
Telefonunu kapattığında…
hayatın durmuyor.
Sadece sen ilk kez gerçekten görmeye başlıyorsun.
Bu bölümde sosyal medyanın dikkatimizi nasıl ele geçirdiğini, neden bırakmanın bu kadar zor olduğunu ve aslında neyi kaçırdığımızı konuşuyoruz.
Belki de mesele bırakmak değil…
fark etmek.
Bu bölüm sende bir şey uyandırdıysa,
instagram: @kendimlepodcast
twitter: @kendimlepodcast üzerinden bana yazabilirsin.
Transkript
Merhaba. Bugün sana bir şey sormak istiyorum.
Hiç telefonunu eline almadan bir gün geçirdin mi?
Ama gerçekten. Bakmamaya çalıştım, bildirimleri kapattım değil.
Gerçekten hiç dokunmadığın bir gün.
Çünkü çoğumuz şunu sanıyoruz.
Sosyal medyada sadece vakit aldığın da zararlı.
Ama asıl mesele zaman değil ki.
Dikkat. Dikkat dediğimiz şey senin hayatının yönünü belirleyen en değerli kaynağın.
Ve biz onu her gün parça parça fark etmeden dağıtıyoruz.
Bir düşün mesela. Sabah uyanıyorsun.
Gözünü açar açmaz elin telefona gidiyor.
Kim ne yapmış, kim nerede, kim ne paylaşmış.
Ve daha gün başlamadan zihnini doluyor.
Ama ilginç olan şey şu, orada gördüğün hiçbir şey senin hayatın değil.
Yani sen daha kendi hayatına başlamadan başkalarının hayatıyla yoruluyorsun bile.
Gün daha başlamadan. Sosyal medya detoksu hakkında konuşmak istiyorum bugün.
Sosyal medya detoksu dediğimiz şey aslında sadece bir ara vermek değil, bir geri kazanım.
Kendini geri kazanmak.
Çünkü sosyal medya sadece zaman almıyor.
Algını değiştiriyor, önceliklerini kaydırıyor.
Gerçekliğini yeniden yazıyor.
Sana sürekli şunu fısıldıyor.
Daha iyisi var. Daha güzeli var.
Daha fazlası mümkün.
Ve bu kolay motive edici gibi geliyor.
Ama çoğu zaman yetersizlik hissini büyütüyor.
Çünkü her zaman daha fazlası mümkün değil.
Her zaman daha iyisini yapamazsın.
Bazen sadece bir şey yapmaya gücün yeter.
Ve sadece onu yaptığında yine başarılısındır.
Örneğin yeni doğum yapmış bir annesindir.
Sadece çocuğuna vakit ayırabiliyorsundur.
Kendin kilo vermeye, belki makyaj yapmaya vakit...
bulamıyorsundur ya da keyfinin yerinde olmadığı bir süreçten geçiyorsundur.
Sadece o anda o günü yaşamak bile çok fazla şey başarmak anlamına geliyordur.
Ama sosyal medyaya baktığında insanlar hep çok başarılı, hep çok mutlu, hep çok fit, çok çok çok, hep çok fazlalar, hep çok fazlalarını yansıtıyorlar belki de.
Çünkü orada gördüğün şeyler hayatın kendisi değil.
Hayatın seçilmiş, filtrelenmiş, düzenlenmiş versiyonları.
Kimse kavga ettiği anı paylaşmıyor mesela.
Kimse yalnız hissettiği geceyi koymuyor.
Kimse ben bugün hiçbir şey yapamadım demiyor.
Ama sen hepsini gerçek sanıyorsun.
Sonra kendine bakıyorsun. Sade hayatına, yavaş ilerleyen sürecine.
Ya da kendi karmaşana.
Ve diyorsun ki ben geri kaldım.
Ama kalmadın. Sadece karşılaştırdın kendini.
Tam da burada bir şey fark etmek gerekiyor.
Belki izlemişsindir. The Social Dilemma diye bir belgesel var Netflix'te.
Orada çok çarpıcı bir cümle geçiyor.
Eğer bir ürüne para ödemiyorsan ürün sensin.
Ve aslında sosyal medya platformları senin zamanını değil senin dikkatini satıyor.
Yani mesele sadece çok vakit harcamak değil.
Mesele fark etmeden yönlendirilmek.
Örneğin aynı anda bir sürü influencer bir ürün paylaşıyor ve herkeste gördüğün için ben de almalıyım, ben de yapmalıyım, ben de gitmeliyim.
Ama herkes aynı şeye ihtiyaç duymuyor aslında.
Sen onu istediğin için mi istiyorsun yoksa herkeste de var diye mi?
Herkes aynı spora yaptığında, herkes o spora giderken aynı kıyafeti giydiğinde mutlu oluyor mu acaba?
Ya da bunu mu yapmalı?
Bilmiyorum. Orada izlediğimiz her video, her kaydırdığımız içerik bizi biraz daha içeride tutmak için tasarlanıyor aslında.
Ve bir süre sonra sen telefonu açmıyorsun.
Telefon kendini açtırıyor.
Fark ettin mi? Bazen neden açtığını bile bilmeden kendini ekranın içinde buluyorsun.
İşte bu noktada kontrol el değiştiriyor.
Ve bu çok kritik. Çünkü kontrol sende değilse yön de sende değildir.
Sosyal medya detoksu kontrolü geri alma süreci.
Ben daha önce denemiştim defalarca kez.
Yılda bir iki kez deneyimlemeye çalışıyorum.
Bence daha fazlası bile gerekiyor ama belki ben de kendini bu süreçte kaybedenlerden oluyorum zaman zaman.
Daha önce tamamen dondurarak 3 ay geçirdim.
Ve kendime o kadar çok vakit ayırdım ki her şeye o kadar yetişebildim.
Hobilerime, işlerime, kendime.
Ama şunu açık söyleyeyim.
Bu kolay bir süreç değil. Çünkü sen sadece bir uygulamayı bırakmıyorsun.
Bir alışkanlığı, bir kaçış yolunu, bazen de bir kimliği bırakıyorsun.
Evet, kimlik. Çünkü sosyal medya sadece tükettiğin bir yer değil.
Aynı zamanda kendini sunduğun bir sahne.
Orada nasıl göründüğün, nasıl algılandığın, kim olduğun zamanla birbirine karışıyor.
Ve bir süre sonra şunu fark ediyorsun.
Ben bunu gerçekten istiyor muyum?
Yoksa paylaşmak için mi yapıyorum?
Ya da mesela ben bazı alışkanlıkları kazanabilmek adına daha görünür kılmaya çalışıyorum.
Örneğin yatağımı topladığımda...
Sabah yatağın üzerine bir kitap bırakıyorum ki akşam tekrar açtığımda o kitap orada göreyim ki açarken direkt elime gelsin ki okumak zorunda kalayım.
Ya da televizyonu kapatıyor muyum akşam uyumadan önce?
Tüm fişleri çekerek kapatıyorum ve kumandayı bir yere saklıyorum gibi.
Hani onların hepsi bir iş olsun ki tekrar uğraşmak bana biraz daha zor gelsin ve yapmak istemeyim gibi gibi.
Küçük şeyler gibi gözüküyor olabilir ama aslında yine de beni etkiliyor.
Denenebilir. Ve telefon elimde yatağa girdiğimde...
Kitabı kenara koyduğumu, şimdi okuyacağım, birazdan okuyacağım ama o sırada biraz daha bir şey izleyeyim diye diye kitap okumadan uyuduğum bir sürü gecem oldu.
Yani o birazdan hiç gelmiyor.
O yüzden yatağın yanına bile sokmamaya çalışıyorum telefonu mümkün olduğunca.
Ama sessize aldığımda sanki bir şeyler kaçıyor.
Hani olurdu ya okula gitmediğimiz gün okulda bir sürü şey olurdu.
Ve ya uf ben gelmedim niye mi bu kadar şey oldu diye insan bir huzursuz hissederdi kendisini.
Sanki öyle. Telefonu kenara bıraktığında sanki bir sürü şey olacak benim okula gitmediğim gün gibi ve ben hepsini kaçırmış olacağım.
Herkes bir şekilde hayatını ilerletiyor, eğleniyor.
Ben yokken çok güzel şeyler oluyor olacak ve sadece kaçıran kişi ben olacağım o telefonu kenara bıraktım diye.
Halbuki bu bir yanılsama.
Bunu biliyor olmama rağmen yine de düşüyorum.
Çünkü mesele artık sadece ekran süresi değil.
Mesele niyet oldu. Gerçekten yaşamak mı istiyorsun yoksa yaşadığını göstermek mi istiyorsun?
Belki de en zor kısım şu.
Telefonu bıraktığında...
Ortaya çıkan o boşluk, sessizlik.
Çünkü biz sıkılmayı unuttuk resmen.
En ufak boşlukta hemen bir şey açıyoruz.
Bir video, bir story.
Ama o boşluklar aslında çok değerli.
Çünkü o anlarda kendinle karşılaşıyorsun.
Mesela ben daha önce sosyal medya hesaplarımı dondurduğum süreçte yeni bir hobiye başladım.
Ve kendimce bir karar aldım.
Yani hesapları dondurmuş olmam kendi hayatımda dondurduğum anlamına gelmiyor.
O yüzden gidiyordum. Sürekli olabildiğince dolu geçirmeye çalışıyordum vaktimi.
Hiçbir yerde paylaşamıyordum tabii dondurduğum için ama sürekli fotoğraflar çekiyordum.
Mutluluk fotoğraflarım olarak adlandırmıştım bunları.
Bir sürü güzel görsel, bir sürü fotoğraflar.
Favorilerimi alıyordum onları.
Akşam bakıyordum. Sadece kendim için çekilmiş fotoğraflar.
Çünkü kendi yaşadığım bir ana bakmak çok daha fazla tatmin hissettiriyor insanı.
Başkalarının çektiklerine, başkalarının mutlu anlarına bakmaktansa.
Bunu denerseniz ne kadar mutlu ettiğini göreceksiniz.
Tam bu noktada geçen gün gördüğüm bir şey geldi aklıma.
Bir kafede oturuyordum. Yan masada bir anne ve küçük bir çocuk vardı.
Çocuk sürekli annesine bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Heyecanla gözleri parlıyor.
Ama annesi telefona bakıyordu.
Arada başını kaldırıyor gibi yapıyor ama aslında dinlemiyor çocuğu.
Çocuk bir süre sonra sustu.
Ve o ilk kez etrafa bakmaya başladı.
Sanki şunu fark etmiş gibi.
Ben burada değilim. Ve en acı olan şey şu.
O anne belki kötü bir anne değildi.
Mutlaka değildi. Sadece bir bildirim daha önemli geldi.
Ve biz bunu her gün yapıyoruz.
Sadece başkalarına değil, kendimize de.
Ve bunu fark ettiğimde şu an bir anne olmasam da bir arkadaşıma da bunu yapmak istemediğimi fark ettim.
Yarın böyle bir anne olmak istemediğimi de fark ettim.
Bu farkındalar şu an erişmek istiyorum.
Şu an bunu tam anlamıyla oturtabilmek istiyorum.
Önceliğim başkalarının hayatları olmamalı.
Yıllardır hiç görmediğim ilkokul arkadaşımın, yıllardır hiç adını bile hatırlamadığım, yolda görsem selamlaşmayacağım, belki sohbet etmeyeceğim birinin Baby shower benim kendi çocuğumla olan diyaloğumdan daha önemli olmamalı
mesela. Değil de hiçbirimiz için değil ama öyleymiş gibi davranıyoruz.
Kendinle kalmak her zaman konforlu değil.
Ama şunu söyleyeyim kendinden kaçtığın sürece hiçbir yerde rahat edemezsin.
Bu detoks bir kaçış değil aslında bir yüzleşme.
Peki nasıl yapılır? Gerçekten nasıl yapılır?
Radikal kararlar almak zorunda değilsin ama bilinçli olman şart.
Mesela şunları deneyebilirsin.
Sabah ilk bir saat uyandığında telefona bakmamak.
Çünkü günün tonu ilk tamasınla belirlenir.
Ya da yatmadan önce son bir saat ekranı bırakmak mesela.
Çünkü zihnin dinlenmeden uykuya geçemez.
Bildirimleri kapatmak. Çünkü her bildirim senin dikkatine yapılmış bir müdahaledir aslında.
Fark etmeden. Ama en önemlisi neden girdiğini fark etmek.
Canın sıkıldığı için mi?
Kaçmak için mi? Alışkanlıktan mı?
Çünkü sebebi fark ettiğinde davranış değişmeye başlar.
Ve belki de en güçlü şey yerine bir şey koymak olacak.
Çünkü boşluk bırakılan her alışkanlık geri döner.
Yürüyüş, kitap, yazı yazmak, gerçek bir sohbet.
Gerçek temaslar her zaman ekranın verdiğinden daha doyurucudur.
Ve bir süre sonra şunu fark edersin.
Zihnin daha sakin, odaklanman daha güçlü, karşılaştırman daha az.
Ve en önemlisi kendinle arandaki mesafe kapanmaya başlar.
Çünkü sosyal medya detoksu seni dünyadan koparmaz, seni kendine yaklaştırır.
Ve belki de en kritik soru şu.
Sen gerçekten kimin hayatını yaşıyorsun?
Başkalarının gördüğü hayatı mı?
Yoksa kimse görmediğinde de devam eden o gerçek hayatı mı?
Çünkü günün sonunda ışıklar kapandığında, telefon kenara bırakıldığında, hikayeler silindiğinde geriye tek bir şey kalır.
O da sen. Ve eğer o seninle iyiyse gerisi zaten detay.
Belki de mesela sosyal medyayı tamamen bırakmak da değil, neyi kaçırdığını fark etmek sadece.
Belki de bugün tamamen bırakmak zorunda değilsin ama bir şey yapabilirsin.
Bir an. Sadece bir an telefonu kenara koy ve etrafına bak.
Gerçekten bak. Belki de uzun zamandır kaçırdığın hayat tam olarak oradan.
Bu bölümde kendine biraz daha yaklaşabildiysen ne mutlu.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere ve unutma bazen en büyük bağlantı çevrim dışı olandır.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
