göze alamadığın.
Çok basit bir test var aslında bununla ilgili.
Birinin hayatındaki öncelikleri anlamak istiyorsan ona dinleme, takvimine bak.
Bazen biri sana der ki çok yoğunum.
Ama aynı insan sevdiği biri aradığında bir şekilde vakit yaratır.
Ya da saatlerce telefonda vakit geçirip hiç zamanım yok der.
O yüzden mesele hiçbir zaman zaman değildi aslında.
Mesele şu. Sen kime, neye öncelik veriyorsun?
Çünkü insanlar önem verdikleri şeylere zaman bulur.
Önem vermedikleri neyse bahane.
Ve aslında acı gerçek şu.
Sen neye önceliğim diyorsan değil, hayatın şu an neye benziyorsa sen olsun.
Çünkü insan anlattığı şey değildir, tekrarladığı şeydir.
Kime zaman ayırıyor? Neyi sürekli erteliyor?
Neye yoğunluğun var?
Bahanesi üretiyor. Ya da neye geldiğinde bir şekilde vakit yaratıyor.
İşte gerçek öncelikler orada.
Ve işin en zor kısmı şu.
Bunu başkalarında görmek kolay ama kendinde görmek...
Biraz rahatsız edici. Mesela saatlerce telefonla vakit geçirip kendime hiç zaman ayıramıyorum demek.
Sevmediğin bir işte kalıp şu an şartlar böyle diye kendini ikna etmek.
Sana iyi gelmeyen insanlarla görüşmeye devam edip kırmak istemiyorum demek.
Bazen bunu en net hastalarımda görüyorum.
Yıllarca kendini erteleyen insanlar, sonra bakarım diyenler, şimdi sırası değil diyenler, önce herkes halledilsin de sonra ben diyenler bir noktada geliyorlar ve ilk defa kendilerine öncelik yapmak zorunda kalıyorlar.
Ama bu sefer isteyerek değil, mecbur kalarak.
Ve o zaman anlıyorsun ki kendini sana bırakmanın bir bedeli var.
Çünkü her evet dediğin şey başka bir şeye hayır demek.
Ve çoğumuz hayır demekten kaçındığı için hayatımızda hiçbir şey gerçekten netleşmiyor.
Herkesi mutlu etmeye çalışıyorsun, kendinden vazgeçiyorsun.
Huzurlu olmak istiyorsun ama kaosdan çıkmıyorsun.
Başarılı olmak istiyorsun ama konfor alanını bırakmıyorsun.
Sonra da diyorsun ki ben neden ilerleyemiyorum?
Çünkü önceliklerin net değil.
Ama burada sana sert bir şey söyleyeceğim.
Önceliklerin aslında gayet net.
Sadece kabul etmek istemiyorsun.
Çünkü kabul edersen değiştirmen gerekecek.
Ve değişmek konuşmaktan daha zor.
Bir de şu var. Bazen öncelik sandığın şeyler aslında sana ait bile değil.
Toplumun sana öğrettiği şeyler var.
Başarılı olmalısın. Herkes seni sevmeli.
İlişkin olmalı. Geri kalmamalısın.
Ve sen bunları o kadar hisselleştiriyorsun ki bir noktadan sonra kendi sesinle başkalarının sesini ayırt edemez hale geliyorsun.
O yüzden asıl soru şu. Gerçekten ne istiyorsun?
Ama gerçekten. Kimse görmüyorken, kimse seni yargılamayacakken, kimse hayal kırıklığına uğramayacakken sen neyi seçerdin?
İşte öncelik o cevabın içinde sakla.
Ve belki de en dürüst cevap şu.
Ben şu an kendimi seçemiyorum.
Ve çoğu zaman bu dramatik bir karar da değil.
Küçük küçük oluyor. Kendini erteleyerek, kendinden vazgeçtiğini fark etmeyerek.
Ve en tehlikelisi buna alışarak.
Bunu kabul etmek kötü bir şey değil.
Hatta bu başlangıç noktası.
Çünkü önceliklerini değiştirmek istiyorsan önce mevcut önceliklerinle yüzleşmen gerekiyor.
Kendine şunu sor. Ben bu günümü neye harcadım?
Gerçekten önemli olan bir şeye mi?
Yoksa sadece kolay olan ama?
Çünkü kolay olanla önemli olan çok nadir aynı şeydir.
Kolay olan seni oyalayan şeydir.
Önemli olansa seni büyüten.
Ve hayat hep aynı soruyu sorar.
Kısa vadeli rahatlık mı?
Uzun vadeli tatmin mi?
Ve çoğu insan rahatlığı seçer.
Sonra da tatminsizlikten şikayet eder.
Ama bazı insanlar zor olanı seçer.
Kendini seçer, sınırı seçer, hayır der, yalnız kalmayı göze alır, konfor alanından çıkar ve bir süre sonra hayatı değişir.
Çünkü önceliklerini değiştirmek, hayatını değiştirmektir.
Şunu unutma, hayatında neyin büyüdüğünü merak ediyorsan ona ne kadar alan açtığına bak.
Çünkü ilgi verdiğin şey büyür, ihmal ettiğin şey ise küçülür.
İlişkiler de böyle, kariyer de, sağlık da, sen de.
Ve belki de en acı gerçek şu, kendini sürekli sona bırakıyorsan bir süre sonra gerçekten sona kalırsın.
O yüzden bugün büyük kararlar almanı istemiyorum.
Ama küçük bir şey yapmanı istiyorum.
Bir liste yap. Gerçekten önemli dediğin 5 şeyi yaz.
Sonra son bir haftana bak.
O listeyle ne kadar uyumlu?
Eğer uyumlu değilse sorun motivasyon değil, öncelik.
Ve önceliklerini değiştirmek için mükemmel bir zamana ihtiyacın yok.
Sadece dürüst olmaya ihtiyacın var.
Belki de mesela neyi istediğin değil, Neyi kaybetmeye göze alabildiğin.
Çünkü herkes her şeyi ister.
Ama kimse her şeyin bedelini ödemek istemez.
Ve hayat sana neyi istediğini değil neye öncelik verdiğini verir.
O yüzden bir gün hayatın sana istediğini vermediğini düşünürsen belki de dönüp şuna bakman gerekir.
Sen hayatına gerçekten neyi koydun?
Çünkü günün sonunda öncelik dediğin şey ne söylediğin değil nasıl yaşadığındır.
Ve belki de en dürüst soru şu.
Bugün... Gerçekten önemli olanı mı seçtin yoksa sadece kolay olanı mı?
Ben bugün bunu düşündüm.
Belki sen de düşünürsün.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
