
20 yaşındaki halime…
Keşke biri bana bunları daha erken söyleseydi dediğim her şey bu bölümde.
Yanlış trene koştuğum zamanlar,
geç kaldığımı sandığım anlar,
ve aslında hiçbir şeyin kaçmadığını anladığım yerler…
Belki de mesele hiçbir zaman geç kalmak değildi.
Belki mesele… yanlış şeye yetişmeye çalışmaktı.
🎧 Bu bölüm, kendine biraz daha yaklaşmak isteyenlere.
Bu bölüm sende bir şey uyandırdıysa,
instagram: @kendimlepodcast
twitter: @kendimlepodcast üzerinden bana yazabilirsin.
Transkript
Merhaba. Bugün biraz farklı bir şey yapmak istiyorum.
Geçmişteki halimle konuşmak.
20 yaşındaki halimle.
Her şeyi kontrol edebileceğini zanneden, insanların ne düşündüğünü fazla önemseyen ve en çok da kendine herkesi anlatmaya çalışan o halimle.
Şu an o yaşın birkaç adım ötesinden bakıyorum sana ve şunu söyleyerek başlamak istiyorum.
Hayatta kontrol edemeyeceğin çok şey olacak.
İnsanlar, zamanlar, şartlar.
Ama kontrol edebildiğin tek bir şey var.
Kendin. Ve buna ne kadar erken odaklanırsan o kadar az dağılacaksın.
Bunu şimdi anlamayacaksın belki ama bir gün anlayacaksın.
Kendini ne kadar meşgul tutarsan insanların senin hakkında ne düşündüğünü o kadar az duyarsın.
Ve umursarsın. Çünkü gerçek şu kimse seni senin düşündüğün kadar düşünmüyor.
Ve bu bir eksiklik değil, özgürlük.
Bir yere getirebileceğin en iyi şey güzel bir enerjidir.
Ve bu sandığından çok daha önemli.
Bunu sana kimse söylemeyecek ama insanlar senin ne söylediğinle değil.
yanlarında nasıl hissettirdiğini hatırlayacaklar.
Ve hayır, dünya sana karşı değil.
Ama sen öyle olduğuna inanırsan her şeyi kişisel algılamaya başlarsın ve çok yorulursun.
Başkalarına karşı negatif duygular besleyerek enerjini boşa harcama.
Çünkü en sonunda herkes kendi seçimlerinin hayatını yaşar.
Sen de öyle. Ve hayatında bu duygulara yer verme.
Zor kararlar kolay bir hayat getirir.
Kolay kararlarsa yavaş yavaş zor bir hayat.
Ve çoğu insan zor olanı değil alıştığı olanı seçer.
Ama sonunda pişman olmayanı görmedim.
Arkadaşların ailen kadar yakın olabilir ama doğru insanlarsa.
Yanlış insanlarla geçirilen zaman yalnızlıktan çok daha yorucudur.
Çünkü o insanlar boşluğu doldurmuyordu.
Sadece sessizliği bastırıyordu.
Geç fark et. Önce kendine inanmalısın.
Sen kendine inanmazsan hiç kimse inanmaz.
Olaylar zorlaştığında pes edersen kolaylaştığında nasıl olacağını asla göremezsin.
Çünkü çoğu insan tam dönüşeceği yerde vazgeçer.
Bunu şu an bile tam olarak yapabiliyor muyum?
Ya da her konuda yapabiliyor muyum?
Emin değilim. İlişkiler hayatını kolaylaştırmalı.
Eğer zorlaştırıyorsa orada sevgi değil, alışkanlık vardır.
Bunu sakın unutma.
Şu an bile sürekli kendimi hatırlatıyorum.
Tüm riskleri al. Çünkü ya olsaydı demek yanlış bir karar vermekten çok daha ağırdır.
Burada bir şey söylemem lazım.
Bazen risk almadığım yerler oldu.
Kaldım, bekledim, kendimi ikna ettim ama sonra şunu fark ettim.
Bazen mesele risk almamak değilmiş.
Bazen yanlış şişeye yetişmeye çalışmakmış.
Geçenlerde şöyle bir hikaye duydum.
Diyor ki bazen hayatta bir şey kaçırdığımızı düşünürüz.
Geç kaldığımızı, yetişemediğimizi hatta doğru treni gözümüzün önünde kaçırdığımızı.
Budapest'te de bir tren yolculuğu.
İstasyona gidiyorlar. Bir şeyler almak için kantine gidiyorlar.
Her şey yoluna gibi. Ama geri döndüklerinde tren yok.
Gitmiş. O an hepimizin çok bildiği o duygu.
Kaçırdım. Ne yapacağım?
Sonra bir bakıyorlar ki tren aslında gitmemiş.
hala hareket halinde ve ellerinde valizlerle koşmaya başlıyorlar.
Koşuyorlar zorlayarak nefes nefese kendilerini parçalayarak yetişiyorlar ve trene biniyorlar.
Onun içlerinden geçen şey şu.
Değdi. Yorulduk ama değdi.
Ama hikaye burada başlıyor aslında.
Bir süre sonra kondüktör geliyor, biletlere bakıyor ve diyor ki bu sizin tren değil.
Ve bir anda her şey değişiyor.
Onca koşu, onca çaba, onca stres yanlış tren içinmiş.
İlk istasyonda indiriliyorlar, geri dönüyorlar.
Ve bakıyorlar ki asıl trenleri hala istasyonda.
Onları bekliyor. Şimdi dur ve kendine şunu sor.
Hayatta kaç kere yanlış bir şeye yetişmek için kendini bu kadar zorladın?
Sırf gitmesin diye bir ilişkiye tutundun.
Sırf kaçırdığım hissiyle bir fırsata sarıldın.
Sırf herkes ilerliyor diye acele ettin.
Ve belki de o sırada senin olan şey hiçbir yere gitmiyordu aslında.
Ama sen başkasının trenine koşuyordun.
Çünkü bazen mesele geç kalmak değil.
Bazen mesele yanlış şeye yetişmeye çalışmak.
Ve orada kendinden veriyorsun.
Fark etmeden. Ve belki de hayat sana şunu söylüyor.
Senin olan zamanı gelince zaten seni bulur.
Ama sen yanlış olanı zorlamaya devam edersen doğru olanı kaçırırsın.
Ve o an şunu düşündüm bunu izlediğimde.
Ben kaç kere sadece kaçırdığım korkusuyla bana ait olmayan şeylere tutundum.
20 yaşındayken doğru sandığım şeyler vardı.
Herkesin beni sevmesi gerektiğini sanıyordum.
Doğru kişi gelince her şeyin kolaylaşacağını sanıyordum.
Bir gün her şeyin netleşeceğini sanıyordun.
Hiçbiri doğru değilmiş. Bazı şeyler asla netleşmiyor.
Bazı insanlar asla değişmiyor.
Ve herkes seni sevmek zorunda değil.
Herkese değil, önce kendine dürüst ol.
Çünkü insan en çok kendine yalan söylediğinde kaybolur.
Ne istediğini bil. Bilmediğin şeyi asla elde edemezsin.
Aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamaz.
Ama şunu da bil. Ne istediğini bilmediğin dönemlerde olacak ve bu da normal.
Ve bir şey daha. İtibar bir günde oluşmaz, yıllar içinde inşa edilir ama çok hızlı kaybedilir.
Çoğu insan itibarını büyük hatalarla değil küçük tavizlerle kaybeder.
Kendinden verdiğin küçük ödünler bir süre sonra seni tanıyamayacağın birine dönüştürür.
O yüzden dikkat et. Ne yapıyorsan kimse görmese bile sen görüyorsun.
İnsan bazen kötü bir hayatı seçmez, tanıdık olanı seçer.
Aynı döngüler, aynı insanlar, aynı hayal kırıklıkları.
Çünkü tanıdık olan güvenliği hissettirir ama büyütmez.
Bu döngüden yıllarca çıkamadığım oldu.
Çeşitli konularda. Geçmişe dönsem asla bir an bile kalmazdım.
Vücuduna iyi bak. Sadece nasıl göründüğün için değil, bir gün nasıl hissedeceğin için de.
Hayat tek bir enerjide ilerlemez.
Bazı günler iyi, bazı aylar zor geçecek.
Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez.
Bu da geçecek. Kontrol edebildiğin tek şey olanlara verdiğin tepkidir.
Ve bu senin hayatını belirler.
Bunu belki kimse sana bu kadar net söylemeyecek ama kimse seni kurtarmayacak.
Herkes senin kadar düşünceli değil, herkes iyi niyetli değil ve her şey zamanla çözülmez.
Bazı şeyleri sen çözmek zorundasın.
Hak ettiğine inandığın şeyleri yaşarsın.
Hak ettiğine inandığın aşkı yaşarsın.
Hak ettiğine inandığın hayatı yaşarsın.
Kendine biçtiğin değer hayatının sınırını çizer.
Ve şunu bil, sevgi tek başına yetmez.
Doğru insan seni yormaz, seni kararsız bırakan biri zaten seni seçmemiştir.
Potansiyeline değil, gerçeğine bak.
Her şeyi tek başına yapmak zorunda değilsin.
Yardım istemek zayıflık değil, cesarettir.
Bazen kendini açıklamaktan vazgeçmek ve uzaklaşmak daha kolaydır ve çoğu zamanda daha doğrudur.
Herkes seni anlamayacak ve bu çok normal.
Seni yüzen şeyleri tölere etmek, iyi kalpli olmak değil, sınır koymaktır.
Kendine saygıdır. Sahip olduğun en değerli şey zamanın ve enerjin.
Bunu herkese veremezsin ve vermeden.
Çünkü çok geç fark ediyorsun şunu.
Ertelediğin her şey aslında hayatından eksilen zaman ve ertelediğin her ziyaret, Geri gelmeyen bir an.
Bir insanı aramamak, bir yere gitmemek, bir şeyi sonra yaparım demek.
Bazen fark etmeden vedalaşmak oluyor.
Ve bugünden dönüp baktığında hayatında değiştiremeyeceğin en büyük pişmanlıklarından birine dönüşebiliyor.
Duyduğun her hayır daha iyisinin yolla olduğunu gösterir.
O an anlamazsın ama sonra anlarsın.
Ve aslında hayatın özeti şu.
Ne olduğun değil nasıl davrandığın kalır.
Ne söylediğin değil nasıl hissettirdiğin kalır.
Ve ne planladığın değil neye cesaret ettiğin.
Ve belki de bunu en basit haliyle şöyle düşünebilirsin.
Kelebeği kovalamak yerine kendine güzel bir bahçe yap.
Kelebek zaten gelir.
Gelmezse de artık güzel bir bahçen vardır.
Her gün küçük adımlar arada bir koşmaktan çok daha fazla yol aldırır.
Disiplin motivasyondan daha güvenilirdir.
Kendinin yüzlerce versiyonu var.
Şu an yaşadığın versiyon geçmişte verdiğin kararların sonucu.
Büyümek bazen eski halini kaybetmeyi gerektirir.
Eski alışkanlıklarını, eski çevreni hatta eski seni.
Ve bu biraz yalnız hissettirir ama gereklidir.
Bir problemi görmezden gelirsen o problem büyür.
Kaçtığın şey seni bulur.
Yalnızken mutlu olabilmek edinebileceğin en önemli becerilerden biri.
Çünkü yalnızken iyiysen kimseye mecbur değilsin.
İnsanlar başkaları için değişmez.
Sadece kendileri isterse değişirler.
Çoğunlukla da değişmezler.
Üzücü gerçek. Seni kendi dünyalarına uydurmaya çalışan insanlardan kaç.
Çünkü sen başkasının hayatına sığacak biri değilsin.
Uymayacağın düşündüğün insanları da kendi hayatına uydurmaya çalışmaktan vazgeç.
Kendi güneşin sensin.
Kendin için yan. Ve bir şey daha var.
Keşke biri bunu bana daha erken söyleseydi.
Hayatın sana borcu yok. Ve bu kötü bir şey değil.
Bu seni özgür bırakır.
Adil olma borcu. Hep mutlu olma borcu.
Yok. Hayat her zaman adil değil.
Senin için de böyle. Herkes de bunu hissediyor.
Bazen kaybolacaksın, bazen yanlış insanları seçeceksin, bazen kendini küçülteceksin.
Ben de yaptım. Hala bazen yapıyorum.
Ve belki de en zor soru şu.
Şu an hayatında ertelediğin tek bir şey ne?
Ve neden? Dur, gerçekten düşün.
Çünkü hayat ertelediğin yerden ağırlaşır.
Ve eğer bu bölümden tek bir şey hatırlayacaksan şunu hatırla.
Kimse görmezken yaptıkların kim olduğunu belirler.
20 yaşındaki Berfin.
Her şeyi çözmek zorunda değilsin.
Ama kendinden vazgeçme.
Hiçbir versiyonunda. Ve şimdi belki de bu bölümü dinleyen 20 yaşındaki birine söylüyorum.
Kendini kaybettiğini sandığın yer aslında kendine en çok yaklaştığın yer olabilir.
Hoşçakal.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
