
Sevilmek…
Ama gerçekten olduğun için mi?
Yoksa işe yaradığın için mi?
Bu bölümde, çoğumuzun fark etmeden içinde yaşadığı bir döngüyü konuşuyoruz:
Değerini; üretmekle, güçlü olmakla, “işe yaramakla” ölçmek.
Dönüşüm’deki Gregor Samsa’dan,
The Truman Show’a uzanan bir yerden bakıyoruz:
Sevgi gerçekten ne zaman başlıyor?
Ve ne zaman sadece bir ihtiyaç haline geliyor?
Bu bölüm sadece bir farkındalık değil.
Aynı zamanda bir yüzleşme.
Kendinle kurduğun ilişkiye,
ve hayatındaki insanların sana nasıl yaklaştığına yeniden bakma daveti.
Çünkü bazen mesele, kimlerin seni sevdiği değil…
Senin kendini ne zaman sevmeyi bıraktığın.
Bu bölüm sende bir şey uyandırdıysa,
instagram: @kendimlepodcast
twitter: @kendimlepodcast üzerinden bana yazabilirsin.
Transkript
Merhaba, bugün biraz can sıkıcı bir yerden giriyoruz ama dürüst olalım.
Çoğumuz zaten oradayız, sadece adını koymuyoruz.
Hiç öyle hissettin mi?
İşe yaradığın sürece varsın.
Ama yorulduğunda, geri çekildiğinde ya da sadece olmak istediğinde sanki görünmez oluyorsun.
Sevilmiyorsun demiyorum. Ama işlevsiz kaldığında o sevgi de bir anda ortadan kayboluyormuş gibi.
Ve en tehlikeli ise şu, bunu fark ettiğin anda bile kendine kızıyorsun.
Abartıyorum. Ben zaten güçlüyüm.
Benim kimseye ihtiyacım yok.
Hayır, senin kimseye ihtiyacın yok değil.
Sen ihtiyaç duymayı kendine yasakladın.
Kafka'nın dönüşümünü okumuşsundur belki.
Oradaki Gregor Samsa'yı hatırla.
Bir sabah uyanıyor ve bir böceğe dönüşmüş.
Ama asıl kırılma noktası bu değil, asıl kırılma şu.
Ailesi onu bir böcek olduğu için değil, artık işe yaramadığı için terk ediyor.
Gregor'un dramı fiziksel dönüşüm değil, değerinin bir anda silinmesi.
Ve bu hikaye bu kadar sert çünkü hepimizin içinde küçük bir Gregor var.
Sevilmek için güçlü olan, değer görmek için üreten, yorulunca saklanan bir parça.
Ve bu sadece başkalarıyla ilgili değil.
Burada dürüst olalım. Sen kendine nasıl davranıyorsun?
Şimdi bunu gerçekten yapmanı istiyorum.
Kafanda değil, gerçekten.
Bir kağıt aç ve şu cümleyi yaz.
Ben kendimi ne zaman seviyorum?
Altına dürüstçe yaz.
İşlerimi bitirdiğimde, verimli olduğumda.
Spor yaptığımda, güçlü göründüğümde, kimseye yük olmadığımda.
Sonra ikinci soruya geç.
Peki ben ne zaman kendimi sevmiyorum?
Çoğu insan burada şunu yazıyor.
Yorgunken, üretmediğimde, zayıf hissettiğimde, ağladığımda, hiçbir şey yapmak istemediğimde.
Şimdi dur ve şunu fark et.
Sen kendine koşullu sevgi veriyorsun.
Ve insan kendine nasıl davranıyorsa dünyadan da onu bekliyor.
Yani sen kendine diyorsan ki ben ancak işe yararsam değerliyim, hayat da sana şunu getirir.
Seni sadece işe yaradığın sürece seven insanlar.
Ve sen buna kader dersin.
Ama bu kader değil aslında.
Bu öğrenilmiş bir ilişki modeli.
Şimdi biraz daha derine inelim.
The Truman Show'u düşün.
Truman'ın hayatı gerçek gibi ama değil.
Herkes onu seviyor gibi ama aslında o bir proje.
Ve en kritik an şu.
Truman kendisi olmaya başladığında sistem onu kaybetmek istemiyor.
Çünkü bazı sistemler senin mutlu olmanı istemez.
Sadece işe yaramanı ister.
Şimdi kendine şu soruyu sor.
Senin hayatındaki ilişkiler seni mi seviyor?
Yoksa senden aldıklarını mı?
Bu soru eğer seni rahatsız ediyorsa doğru yerdesin.
Bugün küçük bir deney yap.
Bir günlüğüne. Hiçbir şey yapmamayı seç mesela.
Herkesi mutlu etmeyi bırak.
Hemen cevap vermeyi bırak. Kurtarıcı olmayı bırak.
Ve sadece gözlemle.
Kim sana hala aynı şekilde davranıyor?
Kim uzaklaşıyor?
Kim geriliyor? Kim seni suçluyor?
Bu egzersiz sana şunu gösterecek.
Kim seni seviyor? Kim seni kullanıyor?
Ve bu acıtabilir ama netlik her zaman iyileştirir.
Şimdi sana başka bir sahne anlatacağım.
Netflix'te hayata röveşe taatan adam diye çevrilmiş Türkçe'ye.
Başrolde Otto var. Hayatını kontrol ederek ayakta duran biri bu.
Ama aslında sevgiyle değil işe yararlılıkla bağ kurmuş.
Ve biri geliyor onu olduğu gibi kabul ediyor.
Hiçbir şey yapmasa bile. İşte o an çözülüyor sanki Otto.
Bu arada öncesinde yaşadığı başka şeyler var ve o noktaya onu başka şeyler getirmiş ama hayatta böyledir ya.
Öncesini... Seni o noktaya neyin getirdiğini hiç kimse umursamaz.
Sadece o anki tepkilerine bakarlar.
O an nasıl bir insan olduğuna bakarlar.
Ama o komşusu ona öyle davranmıyor.
Ve Otto ilk kez ben hiçbir şey yapmadan da sevilebiliyorum hissini yaşıyor.
Şimdi sana çok net bir şey söyleyeceğim.
Gerçek sevgi senin performansına bağlı değildir.
Eğer bağlıysa o sevgi değil, bağımlılık, alışkanlık ya da ihtiyaçtır.
Ve sen bundan çok daha fazlasını hak ediyorsun.
Ama burası kritik.
Sen kendine bunu vermeden hiç kimse sana vermez.
Veremez. Şimdi zihnine yeni bir cümle koyuyoruz.
Ben işe yaramadığım günlerde de değerliyim.
Bu cümleyi hemen hissetmeyeceksin.
Zaten mesele o da değil.
Mesele tekrar etmek. Sen her kendini suçladığında, her yetersiz hissettiğinde, her bugün boş geçti dediğinde dur ve bunu söyle.
Başta sahte gelecek, sonra garip gelecek belki ama sonra normalleşecek.
Ve bir gün gerçek olacak.
Ve o gün bir şey değişecek.
Artık kendini kanıtlamaya çalışmayacaksın.
Kendini korumaya başlayacaksın.
Artık herkesi tutmaya çalışmayacaksın.
Doğru olanı seçeceksin. Ve en güzeli artık yorulmayacaksın.
Çünkü sevgi bir performans değil bir hal olacak.
O yüzden bugün senden mükemmel olmanı istemiyorum.
Bugün senden sadece şunu istiyorum.
Hiçbir şey başarmadığını bir an yarat ve o anda kendine bak.
Ve sor. Ben şimdi de değerli miyim?
Eğer cevap hayırsa orası senin çalışman gereken yer.
Ve eğer bir gün cevap evet olursa...
İşte o zaman gerçekten özgürsün.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
